GÖBEKLİ TEPE´DEKİ ŞÖLENLER

Şimdiye dek keşfedilen en erken tarihli insan yapımı kült mimari, Şanlıurfa’nın 15 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Göbekli Tepe’de ortaya çıktı. Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce bilinçli olarak toprakla doldurulmuş ve yükseltilmiş olan bu anıtsal yapılar, son Buzul Çağının ardından, Çanak Çömleksiz Neolitik olarak adlandırılan dönemde avcı-toplayıcı gruplar tarafından inşa edilmişti.

Türkiye’nin güneydoğusundaki bir metropol kenti olan Şanlıurfa ilinin 15 kilometre kuzeydoğusunda konumlanan Göbekli Tepe, Germuş dağ silsilesinin en yüksek noktasındaki çorak topraklar üzerinde kurulmuştur. 15 metre yüksekliğinde ve 9 hektarlık alanı kaplamakta olan tepe tamamen insan yapımıdır. Şimdiye dek keşfedilen en erken tarihli insan yapımı kült mimarinin içerisinde bulunduğu tepe, günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce bilinçli olarak toprakla doldurulmuş ve böylelikle yükselmiştir. Son Buzul Çağının ardından, Çanak Çömleksiz Neolitik olarak adlandırılan dönemde avcı-toplayıcı gruplar tarafından inşa edilen bu anıtsal yapılar, çanak çömleğin ortaya çıkışından bile daha erken tarihlidir. Göbekli Tepe’nin bulunduğu alanda1960lı yıllarda İstanbul Üniversitesi ile Chicago Üniversitesi tarafından ortak yürütülen yüzey araştırmalarında, aralarında çok miktarda çakmaktaşı yonga, artık yongacık ve taş alet bulunan çeşitli Neolitik Çağ buluntularına rastlanmıştı. Tepe içerisinde saklı mimari kalıntılar ise,1994 yılında Klaus Schmidt tarafından keşfedilmişti. Schmidt’in keşfinin ardından başlayan kazılar, o tarihten itibaren her yıl yapılmaya devam ediyor. Göbekli Tepe’de 20 yılı aşkın süredir devam eden arazi çalışmaları süresince ortaya çıkarılan malzeme,  karakteristik  özellikleri  bakımından  zengin bir natüralist ve sembolik ikonografi sergiliyor ve karmaşık bir sosyal yapı ile böylesine erken bir tarih için beklenmedik bir durum olan son derece karmaşık bir mitolojinin varlığına işaret ediyor.

Göbekli Tepe’de açığa çıkarılan yapılar arasında en erken tarihli ve en etkileyici olanları, Çanak Çömleksiz Neolitik A, yani MÖ 10. binyıla tarihlenen, T-biçimli dikilitaşlardan oluşan dairesel planlı yapılardır. Yekpare taştan şekillendirilmiş bu devasa dikilitaşların yükseklikleri 4 ile 5,5 metre arasında değişim gösterir. Genişlikleri 10 ile 30 metre ara- sında değişen dairesel duvarların içerisine yerleştirilen dikilitaşlar birbirlerine duvar ve sekiler ile bağlıdır ve merkezdeki iki büyük T-biçimli dikilitaşa bakacak şekilde yerleştirilmişlerdir. Tepenin bazı kısımlarında, anıtsal dairesel yapıların üst tabakalarında küçük boyutlu dörtgen mekanlardan oluşan daha geç tarihli bir mimari dokuya ulaşıldı. Yaklaşık 3x4 metre genişliğindeki bu yapılar, MÖ9. binyıla, yani erken ve orta Çanak Çömleksiz Neolitik B Dönemine tarihlendiriliyor. Bu taba- kada yer alan yapıların bazılarında T-biçimli dikilitaşlara rastlanması, bunların daha erken tarihli anıtsal yapıların küçük boyuta indirgenmiş var- yasyonları oldukları sonucunu çıkarabilir, ancak bunlar sayı ve boyut bakımından önemli oranda küçültülmüştür. Bu tabakadan günümüze yalnızca merkez dikilitaşları ulaşmıştır, ancak bunların en büyüğü 2 metreyi geçmez.

Kuşkusuz, Göbekli Tepe’de en göze çarpan arkeolojik  buluntular,  Çanak  Çömleksiz  Neolitik A Dönemine tarihlendirilen dairesel yapılardır. Bu yapıların dördü, tepenin güney yamacında, ana kazı alanı olarak adlandırılan alanda yer alır. Bunlar, keşfedildikleri sırayla A, B, C ve D yapıları olarak adlandırılmıştır. İlginç biçimde, bu yapıların tümü belirli bir süre sonra bilinçli olarak toprakla doldurulmuş ve neredeyse bir mezarı andırır biçimde kapatılmıştır. Ancak yapıların tam olarak ne kadar süre sonra dolduruldukları henüz belirlenmemiştir.

Göbekli Tepe’de şimdiye dek yürütülen çalışmalarda, hayvan kemikleri veya bitki kalıntılarında evcilleştirme izine rastlanmamıştır. Ancak bitki yetiştirme çok daha eskiye dayanır ve bu yönde atılan ilk adımların bitki ve hayvan fenotiplerinde görünür izleri yoktur. Yapılan genetik analizler, tek taneli küçük kızıl buğday ile gernik buğdayının, Göbekli Tepe’nin beslenme bölgesinde yer alan Karacadağ bölgesinde evcilleştirildiğini gösterir.

Bu tür şölenlerde ortaya çıkan rekabet kavramı ve bunun beraberinde getirdiği toplmsal baskı, erken Çanak Çömleksiz Neolitik avcı toplayıcı gruplarının, anlık getiriler üzerine kurulu geleneksel besin aktivitelerini devam ettirmek yerine, besin kaynaklarından faydalanmaya yönelik daha sürdürülebilir yöntemler geliştirmesini sağlamış olabilir. Ancak besin fazlasının biriktirilmesi, saklanması ve -en önemlisi- yeniden dağıtılması gerekir. Bu noktada ortaya çıkan otorite ihtiyacı, bazı karizmatik bireylerin sosyal güç elde etmesine olanak vermiştir. Sürdürülebilir kaynak işletme ve uzun süreli depolama yöntem- lerinin gelişmesi ile birlikte yerleşik hayata geçiş kaçınılmaz olmuştur. Yerleşik hayata geçişin ardından daha geniş toplulukların ortaya çıkışı, kaçınılmaz olarak iç karışıklıklara sebep olmuş, böylece kurallar ile düzenlemeler ve dolayısıyla otorite ve hiyerarşik yapıların ortaya çıkmasına yönelik talepleri körüklemiştir. Büyüklüğünü Göbekli Tepe ile birlikte anlamaya başladığımız, farklı coğrafyalardan gelen avcı toplayıcı grupların düzenlediği bu önemli toplantılar, insanlık tarihindeki bu büyük değişimi ateşleme görevini görmüş olabilir. Sonuç olarak, anıtsal yapıların inşa edilmesi gibi karmaşık ve kolektif görevlerin yerine getirilmesi için mümkün olduğunca çok adam toplamak amacıyla düzenlenen bu dini gerekçeli iş şölenleri, besin üretiminin başlangıcının ve dolayısıyla bizim dediğimiz bu medeniyetin doğuşunun zeminini hazırlamış olabilir.

 

Jens NOTROFF, Oliver DIETRICH, Joris PETERS, Nadja PÖLLATH, Çiğdem KÖKSAL-SCHMIDT