Hasan Dağı'nın Gölgesinde Gizli bir ören Yeri: Viranşehir/Mokissos Antik Kenti

Eşsiz yer şekilleri ve doğal güzellikleri, 6. yüzyıldan 13. yüzyıla uzanan kaya kiliseleri ve duvar resimleri, yeraltı şehirleri ve özellikle de son yıllarda sosyal medya ağlarının vazgeçilmez imgelerinden sıcak hava balonlarıyla eş anlamlıdır Kapadokya bölgesi. Çok sevilen ve artık iyice tanınmaya başlayan bu gizemli coğrafyanın belki de en az bilinen ve neredeyse hiç el değmemiş yerlerinden biri de Aksaray kentinin gölgesinde serinlediği, tüm heybetiyle yükselen Hasan Dağı'dır.

İşte bu görkemli dağın kuzey yamaçlarında, Aksaray kent merkezine sadece otuz kilometre uzaklıktaki Helvadere beldesinin iki yüz metre kadar üstünde, 1500 metre rakımdaki korunaklı vadide gizlenmiş sıra dışı arkeolojik kalıntılar bulunuyor. Bu örenyeri doğal bazalt bloklarıyla inşa edilmiş konutlarve düzgün kesme  taştan anıtsal mezarlar, kiliseler ve sarnıçlardan oluşuyor. Tarihi kalıntılar yerel bellekte ‘Viranşehir’ yani ‘yıkık, harap şehir’ adıyla yer etmişolmasına rağmen aslında Kapadokya bölgesinin günümüze kadar en iyi korunmuş ve en büyük Doğu Roma kentine ait.

Viranşehir kalıntıları bilim dünyasında ilk olarak 19. yüzyıldaki batılı seyyahların gezi anıları ve 20. yüzyılın başlarındaki bilim adamlarının araştırma raporları sayesinde tanınmaya başlar. Başlangıçta Viranşehir yerleşiminin Nora ya da Neroassos adıyla bilinen Helenistik Dönem kalesi olduğu düşünülür. Uzak geçmişe dayanan bu Nora ismi günümüz halk tasavvurunda ve bölgesel yayınlarda hala Viranşehir harabeleriyle bağdaştırılsa da, aksi bilimsel veriler nedeniyle bu şüpheli yer saptaması bilim dünyasında genel olarak kabul görmez. Bununla beraber, Viranşehir harabelerinin tarihi kimliğinin tespitinde en akla yatkın gözüken buranın altıncı yüzyıla tarihlenen Mokissos adlı bir Bizans kenti olduğu görüşüdür.

1930’lu yıllardan günümüze kadar konunun uzmanları arasında geçerliliğini koruyan bu sav Bizanslı vakanüvis Prokopios’un anlatımına dayandırılır. Yazar, kenti ve kuruluşunu aşağıdaki satırlarla betimlemiş: Kapadokya'da, ovada Mokissos adında bir kale vardı, o kadar haraptı ki, kısmen yıkılmış, kısmen de yıkılma tehlikesi altındaydı.İmparator Iustinianos bunu tümüyle yıktırdı ve kalenin batısındaki dik, çok yüksek ve ulaşılması güç yere dev bir sur inşa ettirdi. Ayrıca çok sayıda kilise, imaret ve halka açık hamamlar ve kentin zenginliğini yansıtan başka yapılar inşa ettirdi.  Mokissos daha sonra Metropolis mertebesine de yükseltildi ki Romalılar geniş bir bölgenin en önemli kentini böyle adlandırırlar (Proko-pios, 5.4.15–18).

Kent, Hasan Dağı’nın parazit (ikincil, yan) kraterlerinden birinin doğal erozyonla dolması sonucu oluşmuş yüksek vadinin içinde yer alıyor. Vadi kuzey-güney yönünde 1000 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğinde uzanıyorsa da kuzey ucunda aynı vadinin daha kısa bir diğer kolu kıvrılarak 300 metre batıya kadar gidiyor. Antik kente bugün batıda, doğuda ve kuzeyde bulunan dik yamaçlı üç adet dar geçitten giriliyor. Bunlardankuzeydeki günümüzde kullanılan Demir  Kapı geçidi ancak kentin orijinal girişi değilmiş. Bu görevi çok daha sonra, 17. yüzyıldan itibaren, Geç Osmanlı Döneminde, Viranşehir’in aşağısında bugünkü Helvadere kasabasının kurulmasıyla üstlenmiş. Gerçekten de ‘Demir Kapı’ ve yakın çevresinde, 6. yüzyıl ya daöncesine tarihlendirilebilecek herhangi bir kalıntı izine rastlanmıyor. 1900’lerin başlarında Helvadere halkı arasında Viranşehir’in bu kuzey girişinde daha sonra sökülerek İstanbul’a götürülmüş devasa bir ‘Demir Kapı’ bulunduğu inancı hakimmiş. Aslında farklı stratejik ve sembolik boğaz geçitlerinde efsanevi bir ‘Demir Kapı’nın varlığına dair bu inanç sadece Helvadere’ye özgü değil, Orta Asya (eski Türkçede Tämir Kapīy) ve Doğu İslam dünyasındaki (Farsça Derbend-i  hanīn; Arapça, Bāb al-Ḥadīd) birçok medeniyet arasında da çok yaygın.

Eski çağlarda kente sadece doğu ve batıda bulunan kapılardan girilirmiş. Eğimin daha yumuşak olduğu ana vadinin batı yamaçlarında, doğu-batı aksında, vadi merkezini dik açıyla kesen dört adet yan vadi girişi yer alıyor. Kalıntılar 200 hektardan (yaklaşık 2000 dönüm) biraz daha geniş bir alana yayılıyor ancak özellikle vadi tabanına bakan yamaçlarda yoğunlaşıyor (yaklaşık 50 dönüm). Doğal bir çanağın içinde kurulmuş olması nedeniyle akropolis ve kuzeybatıdaki kale dışında Mokissos kenti aşağıda uzanan ovadan neredeyse hiç görünmüyormuş. Mokissos ızgara kent planına, yani birbirleriyle dik açı yaparak kesişen doğrusal caddelerden ve dörtgen yapı adalarından oluşan antikçağ kent planına sahip olmadığı için şehri çok bilinen antik kentlerle karşılaştırmak pek mümkün değil. Şehir planını belirleyen iki önemli faktör olağan dışı peyzaj ve kenti savunma önceliğiymiş. Çünkü bu kentin etrafını saran tepeler doğal bir sur duvarı oluşturuyormuş. Yoğun yapılaşmaya sahne olmuş kentte yerel taşlarla kabaca inşaedilmiş düz damlı veya kubbe-tonoz örtülü yaklaşık 1000 konut; 6. yüzyıl yerleşiminin kalıntıları arasında ayakta kalmış ve onun öncesi Roma Dönemine ait bir nekropolisin (antik mezarlık) parçası olan 50’den fazlaanıtsal pagan mezarı; kuzeybatı tepede askeri yapılar barındıran ve surlarla çevrili bir akropolis (antik kentlerde şehrin en yüksek noktasında bulunan surlarla çevrili bölüm); kentin merkezinde iki büyük, iki küçük kilise ve psikoposluk konutu olarak Kara Kilise (Kilise 2), güney duvar tanımlanabilecek birbirleriyle bağlantılı bir dizi binadan oluşan oldukça harap durumdaki dini kompleks; vadinin batı yamaçlarında yerel ağızda Kemerli Kilise, Kara Kilise olarak adlandırılan göreceli iyi korunmuş iki büyük kilise ve yerleşimin neredeyse her tarafına yayılan 25'ten fazla irili ufaklı kilise bulunuyor.

Bütün bu yapılar muhtemelen 6. ve 7. yüzyıllarda inşa edilmişler, bundan sonraMokisos’un politik ve askeri gücü tükendiği için daha sonraki yüzyıllarda inşa faaliyetleri yavaşlamış ya da tamamen durmuş. Sadece, olasılıkla 10. ve 11. yüzyıllarda devam eden nadir inşa ve tamir çalışmaları az sayıdaki kilisede ve kentin  dışındaki iki manastırda göze çarpıyor. Viranşehir’deki yapılar, tamamen yığma taş yapım tekniğiyle inşa edilmiş. Ana yapı malzemesi yerel bazalt taş olmakla birlikte, çoğunlukla kaba taş bloklarla, kısmen de kesme taş bloklarla inşa edilen yapılara rastlanıyor. Yapılarda kemer, tonoz, kubbe-tonoz, apsis gibi yapı bileşenleri kullanılmış. Viranşehir'deki yapıların mimari karakteri, Anadolu'da da sıkça görülse de, şehircilik anlayışı bakımından kendinden önceki Anadolu kentlerinden farklı ve özgün. Aynı zamanda, 4. ve 5. yüzyıllar boyunca Roma şehirciliğindeki çarpıcı değişimler için güzel bir örnek oluşturuyor.

Bu dönem sonrası Bizans kentleri Mokisos’un gözler önüne serdiği bu şehircilik modelini izlemişler. Yukarıda Mokisos’tan bahseden ünlü Bizanslı tarihçi Prokopios'un kentin kuruluşuyla ilgili izlenimlerini aktarmıştık. Yazar İmparator I. Iustinianos’un Kapadokya’daki Mokissos isimli yıkılmış bir phourionu (kaleyi) bir kente ve metropolise (bölgesel başkent) dönüştürdüğünü söylemiş. Ancak kentin adının geçtiği farklı birçok tarihi kaynak bulunuyor. Örneğin Bizans Kilisesi’nin 553 yılında topladığı konsilin (kilise konseyi) resmi kayıtlarında Mokisos’a başkent olma hakkı verilmesinin yanında aynı zamanda isminin Iustinianopolis (Iustinianos’un kenti) yapıldığı söyleniyor. Daha erken tarihli bir diğer konsil toplantısı kaydı da kentin başkent statüsü almasıyla birlikte piskoposluk merkezi olduğunu ve Iustinianopolis’in Kapadokya II bölgesine ait olduğu belirtiyor. Bizans Kilisesi’nin Kapadokya II adlı idari bölgesinde yeni başpiskoposluğun kuruluşuyla birlikte aynı bölgenin resmi olarak 535 yılında ikiye bölünmesiyle birlikte Kapadokya II bölgesinin kuzey ve batı eyaletleri Mokissos metropolitliğine bağlanırken, güney eyaleti Tyana (Kemerhisar, Niğde) piskoposunun kontrolü altında kalmış. Mokissos böylece Kapadokya III adıyla anılan ve Kızılırmak'ın güneyine uzanan yeni kilise idare bölgesinin metropolitliği, yani başkenti haline gelmiş, ancak siyasi olarak Kapadokya II bölgesinin yetki sınırları içinde kalmaya devam etmiş. 

Doğal tahribata ve insan eliyle verilen zararlara rağmen Hasan Dağı inatla ve umutla ama biraz da küskünce bağrında saklamış binlerce yıl boyunca kadim geçmişe sahip bu müthiş kenti. İşte bozkırın efendisi Hasan Dağı'na ve tabi ki Anadolu kültürü ve doğası sevdalılarına müjdeyi yaz aylarında Kültür ve Turizm Bakanlığımız verdi. Viranşehir’in bu olağan dışı kültürel ve arkeolojik mirasının ortaya çıkartılması ve korunmasının yanında, tarihin insanla buluşturularak farkındalığın artırılmasına yönelik bir projeyi hayata geçirmek için start verdi Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı. Bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle, Aksaray İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde ve Aksaray Tonoz parçası Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü Başkanlığında, uzman akademisyenler, mimar ve mühendislerin de katkısıyla 7 Ağustos - 4 Eylül tarihleri arasında yoğun bir arazi çalışması yapıldı Viranşehir kalıntılarında. Bu çalışmalar 2021 yılında başlatılması planlanan Viranşehir, Mokissos (Nora) arkeolojik kazısı, koruma ve restorasyon uygulamalarının teknik ve bilimsel altyapısının oluşturulması ve aynı zamanda örenyerinin ziyarete uygun hale getirilmesine yönelik faaliyetlerdi. Arkeolojik kalıntıların korunması ve ziyaretçilerle buluşturulması kapsamında, 1500 metrelik bir gezi güzergâhı oluşturuldu ve temizlendi, bu güzergâh üzerindeki sekiz noktaya hazırlanan Türkçe ve İngilizce bilgilendirme tabelaları ve haritalar yerleştirildi, örenyerinin giriş kapısı, giriş ve yönlendirme tabelaları hazırlanarak yerlerine yerleştirildi.

Bilimsel ve teknik çalışmalar ise kentin şehir dokusunun araştırılması, dijital fotogrametrik yöntemlerle yaklaşık iki yüz hektarlık alanın 1/1000’lik halihazır haritasının oluşturulması ve üzerine karelajla-rın giydirilmesi, yüksek çözünürlüklü ortofotolar üzerinden mimari çizimlerin hazırlanması ve bu çizimlerin yersel tekniklerle (robotik total station, GNSS, Ergo-Field) bütünlenmesi amacıyla gerçekleştirildi ve hala bilgisayar başında devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve

Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün sağladığı ödenekle gerçekleştirilen bu çalışmalara AISIN Otomotiv Parçaları Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve SMS Global Akaryakıt Lojistik Ltd Ş. ve Kapadokya Dostları Derneği de maddi destek sağlamış, böylece devletimiz ve özel sektörümüz el ele vererek Hasan Dağı’nın onlarca yıllık küskünlüğüne son vermiş oldu. Devamının gelmesi dileğiyle...

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Roma’da Kölelik

“Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan kimse, kul, esir” olarak tanımlanan “köle” kelimesi, Latince’de ise servus kelimesine karşılık gelmektedir. Romalılar insanları özgürler (liberi) ve köleler (servi) olarak ikiye ayırmışlardır. Ancak Roma hukukunda özgürler de kendi içinde ingenui (doğuştan özgür olanlar) ve libertini (azatlılar) olarak ikiye ayrılmaktadır.

SON İÇERİKLER

Bir Neolitik Yerleşim; Gre Fılla

Dicle Nehrinin kollarından Ambar Çayı üzerine kurulan barajdan etkilenecek olan Gre Fılla’da 2018 yılından beri ...

Aktüel Arkeoloji Dergisi 87. Sayı, "Antik Dönemde Propaganda"

Antik dünyada bir karşılığı olmayan “propaganda” kelimesi, 16. yüzyılın sonunda Latince “propagare&rdq...

Herakles'in 12 Görevi Syedra'da

Kilikya Bölgesi’nin batı sınırını oluşturan Syedra Antik Kenti, Antalya ili, Alanya ilçesi Seki köyü s...