Krallar ve Tüccarlar Kenti Alalakh

Alalakh IV. Tabaka metinlerine göre Maryanni olarak tanımlanan soylu sınıflarının hiyerarşik yapı içerisinde kraldan sonra geldiğini bilmekteyiz. At arabalarına sahip bu soylu sınıfına ait şahıslar askeri ve ekonomik gücü olan Mitanni beyleri olmalıdırlar. Ehelle olarak tanımlanan sosyal yapının bir alt seviyesindeki gruplar ise iş sahibi, zanaatkarlar olarak tanımlanmıştır. Haniahhe, Hupse ve Habiru sınıfları ile devam eden Alalakh sosyal tabakalaşması içerisinde sınıf geçişlerine işaret eden yazılı belgeler bulunmaktadır.

Alalakh kazılarında bulunan çivi yazılı tabletler (Fotoğraf Aslıhan Yener)

Arkeolojik buluntuların sağladığı bilgiler ve modern/antik ekonomilerin karşılaştırılması ile oluşturulan kuramsal modeller ile derinlemesine incelenen ticaret kavramı, kolektif bir eylem olması nedeni ile kültürlerarası etkileşimin izlerini yakalayabilmek adına başlı başına heyecan verici bir konudur. MÖ 2. binde Anadolu, Yakın Doğu ve Doğu Akdeniz coğrafyalarını birbirine bağlayan ve Antikçağda küreselleşmenin hızını arttıran ticaret eylemi; politik dengesizliklerin, savaşların, yükselen ve çöken imparatorlukların yarattığı sosyo-kültürel karmaşa içerisinde sürekliliğini devam ettirmiştir. Toplumların ve bireylerin varoluş sürecinde etkin bir rol oynayan bu eylem, aynı zamanda da dönem içerisinde oluşan ve gelişen sanatsal ve estetik yaklaşımların birbirinden farklı kültürler tarafından kabul görmesine ve adaptasyonuna da olanak sağlamıştır.

Orta ve Geç Tunç Çağlarında Doğu Akdeniz (Harita: Murat Akar)

MÖ 2. bine tarihlenen yerleşkelerde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalara ve yazılı belgelere göre ham madde ve kaynak arayışları ve etkileşim ağlarının kontrolü, uluslararası düzeyde politik antlaşmalara, çoğu zaman da savaşlara neden olmakla beraber ticaretin ve beraberinde getirdiği kültürel etkileşimin sürekliliğini devam ettirdiği görülmektedir. MÖ 2. binde Hatay ili sınırları içerisinde yer alan Amik Ovası, bir geçiş aynı zamanda da Anadolu, Yakın Doğu ve Doğu Akdeniz kültürleri arasında bir tampon bölge olup Mukiş Krallığı tarafından kontrol edilmekteydi. Deniz ve kara ticareti ile gelişen ağlar içerisinde bir ticaret merkezi olma statüsünü kazanan krallığın temsil edildiği başkent Alalakh’ta (Aççana Höyük), bu etkileşimin izleri Orta ve Geç Tunç Çağları boyunca kendini göstermiştir. Kentin Asi Nehri'nin kenarında yer alması ve nehir taşımacılığı ile Samandağ bölgesinde yer alan Sabuniye liman kentine bağlı yapısı ile kırsal merkezli olup aynı zamanda da bir liman kenti karakteri olan nadir yerleşkelerden biridir. Bu nedenle Alalakh’ta ticaretin izlerini sadece kazılarda ele geçirilen yabancı kökenli buluntu grupları ile sınırlandırmak yerine ticaret eyleminin kentin yapısı üzerinde oynadığı ekonomik, politik ve sosyo-kültürel etkiyi de irdelemek gerekmektedir.

Alalakh Güney Kale yapısından bulunan Hitit tören baltası, MÖ 14. yüzyıl

Ham madde ve doğal kaynakların kontrolünün önemli olduğu MÖ 18. ve 17. yüzyıllarda, Alalakh metinlerinde gümüşün ağırlıklı olarak değiş tokuşta kullanıldığından bahsedilmektedir. 2003 yılından beri devam eden yeni kazılar içerisinde yapılan analizlere göre Alalakh’ta ele geçirilen metaller, Toros yataklarındaki maden yatakları ile uyum sağlamaktadır. Gümüş, bakır ve kalay gibi önemli maden yataklarını barındıran Toros kaynaklarına erişim potansiyeline sahip krallık aynı zamanda Amanos Dağları'nın barındırdığı önemli bir ham madde kaynağı olan sedir ağaçlarına da sahiptir. Bu ham maddelerin Anadolu ve Doğu Akdeniz koridoru üzerinden Mısır’a kadar uzanan bir aralıkta değiş tokuşunun varlığı ise yazılı belgelerde mevcuttur. Bununla birlikte yine yazılı metinlere göre zeytinyağı ve şarap gibi değerli sıvıların da ticaretinin yapıldığı bilinmektedir. Tarımsal zenginliğin sağladığı zenginlik de göz önünde bulundurulduğunda Mukiş Krallığı, ticaret potansiyeline sahip ürünleri bünyesinde barındırmış ve coğrafyanın sağladığı imkânlarla MÖ 2. bin ticaret dinamiği içerisinde önemli bir rol oynamıştır.

VII. tabaka sarayında bulunan bir çivi yazılı tablet

Geç Tunç Çağının genel karakteri olan yayılmacı imparatorluk stratejilerinin aksine Orta Tunç Çağı geniş bir coğrafyada homojen bir kültür etkileşiminin varlığına işaret eden bulgular içermektedir. Örneğin Amik Ovası'nı daha batıdaki Kilikya kültürlerinden ayıran Amanos Dağları keskin bir coğrafi sınır olmasına rağmen bu iki bölge arasındaki etkileşimin izleri son derece güçlüdür. Amik-Kilikya boyalıları olarak bilinen ve Orta Tunç Çağının karakteristik bir grubu haline gelen çanak çömlekler, Kuzey Suriye’den Kilikya’ya kadar geniş bir coğrafyada yaygın olarak kullanılmıştır. Bu seramik grubu, doğuda ise Habur malları olarak tanımlanmasına rağmen, her iki grupta görülen ortak öğeler, Orta Tunç Çağı etkileşim ve ticaret ağlarının yarattığı ortak estetik üslubu yansıtmaktadır. Kültepe gibi Orta Anadolu ticaret merkezlerinde de ele geçirilen bu Amik-Kilikya seramik grubuna ait örnekler, MÖ 18. ve 17. yüzyıllarda Kuzey Suriye ve Anadolu arasında gelişen ticaret hattına dair kanıtlar sunmaktadır.

Woolley Kazıları VII. tabaka sarayında bulunan fildişleri (Woolley Kazı Arşivi)

Orta Tunç Çağına tarihlenen ve Yarimlim Hanedanlığına ev sahipliği yapmış Alalakh VII. tabaka sarayında bulunan ve boyları yaklaşık 1.60 metre boyunda olan fildişleri ve fildişi işçiliğine işaret eden atölyelerin varlığı, kentin bu ustalık gerektiren zanaat üzerinde etkin bir rol oynadığına dair kanıtlar sunmaktadır. Sir Leonard Woolley tarafından yapılan ilk kazılarında bulunmuş çok sayıdaki fildişi işlemeler, Kültepe ve Acemhöyük gibi önemli ticaret merkezlerinde bulunan fildişi işlemeleri ile de ortak üsluplar taşımaktadır. Suriye ve Anadolu coğrafyasını birbirine bağlayan bir geçiş noktası üzerinde yer alan kentin Anadolu’ya fildişi eser ticareti yapan bir yerleşke olduğunu düşünebiliriz.

MÖ 17. yüzyılda Orta Tunç Çağının sonlarına doğru gelişen deniz ticareti ve uzak kültürler arası etkileşimin en güzel örneklerinden biri ise yine Alalakh VII. tabaka sarayının duvarlarını süsleyen fresklerdir. 1940’lı yıllarda açığa çıkarılan kerpiç yapının şiddetli bir yangına maruz kalması ile koruna gelen binanın molozları içerisinde bulunan fresk parçaları, Minos üsluplu olup Ege Denizi’nde Santorini Adası'nda yer alan Akrotiri kenti freskleri ile ortak özellikler taşımaktadır. Mesafe bazında birbirinden bu kadar uzak iki kültürün mekan ve estetik kavramları içerisinde birbirine eş özellikler göstermesi, uzak kültürler arasında gelişen etkileşime dair şaşırtıcı bir örnektir. Bu etkileşim sürecinin krallar arası hediye değiş tokuşu kapsamında Minoslu sanatkârların Mukiş kralına sundukları bir hediye olarak görülebileceği gibi Minoslu bir sanatkârın deniz yolculuğu sonrası Mukiş Krallığı'na varışını ve zanaatını bir ticarete dönüştürdüğünü de düşünmek gerekmektedir. Ancak burada önemli olan nokta, uzak iki kültürün etkileşime girmiş olmasıdır ki bu sürecin ticaret eylemi ile birlikte sınırları genişleyen deniz ve kara yolları üzerinden gerçekleştiğini düşünmek gerekmektedir. Aynı dönem içerisinde yine Minos kökenli olduğunu düşündüğümüz boğa atlama oyunlarının Anadolu coğrafyasında da kabul gören törensel bir aktiveye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Eski Hitit Dönemine tarihlenen Hüseyindede vazosunda da yer alan boğa atlama oyunları, Alalakh silindir mühürlerine konu olmuş kültürlerarası ortak eğlence ve tören kavramlarının oluşmasını sağlamış olmalıdır.

Miken kabı üzerinde boğa atlama sahnesi (Fotoğraf Murat Akar)

Hitit Kralı I. Hattuşili’nin Kuzey Suriye seferleri ile birlikte VII. tabaka şehrinin yakılıp yıkılması ve ardından Yamkhad Krallığı’nın çökertilmesi ile birlikte Kuzey Suriye politik dengesizliklerin ve iç isyanların başladığı bir döneme girer. Anıtsal mimarinin ortadan kalktığı Alalakh VI. tabakada ise Kıbrıs ile güçlü ticaret ilişkilerinin geliştiğini gösteren çok sayıda ithal Kıbrıs malı çanak çömlekler mevcuttur. İdari otoritenin zayıfladığı bu dönemde ithal mallarda gözlemlenen bu belirgin artış, ticaret dinamiğinin sadece saray sistemine bağlı olmadığını gösteren en önemli kanıtlardan biridir. Binlerce Kıbrıs seramiği parçasının bulunduğu Alalakh, sayısal olarak Doğu Akdeniz’de ithal Kıbrıs seramiğinin en çok bulunduğu yerleşkelerden biridir.

MÖ 15. yüzyıl ile birlikte Yakındoğu’da bir politik kimlik kazanan ve temelini Hurri kökenli kavimlerin oluşturduğu Mitanni İmparatorluğu eski Yamkhad Krallığı'nın topraklarını ve önemli ticaret ağlarının kontrolünü ele geçirir. Bu sürecin ardından Mukiş’in sürgün edilen kralı İdrimi, Mitanni İmparatoru Baratarna’ya olan bağlılığını sunar ve Mukiş Krallığı yarı özerk yapısı ile Mitanni İmparatorluğu’nun en batı sınırlarını temsil eder. Alalakh IV. tabaka sarayı buluntuları bu dönem içerisinde yaşananlara, Mitanni otoritesi ve etkisinin gelişimine dair önemli kanıtlar sunmaktadır. IV. tabaka sarayında bulunan yazılı belgelere göre Mitanni toplumsal tabakalaşma sistemi içerisinde yer alan Maryanni soylu sınıfları ile birlikte kentin kozmopolit altyapısını oluşturan ticaret eylemi kentin her köşesinde kendini göstermektedir. Mitanni etkisi ile ortaya çıkan Nuzi/Atchana seramik grupları ve cam işçiliğinin geliştiği kentte, yeni yapılan araştırmalara göre bu iki grubun da Alalakh’ta yerel olarak üretildiğine dair kanıtlar bulunmuştur. Mitanni sanatı ve zanaatını yansıtan ve yüksek kalitede boyama ve benzemelere sahip Nuzi malları Alalakh’lı ustalar tarafından hızlıca benimsenmiş ve Atchana Ware olarak tanımlanmış bir üslup ortaya çıkmıştır. Çiçek ve hayvan tasvirlerinin zengin ve doygun renklerle kullanılarak işlendiği Atchana mallarında işlenen çift başlı balta ve papirus bitkisi desenleri ise Miken ve Mısır kültürleri ile gelişen etkileşimin sanata yansımasına dair bir başka önemli örnektir. Modern Irak sınırları içinde kalan Tell al Rimah, Nuzi ile Suriye sınırları içerisinde bulunan Tell Brak gibi Mitanni merkezinde yer alan yerleşkelerde bulunan polikrom cam kaplara örnek eserler de yine Alalakh’ta bulunmuştur. Yeni dönem kazılarda açığa çıkarılan cam atölyeleri ve cam cüruflarının bulunduğu fırınlar kentin cam eser üretiminde de etkin bir rol oynadığını göstermektedir. Yine yeni dönem kazılarda ele geçirilen binlerce boncuk ise Alalakh’ta boncuk üretiminin önemini vurgulayan kanıtlar sağlamaktadır. Frit, fayans, cam, taş ve deniz kabukluları gibi birçok farklı malzeme grubundan işlenen boncukların ticaret ağı içerisinde önemli bir yere sahip olduğunu düşünmek gerekmektedir.

Mitanni İmparatorluğu'nun en batı sınırlarını koruyan Mukiş krallığı aynı zamanda imparatorluğun ticari kaygıları açısından bir kilit merkez olma görevini korumuştur. Deniz ve kara ticareti ve Mısır’a kadar uzanan koridor üzerinden alışverişi yapılan kaynaklar, bölgenin kontrol altında tutulmasını gerektiren en önemli nedenlerden biri olmuştur. Politik dengesizliklerin baş gösterdiği MÖ 14. yüzyılın ikinci yarısında, Hitit İmparatorluğu aynı kaygılarla birlikte bölgenin kontrolünü ele geçirir. İmparatorluğun güneydoğu sınırları bugün Gaziantep il sınırları içerisinde yer alan Karkamış üzerinden kontrol edilirken, batıda yer alan Amik koridoru Mukiş’in kontrolünün sağlanması ile birlikte Hititlerin eline geçer. Bu politik geçiş ile birlikte Alalakh’ta ekonomik ve ticari anlamda belirgin değişiklikler gözlemlenmez. Aksine Nuzi/Atchana seramik mal gruplarında bir artış söz konusudur. Kıbrıs mallarının da sayısal olarak arttığı III-I arası tabakalar kentte oluşan ticari zenginliğe ve çeşitliliğe işaret etmektedir. Miken Geç Hellas IIIA:2 mal grupları da bu tabakalarda ortaya çıkmıştır. Boğa atlama sahnesinin temsil edildiği bir Argolis kökenli Miken amphoroid krater parçası ise bu grup içerisinde üslup olarak Doğu Akdeniz’de bulunan tek örnektir (Resim 10). Öngörülen savların aksine MÖ 14. Yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte Hitit etkisi ve kontrolü altına giren Mukiş krallığında yerel üretim üzerinde bir kontrol ya da Miken malları ve ticareti üzerine ambargo konulması gibi hipotezleri destekleyen kanıtlar yer almamaktadır. Aksine Alalakh’ın son tabakalarında görülen buluntu çeşitliliği, kentin ticari kimliğinin ve bunun oluşturduğu kozmopolit altyapının izlerini taşımaktadır.

Ticaretin şehir planına olan etkisi de vurgulanması gereken bir diğer önemli noktadır. Alalakh VII. tabakadan itibaren kentin saray ve idari yapıları şehir duvarı ve kapısına yakın bir noktaya konuşlandırılmıştır. Kente giren çıkan mallar üzerinde idari sistemin etkin bir rolü olduğunu düşünürsek, Alalakh saraylarının şehir kapısına yakın konuşlandırılmış olması ticaret trafiği içerisinde bir kontrol sisteminin varlığına işaret etmektedir. Ancak Geç Tunç Çağı’nın ticaret dinamiğinin sadece krallar arası değiş tokuş üzerinden gerçekleştiğini de düşünmemek gerekmektedir. Özellikle Alalakh IV-I tabakaları arası domestik yapılar incelendiğinde, boyutları ve buluntu zenginliği ile saray ve idari yapılara eşdeğer özellikler taşıdığı görülmektedir. Alalakh evlerinde bulunan çok sayıda ithal mallar soylu sınıflarının toplumsal statüsünü belirlemekle beraber ticaret dinamiğin oluşturduğu yapıyı da gözler önüne sermektedir. Bu nedenle Alalakh kentinde oluşan pazar ekonomisi çok elden yürütülen bir sistemin parçası olup yönetici sınıfından bağımsız bir mekanizmaya sahip olmuş olmalıdır. Gene aynı dönem içerisinde ortaya çıkan Kıbrıs mallarının yerel taklitleri de ticaret ile birlikte gelişen ortak estetik anlayışını ve bu malların kalabalık bir nüfus tarafından talep edildiğini vurgulamaktadır. Yerel kopyaların üretimi, arz ve talep boyutlarındaki artışı ve bununla birlikte gelişen pazar ekonomisine işaret etmektedir. Prestijli malların yüksek sosyal statüye sahip gruplar dışında geniş kitlelere ulaşabilmiş olması, ticaret dinamiği ile birlikte sınıflararası egalateryen/eşitlikçi taleplerin gelişimine olanak sağlamıştır.

Alalakh IV. Tabaka metinlerine göre Maryanni olarak tanımlanan soylu sınıflarının hiyerarşik yapı içerisinde kraldan sonra geldiğini bilmekteyiz. At arabalarına sahip bu soylu sınıfına ait şahıslar askeri ve ekonomik gücü olan Mitanni beyleri olmalıdırlar. Ehelle olarak tanımlanan sosyal yapının bir alt seviyesindeki gruplar ise iş sahibi, zanaatkarlar olarak tanımlanmıştır. Haniahhe, Hupse ve Habiru sınıfları ile devam eden Alalakh sosyal tabakalaşması içerisinde sınıf geçişlerine işaret eden yazılı belgeler bulunmaktadır. Kabiya ve ailesinin Maryani sınıfına yükseldiği anlatan belge (AIT 15) sınıf geçişlerine ait önemli bir belgedir. Bu anlamda da ticaretin yarattığı fırsatlar ve imkanların da bireyler tarafından kullanıldığını düşünmek gerekmektedir. Alalakh IV.tabaka saray ve kale yapısında bulunan İri-Halpa, İla-Addi gibi özel şahışlara ait yazılı belgeler ve mühürlerin bulunmuş olmasıda soyluların ekonomik statüsünü göstermektedir.    

Orta Tunç II Dönemi, kerpiç saray yapısının havadan görünümü (Fotoğraf: Murat Akar)

Bu nedenlere dayanarak varlığı boyunca Yamhad, Mitanni ve Hitit olmak üzere üç farklı politik yapıya hizmet etmiş krallıkta belki de değişmeyen ve aksamayan en temel eylemin ticaret olduğunu söylebiliriz. Liman kenti karakteri ile kozmopolit bir kültürü barındıran Alalakh kenti Orta ve Geç Tunç Çağı’nın politik karmaşası içerisinde bir ticaret ve tüccarlar merkezi olması nedeniyle büyük imparatorlukların gölgesinde bile önemini korumuş ve sürekliliğini devam ettirebilmiştir. Bu uluslararası kimlik, kentin iç yapısını ve sosyal dinamiğini de etkilemiş ve Yakın Doğu’da ticaret ile şekillen bir başkentin oluşumunu sağlamıştır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız