Siirt - Başur Höyük

Başur Höyük, Siirt ili sınırları içerisinde, Güneydoğu Anadolu’nun doğu sınırını oluşturan Anti-Toros Dağlarının eteğinde yer almaktadır.15 metrelik bir kültürel dolgu ve yaklaşık olarak 4 hektarı bulan yerleşim boyutlarıyla, bölgenin büyük höyüklerinden birisidir.

  • Yazar : Haluk SAĞLAMTİMUR - Öznur Özmen BATIHAN - İzzettin ELALMIŞ
  • Tarih : 2021-09-15 15:42:42

Çevresel Özellikler

Siirt ilinin yaklaşık 20 km batısında, Aktaş köyü yakınında bulunan Başur Höyük, Bitlis ili sınırlarından doğup Bitlis Vadisini geçerek Botan Nehri’ne karışan Başur Çayı (Bitlis Çayı olarak da bilinir) kenarında yer almaktadır. Başur Çayı kaynağını Güneydoğu Toroslardan alır. Akarsu bir bakıma Bitlis vadisinin havzadaki devamıdır. Akarsu batıdan aldığı kolla birlikte Reşan Çayı adını alır. Gökçedağ antiklinali içinde bir boğaz içine girdikten sonra Kezer çayı ile, daha sonra ise Botan Çayı ile birleşip Dicle nehrine dökülür. Dolayısıyla höyük, Baykan’dan sonra havzada genişleyen ve geniş tabanlı yatağında, vadinin dağlık boğazlara girmeden önceki genişleme alanında kurulmuştur. Ayrıca höyüğün yer aldığı saha jeolojik-jeomorfolojik açıdan bölgenin oldukça aktif bir kesiminde yer almaktadır. Höyük çevresinde jeomorfolojik manzara kısa mesafeler içinde değişmektedir. Höyüğün bünyesinde yer aldığı vadi ve çevresi Pliyosen’de bir süre göl ile kaplanmış, çok farklı litolojide, unsur ve boyutta malzemelerin yer aldığı bir yoğun tortullanma alanıdır. Havzanın dış drenaja bağlanması ile saha hızla boşalmış ve yarılmıştır. Dolayısıyla bölge tektonik aktivite ve depremsellik açısından aktif bir bölgede yer almaktadır. Bugün için höyük ve çevresindeki topoğrafyayı şekillendiren en önemli morfolojik oluşum, akarsu aşındırma ve biriktirme süreçleridir. Höyüğün konumu, Güneydoğu Anadolu’dan gelerek Doğu Anadolu’ya giden doğal yollarla ilişkili gibi görünmektedir. Nitekim Başur Höyük’ün çevresinden, Bitlis Vadisi aracılığı ile Van Gölü Havzası’na ve Kurtalan üzerinden batıdaki bölgelere ulaşmak mümkündür. Botan ve Bitlis Vadileri erken dönemlerden itibaren Van Gölü’nün batısındaki volkanik dağlarda bulunan obsidyen yatakları ile bağlantılı olarak, Mezopotamya ile Doğu Anadolu arasında yoğun olarak kullanılmıştır. Aynı yol hattı, kuzey-güney geçiş güzergâhı olarak hâlâ yoğun olarak kullanılmaktadır.

Siirt-Başur Höyük Genel Görünüm

Araştırma Tarihçesi

Başur Höyük, Chicago ve İstanbul Üniversiteleri Karma Projesi kapsamında Robert Braidwood ve Halet Çambel öncülüğündeki bir ekip tarafından 1963 yılında başlatılan Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları esnasında tespit edilmiştir. Ancak bu yüzey araştırmasında höyüğe isim verilmediği için yayınlarda Başur Çayı kenarındaki höyük diye tanımlanıp S 64/4 olarak adlandırılmıştır. Ilısu Barajı HES Projesi kapsamında 2007 yılında başlatılan kurtarma kazıları 2019 yılında tamamlanmıştır. Bu kazılar sonucunda, höyükte Erken ve Geç Kalkolitik (Geç Halaf, Ubaid 3-4, Terminal Ubaid, Geç Kalkolitik 1, 2, 3, 4 ((?)) , 5), Erken Tunç Çağı, Orta Tunç Çağı I ve II, Geç Tunç Çağı, Demir Çağı ve Orta Çağ’dan yakın dönemlere kadar deva eden yerleşim izleri açığa çıkartılmıştır. Konum itibariyle Başur Höyük, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Mezopotamya düzlüklerine bağlanan doğal yollarla ilişkili gibi görünmektedir. Çevredeki görece geniş tarımsal araziler, uygun topografik alan, kuzey-güney ve doğu-batı yol güzergahında konumlanması ve yerel hammade kaynakları açısından zengin bir bölgede yer alması gibi unsurlar, Başur’un sürekli yerleşilmesine etki eden önemli nedenler arasındadır.

Siirt-Başur Höyük Genel Görünüm

Kazılar sırasında tespit edilen en erken kültürel dolgu Halaf Dönemi’ne ait birkaç polikrom çanak çömlek parçası ile temsil edilmektedir. Söz konusu dönemin son aşamalarında karşılaşılan bu boya bezemeli örnekler dışında bu dönemi temsil eden herhangi bir mimari kalıntıya ulaşılamamıştır. Kısıtlı bir alanda tespit edilen Höyükteki en erken yerleşim katını ise Ubaid 3-4 evreleri oluşturmaktadır. Bu yerleşim katını, tam bir mimari özellik göstermeyen taş temellerin yanında yer alan yoğun kül dolgusu, ocak ve fırınlar gibi açık alan işlikler oluşturmaktadır. Başur Höyük’te elde edilen bulgular, Kuzey Ubaid’in en eski evresinden başlayarak Güneydoğu Toros Dağları’nın eteklerine değin nüfuz ettiğini göstermektedir.

Siirt-Başur Höyük Genel Görünüm

Geç Kalkolitik Dönem (MÖ 4. Binyıl)

MÖ 4. Binyıl Güney Mezopotamya kronolojisinde Uruk Dönemi, Kuzey Mezopotamya kronolojisinde ise Geç Kalkolitik Dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde nüfus yoğunluğunun arttığı yerleşimlerin yönetiminde tapınak olarak ele alınabilecek kurumlar vardır. Bu kurumlar; yerleşimden ve çevre yerleşimlerden gelen tarım ve ikincil üretime dayalı hayvancılık ürünlerini tek bir yerde toplayıp yeniden dağıtımını sağlayarak yerleşim merkezlerinde yoğunlaşan nüfusu beslemek ve bu sayede uzmanlaşmaya olanak sağlayıp ürün çeşitliliğini arttırmak, uzun mesafeli ticareti desteklemek ve artan nüfus baskısının getirdiği sosyal baskıları azaltmak için sosyal alanlarda düzenlemeler yapmak gibi eylemlerde bulunmuşlardır.

Başur Höyük Geç Kalkolitik Dönem tabakaları, höyüğün güney kesiminde tespit edilmiştir. Bitki katkılı çanak çömlek teknolojisi Geç Kalkolitik 1’in karakteristik özelliğidir ve daha sonraki Geç Kalkolitik 2 ve 3 evresi de bu geleneğin kesintisiz bir devamını temsil etmektedir. Başur Höyük’te ilk evreden başlayarak saman yüzlü kaplar, boya bezemeli çanak çömlekler, astarsız ve bezemesiz, bir bölümü kırmızı ve devetüyü/krem astar üzerine koyu renk boya bezemeli çanak çömlekler görülmektedir. Bu dönemin çanak çömleğindeki en belirgin kap türü ‘Coba’ çanakları olarak adlandırılan yüzeyi sıyrılarak bitirilmiş kaplardır. Ancak bunların sayısının şimdilik Başur Höyükte az olduğunu söyleyebiliriz. Çağdaş yerleşimlerde de olduğu üzere, Ubaid Döneminin boya bezemeli çanak çömlekleri bu evrede hala görülse de Başur Höyük’teki oranları son derece düşüktür. Geç Kalkolitik 2 evresini temsil eden en tanımlı buluntu grubunu, yüzey renkleri çoğunlukla kahverenginin tonlarına sahip yalın kaplar oluşturmaktadır. Boya bezemeli kaplar bu dönemde de kullanılmaya devam edilmiştir. Ancak küçük bir alandan ele geçen az sayıdaki buluntular ile değerlendirilen bu alan ile ilgili bilgilerimiz sınırlıdır. GK 2 evresi çanak çömleği düşük ısıda pişirilmiş, bitkisel katkılı ve bezemesizdir. Başur Höyük Yerel Geç Kalkolitik 3 toplu üretim tabaklarının, özellikle dip kısımlarındaki fazla kilin obsidiyen, çakmaktaşı gibi kesici bir aletle tıraşlanması Coba kaselerinin üretim teknolojisi ile büyük benzerlik göstermektedir. Bu nedenle söz konusu kapların Coba çanaklarının geleneğinde ve aynı amaçla üretildikleri dolayısıyla bunların bir devamı niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu evrede çanak çömlek yapımında ağırlıklı olarak bitkisel katkı tercih edilmiştir. Az sayıda da olsa mineral katkılı örnekler de karşımıza çıkmaktadır. Bu evrede görülen formlar arasında çömlekler, kaseler, dibi tıraşlanmış kaseler, sığ kaseler, pişirme kapları, çekiç başlı kaseler ve tabaklar yer almaktadır.

Geç Kalkolitik 4-5 Evresi (Geç Uruk)

Bu bölgede MÖ. 4. binyılın ikinci yarısına tarihlenen Uruk Dönemi, Mezopotamya'da devletleşme süreci ile iç içe geçmiş kentleşme sürecinin yaşandığı dönemdir. Söz konusu kültürel yapı MÖ. 4. Binyılın ikinci yarısından itibaren tüm Mezopotamya’yı etkisi altına almıştır. Güney Mezopotamya’dan Kuzey Mezopotamya ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya doğrudan veya dolaylı yoldan gerçekleşen Uruk etkileşimi sayesinde bu bölgelerde tespit edilen materyal kültürde bir türdeşlik görülmektedir. Başur Höyük’ün bulunduğu Yukarı Dicle Bölgesi’de bu yayılımdan etkilenmiştir. Başur Höyük verileri ortaya çıkartılmadan önce, Yukarı Dicle Bölgesi yerleşimlerinde zayıf bir Uruk kültür etkisi olduğu düşünülürken, Başur Höyük yerleşiminde ortaya çıkartılan anıtsal yapılar ve bu mekanlarda tespit edilen yoğun Uruk Kültür materyali bu etkileşimin daha yoğun ve güçlü boyutta gerçekleştiğini gözler önüne sermektedir. MÖ. 4. binyılın sonlarına doğru, Kuzey Mezopotamya’daki birçok yerleşim gibi Başur Höyük de Geç Uruk sisteminin çöküşüne tanıklık etmiştir. Geç Uruk çöküşünden sonra merkezileşmenin ortadan kalktığı, Kuzey Mezopotamya’da bölgeselleşme eğilimlerinin ortaya çıktığı, daha çok otonom şeklinde örgütlenmelerin görüldüğü yeni bir sistemin varlığından söz edebiliriz.

Elimizdeki bulgular, Başur Höyük’te, Uruk Dönemi etkileşiminin başlangıcında höyük üzerinde geniş bir alanda düzenleme faaliyeti olduğunu göstermektedir. Höyüğün güney tarafındaki üst kesim düzeltilmiş ve yamaçlar teraslanmıştır. Geç Kalkolitik 5 (Geç Uruk) tarihlendirilen anıtsal, kamusal nitelikte olduğu düşünülen yapılar çakıl taşları ile düzleştirilmiş platforma inşa edilirken, bu alanın doğu ve batısında kalan teraslanmış alanlar ise daha küçük ve domestik yapılar için tercih edilmiştir. Depolama faaliyetlerinin görüldüğü ara bölmelere sahip, uzun koridorlu yapıların yanı sıra, içerisinde pişmiş toprak konikal çivi ve taş gözlerin bulunduğu bir yapı söz konusu çakıl taşlı alanda dikkat çekmektedir. Bu yapının olasılıkla dini veya idari bir işlevi olduğu düşünülmektedir. Söz konusu yerleşim taş temelli bir sur duvarı ile çevrelenmiş durumdadır. Kazılar sırasında bir bölümü açılan sur duvarının uzunluğu 20 metre, genişliği 1-1,50 metre olup, kuzey-güney doğrultusunda ve yer yer kule çıkıntılarına sahip olduğu görülmektedir. Sur duvarının ortaya çıkartılmış bölümde kuzey-güney yönünde yavaş yavaş batıya doğru dönenecek şekilde kavis aldığı, Uruk Dönemine tarihlenen kamusal ve domestik yapıları çevrelediği görülür. Bu döneme tarihlenen tabakalarda ortaya çıkartılan çanak çömlekler yoğun bitki, az oranda kum, taşçık katkılı Devrik Ağızlı kâseler, çark üretimi konik kâseler, mineral katkılı çekiç başlı çanaklar ile omurgalı çanaklardan oluşur. Çömlekler, bazı örneklerdeki oranı düşük bitki katkısı haricinde çoğunlukla mineral katkılıdır. Kap formları akıtacaklı çömlekler, tutamaklı çömlekler, küresel gövdeli boyunsuz ve kısa boyunlu çömlekler, saklı astar ve kazıma bezemeli çömlekler ile şişelerden oluşur. Çark yapımı Geç Uruk malları hızlı çömlekçi çarkında üretilmiş ve kaliteli hamurlu, genelde mat, açık kahve ya da devetüyü renklerde olan çanak çömleklerdir. Kırmızı, gri ve devetüyü hamur renklerine sahip çark yapımı ve el yapımı Uruk kapları da vardır. Ancak hem Başur’da hem de tüm Kuzey Mezopotamya bölgesi Uruk yerleşimlerinde kırmızı ya da gri hamurlu ve el yapımı Uruk çanak çömleğine çok az sayıda rastlanır. Bu kuzey bölgelerde rastlanan Uruk çanak çömleği genelde devetüyü, çark yapımı Geç Uruk mallarıdır. Başur Höyük bu kuzey geleneğine uyan Uruk etkileşimli bir yerleşim gibi görünmektedir.


Çok az sayıda da olsa Uruk gri hamurlu çanak çömleği Başur’da da bulunmuştur. Ayrıca höyükte şimdiye kadar birkaç örnek olmasına rağmen kırmızı astarlı Geç Uruk çömlek parçaları da bulunmuştur. Geniş alanlara yayılan mekânlar, depo odalarının varlığı, bu döneme tarihlenen binlerce çanak çömlek höyüğün Geç Uruk Döneminde idari bir merkez olabileceğini akla getirmektedir.

Geç Uruk döneminde kısmen bütünleşen, birbirine paralel gelişmelere tanıklık eden kuzey bölgeler, M.Ö. 3. binyılın başlarında daha bölgeselleşen/yerelleşen bir ağın birbirinden farklı ayaklarını oluşturmaktadırlar. İran’da Proto-Elam olarak adlandırılan dönemle birlikte yazıyı kullanan bir topluluğun karşımıza çıktığı görülürken, Kuzey Suriye, Anadolu, Kuzey Mezopotamya’da Uruk dönemine oranla daha küçük boyutlu, kırsal nüfusun hakim olduğu bölgeselleşmiş birimlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Güney Mezopotamya ise, Geç Uruk dönemini takiben yazının kullanıldığı, gelişkin sanat eserlerinin ortaya çıktığı Cemdet Nasr olarak adlandırılan döneme tanıklık etmektedir.

Erken Tunç Çağı I

M.Ö. 4. binyıldan sonra, Güney Mezopotamya etkisinin ortadan kalkmaya başlaması ile başlayan Erken Tunç Çağı’na ait veriler, Güneydoğu Anadolu’da daha çok Yukarı Fırat ve Dicle vadilerinin çevrelerinde yer alan yerleşimlerde araştırılabilmiştir. Bu dönemin çanak çömleği genel anlamda teknik, form ve dış yüzey işlemleri açısından bir önceki dönemin devamı niteliğindedir. Aşamalı bir şekilde yeni kap formlarının ve bezeme türlerinin hakim olduğu görülmektedir. M.Ö. 3. binyılın başlarında, Amuk’tan başlayarak Orta Fırat bölgesine değin uzanan ve Balikh Vadisi’ni de kapsayan batı ve Yukarı Dicle Vadisi ile Yukarı Habur bölgesini kapsayan doğu olmak üzere iki kültür bölgesinin tanımlanması ağırlıklı olarak çanak çömlek özelliklere göre oluşturulmaktadır. Batı bölgesinde bu dönemde saman katkılı ve saklı astarlı mallar kullanılır iken, Başur Höyük’ün de içerisinde yer aldığı Yukarı Dicle Vadisi’ni kapsayan doğu kültür bölgesinde daha çok Nineve 5 çanak çömleği ön plandadır. Başur Höyük’ün de içerisinde yer aldığı Yukarı Dicle Vadisi Nineve 5 ya da Nineve 5 benzeri çanak çömleklerin yayılım sahasında kalsa da, bu kesimde Erken Tunç Çağı’nda yerel özellikler gösteren bir kültürün bulunduğu görülmektedir. Ancak Kenantepe gibi yerleşimlerin Erken Tunç Çağı tabakalarında bulunan saklı astar bezemeli kaplar ve yüksek ayaklı çanaklar, Fırat Havzası ile Yukarı Dicle Vadisi arasında mutlak bir kültürel sınır bulunmadığını gösterebilir. Başur Höyük üzerinde iki farklı alanda Erken Tunç Çağı I evresine tarihlenen kalıntılar tespit edilmiştir. Bunlar höyüğün kuzeybatısında yer alan sivil yerleşime ait olduğunu düşündüğümüz taş temelli duvarlar ile bunlarla bağlantılı ocaklar ve güneydoğuda bulunan mezarlık alanıdır. Sivil yerleşim derin ve küçük bir alanda ortaya çıkartıldığı için özellikle mimari açıdan detaylı bir bilgiye sahip değiliz. Ancak yerleşimin güneydoğusunda bulunan mezarlık alanı dönemin sosyo-ekonomik ve kültürel karakterini anlamamız açısından oldukça önemli veriler barındırmaktadır. Başur Höyük’te 2011-2019 kazı sezonlarında, Geç Uruk tabakasına ait yapıları tahrip ederek yapılmış taş sandık, basit toprak ve taş kapaklı toprak tiplerinde 18 mezar açığa çıkarılmıştır. Mezarlar höyüğün güneydoğu kesimindeki eğimli yamaçta açığa çıkarılmıştır. Yüzey toprağına oldukça yakın bir seviyede başlayan mezarlar, kuzeydoğuya doğru gittikçe aşağı seviyelere inerek birbirlerini tahrip etmeden konumlandırıldıkları görülmektedir. Bu sebeple gömü yapıldığı dönemlerde hangi mezarın nerede olduğuna dair bir öngörüleri olduğunu düşünülmektedir.

Siirt-Başur Höyük ETÇ 1 Dönemi Mezarları (M.Ö. 3100-2800)



Başur Höyük’te açığa çıkarılan mezarların büyük bir kısmı taş sandık mezar tipindedir. Bunlar, genellikle dört adet yekpare kireçtaşı plaka ve bunların üzerini kapatan bir kapak taşı ile çevrelenmiş, dikdörtgen formda inşa edilmiş mezarlardır. En küçük taş sandık mezar 70x95 cm. boyutlarında iken; en büyüğü kareye yakın bir formda 2.25x2.35 metre boyutlarındadır. Bu mezarlardan beşinin tabanında düz kireçtaşı plakalardan oluşan bir döşeme söz konusudur. Gömülerin ve gömü hediyelerinin bir kısmının direkt bu tabana konulduğu; diğer mezarların ise toprak tabanlı olduğu görülmüştür. Taş sandık mezarlarda insan gömülerine ait kemik kalıntıları oldukça tahrip olmuştur. Bunun bir ritüelin parçası olarak boş bırakılmış veya bilinçli bir şekilde tahrip edilmiş olmasından ziyade, toprağın asidik yapısıyla da ilgili olduğunu düşünmekteyiz. Basit toprak mezarlarda ise insan iskeletlerinin taş sandık mezardakilere oranla daha iyi korundukları görülmektedir. Devam eden antropolojik çalışmalara göre, mezarlarda birden fazla gömüye ait iskelet kalıntıları bulunmaktadır. İster basit toprak ister taş sandık mezar tipi olsun genellikle çoklu gömü pratiğinin uygulandığı tespit edilmiştir. Gömüler genellikle hoker pozisyonunda ve belirli bir yön birliği dikkate alınmadan gömülmüşlerdir. Antropolojik çalışmaların ilk sonuçlarına göre Başur Höyük Erken Tunç Çağ I dönemine tarihlenen mezarlık alanında, farklı yaş gruplarından yaklaşık olarak 90 birey olduğu söylenebilir. Toplam gömü sayısına ilişkin kesin sayının iskeletler üzerinde devam eden çalışmalar sonucu belirlenecektir.

Siirt-Başur Höyük ETÇ 1 Mezarlarında Ortaya Çıkartılan Oyuntaşları



Gömü hediyelerinin taş sandık mezarlarda yoğunlaştığı görülürken, basit toprak mezarlarda bu sayı oldukça düşüktür. Yetişkin bir kadın ve bir çocuk gömüsünün yer aldığı basit toprak mezar (M 4) bu duruma istisna oluşturmaktadır. Bu mezarda da tıpkı taş sandık mezarlarda olduğu gibi oldukça nitelikli pişmiş toprak ve metal eşyaların konulduğu görülmektedir. Mezarlarda bulunan çanak çömleklerin büyük bir çoğunluğunu Kuzey Mezopotamya’nın bölgesel bir kültürü olarak değerlendirilen Ninive 5 Kültürü’ne ait çok sayıda yalın, kabartma, boya veya kazıma bezemeli kaplar ile az sayıda örnekle temsil edilen Saklı Astar Bezemeli ve Transkafkasya-etkili koyu yüzlü açkılı küçük kaplar oluşturmaktadır. Mezarlarda bulunan diğer gömü eşyaları arasında domuz, köpek, piramit ve mermi şeklinde biçimlendirilmiş 40 adet oyun taşı; metal mızrak uçları ve baltalardan oluşan silahlar; sap kısmında kuş, keçi, köpek gibi hayvanların yer aldığı kaşık benzeri nesneler; altın ve gümüşten iğne ve boncuk gibi süs eşyalarının yanında ritüel amaçlı kullanıldığı düşünülen nesneler; çeşitli taş ve metalden yapılma silindir mühürler; kireçtaşı, lapis, dağ kristali, akik, karnelyan gibi yarı değerli taşlardan farklı şekillerde biçimlendirilen binlerce boncuk yer almaktadır. Mezarda bulunan organik kalıntılardan alınan karbon örneklerinin sonuçları, bu mezarların Erken Tunç Çağı’nın hemen başlarına (yak. MÖ 3100-2900) tarihlendirilmesini sağlamıştır.

Siirt-Başur Höyük ETÇ 1 Mezarlarında Ortaya Çıkartılan Boğa ve Keçi’den oluşan Ritüel Objesi



Yapılan ilk çalışmalar doğrultusunda, Geç Uruk ‘sisteminin çöküşünü’ takip eden süreçte zengin ve çeşitli nitelikteki gömü hediyeleri ile birlikte gömülen ve seçkinler sınıfına’ ait oldukları düşündüğümüz mezar sahipleri, yerel kaynaklar üzerinde kontrol ve denetimi sağlayarak, prestij objelerine sahip olma, uzun mesafeli ticareti yönlendirme gibi avantajları kullanarak yerel politik bir güç oluşturmayı başarmış olmalıdır. Olağandışı bu gömü geleneği ve hediyeleri, seçkinler sınıfının kontrolünde olan bölgelerarası bir etkileşim ağının yanı sıra kendilerini toplumdan ayıran, statülerine meşruluk kazandıran ve de onu yeniden üreten ‘ideolojik aygıtların’ çeşitliliğine de işaret etmektedir. Bu açıdan Başur Höyük, Geç Uruk sisteminin ‘çöküşünden’ sonra bölgede yaşanan gelişmeleri ve bunların dinamiklerini anlamamız açısından anahtar bir yerleşim konumundadır. Özellikle mezarlarda bulunan metal eserler, Yukarı Dicle Bölgesi’nin madencilik faaliyetlerine ışık tutacak düzeyde ince işçiliğe sahiptir. Mezar hediyelerinin geneline bakıldığında, üretimi için tam zamanlı uzmanlık gerektiren çeşitli nesneler, örgütlenmesi son derece karmaşık olan madencilik faaliyetlerinin
göstergelerinden nitelikli metal eser üretimi, uzak coğrafyalardan ithal edilmiş lapis ve Kızıldeniz kökenli deniz kabuklarından yapılmış boncukların işaret ettiği uzun mesafeli ticaretin kanıtı olan buluntular bahsedilen yönetici sınıfın örgütlenme becerisini ve ulaşılan örgütlülük düzeyini göstermesi açısından son derece önemlidir.

Siirt-Başur Höyük ETÇ 1 Mezarlarında Ortaya Çıkartılan Gözleri Bağlı Boğa

Başur Höyük mezarlığıyla ilgili olarak halihazırda devam eden çalışmalar, değiş-tokuş/ticaret ağının incelenmesi, üretim teknolojileri ve pratikleri, hammadde kaynaklarının temini ve işlenmesi, zenginliğin kaynakları ve birikimi hakkında ayrıntılı bir tablo ortaya konulmasını mümkün kılacaktır. Bu bağlamda, Başur Höyük Erken Tunç Çağı I mezarları ve yerleşim yeri, Yukarı Dicle ve Botan Bölgesi topluluklarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Mezopotamya, Kuzey Suriye, İran ve Kafkasya’daki kültürler ile nasıl bir etkileşim ağı içinde olduğuna dair önemli katkılar sağlayacak potansiyeli barındırmaktadır.

Dağ Keçisi ve Yılan Betimli Metal Amulet veya Madalyon

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Doğan Kuban Hocamızı Kaybettik

Türkiye'nin önemli mimarlık tarihçilerinden, mimar ve akademisyen Prof. Dr. Doğan Kuban 95 yaşında hayatını kaybe...

Türkiye, Taş Tepeler ile Neolitik Çağ’ı aydınlatıyor

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Geliştirme ve Tanıtım Ajansı (TGA), Taş Tepeler programı ile Şanl...

Tharse (Turuş) Nekropol Alanında Temizlik ve Kurtarma Kazısı Başladı

Roma yol haritaları olan Peutinger Tablosu’nda ve Itiner Antonini’de, Komagene Krallığının başkenti Samasota'ya giden ...