KALEİÇİ OSMANLI YAPILARI

Gazi Osman Bey Bilecik, İnegöl, Sakarya ve Yenişehir’den sonra Bursa’ya yönelmeyi planlamıştı. Sarp kayalıklarla çevrili Bursa Kalesi kolay alınamayacağı için Osman Gazi, biri şehrin doğusundaki tepede, diğeri de şehrin batısındaki kaplıcaların yakınında olmak üzere, havale kulesi dediğimiz iki tane gözetleme yeri yapmış ve giriş-çıkışları kontrol ederek şehri ablukaya almıştı.

Havale kulelerinden doğudakine Balaban Bey, batıdakine ise Gazi Aktimur dizdar yani kale komutanı olarak atanmıştır. Hava kuleleri bu komutanların adlarıyla bilinmektedir. Bunlardan Balabancık Hisarı bugüne geldiği kadarıyla onarılarak koruma altına alınmışsa da Aktimur Hisarı kaybolup gitmiştir.

 

İlk Osmanlı başkentlerinden olan Bursa’nın büyüyüp gelişmesi Türkler sayesinde olmuştur. Bizans Döneminde kale, sıkışık plana sahip yedi mahalle, bir saray ve kütüphane, bir hamam, yedi kilise, iki havra ve tahminen 5 bin nüfustan oluşan küçük bir kasaba görünümünde iken, fetihten sonra hızlı bir imar faaliyetine girişilmiştir. Orhan Bey tarafından hisar içinde bir mescit, bir türbe ve bir hamam inşa edilmiş, ayrıca Saint Elias Manastırı’nın kilisesi Fetih Camii’ne, keşiş odaları da medreseye dönüştürülmüş ve tekfurun sarayı da tamir edilerek Bey Sarayı olmuştur.

 

Bunlardan başka diğer ileri gelenlerin yaptırdıkları Ahî Hasan (Sürmeli ya da Tefsirhan) Mescidi, Alâaddin Bey Camii, Alâaddin Bey Mescidi, Çoban Bey Mescidi, Gazi Aktimur Mescidi, İl-Erioğlu Mescidi, Lala Şahin Paşa Mescidi, Süleyman Paşa Mescidi, Nilüfer Hatun (Darphane) Mescidi ile birlikte 15 adet olmaktadır.

 

Türk şehri olmanın özelliklerini çok kısa bir zamanda yansıtır hale gelen Bursa’nın, şehrin adından başka hiçbir özelliğini miras olarak aldığı söylenemez. Ancak, mevcut durumun gelişmelere yetmeyeceği bilindiğinden şehrin, kale eteğinin doğu tarafındaki araziye yayılması düşünülmüş ve bu hareketin gerçekleşmesi için Gökdere’nin yatağı bile değiştirilmiş, elde edilen düzlükte önceleri Atpazarı kurulmuş, daha sonra 1339 yılında da cami/ tabhane, medrese, imaret, han, hamam ve mektepten oluşan Orhan Külliyesi inşa edilerek etrafı duvarla çevrilmiş, bu duvar daha sonra bütün aşağı şehri koruyacak şekilde genişletilmiştir ki, tarihi vesikalarda “Aşağıhisar” diye anılmaktadır.

 

Bursa’nın fethiyle birlikte hızlı bir yapılaşma çalışmasına girildiğini ve ileri gelen kişilerin kale içinde birçok eser ortaya koyduğunu söylemiştik. Bunların başında Orhan Bey’in yaptırdıkları geliyor ki bunlar, bir manastırın binalarının kullanılması şeklinde olmuştur. Bursa’yı fetheden Orhan Bey’in, babasının vasiyetini yerine getirerek onu, bu manastırın Gümüşlü Kümbet denilen yuvarlak planlı şapel binasının içine defnettiğini erken Osmanlı kaynakları bildirmektedir. Sultan Abdülaziz tarafından 1863 yılında yaptırılan bugünkü türbenin, biraz daha geniş ölçülerde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Yapının kitabesini Şair Nevres Efendi söylemiş ve Hattat Mevlevî Zeki Dede’nin ta’lik yazıyla yazmıştır. Osman Gazi’ye ait sandukanın barok bitkisel süslemeli kadife örtüsü ve sedef kakma şebekesi önemli bir sanat eseridir. Bu eser en son 2004 yılında tamir edilmiştir. Bursa’da Orhan Gazi’nin üç camisi vardı. Bunlardan birincisi, fetihten hemen sonra sur içinde camiye tahvil ettiği Saint Elias Manastırı’nın kilisesidir. Bu yapı 1855 depreminde tamamen yıkılarak ortadan kalkmıştır. Gazi Orhan Bey’in kale içinde, Oruç Bey Caddesi’ndeki hamamı bugün halen faal durumdadır fakat tamamen yenilendiğinden hiçbir özelliği kalmamıştır.

 

Orhan Gazi’nin ağabeyi olduğu halde beylikten feragat ederek yerini kardeşi Orhan’a bırakan Alaaddin Bey, Bursa’da ilk hayır eseri yaptıranlardandır. Alaaddin Mahallesi’ndeki aynı adla anılan camisi ayakta ve kullanımda olup diğer bütün yapılar yok olmuştur. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın da Kaleiçi’nde bir mescit yaptırdığını arşivlerdeki kayıttan öğreniyoruz. Bu mescidin adı daha sonra Veled-i Helvâî olmuş ve 1925 yılına kadar mamur ve ibadete açık durumda iken, günümüze maalesef sadece kesme küfeki taşı ve tuğladan örülmüş yan duvarı ile mihrap duvarı kalmıştır. Veled-i Helvâî Mescidi’nin önünde bir de çeşme kalıntısı vardır. Bizans lâhitlerinden devşirme büyük bir yalağı ve büyük bir kemerinin olduğu, kemer içinde de kitabesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

 

Bursa’nın kalesi içinde ve etrafında sadece Orhan Bey ve ailesi değil, beyliğin çeşitli kademelerinde görev yapan gaziler de hayrat binası yaptırmışlar ve yapıların bulundukları mahallelere de isimlerini vermişlerdir. Bursa tarihi ve erken devir Osmanlı mimarisi için büyük önem taşıyan bu binaların pek azı günümüze gelmiş ve geri kalanları kale içindeki değişimlere ayak uyduramayarak maalesef ortadan kalkmışlardır.

 

Yazı: Doğan YAVAŞ

Yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 57. sayısında bulabilirsiniz.