BURSA’NIN ANTİK LİMAN KALINTILARI

Bugüne kadar Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarında gerçekleştirilen sualtı araştırmalarının büyük çoğunluğunun batık araştırmaları merkezli çalışmalar olmasına rağmen, Marmara Denizi ve kıyılarında gerçekleştirilen sualtı araştırmalarının büyük çoğunluğu liman araştırmaları üzerine yapılmıştır. Bölge, gemi batıklarının araştırılması hususunda bakir bir durumdadır. 1993 yılına kadar bakir olan Marmara Denizi’ndeki arkeolojik sualtı araştırmaları bu tarihten sonra bilim insanlarının dikkatini çekmiştir.

 Bursa, Marmara Denizi’ne kıyısı olan 7 ilden biridir. Bursa kent merkezinin, denizden 20 kilometre içeride kurulmasına rağmen, kent 115 kilometrelik bir kıyı şeridine sahiptir. Bu kıyı şeridi, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kimi zaman Mysialıların, kimi zaman Bithynialıların kontrolünde olurken, kimi antik kaynaklarda ise Frigya’nın bu kıyılara kadar uzandığından bahsedilmektedir.

 

Antik ve modern kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, Bursa sınırları içerisinde farklı dönemlerde kullanılan 14 adet liman bulunmaktadır. Kaynaklarda Kurşunlu/ Karacabey, Eşkel, Ketenderesi, Kapanca, Trilye, Mudanya, Altıntaş, Sırakayalar, Gemlikte, Küçük Kumla, Büyük Kumla, Karaca Ali, Fıstıklı ve Armutlu limanlarından bahsedilmektedir. Bu limanların önemi dönemsel olarak değişmiştir. Yürütülen sualtı araştırmaları esnasında, Marmara Denizi kıyısında Kurşunlu/Karacabey, Ketenderesi, Kapanca ve Sırakayalar’da antik döneme ait 4 adet limanın dalgakıranı tespit edilirken, Eşkel (Daskyleion ad Mare), Trilye (Trigleia), Mudanya (Myrleia/Apameia) ve Gemlik (Kios) antik kentlerinin liman ve liman yapılarının modernleşme adı altında tahrip edildiği anlaşılmıştır.

 

Tespit Edilen Limanlar

 

Kurşunlu Manastırı / Karacabey Limanı

 

Kurşunlu Manastırı, Kurşunlu beldesinin yaklaşık 1,5 kilometre batısında bulunmaktadır. Manastırın oturduğu alan günümüzde tamamen yazlıklar tarafından işgal edilmiştir. Kurşunlu manastırının kuzey duvarının Marmara Denizi kıyılarında yapılan araştırmalarda, karadan denize doğru uzanan modern taşların hemen doğusunda düzensiz taşlardan başka bir yığının denize doğru uzandığı tespit edilmiştir. Bu taşların, manastırın kuzeybatı yönünden başlayarak denizin içine doğru yaklaşık olarak 110 metre ilerlediği görülmüştür. Çok fazla tahrip olmasından dolayı ölçülebilen toplam genişliği yaklaşık 15 metredir. Söz konusu taşların batısında yaklaşık 45 metre uzunluğunda diğer bir taş sırası daha tespit edilmiştir. Bu iki taş sırasının manastırın dalgakıranı olduğu açıktır. Dalgakıran, şekilsiz, iri boyutlu doğal taşların dizilmesi ile oluşturulmuştur. Üzerinde herhangi bir yapılaşma izi görünmemektedir. Yıldız, poyraz, gündoğusu ve günbatısı rüzgârlarına karşı limanı etkili koruyacak şekilde inşa edilmiştir. Limana giriş iki dalgakıranın arasında bırakılmış olan açıklıktan sağlanmıştır.

 

Pseudo Skylaks ve Pomponius Mela gibi antik yazarlar, Marmara’nın güney kıyılarındaki kentlerden sırası ile bahsederken günümüzde lokalizasyonu kesin olarak belirlenemeyen Plakia’dan da bahsetmektedirler. Bu, kentin bir kıyı yerleşmesi ya da kıyıya yakın ve denizden görülebilen bir yerleşim yeri olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Hasluck, Kurşunlu’daki manastırın Meter Placiane’nin tapınağı olabileceğinden bahseder. Hasluck’un çalışması, antik kaynaklardaki bilgiler ve tespit edilen dalgakıran yapısının konumu nedeni ile bu dalgakıranın ve limanın Hellenistik Dönemde Plakia’nın limanı olarak da görev yapmış olduğu düşünülebilir.

 

Ketenderesi Dalgakıranı

 

Ketenderesi, Eşkel ile Kapanca Limanı arasında yer alır. Söz konusu mevki, Ketenderesi’nin Marmara Denizi’ne ulaştığı yerde bulunmaktadır. 2011 yılında Prof. Dr. Mustafa Şahin başkanlığında Ketenderesi’nde gerçekleştirilen yüzey araştırmaları esnasında en dikkat çeken buluntular kıyı şeridindeki, yapı duvarları, çatı kiremitleri ve denizin içerisine doğru dizilmiş kısa bir sıra taş olmuştur. Kesitteki duvarlar, işliklere ait duvar kalıntıları olmalıdır. Sualtı araştırmaları esnasında, derenin hemen batısında Kurşunlu Manastırı, Daskyleion ad Mare, Kapanca ve Sırakayalar yerleşimlerinden bildiğimiz formda düzensiz iri taşların oluşturduğu taş sırası tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalarda yüzeyden tek tük gözüken iri düzensiz taşların karadan denize doğru, yaklaşık 15 metre uzunluğunda düz bir hat şeklinde uzandığı tespit edilmiştir. Sualtında bu düz taş dizisi dışında herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Antik dönemde, birçok limanın içinde tatlı su kaynağı bulunmaktadır. Antik Çağ denizcilerinin, Teredo navalislerin (bir tür ağaç kurdu) tatlı sularda yaşayamadığını bildikleri için limanları tatlı su kaynaklarına yakın yaptıkları bilinmektedir.

 

Ketenderesi’ndeki denize doğru uzanan taşlar nehrin batı kısmında kalmaktadır. Nehir ağzının doğu kısmında bulunan tepe ise, nehir ağzı için doğal koruma sağlamaktadır. Ketenderesi’nin yaklaşık olarak 1.5 kilometre doğusundaki koyda bulunan Kapanca Limanı, Ketenderesi’ne oranla çok daha elverişli bir limandır. Bu sebeple, Ketenderesi’ni bir kent limanı gibi düşünmek yerine, tespit ettiğimiz işliklerle bağlantılı, küçük kayıklar için sığınma yeri olarak farz etmek ve tüm bölgeyi Kapanca’da bulunan antik kent ile ilişkilendirmek daha mantıklıdır. Ketendere ile Kapanca arasında yüksek ve engebeli bir arazi mevcuttur. İşliklere gerekli olan hammaddelerin veya buralarda üretilen malların karayolu ile taşınması büyük problem olacaktır. Bu nedenle Ketendere mevkiinde üretilen malların küçük tekneler ile çok daha masrafsız ve kolay bir şekilde Kapanca Limanı’na ulaştırılabilmesi için inşa edilmiş olmalıdır.

 

Yazı: Serkan GÜNDÜZ

Yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 57. sayısında bulabilirsiniz.