İSTANBUL’DA GÖRÜLMESİ GEREKEN 10 MÜZE

Dünyanın en önemli kültür başkentleri arasında yer alan İstanbul çok sayıda müzeye ev sahipliği yapıyor. İstanbul’da görülmesi gereken 10 müzeyi sizler için seçtik.

 

1. İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ

 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ayrı ana birimden meydana gelen bir müzeler kompleksidir. İstanbul Arkeoloji Müzesi dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından inşa edildi. Yapıya, 1903 ve 1907 yıllarında sol ve sağ kanadın eklenmesi ile bugünkü Ana Müze Binası oluştu. 1891 yılında İmparatorluk Müzesi olarak açılan müzede Anadolu topraklarından birçok eserin yanı sıra, o dönem Osmanlı İmparatorluğu toprakları içerisinde yer alan Kuzey Afrika, Balkanlar, Mezopotamya, Arap Yarımadası’ndan eserler de yer alıyor.

 

Arkeolog, ressam ve müzeci olan Osman Hamdi Bey tarafından ve Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adıyla kurulan Arkeoloji Müzesi 13 Haziran 1891 tarihinde ziyaretçilere açıldı. Dönemsel sergilere de ev sahipliği yapan müzede dünyanın bilinen ilk antlaşması olan Kadeş Antlaşması metninin yazılı olduğu tablet ile ünlü İskender Lahdi de sergileniyor.

 

 

2. TOPKAPI SARAYI MÜZESİ

 

Topkapı Sarayı Müzesi

 

Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesiyle 1960 yılında inşasına başlanan sarayın yapımı 1478 yılında tamamlanmıştır. Saray konum itibariyle Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında yer alan Tarihi Yarımadanın ucunda yer alan Sarayburnu’na kurulmuştur. Saray yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun hem idari merkezi hem de padişahların konutu olmuştur. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte 1924 yılında müze haline gelen saray; mimari yapıları, koleksiyonları, padişahların özel eşyaları, kutsal emanetler, arşiv belgeleri ve ünlü Kaşıkçı elması gibi birçok değerli esere ev sahipliği yapmakla birlikte dünyanın da önde gelen saray-müzelerinden biri olma özelliğindedir.

 

 

3. AYASOFYA MÜZESİ

 

Ayasofya Müzesi

 

Dünya mimarlık tarihinde büyüklüğü ve mimarisiyle çok önemli bir yere sahip olan Ayasofya, günümüzde İstanbul’da görülmesi gereken müzeler arasında yerini almaktadır. Günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya, işlevselliği yönünden sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilisedir. Aynı yerde üç kez inşa edilmiş olan yapı ilk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi gören önemli bir yapıdır. İmparator Justinianus Ayasofya’nın daha görkemli ve gösterişli olması için, maiyetindeki tüm eyaletlere haber göndererek, en güzel mimari parçaların Ayasofya’da kullanılması için toplatılmasını emretmiş ve bu bağlamda yapıda kullanılan sütun ve mermerler; Aspendos, Ephesos, Baalbek, Tarsus gibi Anadolu ve Suriye’deki antik şehir kalıntılarından getirilmiştir. Ayasofya´nın yapımında kullanılan beyaz mermerler Marmara Adası’ndan, yeşil somakiler Eğriboz Adası’ndan, pembe mermerler Afyon’dan ve sarı mermerler Kuzey Afrika’dan getirilmiştir. İstanbul’un 1453 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesi ile birlikte camiye dönüştürülen Ayasofya; 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilerek ziyaretçilere açılmıştır.

 

 

4. KARİYE MÜZESİ

 

Kariye Müzesi

 

Kariye Müzesi olarak anılan yapı, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde büyük bir yapı kompleksi olan Khora Manastırı´nın merkezini oluşturan, İsa’ya adanmış bir kilise yapısıdır. Konstantinos Surları´nın dışında kalan yapıya Grekçe "kırsal alan" ya da "kent dışı" anlamına gelen "Khora" ismi verilmiştir. Yapının kesin olarak inşa tarihi bilinmemekle birlikte, 10. yüzyılın sonlarında yaşamış olan yazar Aziz Symeon Metaphrastes’in anlatımına göre, 298 yılında, Nikomedia´da (İzmit) 84 müridiyle birlikte şehit edilen Aziz Babylas’ın röliklerinin 4. yüzyılın başlarında buraya gömülmesiyle Khora Manastırı´nın bulunduğu bölgenin kutsal mezarlık alanı (nekropol) olarak önem kazanmaya başladığı anlaşılıyor.

 

Khora Manastırı veya bugünkü adıyla Kariye Müzesi´nde, Bizans dini resim sanatında yaygın olarak kullanılan mozaik ve fresko tarzı süsleme tekniklerinin en güzel örneklerini bir arada görmekteyiz. Dış narteks, İsa’nın yaşamını ve mucizelerini; iç narteks ise Meryem’in yaşamını anlatan ve mozaik sanatının şaheserlerinden sayılabilecek, birbirlerini takip eden muhteşem sahnelerle bezenmiştir. Parekklesion bölümünde ise, eski Ahit’ten alınmış dini hikayeler ile mahşer günü, diriliş, son yargı gibi sahneler fresko tekniği ile tasvir edilmiştir.

 

Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethi sırasında yapı hiçbir zarar görmemiştir. Uzunca bir süre kilise olarak kullanılmaya devam etmiş olan Khora Manastırı Kilisesi, Sultan II. Beyazıd devrinde, 1511 yılında, Sadrazam Hadım Ali Paşa (Atik Ali Paşa) tarafından camiye çevrilmiş ve yanına bir medrese inşa edilmiştir. Kariye Camii, Bakanlar Kurulu kararı ile 1945 yılında müzeye dönüştürülerek, ziyaretçilerini ağırlamaya başlamıştır. Günümüzde Kariye Müzesi olarak adlandırılan bu anıt müze, gerek mimarisi gerek muhteşem mozaik ve freskoları ile Doğu Roma sanatının en güzel örneklerine ev sahipliği yapan, son derece önemli bir yapıdır.

 

 

5. DOLMABAHÇE SARAYI MÜZESİ

 

Dolmabahçe Sarayı Müzesi

 

Dolmabahçe Sarayı, 31. Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır. 1843 yılında inşasına başlanan saray, 1856 tarihinde kullanıma açılmıştır. Sarayın ana yapısı; Mâbeyn-i Hümâyûn (Selâmlık), Muâyede Salonu (Tören Salonu) ve Harem-i Hümâyûn adlarını taşıyan üç bölümden oluşur. Mâbeyn-i Hümâyûn; devletin yönetim işleri, Harem-i Hümâyûn; padişah ve ailesinin özel yaşamı; bu iki bölümün arasında yer alan Muâyede Salonu ise; padişahın devletin ileri gelenleriyle bayramlaşması ve kimi önemli devlet törenleri için ayrılmıştır. Ana yapı, denize paralel bölüm boyunca bodrumla birlikte üç katlıdır. Mimari ve süslemelerde belirgin bir batı etkisi gözlenen sarayın mekân örgütlenmesi ile oda ve salon ilişkileri açısından, geleneksel Türk Evi plan tipinin çok büyük boyutlarda uygulandığı bir yapı bütünüdür. Beden duvarları taştan, iç duvarları tuğladan, döşemeleri ahşaptan yapılmıştır.

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1927-1938 yılları arasında İstanbul’daki çalışmalarında Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmış ve burada vefat etmiştir. 1926-1984 yılları arasında protokol ve ziyarete kısmen açık olan saray, 1984 yılından itibaren “müze-saray” olarak ziyarete açılmıştır.

 

 

6. RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ

 

Rahmi M. Koç Müzesi

 

Osmanlılarda gemiyi sabitlemek için denize atılan zincir ve ucundaki çapaya Lenger, bunların yapıldığı yere ise Lengerhane denilmiştir. Bizans Döneminde başka maksatlar için inşa edilmiş bir binanın temelleri üzerine kurulmuş bu Osmanlı Lengerhanesi’nin geçmişi, Sultan III. Ahmet devrine uzanmaktadır. Müzenin özel tarihi ise 1991 yılında tarihi Lengerhane binasının Rahmi M. Koç Müzecilik Vakfı tarafından satın alınmasıyla başlamış ve restorasyon çalışmalarının ardından 1994 yılında müze ziyarete açılmıştır. Ahşap çatılı küçük bir bina ve taş duvarlardabn oluşan tarihi Lengerhane binasında iç avlunun ve dış mekanın özüne dokunulmadan gerçekleştirilen müze tasarımında, sergilenecek objelerle birlikte binaların dokusunun ziyaretçilere hissettirilmesi amaçlanmıştır.

 

Tüm ülkelere ve geçmişten günümüze tüm dönemlere ait endüstri ve mühendislikle ilgili objelerin ve belgelerin toplanması, ev sahipliği yapılması, araştırılması, korunması ve sergilenmesine adanmış Rahmi M. Koç Müzesi koleksiyonu; Atatürk Bölümü, Karayolu Ulaşımı, Demiryolu Ulaşımı, Denizcilik, Havacılık, Tipo Baskı Atölyesi, Yaşayan Geçmiş, Makineler, İletişim, Bilimsel Aletler, Modeller ve Oyuncaklar şeklinde konu başlıklarına ayrılmıştır. Kar amacı gütmeyen özel bir kurum olan Rahmi M. Koç Müzesi ayrıca, dönemsel sergiler, çocuk ve yetişkinler için atölyeler ve eğitim programlarına da ev sahipliği yapmaktadır. 

 

 

7.  SAKIP SABANCI MÜZESİ

 

Sakıp Sabancı Müzesi

 

Müzenin ana binası olan villa, 1925 yılında Mısır Hıdiv ailesinden Prens Mehmed Ali Hasan tarafından İtalyan mimar Edouard De Nari´ye yaptırılmıştır. Bina; Hıdiv ailesinin değişik mensupları tarafından uzun yıllar yazlık konut olarak kullanılmıştır. 1951 yılında Hacı Ömer Sabancı tarafından Hıdiv ailesinden satın alınan köşk, aynı yıl satın alınarak önüne yerleştirilen Fransız heykeltıraş Louis Doumas´ın 1864 yapımı at heykelinden ötürü "Atlı Köşk" olarak anılmaya başlanmıştır. Atlı Köşk´ün arazisi içindeki ikinci at heykeli ise, 1204 yılında IV. Haçlı Seferi sırasında Haçlı kuvvetlerince yağmalanan İstanbul Sultanahmet Meydanı´ndan alınarak, Venedik´teki San Marco Bazilikası´nın dış cephesine yerleştirilen 4 attan birinin dökümüdür.

 

Hacı Ömer Sabancı´nın vefatından sonra aile büyüğü olan Sakıp Sabancı tarafından sürekli konut olarak kullanılmaya başlanan Atlı Köşk, uzun yıllar Sakıp Sabancı´nın zengin hat ve resim koleksiyonunu barındırmış, 1998 yılında da Sabancı ailesi tarafından içerisindekideki koleksiyon ve eşyalar ile müzeye dönüştürülmek üzere Sabancı Üniversitesi´ne bağışlanmıştır. Modern bir galerinin eklenmesiyle 2002 yılında ziyarete açılan müzenin sergileme alanları 2005 yılındaki düzenleme ile genişletilerek, teknik düzeyde uluslararası standartlara kavuşmuştur. Atlı Köşk’te 2002’de açılan müze 14-20. yüzyıl Kuran-ı Kerim, hat nüshaları ve Tanzimat’tan Cumhuriyet’e zengin resim koleksiyonuyla öne çıkmaktadır. İstanbul Boğazı’nın en güzel yerlerinden birinde konumlanmış müzede Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu, Resim Koleksiyonu, Mobilya ve Dekoratif Eserler Koleksiyonundan oluşan zengin koleksiyonun yanı sıra dönemsel sergileri ziyaret edebilir, ayrıca çocuk ve yetişkinler için özel olarak tasarlanan eğitim programları, atölye çalışmaları ve seminerlere katılabilirsiniz.

 

 

8. REZAN HAS MÜZESİ

 

Rezan Has Müzesi

 

Kadir Has Üniversitesi bünyesinde yer alan ve 2007 yılından bu yana aktif müzecilik anlayışı doğrultusunda özgün sergiler ve kültürel etkinlikler düzenleyen Rezan Has Müzesi, günümüzden yaklaşık 9.000 yıl öncesine tarihlenen arkeolojik eser koleksiyonunun yanı sıra 2009 yılında Cibali Tütün Fabrikası’na ait belge ve objeleri bünyesine katarak koleksiyonunu zenginleştirirken, 17. yüzyıla tarihlenen Osmanlı yapı kalıntısı ve 11. yüzyıl Bizans su sarnıcı ile geçmişi geleceğe bağlayan bir müze mekandır.

 

2007 yılında, 11. Uluslararası Doğu Halı Konferansı’nın açılış sergisi olan “Zamansız Sadelik” ile kültür ve sanat dünyasına giren Rezan Has Müzesi, bugüne dek arkeoloji, tarih, güncel sanat, tasarım, fotoğraf, edebiyat gibi birçok alanda çok sayıda sergi gerçekleştirmiş, seminer, sempozyum gibi etkinlikler ve eğitim programları düzenlemiş ve yayınlar çıkarmıştır.

 

 

9. İSTANBUL MODERN SANAT MÜZESİ

 

İstanbul Modern Sanat Müzesi

 

İstanbul Modern Sanat Müzesi, Türkiye’nin sanatsal yaratıcılığını kitlelere ulaştırmak ve kültürel kimliğini uluslararası sanat ortamıyla paylaşmayı hedefleyen disiplinlerarası etkinliklere ev sahipliği yapan bir müze olma özelliğindedir. Modern ve çağdaş sanat alanlarındaki üretimleri uluslararası bir yönelimle koleksiyonunda toplar, korur, belgeler ve sergileyerek sanatseverlerin erişimine sunar. Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olarak 2004 yılında kurulan müze süreli ve sürekli sergi salonları, fotoğraf galerisi, eğitim ve sosyal programları, kütüphane, sinema, restoran ve mağazası ile çok yönlü bir hizmet alanı ziyaretçilere sunmaktadır. İstanbul Modern, Karaköy´deki yeni müze binasının inşası tamamlanana kadar üç yıl süre ile Beyoğlu´ndaki geçici mekanda ziyaretçilerini ağırlayacak.

 

 

10. İSTANBUL DENİZ MÜZESİ

 

İstanbul Deniz Müzesi

 

Deniz Müzesi, 1897 yılında, II. Abdülhamit’in izni, Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’nın emirleri doğrultusunda “Müze ve Kütüphane İdaresi” adıyla Tersane-i Amire’de küçük bir binada kurulmuştur. Dönemsel koşullar gereği çeşitli zamanlarda farklı binalarda hizmet veren müze, son olarak 1961 yılında Beşiktaş’taki (önceleri maliye binası olarak kullanılan) bugünkü yerine taşınmış ve “Deniz Müzesi ve Arşivi Müdürlüğü” adıyla hizmete girmiştir. Müze Ana Teşhir Binası´nın hemen yanında yer alan 20. yüzyıl başlarında inşa edilen ve önceleri uçak hangarı, tekne onarım atölyesi ve garaj olarak kullanılan bir depo müzeye tahsis edilmiştir. Bina çeşitli ilavelerle 1971 yılında “Tarihi Kayıklar Galerisi” adı altında müze koleksiyonunda yer alan kadırga ve saltanat kayıklarının muhafaza edilerek sergilendiği galeri olarak kullanılmaya başlanmıştır.

 

Tarihi Kayıklar Galerisi´nin müze olarak inşa edilmemiş olmasından ve yeterli büyüklükte olmamasından kaynaklanan sıkıntılar giderilemediğinden, 2005 yılında çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak Ana Teşhir Binası, Tarihi Kayıklar Galerisi, Kültür Sitesi ve Açık Sergi Alanları´ndan oluşan yeni bir müze inşaatına başlanmıştır. İlk olarak tarihi kayıkların inşaat sürecinde korunabilmesi için geçici bir depo inşa edilmiş ve 2009 yılında kayıklar bu depoya taşınmıştır. 2013 yılında restorasyon çalışmaları tamamlanmış ve Tarihi Kayıklar Galerisi 2013 tarihinde ziyarete açılmıştır.