MÜZE KART SORUNU

Bu yıl Müzelerimize Bir Daha Gelme!!! Aynı müze veya ören yerini ikinci kez ziyaret etmek isterseniz, Müze Kartınız geçerli olmayacak.

Müzemize Bu Yıl Bir Daha Gelme !!

2008 yılında büyük bir tanıtımla Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay tarafından uygulamaya sokulan Müze Kart projesinde yeni bir dönem başladı. Klasik Müze Kart olarak adlandırılan kartla daha önce bir yıl içinde sınırsızca gezebildiğiniz müzeleri, ören yerlerini yeni dönemle birlikte yılda sadece bir kez ücretsiz ziyaret edebileceksiniz. Aynı müze veya ören yerini ikinci kez ziyaret etmek isterseniz, Müze Kartınız geçerli olmayacak. Ocak 2013 tarihinde yeni uygulamaya geçilmesiyle birlikte başta arkeologlar ve rehberler olmak üzere Müze Kart sahiplerinden tepkiler gelmeye başladı. Kart sahipleri sınırlandırmanın kaldırılması için internette bir imza kampanyası başlattılar ve şimdiden binlerce imza toplandı. Tepkilerin asıl nedeni ise 50 TL'ye satışa sunulan Müze kart Plus’ın bu uygulamanın dışında tutulması. Müze Kart Plus sahiplerinin sınırsız giriş hakkı devam edecek. İki kart arasındaki 20 TL’lik fark ise akıllara ticari bir kaygımı var sorusunu getiriyor. Oysa bizzat Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay, Müze Kart için kişisel twitter hesabından şu yorumu paylaşmıştı. “Müze kart vatandaşımızın kendi tarihini, kültür ve zenginliğini keşfetmesini hedefleyen sosyal bir sorumluluk projesidir.” Peki, ama sosyal sorumluluk projesi daha fazla para kazanmak için kurban edilebilir mi? Vatandaşlarımızın kendi tarihlerini, kültür ve zenginliklerini keşfetmeleri için sadece tek bir haklarımı var? 4 yılda, 4 milyon kişiye ulaşamadı Müze Kart genel hatlarıyla başarılı bir proje olsa da, çok büyük sorunları da beraberinde taşıyan ağır bir yapı sergilediğini görmezden gelmemek gerekiyor. 2008'de başlatılan projede, satılan müze kart sayısı hala 4 milyona ulaşmadı! 75 milyonluk bir ülkede 4 yıl içinde 4 milyon kart satamamayı başarı olarak kabul eden yetkililere aynı zamanda 2012 yılı içinde ülkeye gelen 32 milyon turisti hatırlatmak gerekir. Nüfusu ve gelen turist sayısına göre devede kulak kalan satış rakamları tatmin etmiş olmalı ki, yetkililer yeni bir satış stratejisi uygulamaya başladılar. Peki, ama Müze Karta getirilen sınırlamanın başka bir deyişle müze ve ziyaretçiler arasında örülen duvarın sebebi nedir? Haber Türk’te yer alan bir yazıya göre, sınırlamanın nedeni kötüye kullanım. Haberde ismini vermek istemeyen bir yetkilinin açıklamaları yer alıyor. O açıklamaya göre, Topkapı Sarayı'nda güneşli havalarda piknik yapanlar ve Ayasofya gibi tarihi bir mekanın girişinde bulunan ücretsiz tuvaletleri kullanan kişiler nedeniyle bu sınırlama uygulanmaya başlandı. Haberde ismini vermek istemeyen yetkili bu örnekleri verdikten sonra şu tespitte bulunuyor. “Yıllık milyonlarca turisti ağırladığımız müzelerde bu hareketler yoğunluğun artmasına neden oluyor. Bu nedenle böyle bir karar alındı." Haberi yapan gazeteci dostumuz ise sorulması gereken soruları sormadan haberi tamamlıyor. Keşke şu soruların cevaplarını öğrenebilseydik. Müze Kart Plus alarak, Topkapı Sarayı’nda piknik yapmak isteyenler olursa ya da Ayasofya’daki tuvaletleri kullanmak isteyenler olursa ne olacak? Eğer bu gerçekleşirse Müze Kart Plus’ta sınırlamadan etkilenecek mi? Yoksa 20 liralık fark vererek bunları yapmak serbest mi? Gerçek şu ki, yeni dönemle birlikte İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve diğer müzeleri yılda sadece bir kez ziyaret edebileceksiniz. İkinci kez tarih ve arkeolojiyle kucaklaşmak istediğinizde kartınızı kullanamayacaksınız. Yani bir başka değişle bu yıl İstanbul Arkeoloji Müzelerine bir kez bile gittiyseniz, Bakanlığın uzun uğraşlarla yurtdışından getirdiği Orpheus Mozaiğini görmek için İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin gişesinden bilet alacaksınız. Bu durumdan en çok Bakanlık rahatsızlık duyacaktır. Çünkü yurtdışındaki eserlerin getirilmesi adına büyük çaba sarf ediyorlar. Son derece önemli çalışmalara imza atan Bankalık, eserlerin halkla buluşmasının önüne gişe engelini koymak istemeyecektir. Oysa yeni uygulamayla birlikte TÜRSAB’ın (Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği) gişeleri ziyaretçilerle eserler arasında demirden bir sur duvarı gibi, yükseliyor. Asıl çelişki ise TÜRSAB’ın sitesine girdiğimizde karşımıza çıkıyor. Sitede Mustafa Kemal Atatürk’ün "Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşamış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer" sözü yer alıyor. Fakat anlaşılan o ki yeni uygulama üzerinde çalışanlar bu sözden bihaber. Uygulamayı hayata geçirenler bu topraklardaki uygarlıkları tanımak için ziyaretçilere bir yıl içinde sadece tek bir şans tanıyorlar! Tabi yukarıda anlattığım durumu sadece İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde değil, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 300'ü aşkın müze ve ören yerinde de değişmeyecek. Olur ya, bir hata yaparsınız ve Efes’e, Pergamon’a ya da Hektor’un kenti Troya’ya bir yıl içinde ikinci kez gitmek istersiniz. İşte o zaman, “sen buraya bu sene bir defa gelmişsin kardeşim, neden ikinci kez geliyorsun!”, diye bir cümle duyabilirsiniz. Aynı haberde bu değişikliği kesinlikle ticari kaygılarla yapmış değiliz diyen yetkililer, bakanlık açısından Müze kart'ın ticari bir ürün olmadığını belirtiyorlar. Yine aynı açıklamada müzelerin fiziksel taşıma kapasitelerinin aşılmaması ve kültürel mirasın korunması gerektiğinin de altı çiziliyor. Açıklamanın bu kısmına Avrupa’daki uygulamaları bilen hiç kimsenin karşı çıkacağını sanmıyorum. Topkapı Sarayı, Ayasofya gibi tarihi mekanların kapasitelerinin aşılmaması gerektiği uzun zamandır konuşulan bir konu. Müze olarak kullanılan tarihi mekanlara randevu ile ziyaret ise hem akademisyenlerin hem de turizmcilerin (farklı kaygıları olsa da) dile getirdiği bir öneri. Bu şekilde hem ziyaretlerin çok daha rahat yapılacağı hem de kapasitenin üzerine çıkılmayacağı görüşü hakim.  Fakat aynı açıklamada “vatandaşımıza daha geniş olanaklar sunan Müzekart Plus'ın öne çıkmasını istiyoruz. Müze Kart Plus'ta sınırsız giriş imkanı devam ediyor” ifadesi ticari kaygıyı gözler önüne seriyor. Kazı başkanlarının ve kazı ekiplerindeki arkeologların bile bilimsel çalışma yaptığı kazı alanına ücretini ödemeden ya da müze kartını göstermeden giremediği uygulamada bir de sınırlama getirerek kişileri üst dilimdeki Müze Kart Plus’a yönlendirmek ticari bir hamle değil de nedir? Sadece kazı ekipleri değil elbette, bakanlık çalışanları da müzelere ve ören yerlerine girerken müze kartlarını göstermek zorundalar. Bir başka değişle çalıştığınız fabrikaya girerken para ödemek zorundasınız. Ülkemize gelen 32 milyon turistin önemli bir bölümünün arkeologların ve bakanlık personelinin üzerinde çalıştığı alanları ve müzeleri görmeye geldiğini düşünürsek sorunu daha net bir şekilde görebiliriz. Bu kararın ticari bir hamle olduğunu gösteren bir başka gelişme ise TÜRSAB’ın, ‘Müze Kart Plus’ ürününün daha fazla kullanıcıya ulaşması için bir fırsat sitesiyle anlaşması oldu. Buna göre Müze Kart Plus (Ekonomi sayfalarındaki tanımıyla Müze Kart Plus ürünü! Bence çokta haksız bir tanımlama değil. Zira ticari bir hamle içinde başka bir şekilde değerlendirilemezdi.) söz konusu fırsat sitesinde 50 lira yerine 39 liralık ücretle satışa sunuldu. Yapılan bu son hamleyle Müze Kart’a getirilen kısıtlamanın asıl nedeni de ortaya çıkmış oldu. Şimdi, DÖSİM ve TÜRSAB - MTM iş ortaklığıyla sunulan Müze Kart projesinde ziyaretçilerden gelen tepkiler dikkate alınarak yeni uygulama kararının gözden geçirilmesini ve ziyaretçilerin kullandığı bu çok önemli sosyal sorumluluk projesi asıl amacına ulaşmasını bekliyoruz!

 

15.02.2013 tarihli yazı Mehmet BEZDAN 18 Şubat 2013 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, "Bundan sonra müze kartla her müzeye iki kere girme hakkı veriyoruz" açıklamasını yapmıştır. "Bu konuda sosyal medyada başlayan kampanyayı gördüğünü söyleyen Bakan Çelik, " Twitter’da yoğun bir kampanya var. Müze kartla bir müzeye sadece bir kez girebiliyorsunuz. Ben bu kampanyaya olumlu cevap veriyorum. Bundan sonra müze kartla her müzeye iki kere girme hakkı veriyoruz" Bakan Çelik öğretmen ve öğrencilerin giriş hakkının sınırsız olduğunu da sözlerine ekledi.  Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak söz konusu sınırlandırmanın kaldırılması gerektiğini belirtiyoruz. Daha da önemlisi kültüre ve tarihe ulaşmak adına bir sınıflandırma yapılmaması gerekiyor. Ayrıca arkeoloji, sanat tarihi ve sosyal bilimlerde okuyan öğrencilerin, mezunların - arkeolog, sanat tarihçisi, restoratör ve aynı amaç için kazılarda çalıştığımız diğer meslek dallarının - müzelerimize, antik kentlerimize sınırsızca ve ücretsiz girmesi konusunda yeni bir düzenleme yapılmalıdır!