TARİHİ YARIMADA’DAKİ BİZANS YAPILARI YOK OLUYOR

Dünyanın en önemli tarihi meydanlarından biri olan Sultanahmet Meydanı’nda ve çevresinde yer alan Bizans kalıntıları bakımsızlık ve ilgisizlikten dolayı yakın gelecekte tamamen yok olacak! Özellikle kentin en ünlü sembollerinden biri olan ve yüzyıllar boyunca birçok yarışa, eğlenceye ve siyasi-politik olaylara sahne olan hipodrom, tarihi bir anıttan çok; kimsesizlerin barınağı, otopark; ayrıca pazar ve kafe deposu olmuş durumda. Bir okuyucumuzdan gelen ihbar üzerine bölgeye giden ekibimiz tarihi eserler üzerinde yapılan bu son talanı görüntüledi.

1600 yıllık hipodromdan günümüze sadece dikilitaşlar, güney duvar (Sphendone) ve birkaç taş eser parçası kaldı. İlk büyük zararı 1204 yılında Haçlı kuvvetlerinin gerçekleştirdiği Konstantinopolis Kuşatmasında gören hipodrom yapısı, ikinci büyük yıkımı 1453 yılında yaşadı. 17. yüzyılda ise Sultan Ahmet Camii’nin inşası sırasında yapının yarısından fazlası yok edildi ve geriye kalan parçalar camiinin inşaatında kullanıldı. Hipodromdan geriye kalan son mimari parça olan Sphendone yapısı ise önlem alınmazsa yakın bir zamanda yok olacak. Spehndone yapısına ilk büyük zararı, 19. yüzyılda üstüne inşa edilen mektep (sonrasında Endüstri Meslek Lisesi) verdi. Bugün bile rahatça gözlenebilen destekleyici beton kolonlar yapının bir kısmının parçalanmasına neden oldu.

 

Günümüzde ise Hipodromun Sphendone yapısının batı yüzündeki açıklıklar (kırılarak oluşturulmuş!) buranın kimsesizlerin barınağı olarak kullanıldığını gösteriyor. Öyle ki bu açıklıklardan bir tanesi battaniye ile örtülmüş durumda. Yine aynı alanda yapıya ait duvarın yüzeyinde bir dönem bir evin merdivenlerini oluşturan basamakların izleri rahatlıkla görülebiliyor.

 

 

Yapının hemen güneyinde çocuk parkının olduğu kısımda, yakın zamanda ufak çaplı bir toprak kayması gerçekleşmiş. Bu duruma karşı alınan tek önlem ise demir saclar ile kaymanın gerçekleştiği yerin etrafını çevirmek olmuş! Bu çocuk parkının hemen yanındaki alanda durum daha ilginç. Haftanın belli günlerinde kurulan bir pazara ait tezgâh masalar diğer günler yapının duvarlarına yaslandırılarak bir sonraki pazarın kurulmasını bekliyor. Pazar alanı bu boş günlerde ise belediyeye ait bir otopark olarak kullanılıyor.

 

 

 

 

 

 

Pazar/otopark alanının yanındaki bir kafe işletmesi ise akıllara bazı soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Çünkü bugün bile yanından geçildiğinde işletmenin altında görülen mimari kalıntıların üstüne zamanında beton dökülerek bu kafe inşa edilmiş. Bu yüzden ruhsat izninin ne zaman ve nasıl verildiği bilinmiyor. Aynı zamanda kafeye ait bir baca ve jeneratör de hipodrom yapısının hemen yanına kurulmuş. Masalar ise pazar tezgâhlarında olduğu gibi Sphendone yapısının bir bölümünde depolanmış durumda.

 

 

 

 

 

 

Okuyucumuzun hipodromun durumuna ait bu gerekli bilgilendirmeleri yolladığı bölge koruma kurulu sessiz kalırken, İstanbul Arkeoloji Müzesi ise sadece “3231 sayılı yazı İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurumu Müdürlüğüne bildirilmiştir” şeklinde açıklama yapabilmiş. İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurumu Müdürlüğünün ise harekete geçmediğini, hipodromun bugünkü durumu gözler önüne seriyor.

 

Konstantinopolis’in en önemli ve en büyük yapılarından biri olan bu hipodrom, inşa edildiği MS 4. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar sadece atlı araba yarışlarının yapıldığı bir alan olarak kalmamış, aynı zamanda, imparatorların tahta getirildiği, askeri zaferlerin kutlandığı ve halkın imparatorların huzurunda isteklerini dile getirebildikleri en önemli kamusal alan olmuştu. Bu özelliğini Osmanlı İmparatorluğu Döneminde de koruyan hipodromda (bu dönemde “At Meydanı”) bazen, eski günlerdeki gibi eğlenceler ve hatta sünnet düğünleri gerçekleştirilmiştir.

 

Eğlence dışında siyasi-politik olaylara da sahne olan hipodromda, Bizans İmparatorluğu Döneminde Nika Ayaklanması ve Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Yeniçeri İsyanları gerçekleşmiş, 1920 yılında ise Halide Edip’in Sultanahmet Mitingi yapılmıştı.

 

EUFEMIA KİLİSESİ KALINTILARI

 

MS 5. yüzyılda imparator II. Theodosius döneminde yapılan sarayın büyük salonunun, kiliseye dönüşmesi ile oluşan bir dini yapı olan Eufemia Kilisesi’nin kalıntıları da ne yazık ki Sultanahmet Meydanı’nda ilgisiz kalınan yapılardan bir tanesi. Sadece bilgilendirici bir levhanın olduğu, fakat herhangi bir korunma sistemi olmayan bu kalıntıların dibinde yakılan ateşlerden dolayı oluşan yanık izleri bugün çıplak gözle görülebilir. Kot olarak daha aşağıda olan yapının güney tarafı tinercilere, balicilere, içki içenlere ve evsizlere ev sahipliği yapıyor ve oradan geçen yerli-yabancı turistlere tehdit ve güvenlik riski oluşturuyor.

 

 

Erken Hıristiyan mimarlık tarihinde Eufemia Kilisesi, kilise mimarisinde saray mimarisi etkilerinin görüldüğü ilk örneklerden biri olarak büyük önem taşır. 15. yüzyılda tahrip olan yapı, hipodrom civarında 1939-42’de yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. 1951’de Adliye Sarayı’nın yapımı sırasında ortaya çıkarılan, 13. yüzyıla ait, Azize Eufemia’nın hayatına ilişkin freskleriyle ün kazanmıştır.

 

HAGIOS GEORGIOS MANASTIRI

 

Gülhane Parkı’nın arka tarafında yer alan ve Konstantinos Monamakhos tarafından 1042-1054 yılları arasında yaptırılan Hagios Georgios manastırı ve kilisesine ait kalıntılar da günümüzde bakımsız bir haldedir. Çevresi sadece demir parmaklıklarla çevrili olan bu kilise ot, çimen ve ağaç yapraklarının altında kalmıştır. 1921-1923 yılları arasında yapılmış kazılarda tespit edilen Hg. Georgios manastır kompleksinin alt yapıları o yıllarda tamamen ortaya çıkartılmıştı.

 

 

Tüm bunların dışında düzinelerce Bizans yapısı da zarar görmeye devam ediyor. Bukoleon Sarayı, bu sarayın sarnıcı, arkeopark olarak düşünülen Büyük Saray kalıntıları, sarnıçlar bu örneklerden sadece bir kaçı.

 

Aktüel Arkeoloji Dergisi

 

Haber ve Fotoğraflar: Umut Furkan ÇITAK

 

Kaynak: Ali Batuhan Bahçecier