Bizans Efsaneleri, Osmanlı Rivayetleri: İstanbul’daki Antik Anıtların Mirası

Eski Roma’ya rakip olma çabalarında Konstantinus, Theodosius ve diğer Geç Antik dönem imparatorları, Byzantion’un eski bir taşra kasabası olan görünümünü yeniden şekillendirerek onu görkemli yeni bir başkente dönüştüren inşa hamlesi başlattılar.

Antik çağın en yoğun imar projelerinden biri sayesinde Konstantinopolis; yeni forumlar, zafer takları, sütunlar ve Yeni Roma’nın imparatorluk karakterini vurgulayan sayısız heykelle zenginleştirildi. Özellikle heykelleri en başından itibaren dikkat çekiyordu: Hieronymus’un aktardığına göre Konstantinopolis, “neredeyse tüm diğer şehirleri talan ederek yalnızca kendisine adanmıştı”; bu ifade, Konstantinus’un Roma dünyasının dört bir yanından taşıttığı geniş heykel koleksiyonuna gönderme yapıyordu.

Ortaçağ dünyasında hiçbir şehir tarafından aşılamayan bu antika koleksiyonuyla Konstantinopolis, adeta büyük bir açık hava müzesine dönüştü. Beşinci ve altıncı yüzyıllarda inşa projeleri giderek daha Hristiyan bir nitelik kazansa da, imparatorluk anıtları ve antik heykeller kentin kamusal alanlarının merkezî unsurları olmaya devam etti. Bu anıtsal peyzajı bugün hayal etmek oldukça zordur; çünkü modern İstanbul’da yalnızca birkaç sütun ve bazı heykeltıraşlık eserlerinin parçaları günümüze ulaşmıştır. Venedik’te bulunan Dört At gibi heykeller başka yerlere taşınmış olsa da, imparatorluk anıtlarının yalnızca küçük bir bölümü bugün şehirde dağınık halde görülebilmektedir. Bunların en dikkat çekeni, Konstantinopolis Hipodromu’nun eski yerini belirleyen Atmeydanı’nda ayakta kalan anıtlardır; Theodosius Dikilitaşı ve hipodromun spina hattını gösteren Örme Dikilitaş hala bu alanı tanımlar.

Çoğu artık kaybolmuş olsa da, kaynaklarda yüzyıllar boyunca—hatta kimi zaman yok edildikten uzun süre sonra bile— varlıklarına dair bilgilere rastlanır.

Bu anıtlar, onlarla her gün karşılaşan yerel halk için “yaşayan” eserlerdi ve halk mutlaka etraflarında çeşitli hikayeler anlatıyordu. Şehrin “rehberleri”, hem yaratıcı hem de eğlenceli kişiliklere sahip olabilirlerdi ve Bizans anıtlarına dair günümüze ulaşan anlatılara şüphesiz katkıda bulundular. Bir kez dikildikten sonra sütunlar ve heykeller adeta kendi hayatlarını kazanıyor, zamanla yeni yorumlar ve efsanelere konu oluyorlardı.

Bu Bizans anıtları asla yalnızca maddi nesneler değildi; çünkü onları yerel halkın algılama biçimi, kentin kimliğinin şekillenmesinde de rol oynuyordu. Günümüzün şehir tahayyülünde Ayasofya baskın bir yer tutsa da, modern İstanbul’da günümüze ulaşan diğer ortaçağ anıtları hakkında da sayısız hayali hikaye vardır. Belki de en yaygın olanı, şehir boyunca uzanan gizli tünellerin varlığına dair inanıştır. Bu tünellerin Boğaz’ın ve Marmara Denizi’nin altından geçerek Prens Adalar’a, hatta Trakya’ya kadar uzandığı söylenir. Ayasofya doğal olarak bu folklorun merkezinde yer alır; pek çok yeraltı yapısına, gizli geçitlere ve hazinelerle dolu saklı odalara sahip olduğu iddia edilir.

Şehrin çok sayıdaki sarnıcı gibi gizemli bir aura barındıran gerçek yapılar ise çoğu zaman ucuz eğlencenin konusu haline getirilir. İstanbul’un simge yapıları genellikle böylesi masalsı açıklamalarla yorumlanır; örneğin Galata Kulesi ile Kız Kulesi’nin birbirine aşık olduğu söylenebilir ya da sevdiğinizle evlenmek için Galata Kulesi’ne çıkmanız tavsiye edilir. Akademisyenler için bu tür hikayeler gülünç görünebilir; ancak şehir tarihini ya da anıtlarını iyi bilmeyenler için oldukça etkileyici olabilirler.

Bugün tarihsiz anlatılar ve hatta düpedüz yanlış bilgiler giderek daha popüler hale gelse de, Bizans anıtlarıyla ilgili efsanelerin Bizans ve Osmanlı dönemleri boyunca yankılanması nedeniyle, bir zamanlar şehir anlatılarında derin bir süreklilik vardı. Ortaçağ Roma İmparatorluğu’nun başkenti olarak bin yılı aşkın süre ayakta kalan “Şehirlerin Kraliçesi”, anıtları yüzyıllar boyunca varlığını sürdürdüğü için, yok olduktan sonra bile daha da büyüleyici, egzotik ve hatta ürkütücü hale geldi.

Devamı; Aktüel Arkeoloji Dergisi 108. Sayı Kentin Taşları, Zamanın İzleri: Bizans İstanbul’una Yeniden Bakış

EN ÇOK OKUNANLAR

Tarlada Yürüyüş Yapan Kadın 2150 Gümüş Sikke Buldu

Prag'ın güneydoğusundaki Kutnohorsk kentinde tarlada yürüyüş yapan bir kadın, çiftçilik faaliyetleri sırasında yüzeye çıkan birkaç gümüş sikkeye rastladı. Çek Cumhuriyeti'nde şimdiye kadar bulunan en büyük erken ortaçağ sikke istifini açığa çıkardığının farkında değildi.

SON İÇERİKLER