ANTİK YAKIN DOĞU’DA KOLELİK

Basit toplumlarda kölelik kavramı yoktur ancak tarım ve yerleşik düzenin ortaya çıkmasıyla birlikte birçok toplumda fazladan iş gücü gereksinimi doğmuştur. İş gücü elde etmenin bir yolu da insanları kaçırıp, zorla çalıştırmaktır. Siyasi yapılar büyüyüp karmaşıklaştıkça, dışarıdan insan getirip çalıştırmak çok daha çekici bir durum haline gelmiştir

 

Yakın Doğu’daki ilk toplumlarda da köleliğin varlığı uzun zamandır bilinmektedir. Peki bu topluluklar köleleri nereden buldu? Çekirdek alanlarının dışına çıktıklarında, kendilerinden daha az gelişmiş ve daha düzensiz, dolayısıyla köleleştirilebilir olarak gördükleri çok sayıda insanın yaşadığını fark eden topluluklar, bu insanları hiçbir ceza almadan kaçırıp, uzun mesafeler boyunca taşıyarak, kendi topraklarına getiriyorlardı. Uzun mesafeden getirilmeleri nedeniyle kaçmaları neredeyse imkânsız olan bu insanlar, başlarında bir gözetmen bulunduğu sürece neredeyse her işe koşulabiliyordu.

 

Mezopotamya’da köleliğe ilişkin sahip olduğumuz en erken bulgu, MÖ 2.500’den öncesine tarihlenir ve Güney Irak’tan gelmektedir. Çivi yazısı bu tarihten en az bin yıl önce ortaya çıkmıştır. Bilinen en eski çivi yazılı metinler, ekonomik işlemler ve malların listelerini içeren kayıtlardır. Bu kayıtların bazılarında hür olmayan kişilerin varlığından söz edilir. Güney Irak’ta şehir devletlerinin gelişmeye başladığı döneme ait metinlerde, bir yerden getirilerek, gümüş para karşılığında satılan insanlardan söz edilir. Metinlerde, ucuz fiyatlı olan bazı insanların “körler” şeklinde anıldığı ancak bu ifadenin kaybettikleri savaşların sonrasında gerçekten kör olan insanları mı yoksa işe yaramadığı düşünülen bireyleri mi yansıttığı belirsizdir. ‘Körler’ olarak nitelendirilen bu insanların fiyatı 15 gümüş şekel olarak belirtilirken, diğer tüm esirler 20 şekel olarak fiyatlandırılmaktadır.

 

 

İmparatorluk ve Kölelik

 

Şehir devletleri büyüyüp, aralarında daha büyük ittifaklar kurulmaya başladığında, bazı yöneticilerin aklına hâkimiyet fikri geldi. Günümüzde Bağdat’ın bulunduğu bölgenin kuzeyinde yer alan Akkad bölgesinin kralı Sargon, tüm ovaya hâkim olmak için verdiği mücadele sonucunda tarihte bölgesel yönetim kuran ilk kişi olmuştur. Ele geçen arkeolojik bulgular Sargon’un topraklarını Suriye’nin Habur Bölgesi’ne kadar genişlettiğini, yazılı kaynaklar ise Akdeniz ve Türkiye topraklarına kadar ulaştığını göstermektedir.

 

Sargon’un çabaları sonucunda Akkad sülalesi en az 100 yıl boyunca hüküm sürmüştür. Bu süre boyunca yaşanan savaşlar ile birlikte imparatorluk daha da zenginleşmiş ve esir sayısında büyük artış meydana gelmiştir. Bu dönemde taş kabartmalar üzerinde esirlerin ilk kez tasvir edilmeye başladığını da görüyoruz.

 

Kabartmalarda tasvir edilen esirler büyük olasılıkla imparatorluğun hâkimiyetindeki bölgenin uç kısımlarından, özellikle İran’ın dağlık kısımları ile Suriye ve Türkiye’nin bulunduğu bölgelerden gelmektedir. El becerisi olan kölelerin daha değerli olduğu düşünülür. Bir mühür kırabilen veya bir yarayı iyileştirebilen bir kölenin fiyatı, diğerlerinden daha yüksek olmalıdır.

 

 

Kanunlar Karşısında Köleler

 

İncelenen birçok örnek Antik Yakın Doğu’da kölelerin, daha geç dönemlerdeki sistemlere kıyasla, kanunen ehil olarak görüldüklerini gösterir. Hammurabi Kanunlarında kölelerin, sahipleri olmaksızın herhangi bir sözleşme yapamayacağı yazmaktadır. Neredeyse bir çocuk veya ehil olmayan yetişkinler olarak görüldükleri anlaşılsa da, kölelerin mahkemeye çıkabiliyor ve daha önceden hür olduklarına ilişkin bir davaları olması durumunda, kendi davalarında savunma yapabiliyor olmaları kanunen ehil olduklarını gösterir.

 

MÖ 2. binyıl başlarına tarihli belgelerden, iş mahkumiyetlerine itiraz eden kölelerin açtığı davaların bulunduğu anlaşılır. Örneklerden birinde bir kölenin “Ben köle değilim” şeklinde kendini savunduğu görülür. Bir diğer örnekte ise önemli bir devlet yetkilisini öldüren bir adamın hür doğmuş karısı ve çocuklarının köleleştirildiği görülmektedir. 

 

 

Borç Köleliği

 

MÖ 2. binyıl sonlarına gelindiğinde, hem kölelik hem de zorunlu işçiliğin küçük ölçekli olarak devam ettiğini görürüz. Bu döneme ait bulgularda köleliğe kıyasla zorunlu işçilik hakkında daha fazla bilgi elde edilmiştir. Bu dengesizliğin nedeni büyük olasılıkla işçi ile köle arasındaki ekonomik değer farkıydı. Hem yönetim hem de toplum, zorunlu işçilerin bir kaç kölenin bir araya gelerek yapacağı işe kıyasla daha iyi bir iş çıkardığının bilincindeydi. Bununla birlikte bu dönemde, büyük olasılıkla geçmişi çok daha eskilere dayanan bir başka kölelik türü daha vardı: borç karşılığı kölelik. Yağmur mevsimi süresince ailelerini doyuramayan köylüler, gelecek hasatları karşılığında borç alıyorlardı. Eğer borçlarını ödeyemezlerse, alacaklılarının takdirine göre ya kendileri ya da aile üyeleri köleleştiriliyordu.

 

Yazı: Daniel C. SNELL

Hititlerde, Mısır'da, Assur'da, İsrail'de köleliği ve yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 55. sayısında bulabilirsiniz.