TROİA’DAKİ 800 YILLIK BİZANS İSKELETİNDE ÖLÜMCÜL BİR ENFEKSİYONA AİT GENLER BULUNDU

Bir zamanlar antik dünyanın efsanevi kentlerinden biri olan Troia’da, tarımla geçinen bir toplumun üyesi olan 30 yaşındaki bir kadın 800 yıl önce taşlarla çevrili bir mezara gömüldü. Kadına ait kemikler Bizans mezarlığında gömülü diğer insanların iskeletleri gibi yoğun tarımsal aktivitelerin izlerini taşıyordu. Ancak Troia Projesinde çalışan Tübingen Üniversitesinden arkeolog Henrike Kiesewetter bu kadının kaburga kemiklerinin altında, her biri çilek büyüklüğündeki iki kireçlenmiş nodül farketti.

Wisconsin-Madison Üniversitesinden patojenlerin evrimi uzmanı ve tıp-tıbbi mikrobiyoloji profesörü olan Caitlin Pepperell, ilk düşüncelerinin bunların tüberkülozdan kaynaklı şişlikler olduğunu söyledi. Bakteriyel bir enfeksiyon olan tüberküloz çoğunlukla akciğerlerde veya diğer dokulardaki kireçlenmiş nodüllerin büyümesiyle karakterize ediliyor. Ancak, yuvarlak beyaz taşların DNA, elemental ve mikroskobik analizi, olasılıklar arasından tüberkülozu ve böbrek taşını çıkardı.

 

Araştırmacılar, nodülleri açtığında, son derece patojenik S. aureus içeren bir familya olan Staphylococcus cinsinden bakterilere çok benzeyen olağanüstü derecede iyi korunmuş mikrofosiller, mineralize “hayalet hücreleri” keşfettiler. Bu nodüller ve konsantre kalsiyum katmanlarının içine sıkışan DNA, arkeoloji ve paleontolojik kalıntılardan genetik materyali çıkarmasıyla ve yeniden inşa etmesiyle tanınan McMaster Üniversitesi’nden Antik DNA uzmanı Hendrik Poinar’a gönderildi. Poinar, şaşırtıcı bir şekilde bu örneklerin kadına bulaşan ve muhtemelen ölümüne neden olan iki bakteri türü Staphylococcus saprophyticus ve Gardnerella vaginalis’in genomlarını tam olarak yeniden oluşturmak için yeterli DNA sağladını belirtti.

 

Pepperell ve Poinar’ın liderliğindeki ekibin yayımladığı araştırma, bu ölümcül enfeksiyonun moleküler bir resmini ortaya koydu ve Bizans İmparatorluğu’nun geç dönemlerinde, 13. yüzyılın başlarında yaşanan günlük yaşamdaki tehlikelere ve ayrıca yaygın bir bakteri patojeni olan Staphylococcus saprophyticus’un evrimine ışık tuttu.

 

Kadın Hamilelikten Ölmüş Olabilir

 

Pepperell, kadının hayattayken oluşan nodüllerin, bakteri patojenlerini kalsiyum içinde tuttuğunu ve genetik materyali koruduğunu belirterek, kireçlenmenin DNA’yı sakladığını ve 800 yıllık bir zaman boyunca aktardığını söyledi. Bu nodüllerde bulunan DNA miktarı ve bütünlüğü olağanüstüydü. Pepperell, nodüllerin aynı zamanda kadının insan DNA’sını ve onun muhtemel erkek fetüsünün DNA’sını da barındırdığını, ancak korunmuş DNA’nın %31 ila %58’inin, kadının enfeksiyonundan sorumlu olan bakterilerden geldiğini belirtti.

 

Fiziksel kanıtlar, Bizans İmparatorluğunda yaşayan kadının ölüm nedeninin, plasentada bakteriyel bir enfeksiyon olan korioamniyonit, amniyon sıvısı ve fetüsü çevreleyen zarlar olduğunu da gösterdi. Araştırmacılar, kadının DNA’sına ve enfeksiyona neden olan bakteriye ek olarak, Antik Y kromozom DNA’sını, yani muhtemelen bir erkek fetüsün DNA’sını da tespit ettiler. Kiesewetter’e göre pek çok kadın gebelik ve doğum sırasında ki komplikasyonlardan dolayı ölmüştü.

 

Araştırmacıların sonuçlarına göre bu kadının yaşamı oldukça zorluydu; dişlerini kaybetmişti, kemiklerinde kronik enfeksiyon vardı ve çocuk sahibi olabilecek yaştaki pek çok kadın gibi, gebelik sırasında komplikasyonlardan öldü. Bu mezarlıkta bulunan iskeletlerin yarısından fazlasında, muhtemelen zorlayıcı fiziksel aktiviteler nedeniyle görülen omurga ve eklem dejenerasyonu belirtileri de var.

 

Hamilelik sürecindeki kadındaki bakterileri değerlendiren Poinar, bunun başka bir örneğinin bulunmadığını ve bugüne kadar anne sağlığı ve ölümü hakkında neredeyse hiç arkeolojik kanıtlarının olmadığını vurguladı.

 

İnsanlar Hayvanlarıyla İçiçeydi

 

Antik kemiklerden DNA çıkarabilmek ve ölümcül bir enfeksiyona neden olan mikroorganizmaların genomlarını yeniden oluşturmak, 800 yıl önceki kırsal günlük yaşamı anlamaya yardımcı oluyor. Pepperell’e göre Gardnerella vaginalis örneği modern bakterilerle aynı olsa da, 800 yıl önce ölmüş olan kadını etkileyen Staphylococcus saprophyticus, hayvanlarda bulunan suşlarla daha yakından uyumluydu. Bu durum dönemin köylülerinin tipik olarak hayvanlarıyla içiçe yaşadıklarını gösterdi. Staphylococcus aureus gibi bazı Staphylococcus suşları normalde insan sağlığına zarar vermeyen deride bulunur. Ancak bakteri, vücudun daha derinine nüfuz ederse, ciddi ve hatta ölümcül enfeksiyona neden olabilir.

 

http://www.heritagedaily.com/