Zeytinyağı, Arkeoloji ve Gastronomi

‘sıvı altın’

‘Zeytinyağı kültürdür’ sloganı ile zeytinin tarihsel ve arkeolojik mirasını bugüne taşıyan Turkolive Şirketi ile Homeros'tan bugüne çok özel bir röportaj yaptık. 2017 kurulan Turkolive Şirketi, kısa sürede dünyanın en lezzetli zeytin yağlarını üreterek, ve bunu tamamen doğal yollarla yaparak, uluslararası birçok ödül aldı.

AA : Turkolive şirketinin Anatolian Gold olarak markalaşma sürecini kısaca anlatabilir misiniz?

Turkolive Şirketi; Türk zeytinyağının menşeiyle dünyada tanınması, kalitesiyle layık olduğu kabule kavuşması amaçlarıyla kuruldu. Anatolian Gold markasını ise zeytinyağını ‘sıvı altın’ olarak tanımlayan Homeros’a borçluyuz. Zeytin ağacı, gölgesinde oturan Homeros’un kulağına fısıldadığı gibi herkesten önce buradaydı; mitolojik hikayelerde, kutsal kitaplarda tekrar tekrar karşımıza çıktı. Homeros’un sıvı altın olarak betimlediği zeytinyağı, bir besin olmaktan öte bir yerde oldu hep… İşte bu noktada, biz de ‘Zeytinyağı kültürdür’ sloganını benimseyerek gıda ürünü pazarlamasının ötesine geçmeyi hedefledik. Kurulduğumuz 2017 yılından itibaren sürdürdüğümüz tadım etkinliklerimize gastronomik haz dışında kültürel bir tat kazandırmak istedik, Kültürel Miras Koleksiyonumuz da işte böyle doğdu.

AA : Berlin Global Olive Oil Awards Anatolian tarafından altın madalya, San Remo Masters of Olive Oil Uluslararası yarışmasında ise Üstün Kalite Ödülü almaya layık görülen özel bir koleksiyonunuz var. Bu koleksiyonu özel kılan özellikler nelerdir?

Turkolive Şirketi; Gerçekten de Anadolu Altınına yakışan sonuçlarla döndük uluslararası yarışmalardan. Daha önce de bahsettiğim gibi Türk zeytinyağının adı ve kalitesiyle layık olduğu yeri bulması şirketin en önemli kuruluş amaçlarından biriydi. Bu da takdir edersiniz ki kendi kendimize payeler biçmekle olmuyor, muhakkak tüm dünya tarafından kabul gören uluslararası jüriler önünde yarışmamız gerekiyor. Kültürel Miras serimize başlarken tek amaç Anadolu’nun çeşitli yerlerinde asırlardır zeytin ve zeytinyağı üretiminin sürdüğünü vurgulamak değil, bu üretimin dünya standartlarında üstün kaliteyi haiz bir zeytinyağına dönüştüğünü herkese göstermekti. Koleksiyonumuzun ilk serisi, asırlık Kilis Yağlık cinsi ağaçlardan monokültür olarak erken hasatla toplanmış zeytinlerin soğuk sıkım tekniğiyle hazırlandı. Bu seriyi ilk düşünmeye başladığımızdan itibaren gözümüz altındaydı, her aşama yarışma standartları göz önünden bulundurularak hazırlandı. Arkasındaki çok güçlü kültürel miras olgusu ise serinin uğuruydu diyelim, çünkü maalesef henüz bu açı uluslararası yarışmalarda bir kategori olarak değerlendirilmiyor.

AA:  Bir kültürel miras serisi olarak hazırlanan koleksiyonunuzun ortaya çıkışı, gelişim süreci, üretim aşamaları ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Örneğin üretim aşamasında antik çağ teknolojisine ne derecede sadık kaldınız?

Turkolive Şirketi; Kilis’e bizi çalışmaları uluslararası alanda ses getiren Prof. Dr. Atilla Engin’in Oylum Höyük’te keşfettiği 4500 yıllık zeytin çekirdekleri getirdi. Serinin kültürel miras arka planını bu derece somut verilerle hazırlayabilmemiz, seri için ‘Illizi Gardens’ ismini seçmemiz kendisinin çalışmalarının ve bize ayırdığı kıymetli zamanın eseri. Bu üretim mirasının, dünyaya tanıtılmadan önce yerel halka anlatılması; yerel zeytincinin yöreye has Kilis Yağlık cinsi zeytin ağacının önemini anlaması için hocamızın akademik çalışmaları ve toplum arkeolojisi konusunda hassasiyet göstermesi çok değerliydi. Antik çağ üretim tekniklerine gelince, Oylum Höyük çevresindeki zeytin bahçeleri bin yıllardır orada. Binlerce yıl önceki gibi uyanıp tarlaya gidiyor, zeytinleri aynı şekilde topluyorlar. Oylum Höyük, tam da bu yüzden çok kıymetli bir kültürel peyzaj alanına sahip. UNESCO’nun 2014 yılında Dünya Mirası Listesine dahil ettiği ‘Battır, Güney Kudüs Kültürel Peyzajı’, 2017’de Geçici Listeye dahil ettiği ‘Endülüs Zeytin Bahçeleri Kültürel Peyzajı’ antik çağla bağını koparmamış zeytin üreticiliğinin kültürel miras alanında kazandığı önemin en önemli işaretleri. Çevresindeki üretimi Oylum Höyük’e bağlayan bu çok kıymetli zeytin çekirdekleri, aynı zamanda Kilis Yağlık zeytin ağacının gelecek nesillere ulaşabilmesi için en önemli koruma fırsatı. Zira, tüm Türkiye’de olduğu üzere Kilis’te de yerel üretici de yöresel türden vazgeçip zeytinlikleri Gemlik cinsi ağaçlara döndürme eğilimi var. Bu gelecekte Kilis zeytinyağı kalmayacak demektir, ve bir yerli türümüzü daha kaybetmemiz manasına gelir. Eğer bu çalışmalar yerel halkın bilinçlenmesine, Kilis zeytinyağı ile daha iyi bir gelir elde etmesine sebep olursa; ne enteresandır değil mi, Oylum Höyük binlerce yıl öncesinden halen Kilis’i koruyor olacak.

Sıkım teknolojisini konusunda ise, antik yöntemlerin kullanılması günümüz hijyen ve üretim kurallarına uymak açısından artık mümkün değil. Zamanın tekniklerini eğitici açıdan deneyimletmek üzere bir takım deneysel arkeoloji çalışmaları yapılabilir ama o tekniklerle yapılan bir zeytinyağında kusursuz lezzeti yakalamak, ya da ihracata uygun hijyen koşullarını elde etmek mümkün değil. Kilis serimizde de, geleneksel yöntemlerle yerel ağaçlardan toplanan zeytinlerimiz en son teknolojiyle sıkılarak şişelendi.

AA:  Bu koleksiyonu hangi özel üretimler takip edecek?

Turkolive Şirketi; Bu koleksiyonla her sene Anadolu’nun farklı bir bölgesini sadece zeytinyağıyla değil, zeytin çevresinde oluşmuş kültürü ile tanıtmayı; bu bölgelerde düzenlenecek tadım etkinliklerini ‘Anatolian Gold ile Altın Saatler’ adı altında gastronomi turlarına dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Bu nedenle sonraki noktaları belirlemekteki başlıca kriterimiz birleştiğinde manalı ve aydınlatıcı bir hikaye oluşturacak bir rota belirlemek. Şu anda çalışmalarımız devam ediyor, seçenekleri birkaç destinasyona indirebildik. Umuyoruz ki Kilis’te deneyimlediğimiz uyumu yakalayabileceğimiz, kazı ekipleriyle verimli çalışmalar yürütebileceğimiz bir kültürel miras alanımız olacak.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız