Frigler ve Frigce

Tanrıların anası Frigyalı Kybele kültü, Kiş Hanedanlığı’na ait (MÖ 2500-2320) Sümerce metinlerde ve Kaniş’te bulunan (MÖ 18. yüzyıl) Anadolu metinlerinde yer alır. MÖ 1. binyılda Kybele’nin kültü Asya’ya yayılmış ve Lidya ile Frigya’da Ana Tanrıça olarak tanınmıştı. Roma’da ise MÖ 3. yüzyılın sonunda, İkinci Punik Savaşları’nın sona yaklaştığı sırada tanınarak, Roma Panteon’una Magna Mater Idaea Deum adıyla eklenmiştir.

  • Yazar : Barbora Machajdíková, Bratislava
  • Tarih : 1 ay önce

Yazılıkaya-Midas Anıtı FRİGKÜM 2. Frig Vadileri Fotoğraf Yarışması ve Fotomaratonu 2011 © Yalçın Koçer

Frigler, gelişmiş kültürleriyle, antik Ön Asya’nın önemli uluslarından biridir. Frig kültürünün bazı öğelerine dair sahip olduğumuz bilgi, bugün genel kültürümüzün bir parçasıdır. Günümüzde politik bir sembol olan ve Frig başlığı olarak adı çıkmış olan ifade bunun bir örneğidir. Kral Midas ile ilgili, özellikle kulaklarını (Apollon, Kral Midas’ın kulaklarını, eşekkulaklarına çevirerek onu cezalandırmıştır – bu ünlü sahne, Palma tarafından ‘il Giovane’ adlı eserinde betimlenmiştir) ve dokunduğu her şeyi altına çevirmesi ile ilgili talihsiz dileğini ele alan pek çok efsanevi hikâye bulunmaktadır. Midas zenginliğin sembolü haline gelmiştir. Büyük İskender’in ünlü Gordion düğümü hikâyesi, Frigya’nın başkenti Gordion’a işaret etmektedir. Tanrıların anası olarak bilinen Ön Asyalı Kubaba/Kybele’nin de Frigya’dan geldiği bilinmektedir. Kybele, Kiş Hanedanlığı'na ait (MÖ 2500-2320) Sümerce metinlerde ve Kaniş’te bulunan (MÖ 18. yüzyıl) Anadolu metinlerinde yer alır. MÖ 1. binyılda Kybele’nin kültü Asya’ya yayılmış ve Lidya ile Frigya’da Ana Tanrıça olarak tanınmıştı. Roma’da ise MÖ 3. yüzyılın sonunda, İkinci Punik Savaşları’nın sona yaklaştığı sırada tanınarak, Roma Panteonuna Magna Mater Idaea Deum adıyla eklenmiştir. Ana Tanrıça kültü, Roma’da özel bir önem kazanmıştı ve kültün Roma’daki rahipleri (Latince Galli) hadım ediliyorlardı. Frig sanatçıları müzik dalında da, günümüzde bilinen majör perdenin üçüncü seviyesindeki Frig ölçüsünün belirlenmesiyle önemli bir yere sahip olmuşlardır. Aynı şekilde Herodotos tarafından yeniden anlatılan (Historiae II, 2,3) ünlü deneyler, Mısır firavunu Psammetichus tarafından gerçekleştirilen ilk/ata insan dilini arayış deneyleri olarak geçer. Onun emrinde iki erkek çocuğu tamamen tecrit altında eğitilmişlerdir. Psammethicus, çocukların ilk söyleyecekleri kelimenin ne olacağını görmek için onları gözlem altına tutmuştur. Bu deneye göre, söyledikleri ilk kelime ‘ekmek’ anlamına gelen bekos olmuştur.

Eski Frigce yazıtlı küçük ölçekli kabartma heykel © Murat Akar Yapı Kredi Yayınları

Bir Etnik Grup Adı Olarak Frigce

Frigler Balkanlar’dan gelmiştir. Makedonya veya Batı Trakya’dan gelen bazı efsanevi kaynaklar onların bu bölgedeki yaşamını doğrular. Ünlü Grek tarihçisi Herodotos, Friglerin Avrupa’da yaşadıkları dönemde, Makedoncada Briges (Βρίγες, ayrıca Βρύγες, Βρύcες, Fρίγες, Βρίcες olarak da adlandırılır) adını taşıdıklarını söyler. Asya’ya geldiklerinde isimlerini Φρύγες (Phryges) olarak değiştirmişlerdir. Bir Ön-Hint-Avrupa sesi olan *bh, kelime başında Grekçede ph olur ancak Frigceye b olarak geçer. Böylece Grekçede Φρύγες Frigcenin adı olarak kullanılır. Öte yandan Βρίγες / Βρύγες Friglerin kendi kendilerine verdikleri bir isimdir.

Hint-Avrupa Ailesinde Frigce

Doğruluğu zayıf olmakla birlikte, Frigcenin bir Hint-Avrupa dili olduğunu, özellikle Grekçeye yakın olduğunu ve daha sonraları Orta Anadolu’da önemli bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Frigce, Grekçe, Makedonca, Trakça ve diğer bazı diller, Balkan Hint-Avrupa dilleri adı verilen bir bölgesel lehçeye bağlıdır. Bu varsayıma göre, MÖ 3. binyılda Balkanlar’da Yunan, Frig, Ermeni, Arnavut gibi çeşitli grupların varlığı kabul edilebilir. Bu grup bazı fonolojik, morfolojik ve sözcüksel benzerliklerle betimlenebilir (örneğin, yerlik belirtme durumundaki çoğul *-si, birinci tekin şahsın ortasındaki –mai’nin son eki: Grekçe –μαι, Ermenice –m, Arnavutça –m). Bu çarpıcı benzerliklerin genetik bir ilişkiden mi yoksa coğrafi dilsel ilişkilerden mi kaynaklandığı henüz cevaplanmamış bir sorudur. Latince ile de çeşitli benzerliklere rastlanmıştır, örneğin bir edat, sözcük öncesi eki olan ad, iç ek olan -k-‘nin bazı mevcut köklere uzatılması (Yeni Frigce αδδακετ < ad-da-k-et, Latin alfabesindeki af-fe-c-it ‘o etkiledi’, orta üçüncü tekil şahıs son eki –tor (Latince –tur) gibi. Ancak Frigce en çok Grekçe ile yakınlık göstermektedir. Özel olmayan lehçe sınır çizgileri, belirli bir dile ait özelliklerin coğrafi sınırları şunları içerir: 1. İlgi zamiri yos/ios/ιος ‘kim’, 2. Bir fiilin geçmiş zamanına kullanılan –e- eki (aynı zamanda Ermenicede de bulunur), 3. ‘hepsi’ anlamındaki pant- kökü (Eski Frigcede panta, Yeni Frigcede παντα).

Özel lehçe sınır çizgileri ise şunları içerir:

  1. Yalın ve tekil haldeki eril a- isim kökünün sonuna eklenen –s eki,
  2. İsimden türemiş *-ye/o- ve o:- üzerine kurulmuş filler (Grekçe κακό-ω ‘ben kötü davranıyorum’, Eski Frigce kako-ioi / kaku-ioi),
  3. –meno- ortaç son eki,
  4. Auto- zamiri,
  5. Kako- kökü ‘kötü’,
  6. Bağlaç αι gibi hepsi Grekçedeki Dor ve Aiol lehçelerindeki αἰ ‘eğer’ şeklinde şartlı bir kullanıma sahiptir.
Gönüş Vadisi Aslantaş Afyonkarahisar FRİGKÜM 2. Frig Vadileri Fotoğraf Yarışması ve Fotomaratonu 2011 © Arzu İbanoğlu

Dış Tarih

Frigler, politik bir oluşum olarak ortaya çıktıklarında, Orta Anadolu bölgesinde yerleştiler. Çoğunlukla daha önceleri Hititler tarafından işgal edilmiş bölgelerde yerleştiler (Gordion, Midas’ın şehri, Boğazköy, vs.). Çeşitli eski kaynaklara göre Büyük Midas, Gordion’da intihar etmiştir. Grek tarihçi Strabon bu intiharı, nereden geldikleri tartışmalı bir grup olan ve 8. yüzyıl sonu ile kısmi olarak 7. yüzyılın başında Ön Asya’yı yok eden Kimmerlerin istilasıyla bağdaştırmıştır. Sonuç olarak, Büyük Tümülüs’ün Midas’ın mezarı olup olmadığı sorusu gündeme gelmiştir. Ancak daha detaylı bir araştırma sonucunda, Frig güçlerinin ortaya çıkışının MÖ 950-800 arasındaki daha erken bir tarihe çekilmesi gerektiği ortaya konmuştur. Buradaki yıkım sanılandan bir yüzyıl önce meydana gelmiştir. Büyük Tümülüs böylece MÖ 8. yüzyılın yarısına tarihlendirilmiş ve bu tarih kendisinin tahta çıkış tarihi olduğundan tümülüsün Büyük Midas’a ait olamayacağı anlaşılmıştır.

Friglerin Anadolu’ya gelişi uzun zaman boyunca Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle (MÖ 1200 civarı) ilişkilendirilmiştir. Ancak arkeolojik bulgulara göre, son Hitit tabakası ile Frig tabakası arasında yangınların olduğu bir felaket dönemine ait bir tabaka tespit edilmiştir. Hattuşa/Boğazköy, imparatorluğun başkentinde, Büyükkale’de, kalenin içinde (MÖ 1180 civarı) Frig döneminden önce kentin terk edildiği dört yüzyıllık bir döneme rastlanmıştır. Bunun yanı sıra Tunç Çağı ile Demir Çağı arasında böyle bir boşluğa rastlanmayan Gordion’da ‘Avrupalı’ varlığın ilk izleri 1. binyılın başından beri bulunmaktadır.

 

Tüm bunlara rağmen, bazı kaynaklarda Asurlu Tiglathpilesar I’in (MÖ 1112-1072) Muşkilere karşı, yukarı Dicle’de verdiği mücadelelerden bahsedilmektedir. Sargon II döneminde tutulan Asur kayıtları, Güneydoğu Anadolu’da, MÖ 717-709 arasında, Muşki kralı Mita’nın varlığından bahseder: kralın ismi o dönemdeki Frig hükümdarı ile bağdaşmaktadır (Midas II), ve Tyana’daki Eski Frigce metinler Muşkileri, Friglerin Doğulular tarafından verilmiş bir ad olarak dikkate almamız konusunda destekler.

“Si idosakor” yazıtlı tunç kase Ankara Anodolu Medeniyetleri Müzesi

Kaynaklar

Frigce korpusu diğer dillere göre kısıtlıdır (Almanca’da bu tarz parçalı diller Trümmersprachen olarak adlandırılır; örn; Trakça, Messapi dili, Lusitanya dili gibi) Bu dillerin tek bir güncel dil grubunda toplanıp sınıflandırılmasında sık sık zorluklar yaşanmaktadır. Diller hem gelenekleri bakımından eksik, hem de bizim bu diller hakkındaki bilgimiz çoğunlukla yalnızca isimler ve antik notlar olarak açıklanan izah kelimeleri ile sınırlıdır. Frigce epigrafik belgelerde, bazı anlaşılabilir yazıtlarda ve antik dönem yazarlarına ait çalışmalardaki bazı dolaylı izah kelimelerinde, özellikle İskenderiyeli Hesychius (MS 5. yüzyıl sonlarında) adlı sözlükbilimcinin çalışmalarında ve ayrıca bazı diğer edebi kaynaklarda görülmektedir. Bu nedenle dilin yapısını yalnızca çok geniş bir yolla yeniden yapılandırabiliriz. Frig yazıtları, Friglerin ilk ortaya çıktıkları dönemi takiben, iki gruba ayrılır: Eski Frigce ve Yeni Frigce. Eski Frigcenin epigrafik yapısı, bilinen en eski kanıtlarla MÖ 8. yüzyıldan 3. yüzyıla kadarki süreç içerisinde, büyük bir kısmı parça halinde korunmuş olan 250 adet belge içermektedir. Bu sayıya yeni buluntular, özellikle Vezirhan’da bulunan en uzun yazıt ile Dokimeion’dan gelen bir kitabe eklenmektedir. MS 1. yüzyıldan 3. yüzyıla kadarki süreç içerisinde tarihlendirilen Yeni Frigce bulgular çoğunlukla bir lanet cümlesi içeren söz dizileri olarak tanımlanmıştır. Frigce, eski kaynaklarda, en son olarak, MS 5. yüzyılda yer alır. Frigce bir metni parçalara ayırmak, Eski Frigcenin noktalama işaretlerinin düzensizliği ve Yeni Frigcedeki scriptio continua nedeniyle oldukça zor bir görevdir. Yine de akademisyenler bazı sözcüksel birimleri birbirinden ayırmayı başarmış ve bunlara anlam yüklemek mümkün olmuştur.YazılışıFrigcenin yazılışı çoğunlukla sağa doğrudur ancak sola doğru ve ters dönmeli bir çift yönlü yazı şeklinde de yazılır. Bu çift yönlü yazım şeklinde yazıda her satır veya harf ters çevrilmiş olarak da yazılabilir. Eski Frigce alfabede 17 çekirdek harf ve değerleri bilinmeyen bazı ek işaretler bulunur. Frigce yazının ortaya çıkışı göreceli olarak Grek alfabesinin ortaya çıkışıyla aynı döneme rastlar. Ancak Frigce yazı MÖ 8. yüzyıl başlarında zaten oluşturulmuş ve bu modelden tamamen ayrılmıştır. Frig alfabesinin uzun bir geçmişi vardır ve ilk ortaya çıkışı en erken MÖ 9. yüzyıla tarihlendirilir. Bilinen en erken tarihli Frigce belgeler, ilk Grekçe bulgulardan yarım yüzyıl erkene tarihlidir. Şüphesiz ki bu iki alfabenin ortaya çıkışında bir bağlantı vardır ancak kronolojik olarak önceliğin hangisinde olduğunu tespit etmek mümkün değildir.

Gezler Köyü mezar yazıtı (Afyonkarahisar’ın batısı); MS 1. yüzyıl sonu, (Brixhe - Neumann, Kadmos 24 (1985), 161-184 ve levha I-III.)
Gordion’dan Frig Ana Tanrıça kabartması Gordion Müzesi Yapı Kredi Yayınları

Eski Frigce

Daha önce de belirtildiği gibi, Frigler geniş zamana yayılmış iki büyük yazılı belge kaynağı bırakmışlardır; Eski Frigce ve daha geç tarihli Yeni Frigce. Claude Brixhe ve Michel Lejeune tarafından 1984 yılında bir araya getirilen Eski Frigce belgeler, geniş bir bölgeye yayılmıştı: 1. Büyük Frigya’nın batısına, Midas kentine, 2. Bithynia’ya, 3. Galatya, Gordion’a ve çevresine, 4. Boğazköy’e ait bir bölge olan Pteria’ya 5. Kapadokya’ya, antik Tyana kentine. Buralarda bulunan bazı objelerin nereden geldiği tam olarak bilinememektedir. Yazıtlar oldukça çeşitlidir: kült metinler, hükümdarlığa ait bir kraliyet bildirisi, kötü ruhlara karşı koruyucu olduğu düşünülen bir söz dizisi, mühürler, mülkiyet ve belki hediye değişimini gösteren belgeler. Gordion’da bulunan en eski belgeler (MÖ 8. yüzyılın başı) Frig tarihinin en ünlü dönemine rastlamaktadır. İlginç bir örnek Areyastis Yazıtı’ndan W-01b gelmektedir: yosesait : materey : eveteksetey : ovevin : onoman : daψet : lakedokey : venavtun : avtay : materey “Her kim kendi ismini bunun üzerine koyarsa (…) Ana[-Tanrıça] (=Ana’ya adanmış anıtın üzerinde) bizzat Ana tarafından lanetlenmiş olsun”.

Yeni Frigce

Hıristiyanlık döneminin başlarında, Frigcenin özel olarak bir mezar bağlamında ortaya çıkışına kadar, bir kaç yüzyıl boyunca Friglere dair herhangi bir bilgiye ulaşılmaz. Bu belgelerin neredeyse yarısı Grekçe-Frigce iki dilli metinlerdir ve genelde olası yağmacılara karşı bir beddua içeren kitabelerden oluşmaktadır. Buradaki söz dizilerinden yalnızca verilecek cezayı açıklayan bir koşul tümcesini anlayabiliyoruz (“her kim bu mezara bir kötülük yaparsa, o…”). Yeni Frigcenin konuşulduğu bölge Eski Frigceye oranla daha küçüktü. Roma dönemine kadar ardı arkası kesilmeyen Balkanlar’dan gelen kitlesel akınların yanı sıra -ki bu akınlar yalnızca kuzeybatı bölgeleri etkileyebiliyordu- iki olayın, bölgenin dilsel durumu üzerinde derin etkisi olmuştur: Makedon istilası ve Galatça konuşan Keltlerin kuzeydoğudaki bölgelere yerleşmesi. Dilsel olarak Frigyalı elitler kısa sürede Yunanlaşmış ve Frig dili değer kaybederek yalnızca kırsal bölgelerde varlığını korumuştu. Eski Frigcenin kullanıldığı dönemde, özel ve kamusal, kutsal ve seküler, tüm yazılı kaynaklarda karşımıza çıksa da, Yeni Frigce döneminde, dil yalnızca kutsal bir etkinlik alanıyla “kolonize” olmuş halkın dili olarak sınırlandırılmıştı. Yeni Frigce yazıtlardan bir örnek: ιοσ νι σεμον κνουμανε κακον δακετ αινι μανκα τιετιττετικμενοσ ειτου “her kim bu mezara ya da anıta zarar verirse, o lanetlensin”.

Areyastis Anıtı (Küçük Yazılıkaya), Midas Vadisi Yapı Kredi Yayınları

Fonetik

Eski Frigce sesli harf sistemi nispeten tutucudur. Nicelik karşıtlığı korunmuştur. Kalıtım yoluyla gelen uzun sesli harfler büyük olasılıkla niteliklerini korumuşlardır; *ē’nin *ā ya dönüşümündeki istisna dışında. Kısa sesli harfler ise görünüşte sabit kalmıştır. Buna göre sistemde 5 kısa ünlü /i, u, e, o, a/ ve dört uzun ünlü /ī, ū, ō, ā/ bulunur. Eski Frigceden Yeni Frigceye geçişteki en önemli dilsel değişim, nicelik karşıtlığının elenmesi olmuştur. Ön-Hint-Avrupa sesli harflerindeki hecelendirmeden gelişen ünlü harfler, bazı bağlamlarda bir [a] tınısı alır. Örneğin; materan ‘anne’ ya da onoman (‘isim’ W-01b) belirtme durum eki *-’ye eklenen –an eki gibi. Bu tarihsel bakış açısıyla, Frigce sessiz harflerin bazıları sorunludur. Uzun bir sure boyunca Frigcede bir ünsüz değişiminin bulunduğu düşünülmekteydi: Ön-Hint-Avrupa dillerindeki soluklu okunan (h sesiyle telaffuz edilenler) harfler, bu özelliklerini kaybetmiş, sesli duraklar sessiz, sessizler ise soluklu hale gelmiştir:  *dh > d, *d > t, *t > th. Ancak bu varsayımdan vazgeçilmiştir. Frigce yalnızca sesli soluklu harflerin sesli soluklu-olmayan harflere dönüşümünü gösterir ancak bu dönüşüm pek çok dilde görülmekte ve bir ünsüz harf değişimi olarak sayılmamaktadır. Burada söz edilmesi gereken bir diğer nokta; ön ünlülerden önce gelen dilüstü ünsüzlerindeki durakların damaksıllaşmasıdır: *k > /tç/ örneğindeki dönüşüm <↑> grafik işareti ile gösterilir ve /c/ sonucunu verir. Eski Frigce yalnız bir sızmalı harf /s/ içerken, Yeni Frigce /s/ ve /z/ arasındaki fonetik karşıtlığı gösterir. /m/ ve /n/ arasındaki karşıtlık bazı hece veya kelimelerin sonunda etkisiz hale gelir (/N/ baş sesbiriminde olduğu gibi). Yeni Frigcede son geniz sesi kaybolur (böylece Eski Frigcedeki materan yerine *materan gelir). Bazı akademisyenlere göre, bir başka tipik özellik Ön-Hint-Avrupa dillerindeki dudak ve damaktan telaffuz edilen seslerin düzleşmesidir: κε < *kwe ‘ve’.

Biçimsel Söz Dizimi

Frigcede dört biçimsel durum (yalın, belirtme, genitif (tamlayan), yönelme-yerlik), üç cinsiyet (eril, dişil, neutrum (nötr)) ve iki sayı (tekil ve çoğul) bulunur. İsim için, intra-paradigmatik bir ses değişimi korunmuştu (Grekçede olduğu gibi): yalın ve belirtme halindeki matar, materan “anne”. Yönelme durumunun çoğul eki *-si Grekçe ve Arnavutça arasındaki ünlü eş dillilik çizgisini oluşturur (örneğin; Mikence do-e-ro-I ‘kölelere’ /doheloihi/ < *-oisi, Arnavutça çoğul eki –sh, örneğin malesh ‘dağlarda’, posh-të ‘aşağıda/altında’< *pēd-si). Yeni Frigcede ζεμελωσ κα δεως “insanlara ve tanrılara”, τευτωσι “toplumlara”.

Biçimsel bakış açısıyla, Frigce fiiller, fiil çekimlerini, sesi ve modu ayrıştırır ve üç kişi ve iki sayı ile bükümlü son ekler alır. Geçmiş zaman -e- ekiyle oluşturulur ve üçüncü tekil şahıs –s ekini alır (e-dae-s / ε-δαε-ς ve bileşikler en-e-parke-s / εν-ε-παρκε-ς). Mükemmellik kökü pekiştirme ile ayırt edilir ve τε-τικμενος, γε-γαριτμενος ortacında görülür.

Haber kipinin yanında yer alan dilek kipinin işareti, bir dilek ya da arzuya işaret eden ve üçüncü tekil şahısta kullanılan bir gramer kuralıdır, örneğin; kakoioi, kakuioi “zarar verebilir”. Fiil sisteminde aktif ve pasif ses arasında bir karşıtlık vardır: αδδακετ / αδδακετορ (addaket - addaketor), αββερετ / αββερετορ (abberet - abberetor). Eski Frigcedeki üçüncü şahısa eklenen orta ekin sonu –toi (Yunancada ve Mikencede e-ke-jo-to (-ntoi için), Arkadcada -τοι) iken, Yeni Frigcede aynı kişi ve sayının eki –tor’dur. Sözdizimsel konularda ise, Frigce yazıtlar, kendilerine özgü bağlam ve stillerde bizim yalnızca sınırlı olarak sonuçlara ulaşmamızı sağlarlar.

Dilsel İlişkiler

Çeşitli dillerin birbirleriyle temasa geçtiği bölgelerde dilsel aktarımlar gerçekleşebilir. Frigcede aralarında Anadolu dillerinin de bulunduğu diğer Ön Asya dillerinden alınmış kelimeler mevcuttur. Yine de Frigce dikkat çekici bir biçimde kendi anayurdunda soyutlanmıştır. Frigce ve Grekçe arasındaki ilişki Midas’ın unvanlarında görülebilir: Midai +lavagetai vanaktei sözlerinde yer alan iki işlev, Mikenlere ait Grekçe belgelerde de görülür (lawagetas, wanax). Frigce, Galatçadan da Βωδορις özel ismi ile “toplum” anlamına gelen τευτους / τευτωσι sözcük birimini almıştır. Kişi adları Eski Frigceden Yeni’ye geçişte sabit kalır ancak Hititçe-Luvice kökenli isimlere daha sık rastlanmaktadır. Yunanlılardan farklı olarak, Frigler yalnızca tek-köklü özel isimler kullanırlar. Tipik Frig isimleri arasında; Ates, Eies, Iktes, Tiyes, Tolos, Vasos, Voine(s) yer alır. Ayrıca Ata(s), Baba, Mama gibi yansımalı sözcükler de bulunur.

Sonuç

Frig kelime dağarcığı, Frig tarihinin çeşitli aşamalarını yansıtır: Anadolu dillerini konuşan bir bölge, erken bir Yunan etkisi, Pers İmparatorluğu ile birleşme, yenilenmiş bir Yunan etkisi (Helenistik dönemde), ve son olarak Keltlerin gelişi ve burada kendi devletlerini kurmaları. Görüldüğü gibi Frig dilinin keşfi hala devam etmektedir. Dilin pek çok yönü malzeme yetersizliği nedeniyle eksik olarak tanımlanmıştır ancak yeni yazıtların keşfinin hızlanmasıyla bu durum değişmektedir.

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız