Siirt-Türbe Höyük Kazısı ve Botan Vadisi

Yukarı Dicle Havzası, kuzey ve doğusunda Toroslar, güneyinde Tur Abdin Dağları ve batısında Karacadağ Masifi ile çevrelenen, Dicle Nehri boyunca güneydoğuya uzanan bir düzlük görünümündedir. Düzlüğün doğusunda Van Gölü ve çevresindeki dağlık alanların eşiğindeki sınır düzlük alanlarda yer almaktadır. Yüksek dağlarla çevrilmiş derin vadi ve düzlükleri bünyesinde barındıran Yukarı Dicle Havzası, bu coğrafi özelliklerinden dolayı, kendine özgü bir geçim ekonomisine sahiptir.

Türbe Höyük, Dicle Nehri’ni besleyen en büyük kollardan biri olan Botan Nehri’ne akan Başur Çayı’nın kenarında yer almaktadır. Dicle Nehri’nin suladığı verimli tarımsal arazi potansiyeline sahip Yukarı Dicle Bölgesi düzlüklerinin aksine, Botan Vadisi oldukça engebeli ve sarp dağlar arasında yer alır. Botan Çayı, Van Gölü’nün güneyindeki sıra dağların güney yamaçları ile Siirt’in doğusu ve kuzeybatı yamaçları arasında kalan ve aşağı yukarı doğu-batı doğrultusunda uzanan geniş bir bölgenin sularını toplayıp Dicle Nehri’ne karışır.

Türbe Höyük Genel Görünüm

Botan Vadisi’nin jeomorfolojik ve fiziksel koşulları vadi içerisinde yer alan yerleşimlerin nitelik ve niceliklerini belirleyen temel unsurdur. Botan Irmağının içerisinde aktığı vadiyi güneyin düzlükleri ile kuzeyin dağlık kesimleri arasında doğal bir yol olarak şekillendirmesi, vadide bulunan yerleşimlerin varlık nedenlerinden biridir. Zorlu kış mevsimlerinde sığınmaya olanak veren korunaklı yapısı ve savunma açısından sağladığı avantajlar vadinin yerleşim açısından tercih edilmesinde belirleyici olan unsurdur. Nitekim vadinin kış aylarında yarı göçebe topluluklar tarafından hala kullanılıyor olması bu açıdan önemlidir. Vadiye yukarıdan bakan yüksek dağ sırtlarında yer alan kaleler, vadiden geçişleri kontrole dönük olarak düzenlenmiş olmalarının yanı sıra vadinin savunmaya dönük sağladığı olanaklar açısından da dikkat çekmektedir.  Bu topografik yapının şekillendirdiği jeopolitik konumda yer alan Türbe Höyük Siirt ili merkezine 27 kilometre, Botan-Dicle nehirlerinin birleşme noktasına 6 kilometre mesafede, Botan Irmağı’nın güney kıyısında yaklaşık 100 x 40 metre boyutlarında bir yerleşim yeridir. Höyük doğu-batı yönünde uzanan, 1400 metrenin üzerinde rakıma sahip Şeyh Ömer Dağı’nın Botan Vadisi’nde kesintiye uğradığı geniş bir düzlükte bulunmaktadır. Şeyh Ömer Dağı’nın dik yamaçları keskin bir biçimde vadi içerisine dik olarak ilerlemekte ve nehir yatağına doğru düzleşerek yerleşmeye ve tarıma uygun düzlük alanlar oluşturmaktadır. Höyük bu tarımsal alanın doğusunda, Botan Nehrinin kenarında yer alan bir teras üzerinde bulunmaktadır. Yerleşim yeri, Mezopotamya’dan Yukarı Dicle Vadisi ulaşan yolların Botan Vadisinin sağladığı doğal yol aracılığıyla Bitlis Vadisinden geçerek kuzeye, Doğu Anadolu’ya kavuştuğu yol güzergâhı üzerindedir. Ayrıca nehrin batı kıyısında bulunan Çadere Vadisi, yan bir yol olarak doğrudan Kurtalan düzlüğüne çıkmaktadır. Türbe Höyüğün bulunduğu alan Mezopotamya’dan gelen yolların Dicle Nehrini geçmeye gerek duymadan doğrudan kuzeye ulaşılabildiği, ayrıca bölgede önemli yolların kesiştiği ve farklı alanları kontrol edebilen bir konumdadır.

 

Türbe Höyük Genel Görünüm

Botan Vadisi’nde bilinen en eski yerleşim yeri çanak çömleksiz Neolitik Döneme tarihlenen Gusir Höyük’tür. Göçebe bir hayattan yerleşik düzene geçişin ilk aşamalarını yansıtan Gusir Höyük, kalıcı konut mimarisinde yaşanan gelişmelerin de izlerini taşır. Yerleşme, aynı zamanda çukur yapılardan, yuvarlaktan dörtgen planlı yapılara geçiş sürecini yansıtan farklı evreler barındırır. Ayrıca bezemeli dikilitaşlar ya da onların etrafında biriktirilen boynuzlar; yapı ve inanç dünyası arasındaki ilişkiler hakkında bilgi verir. Gusir Höyük radyokarbon ölçümlerine göre İÖ 10. binyılın başlarına tarihlenir. Bu tarihler höyüğün Neolitik Dönem’in başlarında, dolayısıyla bu dönemin ilk aşamalarını ifade eden Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ boyunca iskân edildiğini göstermektedir. Çoğunluğu çakmaktaşından oluşan yontmataş buluntuların içerisinde obsidyenden aletler de vardır. Obsidyen aletlerin varlığı, muhtemelen Botan ve Bitlis Vadileri aracılığıyla Van Gölü Bölgesi´ne değin uzanan bir değiş-tokuş sisteminin varlığıyla ilişkilidir. Botan Vadisi çanak çömleksiz Neolitik Dönem’den sonra çanak çömlekli Neolitik Dönemde de yerleşim görmüştür. Bu dönemde vadinin ikamet edildiğine dair en önemli ve yegâne veri Türbe Höyük’ten gelmektedir. Türbe Höyük’ün güney kesiminde yer alan açmalarda ortaya çıkarılan çoklu kafatası gömülerine sahip 3 mezar, Çayönü yerleşiminde kafataslı yapı olarak isimlendirilen yapıdan bilinen Neolitik Dönem gömü geleneğinin, Botan Vadisinde M.Ö. 6. binyılın geç dönemlerine, Halaf Döneminin hemen öncesine değin korunduğunu işaret etmektedir. Mezarların içerisinden gelen üç tüm kap Halaf öncesi döneme ait çanak çömlek özellikleri göstermektedir. Ayrıca Türbe Höyük’te bulunan bitumen bezemeli kap parçaları M.Ö. 6. binyılın diğer bir önemli çanak çömlek grubunu oluşturmaktadır. 

MÖ 7. Binyılın sonuna tarihlenen mezarlar

Botan Vadisinde M.Ö. 6. binyılın sonları M.Ö. 5. binyılın başlarında yerleşim sürekliliği Halaf Dönemine ait bulguların gösterdiği üzere Erken Kalkolitik Dönemde de devam etmiştir. Vadide bu döneme ait veriler Azakçe Höyük ve Türbe Höyük’ten gelmektedir. Halaf kültürünün M.Ö. 6. binyıl içerisinde aniden ortaya çıkıp arkasından doğuda Zagros’tan batıda Toroslara değin uzanan geniş bir alanda az çok benzer özellikler göstererek kısa bir zaman içerisinde yayıldığı söylenebilir. Halaf materyal kültürünün benzersiz dağılımının bazı bölgelerde göç veya istila biçiminde belirdiği, diğer bazı bölgelerde ise ticaret veya Halaf kültürü özelliklerinin yayılımıyla ortaya çıktığı varsayılmıştır.  Van Gölü kıyılarına kadar yayılan kültürün, kuzey yayılımının ana sebepleri arasında Doğu Anadolu’da bulunan obsidyenin işlenmesi ve pazarlanması önemli bir yer tutmaktadır. Türbe Höyük’te ortaya çıkartılan binlerce işlenmiş veya işlenmemiş obsidyen buluntu bu görüşü desteklemektedir.  Ayrıca çevre tarlalarda bulunan obsidyen parçaları, olası endüstriyel işlik alanlarının yalnızca höyük üzerinde olmadığını yerleşim yerinin düşünülenden daha geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Yapılan analizler yerleşim yerinde bulunan obsidyenlerin, Van Gölü’nün batısında, Bitlis ili sınırları içerisinde kalan Nemrut Dağı’ndan geldiği saptanmıştır.

Halaf Döneminden sonra da, M.Ö. 4. binyılın ortalarında vadideki gelişimin, Türbe Höyük’ten gelen çok sayıda Ubaid Dönemi çanak çömleğinin gösterdiği üzere, kesintiye uğramadan devam ettiği görülür. M.Ö. 4. binyılın ikinci yarısında da Botan Vadisinin Mezopotamya ve Doğu Anadolu arasındaki ilişkilerin devamına katkıda bulunduğu ve vadinin bu dönemde de güney bölgelerle aynı kültürel gelişimi gösterdiği anlaşılmaktadır. Botan ve Dicle Nehirlerinin birleştiği kesimde şekillenmiş yarımada biçimindeki bir yükseltinin üzerinde bulunan Çattepe ve Türbe Höyük’ten gelen devrik ağızlı kase (Beveled rim bowl) parçaları ile Türbe Höyük’te  bulunan bir Göz İdolü bu ilişkinin kanıtları olarak görülebilir. Ayrıca Başur Höyük’ün Geç Uruk Dönemi tabakalarından gelen buluntular, Botan Vadisinden gelen verilerle uyum içerisindedir. Bu bulguların tümü bir arada değerlendirildiğinde, Dicle Vadisine bağlanan Botan Vadisinin güneyde kalan bölgelerle M.Ö. 4. binyılın sonlarında ilişkide olduğunu ve Bitlis Çayı aracılığıyla Botan Vadisine bağlanan Başur Höyük’ün bu ilişki ağı içerisinde yer aldığını söylemek olasıdır. Nitekim, Bitlis Çayının devamı niteliğinde olan Kezer Çayı 2-3 kilometrelik küçük bir vadi oluşturarak Başur Höyüğü, Botan’a ve kuzeye doğru Bitlis Vadisi aracılığıyla Van Gölü ve civarına bağlamaktadır. Uruk materyali bulunan yerleşimler ya dağlık bölgelere giden önemli yolların üzerinde ya da elde edilmek istenen kaynaklara ulaşımı kontrol eden konumlarda yer alırlar. Türbe Höyük dolayısıyla da Botan Vadisi sisteminin bir parçası olan Kezer Çayı üzerinde bulunan Başur Höyük’ten gelen Geç Uruk Dönemi buluntularının varlığı, Mezopotamya’yı dağlık bölgelere bağlayan önemli doğal yollar üzerinde bulunmalarıyla ilişkili olmalıdır.

Türbe Höyük Genel Görünüm

Türbe Höyük’te Erken Tunç Çağların başladığı M.Ö. 3. binyıla tarihlenen buluntuların bulunamaması höyüğün bir süreliğine terk edildiğini göstermektedir. Olasılıkla bu dönemde yaygınlaşan madencilik faaliyetlerinin yanı sıra değişen ekonomik ve politik koşullardan dolayı Türbe Höyük gibi Botan Vadisi’nin bu bölgesi de stratejik önemini kaybetmiştir. Tarım alanlarının çok az olduğu vadi içerisinde değişen koşullar karşısında bölge halkları yeni bir yaşam biçimi olarak hayvancılık ile birlikte göçebe bir yaşam sürdürmüş olmalıdır. Metal kullanımının yaygınlaşması ile birlikte Van Gölü ve çevresinde bulunan obsidyen yataklarının endüstriyel olarak önemini kaybetmesi, bu yeni sosyo-ekonomik yapının oluşmasının ana nedenlerinden biri olmalıdır. Türbe Höyük’ten elde edilen veriler Botan Vadisinde uzun bir dönem kesintiye uğrayan yerleşik yaşamın M.Ö. 2. binyılın ikinci çeyreğine gelindiğinde yeniden başladığını göstermektedir. Türbe Höyük buluntuları M.Ö. 2. binyıla gelindiğinde Botan Vadisinin yeniden Mezopotamya’daki siyasi ve kültürel gelişmelere dâhil olduğunu işaret eder. M.Ö. 2. binyılın başlarında, Orta Fırat üzerinde yer alan Mari Sarayı krali arşivleri Kuzey Mezopotamya’dan Doğu Dicle Bölgesine ve Zağros Dağlarına değin hemen her yerde şehir devletlerinden bahseder. Türbe Höyük muhtemelen bu şehir devletleriyle ilişkili bir yerleşim olmalıdır. Nitekim kazı çalışmalarında ortaya çıkartılan, bölgenin sosyal siyasal ve kültür tarihi açısından önem taşıyan kil bir tablet, Türbe Höyük ile daha güneyde yer alan bu şehir devletleri arasındaki ilişkiyi belgeler niteliktedir. 

MÖ 2. Binyıla tarihlenen tablet

Ortaya çıkartılan bu yazılı belge tarihlendiği dönem açısından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun az sayıdaki erken yazılı belgelerinden biridir. Bulunan tablet imparatorluk öncesi Erken Mitanni dönemine tarihlenmektedir. Tabletteki metnin gramer yapısı ve içeriğinden dolayı tarihlendiği M.Ö. 2. binyılın ikinci yarısı, bölgede İmparatorluk öncesi dağınık olarak yaşayan Mitanni beylerinin örgütlenmeye başladığı dönemlerdir. Ayrıca bu tablet ile aynı dolgulardan gelen diğer buluntular Botan Vadisi ve çevresindeki dağlık bölgenin, bir dönem için imparatorluk öncesi Mitanni yayılım ve egemenlik alanında olduğunu göstermektedir. Akkad dilinde çivi yazısıyla yazılmış tabletin sadece yarısı korunabilmiştir. Kırık olmasına rağmen hatırı sayılır ölçüde bilgi veren tabletteki yazının yapısı, Mezopotamya’nın M.Ö. 2. binyıl metinlerinin tipik özelliklerini taşımaktadır. Gramer özellikleri bakımından Eski Asur ve çağdaşı Hitit yazısından çok farklıdır. Tabletin korunan bölümlerinde bölgenin dilbilimsel yapısı hakkında ipuçları sunacak tam bir kişi veya yer adı bulunmamaktadır. Ancak olasılıkla Türbe Höyük’ün antik adının yanı sıra koyun, dokuma ürünleri, dokumacılar ve kamış temini ile uğraşan bir kişinin isminin başlangıç kısımları metinde yer almaktadır. Kamış, koyun ve dokuma ürünlerinin bulunduğu listenin başka şehirlere gönderilecek siparişler olduğu düşünebilir. Tabletin idari bir yazışma metni olması ve içeriği, bu yazılı belgenin büyük olasılıkla bir arşivin parçası olabileceğini düşündürmektedir.

Türbe Höyük Genel Görünüm

Botan Vadisinde Orta Tunç Çağ’dan sonra Geç Tunç Çağ/Orta Asur Dönemine ilişkin veriler yine Türbe Höyükten gelmektedir. Türbe Höyükte bu döneme ait tabakadan alınan C14 sonuçlarına göre, Geç Tunç Çağ’da inşa edilen kalenin yapım tarihi yaklaşık olarak M.Ö. 1300’lerdir. Aynı C14 sonuçları Geç Tunç Çağ yerleşiminin bölgede Erken Demir Çağ’ın başlangıcına değin devam ettiğini işaret eder. Asur egemenliğinin Yukarı Dicle Vadisinde bitişini, dolayısıyla Geç Tunç Çağ’ın sonunu ve Erken Demir Çağ’ın başlangıcını gösteren Gricano tabletlerinin, M.Ö.1069 veya 1068’de yazıldığı önerilmektedir. Botan Vadisi Orta Tunç Çağ itibariyle Yukarı Dicle Bölgesi’ndeki siyasal ve ekonomik değişimlere paralel bir gelişim izlediğinden, vadide Geç Tunç Çağ’ın yaklaşık olarak aynı tarihlerde sona erdiğini ve Erken Demir Çağ’ın başladığını düşünmek olasıdır. Nitekim Türbe Höyük’ün Geç Tunç Çağ tabakasından alınan ve M.Ö. 1300-1030 tarihlerini veren C14 sonucu, Yukarı Dicle Vadisindeki Geç Tunç Çağ’ın başlangıcı ve sonu, Erken Demir Çağ’ın başlangıcı tarihleriyle uyumludur. Bunun yanı sıra vadinin dâhil olduğu tarihsel süreçte Yukarı Dicle Vadisi ile ilişkili olmalıdır. Geç Tunç Çağ’da Yukarı Dicle Bölgesi Hitit, Mitanni ve güçlenmeye başlayan Asur

arasında çatışma alanıdır. Mitanni Devletinin geç dönemlerinde, başkent Waşşukani I. Adad-Nirari (M.Ö.1294-1264) tarafından fethedilince, Mittanni Krallığı’nın başkenti Yukarı Dicle Vadisi’nde, Diyarbakır yakınlarında yer alan Ta’idu/Tede’ye taşınmıştır. Mittani Krallığı’nın kültürel ve ekonomik merkezi olan bereketli doğu Habur üçgeninin Asur’un egemenliğine geçmesi ve yönetim merkezinin kuzeye taşınması bu tarihten sonra içerisinde Botan Vadisinin de bulunduğu dağlık kesimin önemini arttırmış olmalıdır. Nitekim yönetimin merkezinin kuzeye taşınması Asur saldırılarını durdurmamış, gerek I. Adad-Nirari gerekse ardılı Orta Asur Dönemi kralları Yukarı Dicle Bölgesinin egemenliği için sürekli seferler düzenlemiş, Diyarbakır’dan Dicle boyunca aşağıya uzanan bölge, kesin olarak I. Salmanasar’ın (M.Ö. 1263-1234) saltanatı esnasında Mitanni krallarından Orta Assur yöneticilerine geçmiştir. Görüldüğü üzere Orta Asur krallarının güneyden yaptığı baskı, Mitanni yöneticilerini sürekli olarak daha kuzeydeki dağlık bölgelere ve vadilere çekilmeye zorlamıştır. Nitekim, Tiglath-pileser’in (M.Ö. 1114-1076) krallığının kuzey ve kuzeydoğusuna düzenlediği seferleri nakleden yazıtlarında, Yukarı Dicle, Botan ve Bitlis vadilerinde bazıları Paphe (dağlık bölge) ve Urrahinaş (arkadaki ülke) gibi Hurrice isimlere sahip küçük devletler ve Kali-teşşup’un oğlu Kili-teşşup ve Hattuhe’nin oğlu Sadi-teşşup gibi Hurri isimli krallar olduğu kayıtlıdır.

M.Ö. 2. Binyılın ilk yarısına tarihlenen Taş Ruh (Stone Spirit)

Türbe Höyük’teki kayda değer bulgular veren son mimari kat Geç Tunç Çağ’dır. M.Ö. 1. binyılın başından itibaren höyük yeniden iskân edilmemiş ve neredeyse terkedilmiştir. Yukarı Dicle Bölgesi’ne ait tarihi kaynaklar, Arami tehdidinin, Asur için ciddi boyutlara ulaştığı Ashur-bel-kala’nın (M.Ö.1073-1056) saltanat döneminden, II.Ashurnasirpal’ın (M.Ö.883-859) M.Ö.9. yüzyılın başında tahta çıkışına dek sessiz kalmıştır. Doğu Anadolu Erken Demir Çağ’ın en belirgin göstergesi olarak kabul edilen ağız kenarı yivli çanak çömlekler, Yukarı Dicle Bölgesi’ndeki yerleşim yerlerinde yazılı kaynakların sustuğu, bölgenin “Karanlık Çağı” olarak adlandırılan bu dönemde gelmektedir. Buna göre, M.Ö.11. yüzyılın ilk yarısında, bölgedeki Orta Asur hâkimiyetinin merkezine doğru geri çekilmesi ile bölgede ortaya çıkan siyasi boşluk sonrası, yivli çanak çömleğin gelişi, dolayısıyla Yukarı Dicle Bölgesi Demir Çağları’nın başlangıcı söz konusudur. Arkeolojik araştırmalar, Yukarı Dicle Bölgesi Erken Demir Çağı’nın yukarıda tanımlanan kültürel geleneklerden yivli çanak çömleğin yayılım alanı içerisinde bulunduğunu göstermiştir. Asur egemenliğinin Yukarı Dicle Bölgesinde M.Ö.1069 veya 1068’de sona erdiği bilinmektedir. Dolayısıyla, bu çanak çömleği taşıyan halkların, öncelikli olarak Keban bölgesine, sonra Karababa bölgesine ve oradan da Asur egemenliğinin sona ermesi ile birlikte M.Ö. 11. yüzyılın ikinci yarısı veya yüzyılın bitiminde Yukarı Dicle Bölgesine ikincil bir hareketin sonucu olarak girmiş oldukları söylenebilir. Erken Demir Çağ yivlileri, Botan Vadisi’nde yürütülen araştırmalarda sınırlı sayıda da olsa Banepareze Tepe ve Çattepe’de bulunmuştur. M.Ö. geç 2. binyıl/erken 1. binyılda Doğu Anadolu’dan tanıdığımız boya bezemeli mallar, Yukarı Dicle Bölgesi Erken Demir Çağ’ında görülen bir başka çanak çömlek geleneğidir.

Çizim: M.Ö. 2. Binyılın ilk yarısına tarihlenen Taş Ruh (Stone Spirit)

Erken Demir Çağ’dan Orta Demir Çağ/Yeni Asur dönemine geçişte bu vadilerdeki yerleşimlerin boyut, yer seçimi ya da sayılarında ani bir değişiklik olmaz. Orta Demir Çağ’da Botan ve Garzan Vadilerinde bulunan yerleşimler daha çok köy veya mezra gibi küçük boyutlardadır. Araştırmalar, bu alanlarda Asur etkisinin yüzeysel kaldığını göstermektedir. Bunun olası nedeni bölgenin kuzeyinde Asur tehlikesine karşı örgütlenen Uruadri ve Nairi Beyliklerinin, daha sonra Van Gölü ve çevresine egemen olan Urartu Krallığı altında örgütlenmeleridir. Bu süreçte Siirt çevresi ve özellikle Botan Vadisi, kuzeyde Urartu ile güneydeki Asur’un arasında tampon bölge olarak kalmıştır. Demir Çağlardan sonra höyük terk edilmiş, günümüzden 100-150 yıl öncesine kadar çevrede yaşamakta olan Müslüman ve Hıristiyan köylerin ortak mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle bölgede yaşayan insanlar tarafından Türbe Tepe olarak bilinmekte ve Türbe Höyük, ismini üzerindeki bu mezarlardan almaktadır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

8000 Yıllık Spatula

Yeşilova Höyüğü Neolitik Dönemine ait IV. Tabakada ele geçen yaklaşık 15 cm. uzunluğundaki spatula, &nb...

Urartu Kralı II. Rusa’nın Kalesi “Kef Kalesi”

Kef Kalesi, Bitlis ili, Adilcevaz İlçesi, Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında yer almaktadır. Kale,  ...

İsrail Kıyılarında 900 Yıllık Haçlı Kılıcı Bulundu

İsrail’in batısındaki Carmel kıyılarında dalış yapan Shlomi Katzin isimli bir dalgıç, deniz kabuklarıyla kaplı bü...