RECEP ALTEPE İLE BURSA ÜZERİNE

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Recep Altepe ve ekibi, Bursa’ya yerleşen halklara ve medeniyetlere ait tüm kültürel izleri ortaya çıkarmak için son 10 yıldır yoğun bir çalışma yürütüyor. Surlarından kalelerine, saraylarından hamamlarına, tarihöncesi yerleşim yerlerinden Cumhuriyet Dönemi yapılarına kadar tüm tarihi eserler ortaya çıkartılarak restore ediliyor ve her biri birer kültür merkezine dönüştürülüyor. Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak biz de, bu şekilde kültürel bir merkeze dönüştürülen Bursa Ördekli Hamamı’nda Sayın Recep Altepe ve ekibi ile Bursa’nın tarihi kültürel mirasının dünü, bugünü ve geleceğinin yanı sıra UNESCO süreci hakkında da hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.

Göreve geldiğinizde çalışma ve öncelikleriniz arasında Bursa’nın kültürel mirası ve arkeolojisi ne durumdaydı? Göreve geldiğiniz dönemden sonra neler değişti?

 

Bursa hemen hemen her noktasında, tarihte ev sahipliği yaptığı medeniyetlere ait izler bulunduruyor. Kentin ziyneti, birikimi dediğimiz bu izler ve bu medeniyetlerin ortaya koyduğu eserler, kent için büyük bir avantaj. Bunların olmadığı yerlerde insanlar tarih uyduruyor. Bursa’da nereye dokunursanız dokunun farklı bir tarih, farklı bir topluluk, farklı bir yaşam, farklı bir hikaye çıkıyor ortaya. Neolitikten Kalkolitik Çağa, Bithynia’dan Doğu Roma’ya, Selçuklu ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar her dönemin kalıntıları son sekiz-on yıl içerisinde ortaya çıkartıldı. Daha öncesinde bu işlerde çok zaman kaybetmişiz. Üç beş yılda yapabileceğimiz işleri kırk elli yıl geçmiş yine yapamamışız. Biz yönetime geldikten sonra kültürel değerlere hak ettikleri değeri vererek hayatta kalmalarını sağlayacak çalışmaları hızlandırmış olduk. İlk işe başlarken Türkiye’nin bütün üniversiteleriyle yazışmalar yaptık. Bursa’daki üniversitelerden tutun da Diyarbakır Dicle Üniversitesine kadar 36 ayrı üniversiteyle Bursa üzerine çalışma başlattık. Bursa’yı bir laboratuvara dönüştürdük, atölye yaptık, herkes geldi Bursa’nın bir sokağında çalıştı. Herkes bir bina aldı ve Bursa tarihinin, sahip olduğu tüm izlerin, medeniyetlerin, kent ziynetinin ayağa kaldırılmasına yönelik büyük bir seferberlik başlatıldı. Şu an da çalışmalara aynı şekilde devam ediyoruz.

 

 Eskiden yılda 1-1,5 ay sürdürülen çalışmalar artık sürekli hale getirildi. Bursa tarihini, arkeolojisini, kültür mirasını bu denli benimseyen bir belediye bizde istenirse diğer kentlerde de yerel yönetimlerin daha aktif olabileceği fikrini oluşturdu. Bu iş artık yerel yönetimler tarafından yapılmalı çünkü yerel yönetim bağlı bulunduğu şehrin tarihine daha iyi sahip çıkar. Heyecan oluşur ve çalışmalar en iyi şekilde sunulur. Bursa yerel yönetimler adına önemli bir hamle yapmış oldu. Şehre tüm değerleriyle birlikte sahip çıkma konusunda Bursa öncülük yaptı ve Tarihi Kentler Birliğini kuran şehir de Bursa oldu. Birliğin kurulma amacı da yerel yönetimler ve o kentte yaşayan insanlar tarafından kentlerin değerlerinin, kültürlerinin, tarihi izlerinin ortaya çıkartılması ve onlara sahip çıkılmasıydı. Avrupa Müzeler Akademisinin Türkiye’deki partneri de, Kaleli Kentler Birliğini kuran da Bursa. Bu anlamda hep öncü olan, örnek olan bir şehir oldu.

 

Tarihi Kentler Birliği ve Bursa bir ortaklık mı gerçekleştiriyor? Çalışmalarda Bursa ile ilişkisi nedir?

 

Tarihi Kentler Birliği, bizim diğer belediyelerle işbirliği kurmamızı ve onlara destek olmamızı sağlıyor. Yani diğer şehirlere destek sağlıyoruz. Bursa 52 şehirde kurulan müzelere danışmanlık yaptı. Nerede bir müze kurulursa orada biz mutlaka yerimizi alıyoruz. Nerede bir bilim merkezi kurulsa, projesini Bursa yapıp onaylıyor. Mesela Çarşı Hanlar Birliği Federasyonu’nun kurucusu da Bursa oldu. Tüm çarşılar bu federasyona bağlı. 82 tane çarşı var. Onların merkezi Bursa. Hatta onlara belediye içinde de yer verdik.

 

Yürüttüğünüz çalışmalar ve projelerinizden bahseder misiniz?

 

Bursa’da uzun bir tarihi süreç yaşanmış ancak en önemli özelliklerinden biri Osmanlı’nın ilk kenti, kent yaşamına adım attığı bir merkez olması... Daha önce göçebeyken, burada 400 çadırlık bir aşiretten devlet sistemine geçtiği yer Bursa! Osmanlı’nın şehir hayatını seçtiği, ilk çarşıları, semtleri kurduğu, ilk parayı bastığı, ilk tapu sözleşmelerini yaptığı, standartlar oluşturduğu, esnaf teşkilatları kurduğu yer. Osmanlı’nın kurduğu, Osmanlı’yı kuran kent! Bithynia döneminde oluşan şehrin semtleri sadece sur içindeydi. Osmanlı Bursa’yı aldığında artık şehir dışında, sur dışında yaşam başlıyor. Orhan Gazi hanlar bölgesini kuruyor, daha sonra Murat Hüdavendigar Çekirge semtini, onun oğlu Yıldırım Bayezid ise Yıldırım’ı kuruyor. Şehrin doğusunu ve batısını, merkezini kontrol altına alıyorlar. Daha sonra da Çelebi Mehmet Yeşil bölgesini ve II. Murad da Muradiye semtini, bölgesini ve külliyelerini kuruyor. Yani sultanların kurmuş olduğu semtlerden oluşan bir şehir Bursa. Bundan yaklaşık 30 yıl öncesine kadar da bu sınırlar geçerliydi. Bursa’nın bir ucunda Yıldırım diğer ucunda Çekirge vardı. Ayrıca onların eserleri... Bu eserler tamamen ayağa kaldırılmış oldu. Tüm külliyeler ve külliyelere bağlı yapılar restore edildi. Hepsi birer harabeydi.

 

Şu an içinde olduğumuz yapı yıkık bir hamamdı. Bu nedenle halk arasında da Yıkık Hamam olarak bilinir. Asıl adı Ördekli Hamamı... Ben çocukken evimiz bu yapının hemen yanı başındaydı. Kimse bilmezdi buranın ne olduğunu, şimdi pırıl pırıl bir yapı oldu. Burada her türlü sosyal ve kültürel faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Restorasyondan sonra kentin nabzının attığı önemli bir merkez oldu. Tıpkı bu yapıda olduğu gibi tüm tarihi yapılar, harabe yıkık dökük olsa da teker teker ayağa kaldırıldı. Hatta yerüstündekiler bitti yerin altındakileri de çıkartmaya başladık. Bayezid Paşa Medresesi, üzerindeki yedi bina yıkılarak ortaya çıkartıldı. Yakın zamanda açılışını yapacağımız Hançerli Fatma Sultan Medresesi de yerin altındaydı. Bu tarihi yapılar artık harabe değil, kültürel ve sosyal hayatın önemli birer merkezi.

 

Bursa’nın antik çağ yapılarına yönelik çalışmalarınız var mı?

 

Tabii ki var. MÖ 185 yılında yani bundan yaklaşık 2 bin 200 yıl önce Bithynia kralı I. Prusisas tarafından kurulan kent bir de surla çevrelenmiş. Ancak günümüz belediye yönetimlerinden biri o bölgeye yol yapmak isterken bütün sur kapılarını ortadan kaldırmıştı. Biz burada bir çalışma başlattık. Eski belediyenin tersine şehirde alternatif yollar belirleyerek, sur kapılarını orijinal haliyle restore edip yapıya yerleştirdik. Saltanat kapıdan başlayarak, yine Yer Kapı, Fetih Kapı, Tahtakale Kapı yapıldı. Şimdi de Zindan Kapı yapılıyor. Kaplıca Kapı ile de bu proje tamamlanmış oluyor. Önlerindeki binaları da yıktık. Mesela Zindan Kapı ve Kaplıca Kapı’da antik kentin batıya bakan tarafındaki binaların hepsi yıkıldı ve alan temizlendi. Orada orijinal tüneller de çıktı. 10 yıl boyunca Osmanlı’nın kuşatması altında kalan şehir bu alanda yaklaşık 3-3.5 metre genişliğinde tünellerden, su kanallarından beslenmiş. Ayrıca altında şu an üzerinde çalışmalarımızı yürüttüğümüz Bithynia Sarayı var. Devlet Hastanesi’nin önü, otoparkın altı tamamen saray. Sarayın alt bölümleri şu anda duruyor. Ancak her geçen gün biraz daha açığa çıkıyor. Bu saray ayrı bir değer. Hemen yine saat kulemizin yanında Bithynia Sarayı’nın doğu tarafında da Bey Sarayı var. Ama üzerinde Ordu Evi var. Şimdi Ordu Evini başka bir yere taşıyıp oradaki Bey Sarayı’nı da açığa çıkartmak istiyoruz.

 

Röportaj:

Umut Furkan ÇITAK

 

Yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 57. sayısında bulabilirsiniz.

 

 

 

 

Diğerleri