ANTIK ÇAĞ MOZAIKLERINDE SEMBOLIZM VE KIŞILEŞTIRME (PERSONIFIKASYON)

Antik Çağın inanç sistemini oluşturan tüm doğaüstü karakterler özünde tabiat unsurlarının kısmen tanrısal kısmen de insani sıfatlarla kişileştirilmesinden (personifikasyon), mitoloji ise bu unsurların birbirleriyle ve insan soyuyla ilişkilerini anlatan söylenceler topluluğundan ibarettir.

Antik Çağın inanç sistemini oluşturan tüm doğaüstü karakterler özünde tabiat unsurlarının kısmen tanrısal kısmen de insani sıfatlarla kişileştirilmesinden (personifikasyon), mitoloji ise bu unsurların birbirleriyle ve insan soyuyla ilişkilerini anlatan söylenceler topluluğundan ibarettir. İnsan biçiminde ya da fantastik şekillerle somutlaştırılan kavram ve nesneler, Antik Çağ sanatlarında hem yazınsal hem de görsel anlatımlarla yer bularak toplumun ve kişinin yaşamında en belirleyici unsur olmuştur. Yaşamsal gereksinimlerden, korkulardan ve merak olgusundan beslenen bu sistemde, duyular yoluyla açıklanamayan her türlü kavram alegorik anlatımlarla somutlaştırılmıştır. Başlangıçta masalsı ve uydurma gibi görünse de, bu sistem dinsel kozmogoniden fiziksel kozmolojiye giden yolda, din ve bilim birlikteliğinin (ya da ayrımının) ortaya çıkmasını sağlamış; matematik, fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, kozmoloji, astronomi, felsefe, teoloji, antropoloji gibi doğal, sosyal ve beşeri bilimler bu sistemin şemsiyesi altında ortaya çıkarak gelişmiştir. Bu açıdan bakıldığında bilimsel düşüncenin doğuşunda bu söylencelerin destekleyici ya da muhalif hipotezlerinin mücadelesinin belirleyici olduğunu söylemek olasıdır. Önce edebi anlamda kişileştirilen kavram ve nesneler, görsel sanat dallarında ve tabi mozaikler üzerinde mistik anlamları ve fonksiyonları öne çıkarılarak tasvir edilmişlerdir. Bunların başında, tanrılar dünyasını oluşturan ve her biri aslında gökyüzü, deniz, toprak, güneş, yel, nehir, dağ, denizi kent, bölge gibi nesne ve unsurları; veya zafer, özgürlük, barış, kader, destan, adalet, aşk gibi soyut kavramları temsil eden karakterlerin insan biçiminde (antropomorfik) ve simgesel anlam taşıyan atribütleriyle birlikte tasvir edilişi gelir. Bu atribütler o kadar çeşitlidir ki, neredeyse tüm bitki ve hayvanlara kutsal/tanrısal bir anlam yüklenmiştir. “Yunanlıların zodyak adını verdiği yıldızlı dairenin bir güce sahip olduğunu söylüyorlar, öyle ki bu dairenin her bir parçası hareket ediyor ve her an bunlar ve komşu bölgelerdeki yıldızların konumlarına göre farklı bir biçimde gökyüzünü değiştiriyor; bir de bu gücü gezegenlerin ya bir kişinin doğumuyla ilgili olan dairenin tam o parçasına ya da doğum burcuyla bazı aşinalıklara veya uyuma sahip olan parçasına girdiklerinde değiştirdiğini söylüyorlar, bunlara üçgenler ve kareler diyorlar. Her nasılsa atmosferin değişmesinin, bu yüzden çocukların doğuşlarının hayat ve biçim almasının ve bu kuvvetle o çocukların düşünüşleri, alışkanlıkları, zihin, beden, eylem, yaşamdaki talih ve deneyimlerinin şekillenmesinin yalnızca makul değil, aynı zamanda doğru olduğunu düşünüyorlar.”