Eski Smyrna Bayraklı Ören Yeri

İzmir’e adını veren Smyrna antik kenti, Yamanlar Dağı'nın (antik Sipylos) güney eteklerinde, Ege Denizi'ne doğru uzanan küçük bir burnun üzerine kurulmuştur. Kuzey rüzgarına kapalı bir koyun kenarında uzanan ve doğal bir limana sahip olan bu yükselti Erken Tunç Çağından itibaren İzmir Körfezi’ndeki en önemli yerleşim alanlarından biridir. Zamanla üzerine kurulan yerleşimlerin kalıntıları ile denizden 21 metre yüksekliğe erişen ve günümüzde Tepekule (eski adıyla Hacı Mutso) olarak adlandırılan höyük, alüvyon dolgusu ve değişen deniz seviyeleri yüzünden artık denizden yaklaşık 600 metre uzaklıktaki bir tepecik haline dönüşmüştür.

Eski Smyrna, doğudan görünüm

Smyrna’nın kurulmuş olduğu bu alan Roma İmparatorluk Dönemine kadar biliniyor ve Palaia Smyrna (Eski Smyrna) olarak adlandırılıyordu. Ancak Eski Smyrna’nın yeri sonradan unutulmuş 19. yüzyılda yeri belirlenene kadar sadece efsaneler ve edebi metinlerde yaşamaya devam etmiştir. Eski Smyrna, adının İzmir ile modern zamanlara kadar yaşamasının yanı sıra hem antik ozan Homeros’un anavatanı olarak anılması hem de efsanevi Kral Tantalos’un kenti olarak bilinmesiyle de önemli bir yere sahiptir. Onun bu özellikleri, yakın tarihimizde seyyahların ilgisini İzmir’e çekmiş, Herodotos, Strabon ve Pausanias gibi antik yazarların Smyrna hakkında aktardığı bilgiler ve mitler seyyahlara rehber olmuştur. Eski Smyrna’nın yerine ait ilk bilgilerle 19. yüzyılın başında, Louis François Sébastien Fauvel’in mektuplarında karşılaşılır. Fauvel, Georg Christian Gropius’un Sipylos’un eteklerinde bir kent bulduğunu aktarır. 1825 yılında Anton Prokesch von Osten kentte detaylı incelemeler yapar, bir yıl sonra ise Charles Texier bölgeye gelerek efsanevi Kral Tantalos’a atfedilen anıtsal tümülüste araştırmalar yapar. Tüm bu gelişmeler, Yamanlar Dağı’nın eteğindeki bu yerleşimin Smyrna’nın ilk kurulduğu yer olduğuna işaret etmektedir. Nitekim, 1930 yılında Franz Miltner’in tepede ilk arkeolojik çalışmaları yapması, lokalizasyonu kesinleştirir. 1948 yılında, J.M. Cook ve E. Akurgal kentteki ilk sistematik arkeolojik kazıları başlatırlar. 1951 yılına kadar süren bu çalışmalarda, ilk defa MÖ 3. binyılda yerleşime sahne olan höyükteki tabakalanma büyük ölçüde ortaya çıkarılır. Athena Tapınağı, Geometrik ve Arkaik Döneme ait mimari kalıntılar ve kent suru bu ilk kazıların önemli mimari buluntularıdır. İlk kazıların sonuçları Eski Smyrna’nın MÖ 10. yüzyılda Aioller tarafından kurulduğunu, ancak bir süre sonra İonlar tarafından iskan edildiğini de göstermektedir. Höyükteki 2. dönem kazıları 1966 - 1992 yılları arasında Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal başkanlığında gerçekleştirilir ve kentteki Geometrik, Arkaik ve Klasik dönemlere ait yerleşme katları araştırılır. Eski Smyrna’daki 3. Dönem çalışmaları Prof. Dr. Meral Akurgal başkanlığında 1993-2013 yılları arasında sürmüştür. Bu çalışmalarda, kent surları ve kentin kapılarının araştırılmasına ağırlık verilmiştir. Kent teki kazılar 2014 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ege Üniversitesi adına Prof. Dr. Cumhur Tanrıver tarafından yürütülmektedir. Eski Smyrna arkeolojik araştırma, kazı ve restorasyon projesi Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türk Tarih Kurumu, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir Ticaret Odası ve Bayraklı Belediyesi’nin mali destekleri ile sürdürülmektedir.

Smyrna haritası

Eski Smyrna'da prehistorik tabakalarda yapılan kazılar çok büyük alanları kaplamasa da, bu tepeciğin MÖ 3. binyılın ilk yarısı kadar erken bir tarihte yerleşim gördüğünü ve yerleşimin en eski katmanlarının Troia I ve II ile çağdaş olduğunu göstermektedir. Höyüğün batı kısmında gerçekleştirilen kazılarda Erken Tunç Çağda burada önemli bir yerleşimin varlığını kanıtlayan verilerle karşılaşılmıştır. Hem kentin batısında hem de kuzeyde yer alan eski “H” açmasında son yıllarda yapılan çalışmalar, höyükteki yerleşimin Orta Tunç Çağla birlikte belirgin bir büyüme gösterdiğini ortaya koymaktadır. Kazılarda Orta ve Geç Tunç Çağına tarihlenen 5 mimari tabaka tespit edilmiş; işlikler, bir seramik pişirme fırını ve çok sayıda ekmek fırınına ait kalıntılar ile çok miktarda Tunç Çağı kabı, gün yüzüne çıkarılmıştır. Buluntular arasında bir kabın içinde toplu halde ele geçen hurda gümüş takılar, Ege Dünyası’nın Erken Tunç Çağı için önemli bir buluntu grubunu oluşturmaktadır.

Geç Erken Tunç Çağı çömlek

Smyrna’nın kuruluşu yani İon ve Aioller tarafından kolonize edilmesine ilişkin farklı söylentiler anlatılagelmiştir. Kentin Hellenler tarafından iskan edilmesi, Tantalos’tan Theseus’a, oradan Amazon kraliçesi Smyrne’ye değişen bir dizi efsanevi kurucuya dayandırılmaktadır. Öte yandan edebi kaynaklarda da farklı kuruluş hikayelerinden söz edilmektedir. Örneğin Herodotos (I, 50) Smyrnalıların kendi kentlerinde ayaklanan ancak yenilgi sonucu oradan kovulan Kolophonluları yanlarına aldıklarını söyler ve Smyrnalıların birgün kent dışında Dionysos bayramlarını kutladıkları sırada Kolophonluların şehir surlarının kapılarını kapatarak Smyrna’yı ele geçirdiklerini anlatır. Smyrnalılar ev eşyalarının kendilerine verilmesi koşulu ile kentlerini terk etmişler ve geri kalan 11 Aiol kentine dağılmışlardır. MÖ 7. yüzyılda yaşamış olan ozan Mimnermos Neleus’un kenti Pylos’tan ayrılan atalarının Anadolu kıyılarına geldiklerinde önce Kolophon’da yerleştiklerini ve oradan tanrıların isteği üzerine Smyrna’yı ele geçirdiklerini anlatmaktadır. Strabon ise (14.1.4), kentin sakinlerinin ilk önce İonlar olduğunu, sonra Aioller tarafından kovulunca Kolophon’a sığındıklarını ve sonra Kolophonlularla birlikte ülkelerine geri dönerek Smyrna’yı geri aldıklarını anlatmaktadır.

Batıdan Athena Tapınağı

Devamı; Aktüel Arkeoloji Dergisi, 86. Sayı, “Smyrna Efsanevi Kent”

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Roma’da Kölelik

“Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan kimse, kul, esir” olarak tanımlanan “köle” kelimesi, Latince’de ise servus kelimesine karşılık gelmektedir. Romalılar insanları özgürler (liberi) ve köleler (servi) olarak ikiye ayırmışlardır. Ancak Roma hukukunda özgürler de kendi içinde ingenui (doğuştan özgür olanlar) ve libertini (azatlılar) olarak ikiye ayrılmaktadır.

SON İÇERİKLER

1. Arkeoloji Şûrası İlk Kez Ankara'da Toplanacak

Gaziantep’te kurulan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, 15 – 17 Haziran günleri...

Yedi Uyurlar Efsanesi Hakkında Bir Sentez Denemesi

Yedi Uyurlar Mağarası Kur’an’da 18. Kehf (=Mağara) Sûresi’nin 17. âyetinde geçer. Burada bahi...

“Kültürel Miras ve Arkeoloji, Polonya - Türkiye Arasında Yeni İşbirliği Platformu” Konferansı

Polonya ve Türkiye’den değerli bilim insanları son yılların en büyük arkeolojik keşiflerini gerçekleşt...