Troya Kazıları Işığında Troya Savaşı’nın Arkeolojik Gerçekliği

Schliemann’ın ortaya çıkardığı Troya II tabakası, Homeros’un anlattığı Son Tunç Çağı kentinden yaklaşık bin yıl daha eskidir. Buna rağmen Schliemann’ın en büyük başarısı, Troya’nın yalnızca edebi bir kurgu olmadığını, gerçek bir arkeolojik yerleşim olduğunu tüm dünyaya göstermesidir.

Dünya tarihinde çok az savaş, Troya Savaşı kadar yüzyıllar boyunca insanların hayal gücünü beslemiş, sanatçıları etkilemiş ve bilim insanlarını peşinden sürüklemiştir. Homeros’un yaklaşık üç bin yıl önce kaleme aldığı İlyada ve Odysseia, yalnızca Antik Yunan edebiyatının değil, dünya kültür tarihinin de en önemli eserleri arasında kabul edilir. Ancak bu destanların anlattığı olayların gerçekten yaşanıp yaşanmadığı sorusu, en az destanların kendisi kadar eski bir tartışmadır. Akhilleus, Hektor, Priamos, Paris ve Helena gerçekten yaşamış olabilir miydi? On yıl sürdüğü anlatılan kuşatma tarihsel bir olay mıydı, yoksa tamamen ozanların hayal gücünün ürünü müydü? Bu soruların cevabı, yüzyıllardır Ege kıyılarında, Çanakkale Boğazı’nın girişini kontrol eden küçük bir tepenin katmanlarında aranıyor: Hisarlık.

Bugün Troya Antik Kenti olarak bildiğimiz Hisarlık, binlerce yıllık kesintisiz yerleşim geçmişiyle Anadolu arkeolojisinin en önemli höyüklerinden biridir. Ancak Troya’nın dünya çapındaki ünü, sahip olduğu uzun yerleşim tarihinden çok Homeros’un destanlarıyla kurduğu güçlü ilişkiye dayanır. Homeros’un anlattığı kentin gerçekten burada bulunup bulunmadığı, arkeoloji biliminin doğuşundan itibaren en temel araştırma konularından biri olmuştur. Bu nedenle Troya’da yürütülen kazılar yalnızca bir antik kenti ortaya çıkarmayı değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en ünlü savaş anlatısının arkasındaki tarihsel gerçekliği anlamayı da hedeflemiştir. Bu durum Homerik Baskı olarak nitelendirilmiş ve literatüre kazandırılmıştır.

Bu arayışın başlangıcı, 19. yüzyılın ikinci yarısında Heinrich Schliemann’ın Hisarlık’ta gerçekleştirdiği kazılarla başlar. Homeros’un destanlarına büyük bir tutkuyla bağlı olan Schliemann, destanlarda anlatılan Troya’yı bulacağına yürekten inanıyordu. O dönemde birçok bilim insanı Homeros’u yalnızca efsane anlatıcısı olarak görürken Schliemann, destanların gerçek olayların hatırasını taşıdığı düşüncesinden hareket etti. 1870’lerde başlattığı kazılar sırasında ulaştığı zengin buluntuları Priamos’un Hazinesi olarak tanımlaması büyük yankı uyandırdı. Bugün bu tanımlamanın kronolojik olarak yanlış olduğu bilinmektedir. Çünkü Schliemann’ın ortaya çıkardığı Troya II tabakası, Homeros’un anlattığı Son Tunç Çağı kentinden yaklaşık bin yıl daha eskidir. Buna rağmen Schliemann’ın en büyük başarısı, Troya’nın yalnızca edebi bir kurgu olmadığını, gerçek bir arkeolojik yerleşim olduğunu tüm dünyaya göstermesidir. Modern arkeolojinin gelişmesiyle birlikte Schliemann’ın yöntemleri ciddi biçimde eleştirilmiş olsa da Troya araştırmalarının başlangıç noktası hala onun çalışmaları olarak kabul edilmektedir…

Devamı: Aktüel Arkeoloji Dergisi 112. Sayı “Troya Mitten Gerçeğe”

EN ÇOK OKUNANLAR

Tarlada Yürüyüş Yapan Kadın 2150 Gümüş Sikke Buldu

Prag'ın güneydoğusundaki Kutnohorsk kentinde tarlada yürüyüş yapan bir kadın, çiftçilik faaliyetleri sırasında yüzeye çıkan birkaç gümüş sikkeye rastladı. Çek Cumhuriyeti'nde şimdiye kadar bulunan en büyük erken ortaçağ sikke istifini açığa çıkardığının farkında değildi.

SON İÇERİKLER