ESKİ ÖNASYA´DA ÖLÜM ALGISI VE ÖLÜ RİTÜELLERİ

Canlıların biyolojik fonksiyonların durması, sonra bedenin bakterilerin etkisi altında ayrışarak doğaya karışması insanlık tarihinin başlarından beri açıklanması güç fenomenler oluşturmuştur.

Sigmund Freud’a göre belirli bir tavır veya olay ile onun psikolojik bileşenleri arasında ilgi kuran kitlesel psikoloji, toplumun yapısı ile etkileşim içindedir. Bu bağlamda mitolojik dünya görüşü dış dünyaya yansıtılmış psikolojik süreçlerdir ve dinsel fenomenler de kitle psikolojisinin bir parçasıdır.

 

Ölüm korkusu, korunmaya ilişkin çözümlerin geliştirilmesine neden olur. Yaşamı yitirme, yakınları yitirme, yok olma ve bilinmezlik, güneş ve bereket tanrıları ile yeniden yaşam bulmaya yönelik olarak önceden belirlenen, tekrarlanan, simgesel anlamlar taşıyan çeşitli tapınmalar ve törenler içeren toplumsal davranışlardır.

 

Her canlı bedenin bu şekilde sonlanmasından korkan insanların yarattığı öyküler, ölülerin ruhlarının yeraltı dünyasındaki yaşamlarına ve bitkilerin mevsimlere göre gösterdiği yaşam döngüsü ile hayvanların her sonbaharda yuvalarına çekilmesi ve baharda yavrulamasından oluşan yaşam döngüsüne odaklanır. Sonbaharda ağaçların kış uykusuna geçmesi ve ilkbaharda topraktan tohumların filizlenmesi ve bitki dünyasının yeni bir yaşama başlaması, Savaş Tanrıçası INANNA/Ištar’ın kardeşi ve eşi olan Mezopotamya Bereket Tanrısı DUMUZI/Tammuz’un Yeraltı Tanrıçası Ereškigal’in hükmettiği yeraltı dünyasına iniş öyküsünü yaratır. Tanrının yeraltına inmesiyle bitkilerin büyümesi durur ve hayvanlar çiftleşmez olur. Tanrı Ea, Tammuz’un yılın yarısında dünyaya dönmesini ve Ištar ile birleşerek doğanın yeniden canlanmasını sağlar. Mezopotamya takviminde yılın ilk ayı olan Nisannu ayının dördüncü günü – 21 Mart ekinoksu – düzenlenen akītu bayramları da bu dirilişin kutlanmasıdır.

 

Yazı: Ayşe Tuba ÖKSE

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 63. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.