KIZILBURUN BATIĞI

DENİZDE KAYBOLAN MERMER BİR SÜTUN KARGOSU

MÖ 6. yüzyıla tarihlenen Kızılburun, Çeşme’nin güneyinde Karaburun yarımadasının kayalık kısmı boyunca uzanır ve Tektaş Burnu’ndan birkaç dakika uzaklıktadır. 1999 ve 2001 yılları arasında INA tarafından Klasik Dönem bir Grek amphora batığı kazısı yapılmıştır. Halen kazı çalışmaları sürdürülen mermer taşıyıcı gemi, Cemal Pulak Başkanlığı’ndaki 1993 INA araştırmalarıyla Kızılburun’da keşfedilen beş batıktan biridir. İkinci bir INA grubu, Tufan Turanlı’nın önderliğindeki Anadolu Batıkları Belgeleme projesi ile bağlantılı olarak, 2001 yılında alanı yeniden ziyaret etmiştir. Antik Akdeniz batıklarının büyük çoğunluğunda bulunan, çift kulplu ticari kaplar olan Amphoraların aksine, bu tekne sekiz masif mermer sütun gövdesinin ve Dor stilinde kabaca işlenmiş bir başlığın oluşturduğu bir taş yükünü taşıyordu. Bir araya kümelenmiş, bu dokuz parça yaklaşık 10 metre uzunluğunda anıtsal bir sütunu oluşturmaktadır; etkileyici boyutu sütun parçalarının olasılıkla bir tapınağın cephesi için tasarlanmış olduğunu akla getirmektedir. Beyaz ve renkli mermerlerin, granitlerin taş ocağından çıkarılması ve ihraç edilmesi antik dönemde, özellikle de Roma İmparatorluğu zamanında büyük bir işti. Romalı yazar Seutonius’a göre (Divus Augustus 29), İmparator Augustus’un Roma’yı tuğla döşeli bir kent olarak bulduğu ve mermer döşeli bir kent olarak da bıraktığı iddia edilir. İtalya, Fransa ve İspanya açıklarındaki sığ sularda düzinelerce taş yüklü batıkla karşılaşılmasına rağmen, birçoğunun arkeolojik alanlarla ilişkisi saptanamamıştır; sadece yüzeysel incelemeler yapmaktansa, taşları kısmen veya tamamıyla koruma altına alınmıştır. Kızılburun mermer yükünü, Akdeniz çevresinde keşfedilen diğer kayıp mermer nakliyelerinden ayıran birçok özellik vardır: bunlardan biri alanın derinliği ve lokalizasyonu (Türkiye kıyılarının spor dalışlarına kapalı olan bölümü) batıktaki kalıntıların kurtarılmasına yönelik girişimleri engellemektedir. İkincisi; boyutu, ağırlığı ve sekiz işlenmemiş sütun gövdesi parçasının birliğidir ki geminin ambarına yerleştirilmiş olma ihtimali yüksek olan bu sütun gövdeleri, dört parça halinde muntazam bir düzen içinde bulunmuştur; böylece altta kalan ahşap gövde parçalarını koruduğu görülür. Bu teknenin yapı detayları hakkında daha fazlasını araştırma ve öğrenme olanağı, bu kazıyı üstlenmede cezbedici bir neden olmuştur. Excavating a Marble Column Cargo Lost at Sea Unlike the vast majority of ancient Mediterranean shipwrecks, which are characterized by two-handled clay transport jars called amphoras, this vessel was transporting a stone cargo made up of eight massive marble column drums and a roughly-worked capital in the Doric style. Stacked together, these nine pieces would have comprised one monumental column almost 10 m tall; their impressive size suggests that the column parts were probably destined for the façade of a temple. The quarrying and export of white and colored marbles and granites was big business in antiquity, particularly during the Roman Empire: according the Roman biographer Suetonius (Divus Augustus 29), the emperor Augustus claimed to have found Rome a city of brick and left it a city of marble. Although dozens of sunken stone cargoes have been identified in the shallow waters off Italy, France, and Spain, most have not been treated as coherent archaeological sites; instead they are only superficially explored, their stones partly or wholly salvaged. Several features of the Kızılburun marble cargo distinguish it from other lost marble shipments discovered around the Mediterranean: first, the depth and location of the site —along a part of the Turkish coast that is closed to sport divers — appears to have prevented any attempts to salvage artifacts from the wreck. Secondly, the size, weight, and unity of the eight massive drums, which were discovered arranged neatly in four pairs much like they must have been positioned inside the ship’s hold, implied that portions of the wooden hull may be preserved beneath them. The opportunity to study and learn more about the construction details of this vessel was a compelling factor in undertaking this excavation.