ALEPOTRYPA MAĞARASI

1958 yılında keşfedilen ve etkileyici konumu nedeniyle turistleri de kendine çeken mağara, turistlerin sebep olduğu tahribatın yanısıra,

 

ALEPOTRYPA MAĞARASI

Dünyanın en güzel göl mağaralarından biri olan Alepotrypa, Yunanistan’da kireçtaşı kayalık bir koy boyunca, Tainaron Yarımadasının batı kıyısına konumlanır. 1958 yılında keşfedilen ve etkileyici konumu nedeniyle turistleri de kendine çeken mağara, turistlerin sebep olduğu tahribatın yanısıra, geçit yapımı için dinamit kullanılması ve kurulan elektrik şebekesi nedeniyle de zarar görmüştür. 1970’lerde ise Yunan Arkeoloji Kurumu (Greek Archaeological Service) sorumluluğu altında, Georgios Papathanassopoulos başkanlığında günümüze kadar sürecek olan kazı çalışmalarına başlanmıştır.

Günümüzde kazılar G. Papathanassopoulos başkanlığında uluslararası bir ekiple ve Güney Yunanistan Mağara Bilimi (Speleology of Southern Greece) ve Ephorate Paleoantropoloji (Ephorate of Paleoanthropology) eşliğinde devam etmektedir. Araştırmalar, kazı alanının çevresinde yapılan yüzey araştırmaları ve mağaradan gelen muazzam sayıdaki buluntuların yayın çalışmalarını da içermektedir. Sayısı 100 bini aşan çanak çömlek parçası, tüm kaplar ve radyokarbon tarihleme yöntemine dayanarak yapılan çalışmalar, mağaraya Orta Neolitik Dönemden, Son Neolitik ve Final Neolitik Döneme kadar (MÖ 6000-3500) yerleşildiğini göstermektedir. Mağara 300 metre uzunlukta ve deniz seviyesinden 200 metre yukarıdadır.  Mani gibi kurak bir bölgede bulunan mağaradaki büyük göl ve birkaç küçük gölcük hafif acı fakat içilebilir bir su kaynağı oluşturduğundan mağara Neolitik Dönem boyunca insanları kendine çekmiş olmalıdır.

Mağarada bugüne kadar 50’nin üzerinde işlik alanı saptanmıştır. 5 metre kadar derine inen kültür katmanı hem iskân hem de gömüt alanlarını günümüze kadar taşımıştır. Kazı çalışmaları süresince, in situ (orijinal konumlarında) halde ocaklar, derin depolama çukurları, yuvarlak kil fırınlar gibi buluntuların olduğu nişler ortaya çıkarılmıştır. Bunlara ek olarak; çanak çömlek, obsidyen ve çakmaktaşı aletler (dilgiler, ok ve mızrak uçları), el baltaları, öğütme taşları, 4 tane bakır hançer, bakır cürufları, bız, kil ağırşak, deniz kabuğu ve taştan yapılmış boncuklar, gümüş takı parçaları, dışarıdan gelen bir deniz kabuğundan (Spondylus gaederopus) yapılmış bilezikler, mermer ve kil figürinler bulunmuştur.

Besin ekonomisiyle ilgili bilgiler veren evcil koyun, keçi, sığır ve domuz gibi hayvanlara ait çok sayıda kemik de ortaya çıkarılmıştır. Geyik, yumuşakça ve deniz balıklarının kemik kalıntıları yabani kaynakların da tüketildiğine işaret etmektedir. Ayrıca mağarada ortaya çıkarılan yerleşime dair buluntular çevre bölgede var olan Neolitik bir yerleşmeyle ilgili ipuçları verir. İnsan kemiği kolojeninin nitrojen ve karbonunun dengeli izotop analizi, mağara ve çevresinde toprağa bağlı tarımsal bir ekonomiye ve birincil karasal besin kaynağı olan kıyı yakınlarındaki denizsel protein kaynaklarını yalnızca ara sıra ya da periyodik olarak tüketen tarımcı bir topluluğun (ya da topluluklar) yaşamış olduğunu göstermektedir.

Alepotrypa Mağarasında ortaya çıkarılan çok iyi korunagelmiş, kadın, erkek ve çocukların oluşturduğu en az 166 adet iskelet, Yunanistan Neolitiğinin en büyük insan kemiği topluluğunu oluşturur. Alepotrypa’da kemiklerin saklandığı iki adet çukur, tekli ve çoklu birincil gömütler, yoğun oranda dağılmış kemik parçaları ve tören yapıldığına işaret eden kırık ve özenli bir yapım sergileyen buluntular, insan kemikleri, boncuklar, koyu kil ve yanık gibi verileri içeren ritüellerle ölü gömme uygulamalarının çeşitliliği de göze çarpar.

Törensel mekânların ve mezarların zaman içerisinde tekrar kullanılması, mağaranın bilinen bir olduğu ve yaşam alanı dışında kutsal bir alan olarak hatırlandığını göstermektedir. Yerleşmenin konumuyla olan benzerliği ve Yeraltı Dünyasına açılan bir mağarada bulunan bir nehir veya gölün oluşturduğu mitolojik hikâyeyle birlikte bu durum, Alepotrypa mağarasının Hades kapısıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Ancak, bununla ilgili hiçbir kanıt yoktur. Jeolojik göstergeler, Neolitik Dönemin sonunda yaşanan bir depremle, en az 1500 yıl önce, (Hades ile olan ilişisini aslında olasılık dışı bırakan Hades mitinin doğuşundan önce) Alepotrypa Mağarasında yaşamın bozulduğunu ve orijinal girişin ve göle ulaşım yolunun kapandığını göstermektedir. Bu dönemden sonra bölge terkedilmiş ve mağara 1958 yılına kadar saklı kalmıştır. Fakat Alepotrypa Mağarası Hades mitiyle bir bağlantısı olmasa da, günümüze kadar korunagelmiş göz alıcı ve kompleks kültür kalıntılarıyla Avrupa’nın en zengin Neolitik mağara buluntularını sergilemektedir.