Likler ve Likçe

Likçe yazıtlar, 19. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde, bu yeni dil oldukça kafa karıştırıcı görünmüştü. Yüzyıl sonlarına doğru mezar metinlerindeki dilbilgisi ve kelime dağarcığının büyük bölümü çözülmüştü, ancak diğer dillerle olan ilişkileri henüz tam olarak anlaşılmamıştı. Likçe hakkındaki genel görüş onun bir Hint-Avrupa dili olmadığıydı.

Ksanthos Yazıtlı Dikmesi

Likçe, MÖ geç 5. yüzyıldan 4. yüzyılın sonlarına kadar tarihlendirilen 200 civarı tabletten bilinmektedir. Ayrıca MÖ geç 6. yüzyıldan başlayarak tarihlendirilen ve temelde hükümdar ve şehir isimlerini gösteren geniş bir yazıtlı sikke koleksiyonu bulunmaktadır. Koleksiyon, alfabedeki harflerin erken formları ve bazı tarihsel olaylar hakkında bilgi verse de, dili anlamak açısından büyük bir katkı sağlamamaktadır. Daha kısa yazıtlar genellikle mezarlarda bulunmakla birlikte, mezar sahibi ve mezarı inşa eden kişiler hakkında bilgi vermektedir. Bazı durumlarda yanlış kullanıma bağlı cezaları belirten ve genelde (oldukça faydalı) formüle bağlı yazıtlar da mevcuttur. Böylelikle yorumlama için bir ön temel oluşturan yazıtlar arasında az sayıda bulunan Grekçe ve Likçe çift dilli yazıtların varlığı ve iyi anlaşılan Likçe yazıtların günümüze ulaşması oldukça yardımcı olmuştur.

Bulunan en uzun yazıt, bir mezar ya da anıtsal yapı olduğu düşünülen ve kentin içinde tepesi kesik olarak görülebilen ‘Ksanthos’un Yazıtlı Sütunu’dur. Bu devasa dört köşeli sütun ilk başta kabartmalar üzerinden yükselmekte ve görünüşe göre üzerinde tahtta oturan bir adam heykeli bulunmaktadır. Bir hükümdar adına dikildiği açıkça belli olsa da, yazıttaki isim büyük hasar gördüğünden, pek çok tartışmaya yol açmıştır. Heykeli hükümdarın kendisinin mi yoksa yerine geçen bir varisinin mi yaptırdığı konusu da belirsizdir. Sütunun dört tarafı, çoğunlukla Likçe yazıtlarla kaplıdır. Ayrıca 11 satırdan oluşan bir altı ayaklı Grekçe dize (bu kısımda da hükümdarın ismi hasar görmüştür) ile büyük olasılıkla dize şeklinde ve Likçe B adı verilen bir lehçe ile yazılmış olan geniş kapsamlı bir kompozisyon bulunur. Grekçe şiir hükümdarın askeri hünerlerini metheder ve Likçe olan kısımda yine hükümdarın başarıları detaylı olarak verilir. Bu durum, Atina’dan Likya’ya 430/29 yıllarında bağış toplamak için gönderilmiş olan Atinalılar (Atãnazi), Spartalılar (Sppartazi) ve ayrıca Melesandros'tan (Milasãñtra); Peloponnesos Savaşları sırasında etkin olan ve Yunanlar tarafından Tissaphernes olarak bilinen Pers satrapı Kizzaprñna'dan bahsedilmesinde de görülür. Ancak metnin çoğu, kelimeler ilk kez burada karşımıza çıktığından anlaşılmaz durumdadır.

Büyük önem taşıyan bir başka yazıt ise Letoon’da bulunan (Leto Tapınağı, Ksanthos’un güneyinde yer alır) MÖ 4. yüzyıla ait üç dilli yazıttır. İlk kez 1974 yılında yayınlanan bu yazıt, bugün Fethiye Müzesinde görülebilir. Buradaki yazıtlar Kral Kaunos ve Arkesimas olarak bilinen karanlık tanrılar adına kalıtsal bir tanrı kültünün kuruluş aşamasındaki kayıtlardır. Bu uzun yazıt (Likçe versiyonu 41 dizeden oluşur), bizim Likçe anlayışımızın gelişimi açısından son derece faydalı olmuştur. Aramice, Akhaemenid İmparatorluğu’nun idari dili olduğundan buradaki kullanımı, metin yalnızca stelin dar cephelerinde yer alıyor ve geniş cephelerini genişletilmiş versiyonları için Likçe ve Grekçeye bırakıyor olsa da, metnin resmi karakterini öne çıkarmaktadır.

Bunların dışında Aramice yazılmış biri Letoon’dan diğeri Limyra’da bir lahit üzerinde bulunan ve Aramice bir kitabeden alınmış olan iki parça daha bulunmaktadır, ancak bu yazıt Ksanthos’taki ‘Yazıtlı Sütun’dan ve Letoon’daki üç dilli yazıttan açıkça anlaşıldığı gibi Likçenin ana rakibi Grekçedir. 4. yüzyıl başlarında Ksanthos’ta hükümdarlık yapan Arbinas (Errbinna) Letoon’daki Grekçe bir dizeyi ve ayrıca Grekçe ve Likçe olmak üzere çift dilli bir adak yazdırmıştır. 3. yüzyıla gelindiğinde antik Yunan dünyasında, Likçe artık yazılı dil olarak kullanımdan kalkar ve tüm metinler -yerel, özel isimler gelecek yüzyıllara kadar kullanımını sürdürse de- artık Grekçe olarak karşımıza çıkar.

Ksanthos’taki Yazıtlı Dikme’nin kuzey tarafındaki Grekçe ve Likçe metinler

Likçe yazıtlar arasında, iki tanesi diğerlerinden daha farklı olan bir lehçe daha ortaya çıkar. Bu lehçe genelde Likçe B olarak bilinir. Bu yazıtlar Ksanthos’taki ‘Yazıtlı Sütun’un uzun bir kısmında ve Kaş şehir merkezinde yerinde korunan zarif ve görkemli bir lahitte yer almaktadır. Metinler birbirlerinden dizeleri ayırmada kullanılan özel bir sembolle ayrılırlar ve bunların şiirsel metinler olduğu düşünülür. Ne yazık ki içerikleri çoğunlukla belirsizdir ancak dilin bazı özellikleri ayırt edilebilir.

Likçe B için kullanılan alfabe, normal Likçe ile aynıdır ancak bu ses değerlerinin aynı olduğunu garanti etmez. Ayrıca harflerin dağılımında da bazı farklılıklar görülmektedir: Örneğin Likçe B’de h harfi yalnızca bir kez görülür ancak normal Likçede bu harf oldukça yaygındır. Bunun nedeni büyük ölçüde Likçe B’nin, normal Likçede erken kullanımında görülen *s harfinin h harfine dönüşümünü uyarlamamış olmasıdır. Buna göre, örneğin, ‘tanrılar’ anlamına gelen masaiz, normal Likçede mahãi olarak kullanılır. Bu arkaik bir özellik olarak görülebilir ve benzeri belki de daha erken kullanımda olan *tw’nin gelişimi için de söylenebilir: Likçe B’ye tb, normal Likçeye kb olarak geçmiştir. Likçe B’de tbisu olarak yazılan ve ‘iki kez’ anlamına gelen kelime, normal Likçede kbihu olarak yazılır. Ayrıca Likçe B’deki w harfinin kullanımı da dikkat çeker: Likçe B’de χbidewñni olarak yazılan ve ‘Kaunoslu’ anlamına gelen kelime, normal Likçede χbidẽñni olarak görülmektedir.

Bu özellikleri Likçe B’nin, normal Likçenin daha erken ve şiir için kullanılan bir formu olduğu konusunda tartışmalara yol açmıştır. Ancak bazı akademisyenler, bunu yalnızca coğrafi bir farklılık olarak ele almayı tercih ederler. Belki de kuzeybatı bölgesindeki bu lehçe, Karya diliyle benzerlikler gösterir.

Ksanthos Yazıtlı Dikmesi’nin 19. yüzyıl başlarında görüntüsü

Ayrıca ilginç bir şekilde bazı Likya isimlerinin Grekçe versiyonları da, normal Likçe yerine Likçe B’den alınmış gibi gözükür. Örneğin; Tumnēssos, normal Likçede tuminehi, Likçe B’de tuminesi; Tel(e)mēssos, Likçede telebehi; Kanduba normal Likçe’de χãkbi (Hititçede Ḫinduwa) Likçe B’de χãzbi olarak görülmektedir. Bu bize Greklerin dillerine kattıkları yabancı sözcüklerin alındıkları tarihler ya da yerler hakkında bir ipucu vermiyor mu?

Likçe yazıtlar, 19. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde, bu yeni dil oldukça kafa karıştırıcı görünmüştü. Yüzyıl sonlarına doğru mezar metinlerindeki dilbilgisi ve kelime dağarcığının büyük bölümü çözülmüştü, ancak diğer dillerle olan ilişkileri henüz tam olarak anlaşılmamıştı. Likçe hakkındaki genel görüş onun bir Hint-Avrupa dili olmadığıydı. 20. yüzyılda Hititçenin keşfi ve deşifresiyle Anadolu dillerinin tarihi açısından büyük bir farkındalık oluştu ve ayrıca Hint-Avrupa dillerinin Anadolu kökenli bir dalının kabul edilmesiyle birlikte yüzyıl ortalarında Likçenin de bu dala ait olduğu kanıtlandı. Daha sonraki gelişme aşamalarında Likçenin, Hititçe yerine Luvice ile gruplandırılması söz konusu olduysa da Anadolu dilleri arasındaki ilişkileri hala tartışmaya açıktır.

Letoon’daki üç dilli yazıtın Likçe yüzü

Likçenin, antik Yunan alfabesinden (belki Rodos yakınlarında kullanılan bir alfabe) türetilen ve bir takım işaretlerin ilavesiyle elde edilmiş bir alfabe ile yazılmış olduğu düşünülmektedir. Harflerin değerleri yalnızca kaba olarak belirlenebilir. Antik Yunan alfabesindeki harflerin çoğu yaklaşık olarak kendi Yunan değerleri ile okunabilmektedir, ancak bu her durumda böyle olmayabilir. Grekçe isimlerin Likçede ve Likçe isimlerin Grekçede nasıl temsil edildiklerinin değerlendirilmesi daha fazla kanıt sunabilir ve diğer Anadolu dilleriyle olan etimolojik bağları bize faydalı ipuçları sunabilir. Tüm bunlar çokça şüphe ve akademik tartışmaya meydan sağlamaktadır.

Burada harflerin konvansiyonel bir transliterasyonu verilmiştir (Likçe alfabesinin sıralaması bilinmemektedir): a ã b d e ẽ g h χ i j k l m m̃ n ñ p q r s t τ θ u w z; ayrıca transliterasyonunda karara varılamamış iki harf daha mevcuttur.

Sesli harflerden ã ve ’nin genizden söylenen a ve e oldukları düşünülmektedir: Buna göre i ve u’nun da genizden söylenen versiyonları olduğu düşünülebilir, ancak eğer varsa da bunlar farklı yazılmamıştır. a ve e’nin bazı değişimleri gözlemlenmektedir. Örneğin ‘hukuk kuralları’ anlamına gelen mara kelimesinin ilk hecesi, yönelme durumuna geldiğinde mere olarak yazılmıştır ancak bu durumla ilgili koşullar henüz tam olarak kanıtlanmamıştır. Yalnızca bir adet yuvarlak sesli harf bulunur, ayrıca [o] ve [u] arasında bir ayrım yapılmamıştır.

Yazıtlı dikmenin kırık üst parçası

and ñ harflerinin, sesli bir işlevi yerine getirmek amacıyla burundan söylenen versiyonları oldukları düşünülür. χ, k ve q harflerinin tümü Grekçedeki k ya da g ile ilişkilendirilir ve aralarındaki farklar belirsizdir. Aynı şekilde t ve τ arasındaki değer farkı da belirsizdir ve bazı formlarda farklılıklar göstermektedir. [d] ile başlayan yabancı isimler Likçede kullanıldığında, d yerine ñt olarak yazılırlar – buna göre Pers kralı Darius karşımıza Ñtarijeuse/i olarak çıkar. Yunan ismi Dēmokleidēs ise Ñtemuχli[da olarak yazılır. z harfinin yarı-kapantılı [ts] ve sesli sızmalı [z] olarak iki kullanım şekli olduğu öne sürülür. Hala tatmin edici bir açıklama bekleyen bir merak unsuru ise sessiz harflerin yaygın olarak ikileşmesidir: hrppi ‘için’, pddẽ ‘yer’, sttala ‘stel’ kelimelerinde görüldüğü gibi...

Diğer Anadolu dillerinde olduğu gibi, Likçede de eril ve dişil sözcükler arasında bir fark yoktur ancak ortak cins ve cinssiz kelimeler arasında vardır. Tekil ve çoğul arasında bir karşıtlık olsa da ikililik yoktur. İsimler ve sıfatlar kelime sonlarına gelen eklerle pek çok farklı şekillerde görülebilir, burada tekil formları gösterilmiştir. Yalın (özne) hali normalde açık bir ek almaz: Anadolu dillerinde sona gelen ek -s olup, arkasından gelen bir ünlü ile kaybolur. Belirtme (nesne, ismin -i hali) hali, genizden gelen sesle belirtilir: Eğer temel kök, yalın halde ise sesli bir harf ile biter, daha sonra nesne hali o sesli harfin genizden söylenen versiyonu ile değiştirilir, buna göre örneğin lada ‘eş, kadın’ kelimesi, belirtme halini aldığında ladã olur. Ayrıca yine bir ses değişikliği ile ladu olabilir. ‘Çocuk’ anlamına gelen tideimi kelimesine geniz sesi belirtilmemiş olabilir. Buna göre tideimi’nin belirtme halinin telaffuzu belirsizdir. Eğer kelimenin kökü bir sessiz harf ile bitiyorsa, o zaman geniz sesi harfiyle yazılan farklı bir hece ile yazılır. Böylece ‘Likya’ anlamına gelen Trm̃mis kelimesinin belirtme hali Trm̃misñ olarak yazılır. Yönelme hali (ismin -e hali) -i şeklinde bir ek alır, örneğin ladi ‘eş, kadın için’ kelimesinde olduğu gibi. Ancak bu yine tideimi örneğinde olduğu gibi görünmezdir. Yerlik hali (ismin -de hali) de belirtilmiştir ve yaygın olmayan bir ismin -den hali ve araç durumu olarak -adi veya -edi eklerini alır.

Likya Kaya-Mezarları Tlos

En ilginç durum, ismin genitif (ismin -in hali) halinde görülür. Genitif yalnızca tekil kullanımda ve yalnızca kişi isimlerinde kullanılır ve -h veya -he ile biter. Örneğin; Perikle (Perikles isim benzerliği ilginç olsa da Atinalı devlet adamı değil, dördüncü yüzyıl Limyra hükümdarıdır) genitif halinde Perikleh veya Periklehe; Arppaχu (Harpagos) genitif halinde Arppaχuh olarak kullanılır. Arppaχuh tideimi dediğimizde ‘Harpagos’un oğlu’ anlamını verecektir. Beklenmedik bir biçimde bu genitif haldeki kelimeler sonlarına, sözdizimi uygun görürse bir belirtme eki alabilirler, buna göre ‘Ortakias’ın kızı’ anlamını taşıyan ve yalın haliyle Urtaqijah kbatra olan sözdizimi, belirtme halinde Urtaqijahñ kbatru şeklinde yazılır. Genitif eki burada ilk sırada kullanılır. Diğer isimler ve zamirler, genitif hal yerine -ahi (veya -ehi) şeklinde biten ve genelde ikinci sırada yer alan türemiş sıfatlar kullanırlar, bu Luvice’deki tamlayan sıfatlardaki -assi- ekiyle açıkça benzerlik gösterir. İki örnek bu kullanımı açıklamaktadır: (1) prñnezi atlahi ‘bu ev için’ anlamına gelen ve yönelme durumundaki bu kelime öbeğinde prñnezi ‘ev’anlamına gelir.Atlahi ise ‘kişi, kendi’ anlamına gelen atla kelimesinden türemiştir; (2) hrppi esedeñnewi χñnahi ehbiehi ‘büyükannesinin ataları için’ anlamına gelen bu kelime öbeğinde ise esedeñnewi yönelme durumunda (hrppi ‘için’ anlamına gelen kelimeden etkilenerek) ‘soyundan gelme’ kelimesinin bir sırasını belirten bir tekil kelime olarak kullanılmıştır.Χñnahi ise ‘büyükanne’ anlamına gelen χñna kelimesinden türemiş bir sıfattır. Ehbijehi yani ‘onun’ anlamına gelen ve bir türemiş sıfat olarak kullanılan ehbi kelimesi ise ebe yani ‘o’ kelimesinden türemiştir (burada beklenen *ebehi kelimesi ortasındaki sesli harfi kaybederek *ebhi olur ve daha sonra sessiz harflerin yer değiştirmesiyle ehbi haline gelir). Böylece kelime sonuna gelen ek, aslında kendi formunda iki kez kullanılmış olur.

Sözlü biçimlerin tüm kapsamının bu tip yazıtlarda görülmesi beklenmez ve üçüncü şahıs formları daha baskın olur ancak birinci tekil şahsın geçmiş zaman eki olan -χa görülür (örneğin; pijaχa ‘ben verdim’ kelimesinde olduğu gibi). Daha kuşkulu bir durum ise şimdiki zaman eki olan -u’dur. Üçüncü şahsın tekil formunda, şimdiki zaman ekleri -ti, -di veya -i (tadi ‘yerler’ örneğindeki gibi) ve geçmiş zaman ekleri -te veya -de (pijete ‘o verdi’ örneğindeki gibi); çoğul formunda ise şimdiki zaman eki -(n)ti ve gemiş zaman eki -(n)te (geniz sesi ekten önceki sesli harfte görülür, örneğin pijẽte ‘onlar verdi’) olarak karşımıza çıkmaktadır. Üçüncü şahıs emir kipi ekleri, tekil şahısta -tu (örneğin qasttu ‘cezasını çeksin’) ve çoğul şahısta -(n)tu olarak görülür. Edilgen anlam taşıyan -mi eki ise ortaç olarak kullanılır. Mastar haline getirmek için ise -ne eki kullanılmaktadır.

Ksanthos’ta bulunan Payava Lahdi’nden detay British Museum

Mevcut yazıt sayısının az olması ve yorumlama zorlukları nedeniyle, Likçe kelime dağarcığımız ister istemez sınırlıdır ancak ilerleme kaydedilmiştir. İçeriksel bilgi, mezar yazıtlarındaki çeşitli terimlerin tanımlanmasına olanak sağlar: prñnawa ‘ev, mezar-ev’ (kaya mezarlarının, ahşap evlere benzemesi Likya sit alanlarında yaygın bir özelliktir) ve bununla bağlantılı olan prñnawa yani ‘inşa etmek’ fiili Anadolu’ya özgü bir kelime olan parna yani ‘ev’ kelimesinden türemiştir. ‘Lahit’ anlamına gelen tezi kelimesi ve daha genel kullanımlı ‘mezar’ anlamına gelen χupa kelimesi hem mezar-ev hem de lahit için kullanılır. Mezardaki alan ñtata kelimesi yani ‘mezar odası’ anlamına gelir. Likya mezarlarında iki kademeli bir düzenleme görülür. Lahitlerde temel katta bir oda ve onun üzerinde lahit yer alır. Diğer iki oda ise farklı kelimelerle ayrıştırılır: buna göre hrzzi ‘üst’ (aile üyeleri için) ve ẽtri ‘alt’ (ev ahalisi yani prñnezi için - ‘ev’ kelimesinin bir başka türemiş hali) olarak adlandırılırlar. Ayrıca ‘koltuk’ (mezar odası içerisinde) anlamına gelen isbazije kelimesi de mezar terimleri arasında yer alır.

Birçok benzer terim, hem buradaki örneklerden hem de diğer yazıtlardan bilinmektedir. Bunların değerleri bazen içeriklerinden, bazen diğer Anadolu dilleriyle yapılan karşılaştırmalardan, bazense Likçe-Grekçe çift dilli yazıtlardan anlaşılmaktadır. Bunlar arasında; lada yani ‘eş, kadın’; tideimi yani ‘çocuk’; tedi yani ‘baba’ (Hititçe atta, Luvice tata/i); ẽni yani ‘anne’ (Hititçe anna, Luvice anna/i); χñna yani ‘büyükanne’ (Hititçe ḫanna); kbatra yani ‘kız çocuk’(Luvi hiyerogliflerinde tuwatra), nẽni yani ‘erkek kardeş’ ve epñnẽni yani ‘küçük erkek kardeş’ (Hititçe nekna ve Luvice naniya yani ‘erkek kardeşin’); tuhes yani ‘yeğen’ (Grekçe adelphidous, adelphidē kelimeleri ile ilişkilidir) terimleri yer alır.

‘Tanrılar’ anlamına gelen mahãi kelimesinin de dâhil olduğu bir dini kelime dağarcığı da mevcuttur. Bazı bireysel tanrılar arasında Trqqas, yani Anadolu Fırtına Tanrısı Tarḫunt, yönelme durumunda Trqqñti, ve Ertẽmi ile Pedrita yani antik Yunan tanrıları Artemis ve Afrodit (Aphrodite) yer alır. Malija, Athena ile ilişkilendirilen bir yerel tanrıça (gümüş bir testi üzerindeki Paris’in Yargısı sahnesi betimlemesi ile açıkça bellidir) olarak ve Natri (Likçe B yazıtlarından bilindiği gibi) Apollon ile ilişkilendirilen bir tanrıdır ve üç dilli bir yazıttaki Grekçe Apollodotos (‘Apollo tarafından verilmiş’) kelimesiyle belirtilmiştir. Natri Likçede Natrbbijẽmi ismini alır ve kelimenin ikinci yarısındaki -mi ortacının pije- ‘vermek’ fiiline eklenmesiyle ve -dotos ‘verilmiş’ fiiline tam uyar ve böylece Natr- kısmı Apollodotos’taki Apollo- kısmına denk gelir. Leto, özellikle Ksanthos’un güneyindeki bir tapınakla ilişkilendirilen bir tanrıçadır ve sıfattan türemiş Leθθi yani ‘Leto’nun’ şeklinde adlandırılır. Çift dilli yazıtların Grekçe kısımlarında bu tanrıçadan bahsedildiğinde ismi Likçe olarak karşımıza çıkmaz ancak onun yerine ẽni qlahi ebijehiyani ‘bu yörenin anası’ anlamına gelen ve şüphesiz Anadolu’nun en eski tanrılarından Ana Tanrıça’ya işaret eden bir söz dizisi kullanılır. Tanrıların isimleri özellikle mezar yazıtlarına eklenmiş lanetleme kısımlarında da yer alır. Bu yazıtlar mezara zarar verenin cezalandırılacağını bildiren tehdit yazıları içerir. İntikam tanrılarının kötülük yapan kişilere yapacağı hoş olmayan şeyleri anlatan iki fiil tespit edilmiştir: qastti (3. tekil şahıs) ve tubidi (3. tekil şahıs), tubeiti (3. çoğul şahıs). Ancak bu kelimelerin tam anlamları bilinmemektedir.

‘Rahip’ anlamına geldiği üç dilli yazıtlardan da kesinleşen kumaza sözcüğündeki kum- kökü kutsal şeyler ve kurban etme anlamlarına gelen bir dizi sözcük ile ilişkilendirilir. ‘kurban etmek, tapmak’ fiili kumez(e)i- ve ‘kutsal’ sıfatı kumehe/i- bu sözcükler arasındadır. Kumehe/i- sözcüğü ayrıca ‘'kurban, adak’ ve büyük olasılıkla ‘koyun’ anlamına da gelen bir isim olarak da kullanılır. Kurban törenlerinde wawa- yani ‘sığır’ da kullanılmaktadır. Bu kelime Luvice wawa/i ile karşılaştırılabilir.

Kumaza ‘rahip, kurban eden’ kelimesindeki -aza kelime sonu eki, bir takım başka kelimelerde çeşitli faaliyetlerde bulunan kişileri belirtmede kullanılmıştır. Maraza yani ‘hâkim’ kelimesi (mara ‘kanunlar’) ve zχχaza yani ‘savaşçı’ kelimesi belirgin örneklerdendir ancak aχãtaza, haχlaza, mlatraza, mluhidaza, wasaza gibi daha kafa karıştırıcı örnekler de mevcuttur. Bu kelime takısının ilginç bir kullanımı da, aynı zamanda onun değerini doğrular niteliktedir: χssadrapa Pers dilindeki ‘satrap’ yani ‘vali’ kelimesiyle bağlantılıdır. χssaθrapazate yani ‘vali olarak hüküm sürdü’ fiili ise *χssaθrapaza kelimesindeki tipik Likçe kelime sonu eki özelliğini almıştır.

Aşağıda bazı tipik mezar metni örnekleri verilmiştir:

  • Üçağız’da bir kaya-mezarı

ebẽñnẽ prñnawã mẽti prñnawatẽ Xluwãnimi hrppi ladi ehbi se tideime ehbije ẽ[n]ẽ Periklehe χñtawata

Bu yazıta göre mezar, Xluwãnimi tarafından karısı ve çocukları için inşa edilmiştir ve ayrıca tarihi de verilmiştir.

Buna benzer kitabelerde sıklıkla ‘bu mezar’ ifadesi cümlenin ilk kısmında, vurgu yapmak amacıyla kullanılır. Ebe kökünün tekil, belirtme hali olan ebẽñnẽ ‘bu’ anlamına gelir ve prñnawa yani ‘ev (mezar)’ kelimesinin belirtme hali olan prñnawã (burada tekil şahsın belirtme hali geniz sesi veren harflerle yapılmaktadır) ile uyuşur. Ana cümle daha sonra me ekinin (genelde çevrilemeyen bu kısım için şimdilik ‘şimdi’ kelimesini kullanıyoruz) ardından gelen ve belirtme durumundaki tekil şahsa eklenen bir zamirle bağlı, ayrıca geniz sesi veren mẽ kısmıyla ile başlar. Ardından dönüşlü bir zamir olan -ti ve daha sonra ise prñnawatẽ ‘inşa etti’ fiili gelmektedir. Burada üçüncü tekil şahsa eklenen geçmiş zaman eki -te’ye bir belirtme zamiri eklenmiş ve böylece -tẽ ve bir sonraki özne, yalın hale gelmiştir, Xluwãnimi. Yani tam anlamıyla şöyle ifade edilir: ‘bu mezar, şimdi -kendi- için inşa etti Xluwãnimi’.

Bir sonraki kelime dizisi olan hrppi ladi ehbi se tideime ehbije, ‘için’ anlamına gelen hrppi edatıyla başlar. Daha sonra ‘eş, kadın’ anlamındaki lada’nın yönelme durumundaki, tekil şahsı olan ladi ve ‘onun’ anlamına gelen ehbi kelimesinin yönelme durumundaki tekil şahsı ehbi gelir. Tideime yani ‘çocuk’ anlamına gelen kelime, tideimi’nin yönelme durumunun çoğul şahsıdır. Ayrıca ehbije ise ehbi’nin yönelme durumunun çoğul şahsıdır. Se ise ‘ve’ anlamına gelir. Yani tam anlamıyla: ‘karısı ve çocukları için’ anlamını verir.

Son olarak çeşitli yazıtlarda görülen ve bir hükümdara referans veren bir tarih belirten bir söz dizisi gelir: ‘içinde, süresince’ anlamına gelen ẽnẽ edatı, yerlik belirten ismin -de hali ekini alarak, χñtawata yani ‘kraliyet, hükümdarlık’ kelimesini etkiler. Χñtawata, ‘kral, hükümdar’ anlamına gelen χñtawati kelimesinden türemiş bir soyut isimdir ve anlamı üç dilli yazıttan çıkarılmıştır. Periklehe, Limyra’nın ünlü bir hükümdarı olan Perikles’i referans veren bir özel ismin genitif halidir. Böylece: ‘Perikles’in hükümdarlığı zamanında’ anlamını verir.

‘Xluwãnimi bu mezarı karısı ve çocukları için, Perikles’in hükümdarlığı zamanında yaptırdı’.

Aslanlı Lahit Kaş

(b) Kaş’ta bir kaya-mezar

ebẽñnẽ prñnawu mene prñnawatẽ Iχtta Hlah tideimi hrppi ladi ehbi se tideime ehbije seije ti edi tike mẽtẽ mene qasttu ẽni qlahi ebijehi se wedri Wehñtezi

Bu çift dilli bir yazıtta, Likçe metnin devamında, ona bazı kısımlar dışında oldukça belirgin bir şekilde benzeyen Grekçe versiyonu gelir.

Yazıtın ilk yarısı bir öncekiyle benzerlik gösterir. Yine ‘bu mezar’ anlamına gelen belirtme durumundaki sözcükle başlar (prñnawu burada prñnawã’nın farklı bir versiyonu olarak yazılmıştır). Ana tümce yine bir önceki örnekte olduğu gibi -me edatına eklenmiş -ne zamiriyle birleşerek prñnawatẽ fiilini oluşturur. Mezarı inşa eden Hla’nın oğlu Iχtta, tekil genitif halindeki ‘oğul, çocuk’ anlamında kullanılmıştır. hrppi ladi ehbi se tideime ehbije söz dizisi, daha önce de belirtildiği gibi ‘karısı ve çocukları için’ anlamını verir.

Bu söz dizisini, se yani ‘ve’ bağlacıyla bağlanmış bir lanetleme söz dizisinin daha belirgin bir örneği izler. Lanetleme söz dizisi, üzerlerine lanet yağacak bir kişiyi ya da kişileri tanımlayan bir ilgili zamir tümcesi ile oluşturulmuştur: ije ‘ona’ veya ‘burada, orada’ anlamını veren bir durum biçimi ve ‘onu’ anlamını veren ti zamiri, edi ise adi’nin bir başka versiyonudur ve ‘yapmak’ anlamına gelir. tike ise ‘her’ anlamına gelen bir belgisiz zamir ve mẽtẽ ‘zarar vermek’ anlamına gelen geçişsiz zamir olarak kullanılmıştır. Böylece, ‘her kim ona (mezara) zarar verirse’ anlamını verir. Yunan versiyonu ise ‘eğer herhangi biri esere zarar verir veya satın alırsa’ anlamını taşır.

Ana tümce burada yine me ekine eklenen belirtme zamiri -ne ile kötülük eden kimseyi ilgi zamirli bir tümce ile tanımlamaktadır. Üçüncü tekil şahsın emir kipindeki qasttu fiili ‘cezalandırmak, öldürmek’ anlamına gelir (-tu eki diğer Anadolu dillerinde de kullanılmaktadır) ve özne ẽni qlahi ebijehi yani ‘bu yörenin anası’, Grekçe versiyonundaki Leto ile bağdaştırılır. ẽni yani ‘anne’ ile uyumlu olan qlahi, -ahi ile qla’dan oluşan ve ‘avlu, yöre’ anlamına gelen bir genitif sıfattır ve büyük ölçüde bazı belirsiz etimolojik bağlantılardan tespit edilmiştir. Ayrıca ebijehi de ebije’den türemiş bir genitif sıfattır ve ‘burada’ anlamına gelir.

Likçe versiyonunda kötülük eden kimseye verilecek ceza ile ilgili bir cümle daha eklenmiştir: se wedri Wehñtezi. Wehñtezi, -zi eki ile oluşmuş bir sıfattır ve bir yer ismiyle birlikte kullanılır: Örneğin; Atãnazi ‘Atinalı’ ve Sppartazi ‘Spartalı’... Buradaki isim en yakın yerleşim yeri olan Phellos olarak tanımlanabilir ve kentsel bir yetkili makama işaret edebilir, örneğin; ‘Phellos’un meclisi’, ancak wedri Wehñtezi’nin ẽni qlahi ebijehi ile birlikte faaliyet gösteren yerel bir tanrı veya tanrıça (tekil veya çoğul olabilir) olması daha ilgi çekici bir olasılıktır. ‘Phellos’un Perileri’ söz dizisi de, kısmen etimolojik sebeplerden dolayı (wedri genelde Hint-Avrupa dillerine bağlı olan Anadolu dillerinde ‘su’ anlamına gelen kelimelerle bağdaştırılabilir) ve kısmen Leto’nun cezalandırıcı bir tanrı olarak perilerle bağdaştırıldığı üç dilli yazıttan (Grekçe versiyonuna göre: yönelme durumundaki Likçe kelime Elijana) bir olasılık olarak düşünülmüştür.

‘Hla’nın oğlu Iχtta, bu mezarı karısı ve çocukları için inşa etmiştir ve her kim ona zarar verirse, bu yörenin anası ve Phellos’un perileri burada onu öldürsün’.

  • Dereağzı’nda kaya-mezar

ebẽñnẽ χupã mene prñnawatẽ χakbija hrppi ladi ehbi se tideimi sei ni ñtepi tãtu tike nede χuwati ti ne mei me ne Trqqas tubidi se Malija hriχuwama

Yazıtın girişi standart öğelerle başlar: χupã (tekil şahıs, belirtme hali) ‘mezar’ kelimesi için alternatif olarak kullanılmıştır. Ayrıca tideimi yönelme durumunda ve tekildir. Böylece ‘Xakbija bu mezarı karısı ve çocukları için inşa etmiştir’ anlamı çıkar.

Devamı şöyle incelenebilir (G. Neumann’ın yorumlamasına göre): sei ni ñtepi tãtu tike ‘ve içinde, içine kimseyi koymamalılar ...’ Burada sei, seije’nin bir alternatifi olarak ‘ve içinde’ veya ‘ve burada’ anlamını verir. Emir kipinde kullanılan olumsuz ek ni burada yasakları ifade etmek için kullanılmıştır, bu olumsuz ifadelerde kullanılan ne haber kipi ile zıtlık oluşturur. Emir kipi tãtu, ‘koymak, yer’ anlamına gelen ta-‘dan türemiştir, üçüncü çoğul şahıs (tekil hali tatu, geniz sesi olduğunda tãtu oluyor) kişisiz olarak kullanılmıştır ‘biri koymamalı’: ‘içinde’ anlamındaki ñtepi zamiriyle birlikte kullanılır. Tike ‘herhangi biri’ anlamındaki belgisiz zamirin tekil, belirtme durumudur. Buradaki ‘herhangi biri’ nede χuwati ti yani ‘onunla yakından ilişkili olmayan’ anlamındaki ilgi zamiri tümcesi ile genişletilmiştir. ne olumsuzluk ekidir ve ona eklenen -de ekinin fonksiyonu belirsizdir. Üçüncü tekil şahıstaki χuwati fiili ise üç dilli yazıtın Grekçe kısmından anlaşıldığı üzere ‘kraliyette yakın olmak’ anlamına gelir.

Ne mei anlaşılması daha güç bir anlam taşır ancak burada olumsuzluk eki ne’yi tanıyoruz. Mei ise ‘eğer’ kelimesi olarak bilinmektedir, yani burada ‘eğer olmazsa’ ‘eğer bu gözlemlenmezse’, veya ‘aksi halde’ anlamları çıkarılmaktadır. Devamında üçüncü tekil şahıstaki tubidi kelimesi, bir lanetleme tümcesinde yer almaktadır. Yine öldürmek veya yok etmek anlamı taşıyan ancak tam olarak belirlenemeyen bir kelime, bu sefer gelecek kipi yerine kullanılan şimdiki zaman kipiyle ‘öldürecek’ yazılmıştır. Özne Trqqas, Fırtına Tanrısı’dır, ayrıca bir diğer özne se yani ‘ve’ bağlacı ile eklenmiştir: Malija, Athena’nın karşılığı, anlamı anlaşılmayan başka bir başlıkla hriχuwama tanımlanmıştır.

‘Xakbija bu mezarı karısı ve çocukları için ve içine yakından akrabası olmayan başka kimse konulmamalı, yoksa Trqqas ve Malijahriχuwama onu öldürecek’.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız