PESSINUS YENİ SIRLAR AÇIĞA ÇIKIYOR

Ana Tanrıça Kibele’nin tapınım merkezi olarak görülen Pessinus, Orta Frigya bölgesinde yer alır. Kent, eskiçağ yazılı geleneklerine göre yarı- efsanevi Kral Midas tarafından kurulmuştur.

 1967’de başlayan kazılar, arada kesintilerle birlikte, Ghent Üniversitesi tarafından 2008 yılına kadar sürdürülmüştür. Daha sonra Melbourne Üniversitesi yönetiminde uluslararası bir ekip tarafından devralınan kazı, yeni kazı alanları açılarak devam etmiştir. Bugün, Ballıhisar Köyü antik kentin üzerinde uzandığından, çalışmalar ister istemez köy çevresinde yoğunlaşmaktadır. 2011 ve 2013 yıllarında yürütülen çalışmalar, kazı evinin arkasındaki düzlük üzerinde yer alan bölümde (S bölümü) yoğunlaşmıştı. Bu bölgede 2010 yılında gerçekleştirilen jeofizik çalışmaları, çok iyi korunmuş durumda ve kule ile duvarlarını kapsayan bir sur sisteminin varlığını ortaya koymuştu. Burada yer alan düzlük erozyon nedeniyle çökmüş, büyük olasılıkla beraberinde surların bir kısmını da götürmüştü. 2011 yılında bu kısımda açılan bir deneme açmasında (Açma 1) yapılan kazılar, çoğunlukla Erken Bizans Dönemine tarihlendirilen kuleye ait bir bölümü açığa çıkardı. 2013 yılında genişletilen ve uzatılan kazı alanında (Açma 1A), kuleye ait bir diğer kısım ile kuleye bir dizi payanda ile bağlı duvarlar açığa çıkarıldı. Böylelikle, iki kazı sezonunda yürütülen çalışmalar jeofizik verileri kanıtlamış oldu. Sondaj 4’te (S Bölümü, 2013) yapılan çalışmalarda ortaya çıkan sur duvarının devamı, ana kazı alanında bulunan örneklerle benzer niteliktedir. Bu alanda (S bölümü) bulunan çanak çömlek, daha çok Geç Roma/Erken Bizans dönemlerine tarihlendirilir, ancak Hellenistik Döneme tarihli bazı parçalar da ele geçmiştir. 2010 yılında, kalenin içinde yer alan alanda (Açma 2) yürütülen kazılarda, Hellenistik Döneme ait çok sayıda çanak çömlek bulunmuştur. Savunma duvarı çizgisinin doğusuna yerleştirilen ve düzlüğün doğu tarafında kuzey-güney doğrultusunda uzanan sondaj (Sondaj 1, 2013), özellikle mezar kapsamında kullanılan objelerin yorumlanmasına katkı sağladı. Burada, neredeyse 2 metre derinliğinde, bir kremasyon gömü ile mezar armağanları olarak Geç Hellenistik/Erken Roma dönemlerine tarihlendirilen çanak çömlek ele geçti. Bu verilere göre, sur duvarı burada inşa edilmeden önce, bu rası Hellenistik/Erken Roma dönemlerine ait bir nekropol alanıydı. Buna benzer bir durum, Pessinus’ta S Bölümü’nün karşı tarafında yer alan bir kısımda görülür: Geç Hellenistik/Erken Roma dönemine ait Kuzey Nekropolü (C Bölümü) üzerine daha geç bir tarihte, bir Bizans kalesi inşa edilmiştir (I Bölümü). Bu alandaki bir diğer sondaj (S Bölümü, Sondaj 3, 2013), başlangıçta yürütülen jeofizik çalışmalarda ortaya çıkarılan bir jeolojik oluşum içine oyulmuş biri dairesel, diğeri dikdörtgen formlu iki küçük çukur içerisinde yanmış hayvan kemiklerine rastlandı. Bu ilginç keşif, burada bir dinsel törene ait kalıntılar ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Sondajdan ele geçen seramikler, çoğunlukla Geç Hellenistik/ Erken Roma dönemlerine tarihlidir. Burada kulenin keşfi, özellikle Pessinus’un nasıl savunulduğu sorusu başta olmak üzere, pek çok soruyu beraberinde getirmiştir. Kentin sur duvarları, hem Ghent hem de Melbourne ekipleri tarafından uzun uğraşlarla arandıysa da, henüz bulunamadı. Ghent ekibi gözetleme kulelerinin varlığını önceden belirtmişti. Melbourne ekibi tarafından yürütülen jeofizik çalışmalar da bunu kanıtladı: kalıntılar dağlık bir arazinin ortasında uzanan derin bir vadide yer alan kenti çevreleyen tepelerin doruklarında meydana çıkmıştı. Arazinin yer şekilleri ve yükseltileri bakımından ve alanın yayılan yapısından dolayı sur duvarları burada kullanışsızdı – Hellenistik Dönemden önce buradaki yerleşim fazla büyük değildi (yaklaşık 19 hektar), ancak Roma Döneminde kentin kendisi 88 hektar, nekropolü ise 18,5 hektarlık bir araziyi kaplıyordu. Bizans Dönemine kadar savunma, gözetleme kulelerinden oluşan bir sistemden ibaretti; daha sonraki dönemlerde stratejik noktalara küçük kaleler yerleştirildi. 2013’te, Ballıhisar’ın 1 kilometre batısındaki bir tepe üzerinde yer alan Sarıkuş’ta yağmalanmış bir mezar incelendi. Bu veri, bölgenin bir nekropol olduğunu göstermektedir. Mezar, altı adet devşirme mermer levhadan inşa edilmişti, bunlardan biri kapı taşı, diğeri bukranion ve boğa kafalarıyla süslü bir bomos steliydi. Stel üzerinde Grekçe bir yazıt yer almaktadır (çeviri: -oeis (?), çok sevgili kocası Proklos’un anısına (bu sunağı koydu)). Paleografik temellere dayanarak, yazıt MS 2. yüzyılın sonu veya 3. yüzyılın başına tarihlendirilir. Yapımda kullanılan bir diğer mermer taş ise her biri birer tutamağı olan iki oyma kupula ile süslüdür. Mezarda, yüzde 81’i yetişkinlere ve yüzde 19’u gençlere ait olmak üzere, 19 bin 328 adet iskelet parçası bulunmuştur. Kemikler üzerine yapılan çalışmalar travma vakalarında beklenen bir oranla ve yetişkinlerde kadın-erkek oranında uygun bir eşdeğerlikle, nispeten sağlıklı bir nüfusa işaret etmektedir (örneğin, doğumda meydana gelen komplikasyon örneklerinin az olması, yeni doğan bebek kalıntılarının göreceli olarak az olması ile desteklenmektedir – hayatta kalabilirlik için kritik yaş 4-6 arasındadır). Sarıkuş mezarında yapılan kazılarda 73’ü belirleyici özelliklere sahip olmak üzere, 373 adet çanak çömlek parçası ele geçmiştir. Bunların arasından yaklaşık olarak yüzde 50’si MS 4.-6. yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Buna göre mezarın ilk yapım aşaması bu döneme tarihlendirilebilir. 300 yıllık dönemi kapsayan bir süreçte, muhtemelen aynı ailenin üyelerinden oluşan yaklaşık 100 kişi tarafından yeniden kullanılmıştır (akrabalık ilişkilerinin genetik belirleyicileri iskeletler üzerinde açığa çıkmıştır).