SCHLİEMANN: PRİAMOS HAZİNESİ

Schliemann son hazineleri üstünde saklayarak Çanakkale gümrüğünden Atina’ya kaçırır.

Heinrich Schliemann’ın 1871 yı lında başlayan ilk resmi kazıları, hem Schliemann’ın hem de Hisarlık Tepe’nin kaderini değiştir miştir. Özellikle 31 Mayıs 1873 yılında bulunan “Priamos Hazinesi” aradan geçen 139 yıldan beri tartışılmaktadır. Söz konusu bu tartışmaların gelecekte de devam edeceği kesin...

Aslında bu kadar yıl sonra, üzerinde bu kadar çok yazılmış bir konu hakkında yeni bir şey daha yazılabilir mi? Bu soruya olumlu cevap vermek için iki neden var: Birincisi, şimdiye kadar Schliemann ve Priamos Hazineleri konusunda yapılan tüm çalış maların çıkış noktası büyük oranda Schliemann’ın kendi başına ürettiği kaynaklardır; yani raporlar, günlükler vb. Schliemann ve buluntularını diğer bir kaynaktan değerlendirmenin zamanı gelmiştir.

İkinci önemli neden ise kaynakların güvenilirliğidir. Schliemann üzerine özellikle 1930’lu yıllar dan sonra yapılan çalışmalar, onun oldukça dikkat çekecek bir şekilde bazı günlük ve raporlarını manipüle ettiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle “Schliemannistler” prokontra olmak üzere iki cepheye bölünmüş durumdadır. Böylece Osmanlı belgelerinin önemi ve güvenilirliği biraz daha ön plana çıkmaktadır. Schliemann, kişilik sorunları yüzünden (tarihe geçme, önemli biri olma vb.) yaşadığı olayları daha farklı bir şekilde sunmuştur. Yani kendi ürettiği belgeleri manipüle etmek için ortada oldukça rasyonel bir neden bulunmaktadır. Öte yandan Osmanlı belgelerinde böylesi bir neden söz konusu değildir.   Schliemann’ın 5 Ağustos  1873  tarihinde  Augusburger  Allgemeine Zeitung’da yayınladığı “Priamos Hazinesi”yle ilgili makale, hukuki ve arkeolojik tartışmanın başlamasına yol açmıştır. Halen hazinelerin ne zaman, nasıl, kimler tarafından bulunduğu ve ne zaman ve nasıl Türkiye’den kaçırıldığı konusu tartışılmaktadır. Söz konusu soruları yüzde yüz doğru bir şekilde cevaplamak belki de hiçbir zaman mümkün olmayacak.

Schliemann araştırmalarında, bu ve diğer sorulara “büyük bir olasılıkla”, “olasılıkla”, “belki”, “küçük bir olasılıkla” gibi cevaplar vermek durumundayız. Bu bakış açısıyla Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’ndeki 28 Temmuz 1874 tarihli belgeyi anlayıp, yorumlamaya çalışacağız. Konunun daha iyi anlaşılması için olayları kronolojik gelişmeleriyle özetleyelim. Her şey 5 Ağustos 1873 tarihli Ausgbruger Allgemeine Zeitung’da Schliemann’ın 17 Temmuz 1873 tarihli “Priamos’un Hazinesi” isimli makalesinin yayınlanmasıyla başlar. Schliemann bir gün içinde tüm dünyada ünlü olur.

Ancak bu haberin sonrasında Osmanlı Devleti konuyla ilgili araştırmalara başlar ve daha sonra hukuki süreç için ilk adımlar atılır. Heinrich Schliemann’ın İstanbul Arkeoloji Müzesi müdürü Anton Dethier’e yazdığı mektup, olayı  biraz  daha  ilginç  hale  getirir.  19  Haziran 1873 tarihli mektupta Schliemann şunları yazar:

“Mür Bey,

Ilionun Büyük Kulesi’ni, çifte Skaia Kapısı’nı, Ilion Minerva’sının sunağını, Priamos’un sarayını ve bu kralın hazinesini, Neptün ve Apollon’un büyük çevre duvarını ve pek çok Troia evini ortaya çıkardığımı size bildirmekten şeref duyarım. Buradaki görevimin son bulduğuna inanıyor ve bu yörelerden tamamen ayrılıyorum… Ben tam üç yıllık inanılmaz çalışmalar sonucu üçte ikisinden fazlasını kazabildim. Bu konuda Augsburg Allgemeine Zeitung’a uzun bir makale yazdım, sizin de özellikle dikkatinize sunarım. Bir yazıda bu günlerde bulduğum küçük hazine hakkında yazacağım. Priamos’un sarayında bulduğum hazineyi aç gözlü işçilerimden korumak için çok acele ortadan kaldırmak zorunda kaldım, neler içerdiğini ben bile halen bilmiyorum, ama emin olduklarım şunlar: Diğerlerinin arasında kadehler, som altından büyük bir depas amphikypellon, balta biçiminde sanırsam dört ya da altı yassı gümüş parça ki kanımca bunlar Homeros’un talentleri, sonra birçok kap ve birkaç düzine mızrak ucu vs…

Hazineyi Osmanlı Hükümeti ile paylaşmam mümkün değil, çünkü onu ben üç yıllık çalışma sonucu 150 işçi ile 200.000 frank harcayarak buldum.” son bulduğuna inanıyor ve bu yörelerden tamamen ayrılıyorum… Ben tam üç yıllık inanılmaz çalışmalar sonucu üçte ikisinden fazlasını kazabildim. Bu konuda Augsburg Allgemeine Zeitung’a uzun bir makale yazdım, sizin de özellikle dikkatinize sunarım. Bir yazıda bu günlerde bulduğum küçük hazine hakkında yazacağım. Priamos’un sarayında bulduğum hazineyi aç gözlü işçilerimden korumak için çok acele ortadan kaldırmak zorunda kaldım, neler içerdiğini ben bile halen bilmiyorum, ama emin olduklarım şunlar: Diğerlerinin arasında kadehler, som altından büyük bir depas amphikypellon, balta biçiminde sanırsam dört ya da altı yassı gümüş parça ki kanımca bunlar Homeros’un talentleri, sonra birçok kap ve birkaç düzine mızrak ucu vs…

Bazı yerlerinde Osmanlı devlet görevlilerine hakaretler de içeren bu mektup, Schliemann’ın konuya bakış açısını oldukça net bir şeklide ortaya koymaktadır. Söz konusu bu mektup sonrasında Osmanlı Devleti’nin ne zaman konuyla ilgili araştırma başlattığını bilmemekteyiz, ancak eldeki veriler en azından gazete haberinin yayınlanmasından hemen sonra harekete geçildiğini bize göstermektedir. Neyin, ne zaman, nasıl ve kimlerin yardımıyla Troia’dan kaçırıldığını anlamak için yapılan ilk soruşturmayı yeterli görmeyen Osmanlı Devleti, daha detaylı bir soruşturma için İzzeddin Efendi’yi Çanakkale’ye yollar. Atina’daki mahkeme süreci de Nisan 1874’te başlamıştır. İşin ciddiyetini anlayan Schliemann, buluntuları farklı müzelere satmak ister. Söz konusu bu durum aynı tarihlerde İstanbul’da çıkan bir dergide (Hayal dergisi, 9 Eylül 1874) karikatür olarak bile ele alınır. Mahkeme süreci uzar ve sonunda karşılıklı antlaşmayla sona erer. Tüm bu olaylar Osmanlı Devleti’nin Troia ve  hazinelerinin  değerini  başından  beri  anladığını ve ona önem verdiğini ortaya koymaktadır. Ancak Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu derin siyasi ve mali kriz istenmeyen bazı kararların alınmasında etken olmuştur. İzzeddin Efendi’nin 27 Temmuz 1874 tarihli soruşturma raporuna dönecek olursak, o dönemde ödüllendirilecek kadar iyi yazılmış olan bu raporun konuyla ilgili oldukça ilginç bilgileri içerdiğini görmekteyiz.