ZAMAN ÖTESİNDE İSTANBUL

Dünya ortak mirasından çıkarılmakla tehdit edilen bir kent İstanbul, tehdit eden UNESCO ve ne için tehdit edildiğini bilmeyen İstanbullular…

Dünya mirası kavramı, ülke sınırlarına bağlı kalmaksızın uygarlıkların kültür birikimlerini yaşatmak geleceğe taşımak amacını içeren bir anlama sahip. Yüzyıllar boyunca insanoğlunun oluşturduklarının mekandaki izlerini, sadece somut değil soyut değerler olarak da izleyebilmek, hissedebilmek ve devredebilmek miras varlığının yaşatılması demek. İnsanoğlu, zamanlar içinde yaşama biçimlerine, alışkanlıklarına, üretim ve tüketim ilişkilerine uygun olarak çevresini ve kendisini yeniden üretmiştir. Bu yeniden üretim sürecindeki kültürel dönüşümde gözle görülen değerler kadar görülmeyenler de etkinleşiyor. Miras sözcüğü genelde, somut olanı, anıtsal bir yapıyı, tarihi bir dokuyu anımsatıyor. Ancak somut olan varlık, kimliğini soyut değerlerle örülmüş bir bütünden alıyor.

Sınır öteliliğe, uygarlıkların ürettiklerinin insanlığa aidiyetine vurgu yapan tanımlama İstanbul kenti için oldukça anlamlı. Üç büyük imparatorluğun başkenti olmuş, doğu ile batının buluştuğu ve ayrıldığı noktada sentez yaratmış ve binlerce yıllık geçmişine her geçen gün araştırmalarla yeni zenginlikler eklenen bu eşsiz kültür kentinin değerlerini tanımlamak için kuşkusuz uluslararası şartlara ve kriterlere gerek yok. Ancak, uygarlık ve insanlık tarihine mal olmuş bu mirasın barındırdığı renklerin, çeşitliliğin, izlerin yaşatılabilmesi için yapılan düzenlemeler, getirilen ölçütler uluslararası düzlemde ortak bir yaklaşımı ve hedefleri yaşama geçirmede kolaylaştırıcı bir rol oynayabilir. Bunun ötesinde ülkemizin de kurucu üyelerinden olduğu UNESCO için uluslar- üstü bu sorumluluk, bir dayanışma ve barış çağrısı olarak algılanabilir. (…)