Antakya’da Yaşanan Yıkıcı Depremler

Antakya’nın içinde yer aldığı coğrafya tarih boyunca depremlerin yıkıcı tahribatına maruz kalmıştır. Antik kaynaklar, arkeolojik ve jeolojik araştırmalar bu coğrafyanın bölgenin depremle olan mücadelesine tanıklık etmektedir.

Depremlerin yarattığı katastrofik koşulların uygarlıkların sonunu getirmesi Ege dünyasında tunç çağlarında yaşanmıştır. Thera adasında yaşanan ve MÖ 1500 yıllarına tarihlendirilen volkanik püskürme ve deprem felaketi efsanevi Atlantis kenti ile ilişkilendirilerek felaketin boyutları tanımlanmıştır. Arkeolojik verilerle le de tanımlanan bu deprem Girit’te görkemli Minos uygarlığının sonunu getirmiş, Ege dünyasında nüfus kaybına, ekonomik ağının çökmesine bir çok kent devletinin yıkılmasına yol açmış ve bir devri kapatmıştır.

Antakya’nın da içinde bulunduğu bölgenin depremselliği ve morfolojik değişimlerin Holosen dönemdeki Samandağ körfezinde deniz kıyı çizgisindeki izleri günümüzden 2800-2500 yıl öncesine uzanmaktadır. Bölgede yaşanan depremlere ilişkin en erken yazılı kaynak olan Assur çivi yazılı tablette, Ninive’de MÖ 1274-1234 yıllarına tarihlenen depremin 21 Eylül günü meydana geldiği kentin büyük bir kısmının yerle bir olduğu; ve tapınakların yıkıldığı anlatılır. Tüm bu erken dönem verileri Doğu Akdeniz ve çevresinde özellikle Anadolu, Kuzey Suriye ve Yunanistan ve Adalarda depremselliğin çağlar boyunca sürdüğünü göstermekte, çok sayıda depremin kentler ve uygarlıklar üzerinde yıkıcı etkiler bıraktığını göstermektedir.

MÖ 300’de kurulan ve kurucusu olan Seleukos’un babasının adını taşıyan kadim kent Antakya’nın depremlerle bitmeyen mücadelesi, kentin her yıkımdan sonra yeniden kurulduğunu ve kuruluşundan günümüze kadar devam eden çok katmanlı bir kent olduğunu göstermektedir. Antakya, Asi nehri ile Habibi Neccar dağı arasında, taşlın ova düzlüğü ve dağın batı yamaçlarında kurulmuş, başlangıçta 225 hektarlık alanı kaplayan daha sonra giderek büyümüş ve 300 hektarlık alana yayılmış antik çağın görkemli kentidir.

Jean Claude Golvın'ın Antik Çağ Antakyası İllüstrasyonu 

Antakya’nın bulunduğu coğrafya bereketli ovaları, ticaret yolları üzerindeki konumu, üzel iklimi sulak alanları ile şansı, ancak beşeri etkenler olan savaşlar, işgaller ve en önemlisi bölgenin depremselliği Antakya’nın felaketi olmuştur. Epigrafik veriler ve antik kaynakların yanısıra İslam kaynakları ve arkeolojik ve jeolojik araştırmalar değerlendirildiğinde tanımlanan depremlerde belki de en çok adı geçen yer Antakya ve çevresidir. Son yıllarda yapılan bir çalışmada antik çağlardan 1900 lü yıllara kadar tutulan kayıtlara göre Antakya’nın ismi anılarak yaşanan etkili deprem sayısı otuzun üzerindedir. Bir kentin bu kadar çok yıkıma uğraması ve yeniden ayağa kalkması belki de Antakya’yı diğer kentler içinde en özgün kılan yanını göstermektedir.

Antakya’nın kentsel dokusu ile göz kamaştırdığı ve Doğunun Taçlı Kenti unvanını taşıdığı süreç içinde yaşanan depremlere hem antik yazarların kayıtları hem de kentte yürütülen kazı ve araştırmalar tanıklık etmektedir. Bunlar arasında kentte yıkıcı tahribat yapan depremler ve bunların etkileri erken dönemlerde antik yazarların verileri ve arkeolojik verilerle tanımlanmaktadır. Antakya’daki depremler ile ilgili antik yazarlar Johannes Malalas (MS 490- 570), Dio Cassius (MS 155-235), Marcus Junianus Justinus (MS 2. yüzyıl), Johannes Chrysostomos (MS 349-407), Philostratus (MS 170-245), Procopius, (MS 500-565) Evagrius (MS 536-594), Theophanes (MS 6. yüzyıl), Psuedo Dionysius (MS 5.-6. yy), ayrıntılı bilgiler vermektedir. Eski çağ tarihçisi G. Downey ve sismolog N. Ambrasesy yayınlarında Antakya’da yaşanan depremler hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Ayrıca 1932-1939 yılı kazılarını içeren beş ciltlik “Antioch on the Orontes” yayınları ve son yıllarda yapılan kazı ve araştırmalar da Antakya depremlerinin arkeolojik kanıtlarını oluşturur. Antakyalı kronik yazarı Malalas kayıtlarına göre bilinen en erken depremi Antiokhus IV (MÖ 215-164) dönemine tarihlendirilir. Kenti vebadan korumak amacıyla kayaca oyulan anıtsal heykel Kharon heykelinin inşaasından bir süre sonra depremlerden kenti koruması için aynı yerde ayrı bir kaya oygu heykel daha yaptırılır.

Müze Otel kazısında kamusal yapının mozaik döşemesindeki depremin yol açtığı çökme izleri. ©Cemal Emden

Bilinen ikinci deprem Seleukos Kralı Alexander Balas (MÖ 152-145) döneminde yaşanmıştır. Malalas, MÖ 148/130’a tarihlenen bu depremi “θεομηνια” “tanrının gazabı” olarak tanımlar. Deprem 21 Peritios (Şubat) ayında sabah 10’da, Antiokhus’un sekizinci yılında, kentin kuruluşundan 152 yıl sonra meydana gelmiş ve yıkılan kent yeniden inşa edilmiştir.

MÖ 69-66 yılları arasında Suriye’de meydana gelen deprem muhtemelen Antakya depremidir ancak ayrıntılı bir yer tanımı yoktur. Bu depremde kronik yazarı Justinus 170.000 kişinin öldüğünü ve birçok şehrin yerle bir olduğunu; Kâhinlerin bu alameti işlerin değişeceğine dair bir işaret olarak yorumladığını anlatır. Abartılı bir nüfus kaybına yol açan bu depremde kentin yıkıma uğradığını, MÖ 64’de Pompeius’ın Antakya’yı işgal etmesi ve ardından yıkılan yapıların yeniden yapıldığını gösteren imar faaliyetidir…

Devamı; Aktüel Arkeoloji Dergisi 91. Sayı “Deprem”

EN ÇOK OKUNANLAR

Macaristan’da Zırhı, Silahları ve Atı İle Gömülmüş Avar Savaşçısı Bulundu

Déri Müzesi'nden arkeologlar, Macaristan'ın kuzeydoğusunda, Ebes yakınlarındaki bir Erken Avar mezarında eksiksiz bir lamel zırh seti ortaya çıkardılar. Bu eser 7. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir ve şimdiye kadar büyük ölçüde sağlam ve orijinal konumunda keşfedilen ikinci Panoniyen Avar lamel zırhıdır. İlki 2017 yılında Ebes'in sadece 16 kilometre güneyindeki Derecske'de bulunmuştu.

Türk Topraklarında 3400 Yıllık Piramit Bulundu

Bu yılın başlarında bilim insanları Kazakistan'da 4 bin yıllık sofistike bir bozkır piramidinin keşfedildiğini bildirmişti. Arkeologlar şimdi de Karaganda bölgesinin Shet ilçesine bağlı Taldy köyünün 13 km doğusunda, Taldy-Nura Nehri'nin yanındaki bir tepede başka bir piramit buldular.

SON İÇERİKLER