Hitit Dili ve Yazısı

Tanrılar ve Tapınaklar Ülkesi Hatti

Çiviyazısı öğrenmenin yolu klasik metinleri kopyalamaktı ve bu yöntem ve yönelişle beraber Sumerce ve Akadça da Anadolu’ya girdi. Hitit elçilerinin kullandığı yazı olan Akadça, yazışmalar, diplomatik haberleşme ve antlaşmalarda pratik kullanım sağladı. Okuryazarlık sanatında eğitim, Akad ve Sumer dilinde öğretimi de gerektirirdi. Çiviyazısının alınması sürecinde Hititli alim ve yazmanların Akadçayı, Sumerceyi öğrenmeleriyle ve Sumer-Babil geleneğindeki belgelerin incelenmesiyle çalışmalar başlatılmıştır.

Yazılıkaya Hattuşa Fotoğraf : Aykan Özener

Tapınaklar gizli kitaplardır” ve büyük kapılarının arkasında, tavanlarını sütunların tuttuğu dev salonların gölgesinde yaşar. Ölümsüzlük, Anadolu’nun dağlarında, nehirlerinde, eşsiz bir gökyüzünün maviliği ve saflığında, "Fırtına Tanrısının" şimşeklerinin parıltısıyla bereketlenmiş topraklarındaki dağınık mezarlarındadır.

Amacım, eski Tavium kentinin yerini bulmaktı. Bütün ipuçları, bu kentin eski Halysin (=Kızılırmak) kıyısında verimli bir bölgede bulunması gerektiğini gösteriyordu. Her ne kadar eksik şeyler idiyse de ben, yine kervanımı 28 Temmuz 1834te harekete geçirdim. … Kuzeye gidiyorduk.

Tepeden tırnağa eski Taviumu bulmak düşüncesiyle yüklüydüm; bu harabelerde bir Jüpiter tapınağını, yanı başında Strabon'un anlattığı düşkünler yurdunu göreceğimi umuyordum… Ama bir süre sonra bütün düşüncelerden vazgeçmek zorunluluğunu duydum. Burada Roma çağlarından herhangi birine yerleştirebilecek cinsten hiçbir yapı yoktu. ...

Harabelerdeki bu kendine özgü ve görkemli karakter, şehre tarihsel adını vermeye kalkıştığımda beni olağanüstü sıkıntılara uğrattı…”            

                                                                                                                                                 1834 - Charles Felix-Marie Texier (1802-1871)

Texier’in, bir zamanlar Babil ile Teb’e denk bir siyasal gücün merkezi olmuş bu kentin “Tanrılar ve Tapınakların Başkenti Hattuša” olduğunu bilemediği bu harabeler bugünkü Boğazköy olan Hattuša idi.

Bin Tanrılı Halk” Kimlerdi? Hitit Adı Nereden Gelmekteydi?

MÖ 2. bin Anadolu'sunun bilinen en eski adı, Kızılırmak kavsi içinde (bugünkü Çorum ili sınırlarında) bulunan Boğazköy yani “Hattuša”, Hititlerin başkenti iken; tüm Anadolu toprakları “Hatti Memleketi” idi ve MÖ 700’lerde ortadan kalkan “Geç Hitit Şehir Devletleri” Dönemine kadar (Kuzey Suriye de dahil) bu topraklar yaklaşık 1000 yıl Hatti” olarak yazılı belgelerde tanımlanarak anıldı.

Halep ve Hama’da (Kuzey Suriye) bulunmuş Anadolu Hiyeroglifli Luvice yazıtların, Mısır ve Asur yazılı belgeleri ile Tevrat’ta adı geçen “Hititler”e ait olduğunu A.H.Sayce 1876’da öne sürmüştü.

Hitit adı: Bugünkü ad şekilleri Tevrat’ta İbranice 48 kez görünen:

ḥēt. ( חֵת ) kökünden türeyen ittî ( חִתִּי ) (Nisbe): 1. ittît (חִתִּית) (Dişil Tekil) 2. ittîm (חִתִּי) (Eril Çoğul), ve 3. ittîyōt (חתִּיֹּת) (Dişil Çoğul)

LXX χετταϊοι (Yunanca: khettaioi), Latince Hethaei formları ve adın kök orijini Het, ΧÉT, Heth’e dayanmaktadır. Eski Fransızcada geçen Hétéen yazılımı Yunanca ve Latince şekillerine yakındır (Türkçedeki Hititler için, eskiden kullanılan “Eti(ler)” Eski Fransızcadan baştaki “H” seslendirmesinin muet-okunmazı ile kullanılmıştır). Oysa Fransızca ve İngilizce olan Hittite, İtalyanca (H)ittito veya eteo şekli kök hecede İbranice vokali muhafaza etmiştir. Almanca Chetiter ve Hettiter şekilleri yerleşememiştir. Daha çok kullanılan Chethiter şekli Martin Luther’in, J.Mentel tarafından 1466’da yapılan Kutsal Kitap’taki Heth çevirisine gitmektedir.

Hittim, İbranilerin “Hititlileri bir halk” olarak adlandırmasıyla, Het ise Hititlerin Boğazköy belgelerindeki Akadça HATTI ve Hititçe Hattuš(a) udne = Hattuš(a) KUR “Hattuša Memleketi” tanımıyla ile bağlantılıdır. Hititler, Eski Asur belgelerindeki Hattuš yazımını (MÖ 1650’lerde başkent Hattuša olunca) isim çekimini yapabilmek için –a ekleyerek Hattuša yapmışlardır. Hititler kendilerine (Sumerce) DUMU/MEŠ KUR (URU)HATTI “Hatti (Şehri) Memleketinin İnsanları”; Anadolu toprakları için de KUR URU.BABBAR-TI “Gümüş/Hatti Memleketi” yazımı ile ilgi çekici bir nitelendirme ve tanım kullanmışlardır.

Bu tanımlama Eski Yakındoğu ve Mısır’da (Ht = Heta) genellikle mat Hatti “Hatti memleketi (ve onun insanları)” kullanımıyla anılmıştır (Mısır MÖ 1550-1300: hît, ht; Asurca MÖ 13. yüzyıl: Hattû; Ugarit’te MÖ 14. yüzyıl: htj, ht “Hititli”). MÖ 1180’lerde Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Mezopotamya ve Suriye’de Hatti adını (Hitit çivi yazısı ve Hitit dilinin yerine Anadolu hiyerogliflerine uygulanan Hiyeroglif Luvicesini kullanan/konuşan) Geç Hitit devletleri ve özellikle Kargamış Büyük Krallığı HATTI (REGIO) “Hatti Memleketi” olarak kullanmışlardı. Asurlularda ise Hattû veya Hataya “Hititli” etnik belirlemesiyle, MÖ 1. bin Suriye’sinde yaşayan Aramiler ile Luvice konuşan/kullanan halk birbirinden ayrılmaktaydı.

MÖ 13. ve 12. yüzyıllarda Asur kaynaklarında Hattû olarak, tıpkı Tevrat’taki gibi aynı coğrafi bölgeye, yani Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’ye işaret etmektedir. Ancak, ‘Tevrattaki Hititler’ ile 2. bindeki imparatorluğun yıkılmasından sonra, Güney-Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de kurulmuş olan (Aramileşmiş) “Geç Hitit Devletleri” ve kavminin kastedildiğini belirtmek gerekir.

Eski Ahit’te İbraniler Vaat edilmiş Topraklar”a girdikleri zaman, Filistin’de karşılaştıkları birçok kavimden birinin de Hititler olduğu ifade edilir. Tekvin 15:19-21’de, sözü edilen tanıdık kavimler listesinde: Keniler, Kenizziler, Kadmoniler, Perizziler, Refalar, Amoriler, Kenanlılar, Girgaşiler ve Yebusiler’in yanında Hititler de yer alır. Yeşu 3:10’da: Kenanlılar, Hiviler, Perizziler, Girgaşiler, Amoriler, Yebusiler ve Hititlerden söz edilmektedir.

Orta ve Batı Anadolu, Kuzey Suriye ve Ege’de yaygın olarak kullanılan mızrak ucu tipinin, kesin olarak tarihlenebilmiş bir örneği, Kaneş/Neşa höyüğünde bulunmuştur. Höyükte bulunan en önemli silah olan mızrak ucu, Kaneş ve Neşa’nın aynı şehir olduğu açıkça anlaşıldıktan sonra artmıştır. Çiviyazısıyla yazılmış olan Akkadca yazıt “É.GAL A-ni-ta ru-baim / Kral Anitta’nın Sarayı” gövdenin alt yarısının sol yanındadır. Ay sembolü Anitta adının “A” ve “ni” işaretlerinin yanına yapılmıştır. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

16. yüzyıldan itibaren

Hattuša Hititlerin başkenti. Aynı adla anılan Hitit Krallığı “Hattuša (ülkesi)” Anadolu dışında (Suriye, Mezopotamya, Mısır), Akadça karşılığıyla “Hatti” olarak anılır.

1180 (±)

Yıkılan Hitit İmparatorluğu’nun yerini Tarhuntašša ve Kargamıš Büyük Krallıkları alır.

740’tan itibaren

III. Tiglatpileser (745-727) ve II. Sargon’un (721-705) aldıkları, Suriye’nin “Hitit” ve Arami devletleri, Asur Krallığına eyalet olarak katılır.

Yazı ve Dil = İktidar ve Güç

Geç Bronz Çağının “4 Büyükler”i, Babil, Mısır, Mitanni ve Hatti; Eski Yakındoğu’da hakim en büyük güçler idi. Bunlardan Hatti, birçok kültürün ve farklı diller konuşanların bir araya gelip kaynaşmasıyla bu güçlü imparatorluğu oluşturuyordu.

Güç ve iktidar sembollerini ve rollerini, iktidar ve gücün kullanılması ile ilgili en eski Hitit bilgilerini “Anitta Metni”nde görmekteyiz.

Eski Anadolu’da Hitit varlığının izleri MÖ 2. binyıl başlarına kadar uzanmaktadır. Hitit çiviyazılı metinleri MÖ 17-12. yüzyıllara aittir ve 30 binin üzerinde çiviyazılı tabletin (ve fragmanın) içerik bakımından genel konuları şunlardır:

Çoğu kültle ilgilidir (dini metinler kendi içinde: Efsaneler, dualar ve ilahiler/şarkılar, bayram tasvirleri ve törenler, ilahileştirme raporları, cenaze törenleri, doğum-ölüm-kurban-telafi-çağırma-aydınlanma ritüelleri, adak metinleri, büyü() ayinler, kült-envanterleri, listeler gibi). Bunun yanı sıra kralın güç ve iktidarını kullanması ile ilgili metinler vardır (: Antlaşmalar, direktifler, tarihi metinler, yıllıklar, krali mektuplar, fermanlar, buyruklar, kronikler, bağış belgeleri, vasiyetname, otobiyografi, savunmaname (apoloji), tanrıya methiye (aretoloji)). Mitolojik metinler, yasa ve dava veya idari metinler ile sözlük metinleri oldukça azdır. Bazı (henüz) sınıflandırılmamış/adlandırılmamış metinler de vardır. Özel mektuplar, faturalar, satış antlaşmaları nadirdir. Ayrıca, ticari belgelerin yokluğu da zorluk çıkarır. Oysa bunlar birçok konuya açıklamalar getirebilirdi.

1986 yılında Sfenksli Kapı bölgesinde bir taşın altında tesadüfen bulunan “Bronz Tablet”in bilinçli bir amaçla gömüldüğü düşüncesi de ilgi çekicidir.

Bin Tanrılı Halkın 2 Yazısı ve 8 Dili”:

İki yazım sistemine sahip bir (“bigraf”) devlet olan Hititler, tabletlere Hitit çivi yazısını; mühürler, kaya anıtları, taş blokları, bazı kap ve çeşitli nesnelere de Anadolu Hiyeroglifleriyle Hiyeroglif Luvicesini uygulamışlardır.

Hatti’nin en önemli dili, günümüzde Hititçe olarak anılan Neşaca/Neşa Dili, Hitit devletinin kurucularının kullandığı ve resmi dil olarak yazıya geçirilen Hint-Avrupa dil ailesinin köken olarak bilinen ilk ve en eski üyesidir.

Hitit çiviyazılı metinlerde, Hitit dili nešili ve našili “Neša dili(nde)” veya nešumnili “Nešalının dili(nde)” olarak adlandırılır. Neša, Ethnikon nešumna “=Neşalılar” kelimesinden türetilmiştir. Bu, Neša şehrine açık bir referanstır ve Hitit tarihi de Hitit’e (kayıtlarına) göre, Neša Kralı Anitta’nın fethi ile başlatılır. Neša ise Anadolu ile ticaret bağını kuran Asurlu tüccarların merkezi (bugünkü Kayseri yakınlarındaki Kültepe) Kaniš’tir. nešili ve nešumnili gibi terimleri kullanarak, Hititler kullandıkları kendi dilini Anadolu’da bulunan ve kendilerinin yazıya geçirdikleri diğer dillerden ayırt etmek için halkların adlarını ve dillerini tanımlamıştır: Hatti Dili: “hattili”, Luvi Dili: “luvili”, Pala Dili: “palaumnili”, Hurri Dili: “hurlili”, Babil Dili: “babilili”.

Hitit memleketinde Hititçenin yanında Batı ve Güney Anadolu’da yaşayan Luvilerin dili Luvice ve (Batı) Karadeniz bölgesindeki Palaların dili Palaca da Hint-Avrupa dilleridir. Bu üç dili konuşanların atalarının Anadolu’ya Kafkaslar bölgesinden MÖ 3.binin sonlarında göçle geldikleri veya (son zamanlarda) Anadolu’nun yerli halkları olabilecekleri teorisi de düşünülürken; bu tartışma, Hint-Avrupa dilleri ve halklarının 3.binyıldan beri Anadolu’da yaşadıkları görüşüyle Hint-Avrupa kökenli Erken Anadolulularının (büyük olasılıkla) en geç 2300’lerde Anadolu’ya göç ettikleri yönünde devam etmektedir.

“Nehre Bırakılan Çocuklar” motifi: Önce Akadlı Sargon – sonra Nešalı Çocuklar ve sonunda da Musa:

Bahsedilen bu göç, Boğazköy’de bulunan “Zalpa Öyküsü” olarak adlandırılan MÖ 16. yüzyıl metnindeki Efsane ile yorumlanmak istenmektedir:

Neša kraliçesi bir yılda 30 erkek çocuk doğurup, onları yağ ile yalıttığı sepetlere koyup nehre bırakması, nehrin bebekleri Zalpa memleketindeki denize kadar taşıması, denizden çıkarılan oğulları “tanrıların büyütmesi”, yıllar sonra kraliçenin 30 kızı olması ve onları “kendisinin büyütmesi”, 30 erkek çocuğun büyüdükten sonra yine Neša’ya geldikleri anlatılır.” Efsanenin tarihi gerçeklerle değerlendirilmesi ve yorumlanmasıyla, Zalpa’da “tanrıların büyüttüğü 30 oğul”un doğdukları şehir olan Neša’ya geri dönüşlerini “göç” olarak değerlendirmek de olasıdır.

Neden kendi içindeki 'Eski Asur çiviyazısı'nı değil de uzaklardaki 'Eski Babil çiviyazısı'nı kullandılar?

Prenslikler döneminde Anadolu’da zengin bir kültüre sahip yerli halk Hattiler vardı ve daha sonralarında Hititler kendilerine “Hattinin oğulları” diyerek övünçle adlandırıp tanımladı.  

MÖ 1650’lerde Hitit Devletinin başkenti Hattuša’da Hitit çiviyazısı ve dili kullanılmaya başlamadan önce MÖ 19. yüzyıl başlarında Anadolu’da Asur Ticaret Kolonileri’nin yoğun ticari yaşamıyla Eski Asur çiviyazısı ve buna uygulanan Akadcanın Eski Asur Lehçesi yazı olarak Anadolu’ya girmişti. Asur Ticaret Kolonileri devrinin sonunda (MÖ 1750’lerden sonra) Eski Asur yazısının terk edilip kullanımdan kalkması nedeniyle bölgedeki politik gelişim hakkında erken dönemlere dair yeterince açık bilgi bulunmamaktadır. Eski Asur metinlerinde, Hititler’in varlığına işaret eden Hint-Avrupa adları, terimleri ve deyimleri görülür.

Sonrasında bir kral sıfatı halini alan Labarna adlı kralın Hattuša’yı başkent yapıp, kendisine “Hattušalı” anlamına gelen “Hattušili”(I.) adını vermesinden itibaren Suriye-Yukarı Mezopotamya bölgelerinden alınan çiviyazısı yeni biçimiyle uygulanıp kullanılmaya başlanmıştır. Bu yazı, yönetime, geleneklerin ve kültün kaleme alınmasına, devletin kültür oluşumunun zenginlikle pekişmesine katkıda bulunmuştur.

Hitit çiviyazısı Asur-Babil veya Akad çiviyazısının bir türevidir, Ur-III (dönemi MÖ 2100-2003) duktusuyla Eski Babil yazım stilinde uygulanmıştır. Hititler, Hitit dilini yazıya uygulayabileceği Babil etkisindeki Kuzey-Suriye bölgelerinden alınan yazımla kendilerine göre geliştirip düzenlerken; Akadca (Babilce-Asurca), Hattice, Hurrice, Luvice ve Palaca sözlü aktarımları da yazıya geçirmek üzere kullanmışlardır.

Hatti’nin kralları Mezopotamya ve Suriye’ye yaptıkları sefer ve faaliyetleri esnasında, yüksek kültür unsurlarından çiviyazısını alıp kullanıma koymaya öncelik ve önem vermişlerdir. 17. yüzyıldan-12. yüzyıla kadar 500 yıl bu yazıyı dillerine ve kültürlerine adapte edip geliştirmiş, başarıyla uygulayarak sürdürmüşlerdir.

En eski Hititçe yazılı metinler 16. yüzyıla tarihlenirken Hitit çiviyazısı ve dilinde yazılmış bilinen en eski belge, orijinal belgenin daha geç bir kopyası olan kral “Anitta Metni”dir. Eldeki kopyaların 150 yıl öncesine, yani Asur Ticaret Kolonileri Çağında hüküm süren kral Anitta’ya (MÖ 1800’lere) kadar giden orijinallerine dayandığı görülmektedir ve metnin aslının da Akadça olduğu düşünülmektedir. Bu dönemde Hititçenin Neša’da da, Hattuš’ta da konuşulduğu anlaşılmaktadır. Yani Hint-Avrupalı halklar zaten çoktan beri Anadolu’daydılar.

İki Arzawa Mektubu: Hint-Avrupa Dilinde En Eski Belgeler ile İlk Çözüm Çalışması:

Babil çiviyazısı 19. yüzyılın ortalarında çözülmüştü. 1887 yılında Orta Mısır’daki Tel el-Amarna’da günışığına çıkarılan arşivdeki 400 kadar tabletin çoğu Mısır firavunları III. Amunhotep ve IV. Amunhotep’in Filistinli ve Suriyeli vasalları ve uluslararası denkleriyle olan diplomatik ilişkilerini içermekteydi. Çiviyazılı tabletlerin dili genelde o zamanın diplomasi dili olan Akadça yazılmıştı ve Norveçli J.A.Knudtzon için bir sorun değildi. Fakat bu tabletlerden 3’ü Knudtzon ve çalışma arkadaşları için -okunabilmesine rağmen- anlaşılmaz gelen farklı tanımlamalar içeriyordu. Knudtzon çalışmasını yayınlamadan önce V.Scheil, Boğazköy’de bulunan tabletlerle Arzawa Mektupları arasındaki bağlantıyı kurup, dilin Hitit dili olabileceği varsayımını ortaya atmıştı.

Bu gizemli mektuplardan en uzun olanı, Mitanni Suriye Devleti kralından firavuna (daha sonra anlaşılabileceği üzere) Hurri dilinde yazılmıştı. Diğer mektuplardan uzun olanı III.Amunhotep’ten Batı Anadolu’da bulunan Arzawa kralı Tarhunta-radu’ya gönderilmişti ve son tablet de buna Arzawa kralının cevap mektubu idi.

İki Arzawa Mektubu: Hint-Avrupa Dilinde En Eski Belgeler” başlığı ile 1902 yılında Knudtzon çalışmasını yayınladı. Aslında Hititçe olan bu mektupları “Arzawa dilinde” yazılmış olarak adlandırdılar.

Orta Mısır Tel el-Amarna Arşivinde bulunan Tablet –– Firavun Nimmuriya’dan (III.Amunhotep) Arzawa Kralı Tarhunta-raduya Mektup (Orta Hitit Dönemi - Kahire Müzesi No: 4741 - VBoT 1 = EA 31):

 

1- Knudtzon’un 1902’deki Hititçe Tableti ilk okuma çalışması:

2- Tabletin bugünkü transkripsiyon (çiviyazısından çeviri) çalışması:

3- Tabletin bugünkü tercüme çalışması:

 

 

 

1 MISIR’IN KRALI, BÜYÜK KRAL NIMUTRIYA (Amunhotep III),

2 ARZAWA KRALI TARHUNTARADU’YA ŞÖYLE SÖYLÜYOR:

3 <hu-u-ma-an> kat-ti=mi İYİ-in EVLER=mi KARILAR=mi ÇOCUKLAR=mi

4 ASİLLER- ASKERLER=mi ATLAR=mi

5 -ip--it=mi TOPRAKLAR=mi=kán an-da

6 hu-u-ma-an İYİ-in

1 [U]M-MA mNi-mu-wa-re(!)-ya LUGAL.GAL LUGAL KUR Mi-iz-za-ri

2 [A-N]A mTar-hu-un-da-ra-du LUGAL KUR Ar-za-wa --MA

3 kat-ti-mi SIG5-in ÉHI.A-mi DAMMEŠ-mi DUMUMEŠ-mi

4 LÚMEŠ GAL.GAL- ÉRINMEŠ-mi ANŠE.KUR.RAHI.A-mi

5 -ip--it-mi KUR.KURHI.A-mi-kán an-da

6 hu-u-ma-an SIG5-in

1-2 Mısır kralı, Büyük Kral Nimuwareya (Amunhotep III),   Arzawa kralı Tarhunta-radu’ya şöyle(-söyler):

3 Benim yanımda () iyi. Evlerim, karılarım çocuklarım,

4 asillerim/büyüklerim, askerlerim, arabalı-savaşçılarım,

5 mahiyetim(?), -topraklarımdaki

6 herşey- hepsi iyi(dir).

7 du-uk-ka4 kat-ta hu-u-ma-an İYİ-in e--tu

8 EVLER=ti KARILAR=ti ÇOCUKLAR=ti ASİLLER-

9 ASKERLER=ti ATLAR=ti -ip--it=ti

10 TOPRAKLAR=ti hu-u-ma-an İYİ-in e--tu

7 du-uk-ka4 kat-ta hu-u-ma-an SIG5-in e--tu

8 ÉHI.A-ti DAMMEŠ-ti DUMUMEŠ-tiMEŠ GAL.GAL-

9 ÉRINMEŠ-ti ANŠE.KUR.RAHI.A-ti pí-ip--it-ti

10 KURHI.A-ti hu-u-ma-an SIG5-in e--tu

7 (Dilerim) Senin yanında da her şey iyi olsun.

8 Evlerin, karıların çocukların, asillerin/büyüklerin,

9 askerlerin, arabalı-savaşçıların, mahiyetin(?),

10 –topraklarındaki herşey- hepsi iyi olsun.

Tablo’da büyük harf ile yazılanlar, Knudtzon’un okuyabildiği kısımları göstermektedir. “İtalik” kısımlar Hititçe kelimelerdir. Knudtzon, ilk paragraftaki zamirlerin yazarı, 2.paragraftaki zamirlerin de ilgiliyi temsil ettiğini düşünmüştü. Yani ilki: “benim” ve sonra “senin” olması gerekirdi (bu zamirler metinde yer almaktadır ve bugün bilinmektedir ki: -mi: “bana”, -ti: “sana”dır). 2.bölümde bir dilek ya da emir fiili çiviyazısında eštu’nun Eski Yunancada Esτω: “olsun” formuna olan benzerliği teşhis ve tespitine Oslolu bilim adamları S.Bugge ve A.Torp da destek vererek Knudtzon’un keşfine ve kitabına yazılar yazdılar. Knudtzon’un bu Hint-Avrupa dili savını ve keşfini sadece H.Pedersen desteklerken; L.Messerschmidt, P.Horn, P.Kretschmer, önyargı ve akademik şüphe ile kritik yazılarını negatif yazdılar.

Mısır dilinde düzenlenen bu uzun (toplam) 63 satırlık “Arzawa Mektubu”nu yazan yazmanın Hititçe bilgisinin yetersizliği, eksikliği ve kötü kopyaları, Hititçenin ilk inceleme, analiz ve çözüm çalışmaları için kısır bilgiler vermişti.

Boğazköy’den kil bulla/mühür baskısı çizimi. Anadolu hiyeroglifli tasvirli yazıtı ve onu çerçeveleyen çiviyazılı lejant. “Tuhkanti prens Urhi-Teššup’un mührü”.

Ölmeden Önce Çalışma Notlarını Yok Eden Winckler:

1893-94’te Boğazköy’de bulunan fragman (parçalı) tabletler Arzawa Mektubu ile aynı yazı ve dilde yazılmıştı. Almanlarla İngilizlerin Boğazköy’de kazı izni için verdikleri diplomasi savaşından galip çıkan Almanya olunca; Hugo Winckler ve (Türk vatandaşı) Theodor Makridy 1906’da Boğazköy’de ilk sistemli kazılara başladı ve 1912’ye kadar yaklaşık 10.400 kadar tablet ve fragman günışığına çıkarıldı. Akadça yazılmış tabletler doğrultusunda filologlar metinleri oluşturan “anadil”i çözmeden birkaç yıl önce Hitit tarihinin kaba hatlarını ortaya koymaya başlamışlardı. Akadça bilen Winckler, tabletlerden birinde gerçekten de URUHa-at-tu-ša- (“Hattuša şehri”) yazılımını okumuş ve tanımlamıştı.

Boğazköy kazısını yapan, çıkarılan Hitit metinleri ve Hititçe üzerinde çalışarak çözüm için ilerlemeler kaydeden Asurolog Hugo Winckler’in ne yazık ki 1913’te ölümünden önce çalışma notlarını yok ettiği söylenir.

Ve ekmek yiyeceksiniz ve su içeceksiniz…” ile Çözüm İçin Yeni Umutlar ve Sonuçlar:

Winckler’in bu gizemli ölümü ve ardından 1. Dünya Savaşı ve sonrasında da Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla çalışmalar kesintiye uğramıştı. 1914’te Alman Şarkiyat Cemiyeti, tabletleri temizlemeleri, parçaları birleştirmeleri ve kopyalarını kağıda geçirmeleri için Hugo H. Figulla ve Çek Bedrich Hrozný’i görevlendirdi.

1917’de tabletler izinli olarak Almanya’ya çalışılmak üzere nakledilince A.Walther, O.Weber, H.Ehelolf ve E.Forrer çalıştıkları tabletleri iki dizide yayınladılar: Keilschrifttexte aus Boghazköi (Boğazköy’den Çiviyazılı Belgeler) ve Keilschrifturkunden aus Boghazköi (Boğazköy’den Çiviyazılı Belgeler). Önce, çalışması tamamlanan tabletler, ardından da Doğu Berlin’de bulunan tabletler 1987 yılında Türkiye’ye iade edildi.

24 Kasım 1915’te Berlin’deki Önasya Cemiyeti’nde “Hitit Sorununun Çözümü” başlığıyla verdiği konferans ile Hint-Avrupa dili olan Hititçenin çözümü ve anlaşılması Çek Bedrich Hrozný tarafından belge ve verileriyle ortaya konularak kanıtlandı.

Hrozný’nin, çözümünün merkezini tapınak görevlilerinin görevleri bölümünden alınan tek cümle oluşturuyordu:

KUB 13.4 öy. II 70:

nu     NINDA-an   e - ez - za - at - te - ni         wa - a – tar - ma     e –ku – ut – te - ni

nu NINDA-an ēzzatteni wātar-ma ekutteni

“Ve ekmek yiyeceksiniz ve su içeceksiniz…”

Mühür baskılı tablet. Ugarit/Ras-Şamra’dan (K.Suriye). Hitit çiviyazısı ile yazılmış Akadca diplomatik mektup. Mühür baskısı: Orta alanda Kanatlı-Güneş kursu altında Anadolu hiyeroglifli tasvirli yazıt ve onu çevreleyen çiviyazılı lejantı ile kral “Labarna (Egemen-) Büyük-Kral Tudhaliya”(IV.). Musée du Louvre

Çiviyazısında kelimelerin yerini tutan “İdeogram/logogram"lar her dilde değişik biçimlerde okunabilse de anlamları aynıdır: “2” “Türkçede “iki”, Almancada “zwei”, Fransızcada “deux”, İngilizce “two” olarak okunur. Öncesinde çözülen Babilce ve Asurcadan bilinen bu ideogramların, okunabilse de henüz anlamları çözülemeyen Hititçe metinlerde de kullanıldığının görülmesi ile önemli bir anahtar ve yol gösterici elde edilmişti. Bu cümlede kelime arası boşluklar da fark ediliyordu.

Hrozný, NINDA ideogramının “ekmek” anlamına geldiğini bilmekteydi ve ikinci cümledeki watar(-ma)’nın Almanca ve İngilizcedeki “su” ile eşleştirmesi ise başlangıç oldu. Her iki kelimenin ardından –teni şahıs takısıyla gelen e-ez-za- ve e-ku- çekimli fiillerini de Latince ed- “yemek” ve aqua “su” kelimeleriyle karşılaştırıp eşitleyerek: “Ve ekmek yiyeceksiniz ve su içeceksiniz…” olarak çevirmiştir.

Hrozný’nin çözüm çalışması yayınlanınca (Hititlerin Dili, Yapısı ve İndo-Cermen Dil Ailesinden Oluşu) bazı yerlerde düzeltmeler gerekmişti. E.Forrer’in 1919’da Hititçe adının aslında “Neša Dili” olduğunu belirten kitabını; başından beri Hrozný’nin bütün tezlerini filolojik yönleriyle takip edip inceleyen Alman F.Sommer’in 1920’deki çalışmasını da birçok noktalardan J.Friedrich ile A.Goetze düzenledi, geliştirdi, eklemeler yaptı. Fransız filolog L.Deleporte’nin 1919’da yaptığı ilk Gramer çalışmasını, Amerikalı E.H.Sturtevant 1933’te (1931’te ilk Hititçe Sözlük) geliştirdi; bu çalışmayı da J.Friedrich 1940’ta tamamladı ve 1946’da “Hititçenin İlkeleri”nin II. bölümünü, ardından da 1952’de büyük eseri “Hititçe Sözlük”ü yayınladı.

Hitit Yazılarında 8 Dil”:

Boğazköy Yazılarında Sekiz Dil” başlıklı yazısıyla bu zengin karmaşıklığı İsviçreli filolog Emil Forrer açıklıyordu: “Hititçe, Akadça, Sumerce, Luvice, Palaca, Hattice, Hurrice, Sanskritçe (Mitannili Kikkuli Yönetmeliğindeki at yetiştiriciliği ile ilgili bazı teknik terimler”).

Forrer başta Hititçeyi “Kaneşce” olarak adlandırmak istediyse de bugünkü genel kabul gören ve kullanılan “Hititçe” olmuştur. MÖ 2. binde Anadolu’da yazım: ithal ve yerli sistemler olarak görüldü ve sadece Akadça ve Hititçe Hitit kralları tarafından resmi ve diplomatik belgelerinde kullanıldı.

Hitit Dili ve Özellikleri:

Hititçe (Luvice ve Palaca) Hint-Avrupa dillerinden Eski Yunanca, Latince ve Cermen dillerini tanımlayan “Kentum” grubundandır ve günümüz İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca vs. dillerin kökenini oluşturur (“Satem” grubunda ise Slavca, Farsça ve Hintçe vardır.).

Hitit Dili, dil ve yazım açısından 3 ayrı dönemde ele alınır:

  1. Eski Hitit (MÖ ±1650-1450) 2. Orta Hitit (±1450-1350) 3. Yeni Hitit (±1350-1180).

Hitit Çiviyazılı Tabletlerinin Buluntu Yerleri ve Sayıları:

Buluntu Yeri

İli

Sayısı

 

Buluntu Yeri

İli

Sayısı

 

Buluntu Yeri

İli -Ülke

Tablet Sayısı

Boğazköy

(Çorum)

[±30.000]

 

İnandık

(Çankırı)

[1]

 

Meskene

(Suriye)

[±1200]

Alaca Höyük

(Çorum)

[1]

 

Büklükale

(Kırıkkale)

[1]

 

Ras Şamra

(Suriye)

[220]

Eskiyapar

(Çorum)

[1]

 

Oymaağaç

(Samsun)

[4]

 

Tell Afis

(Suriye)

[2]

Ortaköy

(Çorum)

[±4000]

 

Kuşaklı Höyük

(Sivas)

[62]

 

Tell Kazel

(Suriye)

[1]

Kuşsaray

(Çorum)

[5]

 

Kayalıpınar

(Sivas)

[22]

 

Tell Nebi Mend

(Suriye)

[5]

Maşat Höyük

(Tokat)

[117]

 

Gözlü Kule

(Mersin)

[1]

 

Tell el-Amarna

(Mısır)

[4]

Yassı Höyük

(Yozgat)

[1]

 

Tell Açana

(Hatay)

[4]

 

Aqar-qüf’te

(Irak)

[2]

Uşaklı Höyük

(Yozgat)

[5]

 

Oylum Höyük

(G.Antep)

[1]

 

 

 

 

 

Temel Çiviyazısı İşaretleri: 

       
       

YATAY

DİKEY

EĞİK(ler)

KÖŞE ÇENGELİ

Toplam “375” temel çiviyazısı işareti (ve her bir işaretin birkaç veya çok daha fazlası varyantları/çeşitlemeleri) olan Hititler, Semitik Babillilerden kendi Hint-Avrupa dillerine adapte ettikleri hece sistemli (her işareti bir hece olarak kullanıp okudukları - syllabic) çiviyazısında: “b, d, g, h, k, l, m, n, p, r, s, t, w, y” gibi 18 tane konsonant (sessiz) ve “a, e, i, u” gibi 4 tane vokal (sesli) vardır.

Hitit çiviyazısı Babil çiviyazısında olduğu gibi 3 elemandan oluşmaktadır:

  • Fonetik (syllabic) işaretler “hece”leri ifade eder ve bunlar “ses ayrımı” olarak 3 cinstir:

VOKAL - (V)

 

a

 

e

 

i

 

u

KONSONANT+ VOKAL - (KV)

 

BI

pí

 

GI

gi

ge

 

HI

hi

he

 

KI

ki

ke

 

LI

li

le

VOKAL+ KONSONANT - (VK)

 

IB

ib, ip

eb, ep

 

ID

it, id

ed, et

 

IG

ig, ik

eg, ek

 

IM

im

em

 

IR

ir

er

KONSONANT+VOKAL+

KONSONANT - (KVK)

 

tar

ta+ar

 

kán

ka+an

 

tum

tu+um

 

mar

ma+ar

 

 “İdeogram/Logogram”lar (logographic): “Kelime işaretleri” olarak bir kelimenin tümünü birden ifade eden ve fonetik olmayan işaretlerdir ve bütün çiviyazılı dillerde aynı işlev ve tanımla kullanılmıştır.

Örneğin: işareti Sumerce DINGIR, Akadça “ILU”, Hititçe “šiuna”, Hurrice “eni-” olarak seslendirilir ve hepsi = “TANRI” karşılığını verir. Ancak, ideogramların Anadolu dillerindeki okunuşları çoğu zaman bilinemediği için genelde Sumerce ideogram şekli ile transkripsiyona kapital-harflerle belirtilirler: “DINGIR” = “šiuna

Çoğu zaman bu iki yazılışın karışımına rastlanır: Sumerce “GUL” Hititçesi walh- “vurmak” fiilinin 1.tekil şahıs çekimi (walhun) fonetik olarak wa-al-hu-un veya yarı-ideografik haliyle GUL-hu-un / GUL-un bileşimiyle kısaltılarak yazılabilmektedir: LUGAL “kral” (Nom.Sg.) LUGAL-uš = haššuš.

Hititçenin bir diğer kullanım ve uygulanış özelliği ile cümle içinde Akadça kelimeler (Akadogramlar) de katılıp kullanılabilmektedir: ANA A-BI-YA: “babama”.

  • Determinatif”ler (Pre- ve Post –ön ve arka): “(kelime) ‘Belirleyici’ler(i)”: Okunmayan, adlar ve belirli gruplara ait cins/ad/ünvan adlandırmaları (appelatifler) için “belirleyici” işaretlerdir (yani kendisinden sonra gelen kelimenin ne olduğunu belirtir)

Örneğin: işareti “m” / “I” (masculine) olarak “Erkek Şahıs adlarının önünde (Determinatif)”:

                  mHattušili / mHat-tu-ši-DINGIRLIM / m(GIŠ)GIDRU-ši-DINGIRLIM (= Hattušili) - mŠuppiluliuma – mTudhaliya – mI-ni-DU-ub (= Ini-Teššub)

işareti “D” Sumerce DINGIR “Tanrı” (DEUS) olarak “Tanrı adlarının önünde (Determinatif)”:

                  DU / DIM (= Fırtına-Tanrısı) - DU-ub (Tanrı Teššub

 

Hititler Hititçe metinler içinde Akadça kelimeleri kullanırken aynı zamanda Anadolu’ya ait veya yabancı özel adları da Akadize ederek çekimlemişlerdir:

Tanrısallıkla Yüceltme” ünvanı “DUTUŠI = güneş(im)/majeste(m)-güneş-kral” “Yaşayan Büyük Kral” için “Kral-Ünvanı” olarak düzenlenerek yazılmıştır:

(Hititçe:)

UMMA

DUTUŠI

mŠuppiluliuma

LUGAL

KUR

URUHATTI

(Akadça:)

umma

Šamši

mŠuppiluliuma

šar

mat

Hatti

(Tercüme:)

Hatti memleketi kralı güneş(im)/majeste(m)-güneş-kral şöyle(-söyler): …

(Açıklama:)

DUTUŠI: D = DINGIR ([Sumerce] Tanrı Determinatifi): “Tanrı”; UTU: “Güneş” = “Güneş Tanrısı”; ŠI [Akadça] DŠAMŠĪ (’nin “–ši”yle yapılmış ses tamamlaması; [Ugaritçe] Špš.

ÍDBURANUN.NAKI: “Fırat nehri” – ÍDSA5 (ÍD.SA5 = Maraššantiya) “Kızılırmak” - URUNerik “Nerik şehri” - URUHattuša “Hattuša şehri” - GIŠDAG: “taht” - GIŠDUB.ŠEN: “Tablet kabı” - ÉRINMEŠ LÚKÚR: “Düşman kuvvetleri/askerleri” - harašMUŠEN: “kartal” - KUR URUHalpa: Halep (şehri) memleketi” – SANGA (=šankunni): “Rahip”; URUKÁ.DINGIR.RA: “Babil şehri”.

Hititçe bazı form örnekleri şöyle verilebilir:

(Nom.) uk (ugga, ammuk) “Ben” - zig (zigga) “Sen” - wēs (anzās) “Biz” - sumēs (sumās)”Siz”

nu-mu "ve bana (beni)" nu-tta "ve sana (seni)" nu-ssi "ve ona" nu-nnas "ve bize (bizi)" nu-šmas "ve size (sizi), onlara".

Hitit belgelerinde çiviyazısına 8 dil uygulayan Hititler sayesinde bu dillerin varlıkları ve kullanımları bilinebilmektedir ve (belki de) bu dil Hatti memleketinin asıl yerlileri-sakinlerinin (“otoktan halkı”nın) diliydi.

Hititçede aynı metin içinde veya metnin benzeri nüshalarında Hititçe kelime yerine Akadça veya Sumerce bir kelime kullanılarak “allography” yapılmıştır.

Hattuša kraliyet arşivinde çalışan yazmanlar en az 3-4 dil biliyorlardı. Kendileri ve yetişmekte olan genç yazman öğrencilerin eğitiminde yardımcı malzeme olarak “vokabüler listeleri” hazırlamışlardı. 3 sütuna ayrılan tablet: Sumerce – Akadça – Hititçe (ve Hurrice) karşılıklarını verirken; bilinguel (ikidilli) metinler, bir metnin bir dilden diğerine kelime-kelime çevirisini içeriyordu. Anadolu’ya yazmanlarla getirilen yazının ilkyazım örneklerini kendi anadillerinde Akadça vermişler, sonraları bu yabancı yazmanlar Hititçe öğrenerek iki dilde Akadça ve Hititçe yazmaya başlamışlardır.

Çiviyazısı öğrenmenin yolu klasik metinleri kopyalamaktı ve bu yöntem ve yönelişle beraber Sumerce ve Akadça da Anadolu’ya girdi. Hitit elçilerinin kullandığı yazı olan Akadça, yazışmalar, diplomatik haberleşme ve antlaşmalarda pratik kullanım sağladı.

Okuryazarlık sanatında eğitim, Akad ve Sumer dilinde öğretimi de gerektirirdi. Çiviyazısının alınması sürecinde Hititli alim ve yazmanların Akadçayı, Sumerceyi öğrenmeleriyle ve Sumer-Babil geleneğindeki belgelerin incelenmesiyle çalışmalar başlatılmıştır. Eski Hititli yazmanların Akadça yazdıklarını “arazi bağış belgeleri” ve “tarihi metinler”den anlamaktayız. Başlangıçta Babilli usta yazmanların öğretilerini içeren tabletlerin kopyalandığı Akadça çalışma kopyalarının arasında Sumerce de yazılmış (hastalıkların iyileştirilmesine yönelik) “büyü metinleri” de görülmektedir. Yazmanların eğitilmesinde Sumerce ve Akadça yazılmış söz dizinlerinin yanına bazen de Hititçedeki karşılıkları verilirdi.

13. yüzyılda 32 Tahta Tablet Yazmanıyla beraber 50 kadar yazman Hattuša’daki Büyük Tapınakta görevliydi. Hititler’de geniş faaliyet alanları nedeniyle kayıt ve okuryazarlık çok önemli bir etkinlikti ve iyi eğitimli yazmanlar da ayrıcalıklı ve kıymetliydi. Yazmanlar, kopyalama işlerinde, uluslararası antlaşmalarla vasal anlaşmalarında ve onlarla yazışmalarda, kraliyet buyruklarını, arazi bağışlarını, yasal bildirileri ve davalarda verilen hükümleri kaydetme ve belge kopyaları çıkarılmasında çalışırlardı.

Kral veya kraliçenin tanrıya sunduğu duaları, onlar adına yazmanlar okurlardı. II. Muršili’nin Tanrı Telipinu’ya günlük duası için “Yazman bu tableti Tanrıya hitaben her gün okur…” ibaresiyle yazmanı görevlendirdiğini de anlıyoruz. Yazmanlar, askeri seferlerde kralın yanında, emrindekilere talimatları, düşmanlarına tehditlerini, ültimatomları, mesajları sözlü alıp anında yazıya dikte etmeye koyulmak zorunda olabilirlerdi.

Maşat arşivinde, yerel yazman okullarının krallıktaki ihtiyacı karşılayamadığından dolayı Akad isimli bazı yazmanların Mezopotamya’dan veya Suriye’den getirildikleri düşünülmektedir.

Boğazköy’deki “Yamaç Ev” olarak bilinen yapının, bilimsel ve edebi yapıdaki çalışmalar için muhtemel bir “Yazman Okulu” olduğu anlaşılmaktadır. Hattuša’nın son dönemlerinde, birçok tabletin geçici yerlere depolandığı ve kullanılmayanların da atıldığı sanılmaktadır. 1986 yılında Sfenksli Kapı bölgesinde bir taşın altında tesadüfen bulunan “Bronz Tablet”in bilinçli bir amaçla gömüldüğü düşüncesi de ilgi çekicidir.

Tabletler taş sütunlarla desteklenen tahta raflarda saklanmıştı. Başkentin son günlerindeki yıkım zamanında çıkan yangınlarda Tablet arşiv odalarındaki kereste raflarının yanmasıyla yeniden fırınlanan bu kil tabletlerin bazıları günümüze çok sağlam olarak kalmıştır.

Kolofon”, tabletlerde yazının bittiği son kısmı tanımlamaktadır ve öz bildirimle şu unsurlar not düşülebilirdi: • Tabletin konusuna göre sayısı, • Bitip bitmediği, • (Zaman/şart ifadesiyle belirtilen) konu • Tableti yazan yazmanın adı, (bazen) soyağacı ve denetçisi:

Kahraman Büyük Kral Šuppiluliumanın kahramanlıklarının 3.tableti bitmemiştir. (Yazman) A.Anın eli (yazdı).” - “7.tablet bitmemiştir. Henüz bronz tablet(in)e yazılmadı.” - “Melhemli rahip Kellanın sözünün 1.tableti bitmiştir. [Yazman] Pihaziti, ya[zmanl]arın başı Walwazitinin önünde yazd

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız