ANTİK MISIRLI ÇOCUKLAR ANEMİ, SİNÜZİT VE DİŞ ÇÜRÜĞÜ GİBİ HASTALIKLARLA MÜCADELE ETMİŞ

Biyoarkeoloji alanında uzman Polonyalı bilim insanları, dünyanın en eski piramidi Sakkara yakınlarında bulunan ve 2 bin yıldan daha fazla bir geçmişe sahip olan Sakkara nekropolünde ortaya çıkarılan çocuk iskeletlerini inceledi. Yapılan incelemelerde çocuklarda en sık rastlanan hastalıklar arasında anemi, kronik sinüzit ve diş çürüğü olduğu anlaşıldı.

Sakkara nekropolünde yapılan kazılar, yaklaşık 20 yıldır Polonya Bilimler Akademisi - Akdeniz ve Doğu Kültürleri Enstitüsüne bağlı Prof. Karol Mysliwiec tarafından yürütülüyordu. Bugün ise, kazılar Varşova Üniversitesi Mısıroloji bölümünden Dr. Kamil O. Kuraszkiewicz’in liderliğinde devam ediyor.

 

Nekropolde keşfedilen iskelet ve mumyalar üzerinde çalışan Manchester Üniversitesinden Iwone Kozieradzka-Ogunmakin, Sakkara nekropolünün Eski Krallık Döneminin başlarında yani 6 bin yıl önce inşa edildiğini ve daha sonraki birkaç bin yıl boyunca aralıksız olarak kullanıldığını belirtti. Kozieradzka-Ogunmakin ayrıca, mezarlık alanının Eski Krallık Döneminde elit tabaka tarafından kullanıldığını ancak inşa edilişinden 2 bin yıl sonrasında toplumdaki sıradan halkın gömü yeri olarak kullanıldığını aktardı.

 

Genellikle çöl kumlarına doğrudan gömülen Ptolemaik Roma Dönemine ait gömüler (MÖ 4. yüzyıl – MS 1. yüzyıl) Eski Krallık Dönemi gömülerine kıyasla hem sayıca fazla hem de gömü geleneği bakımından daha basit yapıda. Mezarlık alanında çalışan arkeologlar toplamda 500’den fazla Ptolemaik Roma Dönemine ait gömü keşfetti.

 

Ölülerin bazıları mumyalama işlemine maruz kalmış, geri kalanı ise kumlardaki sığ çukurlara gömülmüş. Kum ve yüksek sıcaklıklar,  vücudun doğal bir mumyalama işlemi yapmasına katkı sağlamış. 

 

Bu döneme ait yaklaşık 500’den fazla mezar arasından sadece 83’ü çocuk mezarı. Dr. Kozieradzka-Ogunmakin, yaşları birkaç haftalık ve 12 yaş arasında değişen 29 çocuğun kalıntılarını inceledi. Bu gömülerin çoğu, kefene sarılmış iskeletlerden oluşuyordu. 

 

Polonyalı araştırmacılar, Sakkara’da ortaya çıkarılan Ptolemaik Roma Dönemine ait gömüler arasında çocukların böylesine küçük bir grup oluşturmasını çok şaşırtıcı buluyor. Aslına bakılırsa, o dönem incelendiğinde, özellikle 5 yaşın altındaki yüksek ölüm oranları dikkate alındığında, çok daha fazla çocuk mezarının olması gerekirdi. 

 

Araştırmacıya göre, beklenen sayıda çocuk mezarının olmaması ölüm oranlarının düşük olduğu anlamına gelmiyor. Bunun birçok nedeni olabilir: henüz incelenmemiş alanlarda daha fazla mezar olabilir ya da mezarların bazıları günümüze kadar ulaşamamış olabilir. Yağmalanmış veya vahşi hayvanlar tarafından yok edilmiş olabilirler. Bir başka ihtimal ise, cenaze ritüellerine bağlı olarak bazı genç çocukların evde gömülmüş olabileceği. Mısır’ın diğer bölgelerinde buna benzer örnekler mevcut.

 

Dr. Kozieradzka-Ogunmakin tarafından incelenen 29 çocuk mezarı kalıntısının arasında, en çok 3 ve 5 yaşları arasında ölen çocuklar bulunuyor. Araştırmacıya göre bu durum, yaklaşık 2.5-3 yaşlarındaki bir çocuğun, emzirme sonrasındaki dönemde bağışıklığını kaybetmesiyle ilişkilendirilebilir. Kozieradzka-Ogunmakin’un verdiği bilgiyle göre, emzirme sonrasından itibaren çocuklar yalnızca katı bir beslenmeye bağlı kalmışlar. 

 

Dr. Kozieradzka-Ogunmakin yaptığı açıklamada “Emzirme döneminin sonu, çocukların kolay bir şekilde sürdürülebilir ve mevcut olan anne sütünün içerdiği besin kaynaklarına ulaşımını kaybettiği andır. Sakkara’da gömülen çocukların bazıları, değişen beslenme şeklinden doğan düşük dirençten dolayı hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız olup bunun sonucunda ölmüş olabilirler‘’ dedi.

 

Araştırmacının gözlemlediği orbital kemik içerisinde, porozite formundaki (cribra orbitalia) değişiklikler, demir ya da B1, B9 (folik asit) vitaminleri gibi minerallerin eksikliğinden dolayı veya sıtma gibi kronik paraziter hastalıkların sonucunda oluşan aneminin kanıtı olabilir. 

 

Çocuklardan birine ait iskelet kalıntıları üzerinde yapılan incelemelerde, diş analizine dayanarak tahmin edilen yaş dört yıla işaret ederken, uzun kemiklerin boyuna bakıldığında ise tahmini yaş sadece 1-1.5 yıl olarak görünüyordu.

 

Araştırmacılar çocuğun büyümesinde yavaş veya geçici bir duraksamanın olduğu anlamına gelen bu durumun, muhtemelen bir hastalık veya uygun gelişim ve büyüme için gereken besinlerin yetersizliğinden kaynaklı olduğunu söylüyor.

 

Diş kalıntıları üzerinde yapılan incelemeler, çocukların bazılarında bugünkü gibi çürük diş problemlerinin olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar bunun nedeninin, şeker ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme (örneğin: ekmek) olabileceğini söylüyor. 

 

Sakkara’da gömülen çocukların sinüslerinde tespit edilen değişimler, çocukların yaşadıkları çevre koşullarına uygun olmadığını gösteriyor. Dr. Kozieradzka-Ogunmakin konuyla ilgili ‘Sürekli olarak, çöl kumlarının parçacıkları ve tozlarıyla kirlenmiş havaya maruz kalan çocukların, yaşadıkları bu çevre koşullarıyla bağlantılı olarak kronik sinüzit hastalığı çekmiş olmaları muhtemel’’ dedi. 

 

İlginç bir şekilde çocukların çoğunun kemik kalıntılarında, bir hastalığa veya ölüm nedenine işaret eden herhangi bir değişime rastlanmadı. 

 

Ancak Dr. Kozieradzka-Ogunmakin’a göre kemiklerde bir değişim olmaması çocukların sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Aksine bu durum, zayıf bağışıklık sistemi yüzünden, hastalıklara çok hızlı yenildikleri anlamına gelebilir. Hastalık süreci çok hızlı olduğundan çocuklarının iskeletinde hiçbir iz bırakmamış olabilir. 

 

Dr. Kozieradzka-Ogunmakin, ‘’Sadece güçlü bağışıklık sistemine sahip olan çocuklar hastalıklarla uzun süre savaşabilir. Bu mücadelenin kanıtı, kemik kalıntılarında sıklıkla görülüyor’’ diye not etti. Dr. Kozieradzka-Ogunmakin ayrıca, iskeletlerinde yara izlerine rastlanan kişilerin çelişkili bir şekilde kemiklerinde hiçbir değişiklik olmamış kişilerden daha sağlıklı olduğunu ekledi. 

 

Araştırma ekibi, gelecek kazı sezonlarında yapılacak çalışmalarla Sakkara nekropolünde gömülü çocukların sağlıkları, beslenme şekilleri ve yaşam koşulları konusunda daha fazla bilgi edinmeyi hedefliyor.

 

http://scienceinpoland.pap.pl

 

Çeviri: Özge SERTBAŞ