HİTİT TOPLUMUNDA TANRILAR VE RİTÜELLER

(62. Sayı - ÇAĞLAR BOYU DEĞİŞMEYEN İNANÇ VE RİTÜELLER )

Ernst H. Gombrich’in Sanatın Öyküsü’nde dediği gibi, “Dünyanın her yerinde, halk hekimleri veya büyücüler, hep şu büyüyü ortaklaşa uygulamışlardır: Düşmana benzeyen kaba bir bebek yaptıktan sonra, zararın onun üzerine düşmesi dileğiyle, bu yapma bebeğin yüreğini delmişler veya onu yakmışlardır.”. Gerçekten de farklı coğrafyalarda yaşayan kültürlerde bazı ritüellerin ve inanışların benzerliği insanların doğa karşısındaki ortak acizlikleri, korkuları ve başa çıkma yolları değil midir?

İnsanoğlunun doğayla mücadelesi ve dolayısıyla doğayı algılamaya başlamasıyla birlikte çok tanrılı inanışların doğuşu ve şekillenişi arasında çok yakın bir bağ bulunmaktadır. Tanrıların, insanların hayatında yoğun olarak hissedilmesi ile kutsal olanlara karşı yerine getirilmesi gereken vazifeler artmış ve ritüeller insanların tüm yaşantısını kaplayan uğraşlar olarak ortaya çıkmıştır. Zira insanoğlunun en önemli yaşamsal aktivitelerinden biri olan inanma ihtiyacı, tıpkı yeme, içme ve hayatta kalabilme gibi insanın toplumdaki varoluşunun bir nedeni, hatta insanın toplumdaki statüsünün bile belirleyicisidir. İnandığı tanrı ya da tanrıçalar ve gerçekleştirdiği ibadetle toplumda bir yer kazanabilir ancak. İşte tam da bu sebeple, Eskiçağ toplumlarında ritüeller gerekli ve önemlidir. Ritüelleri icra edenler de toplum nazarında üstün ve ayrıcalıklıdır.

 

 

Elbette tüm bu merasim ve ritüeller belirli bir sıra ve düzen çerçevesinde icra edilmekte, ihmal edilenler hemen telafi edilmekte ve ihmallerin tekrarlanmaması için de ağır yaptırımlar uygulanmaktadır. Cezalar doğrudan tanrılar tarafından verilmekte ve böylece açık bir korku düzeni oluşturulmaktadır: “[her kim] tanrının ruhunu kızdırırsa, bu yüzden tanrı ondan tek başına mı intikam alır? Karısından, [çocuklarından], soyundan, sopundan, kölelerinden, [cariyelerinden], sığırlarından, koyunlarından, hububatından intikam almaz mı?” (KUB 13.4 öy.I 34-37) Süel, 1985: 27). Tanrılar için yerine getirilmesi gereken merasimlerin ihmali, tapınaklarda hizmet edenlerin bedenen ve ruhen temiz olmaması, tanrılara yiyecek ve içecek ikram edilen mekânların temiz olmaması, ikramlıkların eksik ya da bozuk olma durumu, görevlilerin iyisini kendilerine, kötüsünü ise tanrılara ikram etme tutumu gibi birçok konuda işlenen kusurlar, tanrıların nazarında o kişinin tüm sülalesi ile birlikte yok olmasına ve çöküşüne sebep olmaktadır. Artık yapılacak tek şey, tanrının bağışlayıcı yüce varlığına sığınmak olacaktır ki metinlerden tanrıların bu suçları affetmedikleri açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda “Erdemli ve dindar olmanın tek yolu Tanrılara karşı kusur işlememektir!”. 

 

Yazı: Özlem Sir Gavaz

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 62. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.