Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Define Tanımı

DEFİNECİLİK YASAKLANMALI

Kültür ve Turizm Bakanlığı 2020 yılında, yani 21. yüzyılda, Defineciler için sınırları daraltılmış bir yönetmelik yayınladı ve yeni bir "Define Tanımı" yaptı. Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak yayınlanan yönetmeliğin geçersizliğini ve yanlışlığını anlatan kısa bir yazı yayınlıyoruz. Özellikle Türkiye arkeoloji bilim camiasını bu konuya dikkat çekmeye davet ediyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yayınladığı

Türkiye, geçmiş uygarlıkların günümüze ulaşmış kalıntılarının çeşitliliği ve zenginliği bakımından dünyanın en özel coğrafyalarından biridir. Coğrafi konumu itibari ile uygarlık tarihinin eksiksiz tüm aşamalarını Anadolu’da tespit etmek mümkündür. Avcı-toplayıcı sonrası yerleşik ilk toplumların ortaya çıkışından yakın döneme kadar aralıksız kat kat kültürel tabakalanma oluşmuştur. Bu nedenle, Anadolu höyükler ve uygarlıklar coğrafyasıdır. Her bir tabaka insanlık tarihinin bir dönemine tanıklık etmiş ve kendi çağının kültürel ve tarihsel iklimini arkeoloji bilimi aracılığı ile insanlığın ortak mirasına bilgi ve değer olarak sunmuştur. Geriye doğru birkaç örnek ile sıralar isek, Osmanlı, Doğu Roma (Bizans), Roma, Klasik çağlar (Hellenistik, Klasik ve Arkaik), Demir Çağı uygarlıkları, Tunç Çağı uygarlıkları, ilk kentlerin kurulması, ilk tarımın neolitik ile başlaması gibi hiç aralıksız süren bir kültür birikimi ile karşılaşırız.

Peki bunca geçmişin izleri ve kalıntılar nasıl ve nerede bulunur? Kim bunları araştırır, kazar ve açığa çıkan kalıntılar nasıl değerlendirilir? Arkeolojik kalıntılar, milyonlarca, yüzbinlerce ve binlerce yıl önce yaşamış insanlara ait kalıntılar ve sonrasında ise insan eli ile üretilmiş nesnelerden oluşabilir. Bu kalıntılar, farklı nedenlerden dolayı toprak altında, su altında ya da toprak üstünde bulunabilirler. Bazı arkeolojik kalıntılar geçmiş çağlarda yaşayan insanlar tarafından bilinçli olarak, saklanmak için, toprak altına da gömülmüş olabilir. Bu durum onların kültürel ve arkeolojik bir değer ifade etmediğini kesinlikle göstermez. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre (2863 sayılı kanun) Kültür varlıklarının tanımı yapılmış ve bu varlıkların korunması ile ilgili hükümler belirlenmiştir. Tüm bu kültür varlıklarının halk adına sahibi ve koruyucusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Arkeolojik ve kültür varlıklarına ait kalıntılar günümüzden binlerce yıl ya da farklı zaman aralıklarında bugün olmayan, uygarlıklar ve insanlar tarafından üretilmiş ya da inşa edilmiştir. Bu nedenle, sahipleri yoktur ve tam da bu nedenle arkeolojik kültür varlıkları olduğu için, devlet korumak ve halka göstermek için sahiplenir ve sergiler.

Toprak altında, su altında ya da toprak üzerinde bulunan “çok zaman önce” yani geçmiş çağlara ait uygarlıklardan kalan her türlü kalıntı bilimsel değer içerir. Bazen arkeolojik alanlarda binlerce yıllık çöplük kazıları yapılır ve arkeoloji bilimi için çok değerli sonuçlar ortaya çıkar.

Kültür ve Turizm Bakanlığı “Define Arama Yönetmeliği Değişiklikleri” başlığı ile yeni bir yönetmelik yayınladı ve bir define tanımı yaptı. “Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olan ve 2863 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan, bilimsel değer taşımayan ve sahibi bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeylerdir.”

Bakanlıkça tanımı yapılan “Define”'yi dört başlık altında toparlayabiliriz.

  • - Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş ya da saklanmış olan,
  • - 2863 sayılı kanun kapsamı dışında kalan,
  • - Bilimsel değer taşımayan,
  • - Sahibi bulunmayan (bilinmeyen demek istemişler)

 

  1.  Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş ya da saklanmış olan:

Define arayıcıları toprak altında ya da toprak üzerinde buldukları “değerli şeyleri” ne zaman gömüldüklerini analiz edemezler ya da bilimsel olmayan yöntemler ile bunu belirleyemezler. Kaldı ki, “çok zaman önce gömülmüş” “değerli şeyler” kültür varlıklarıdır ve  2863 sayılı kanun ile koruma altındadırlar. Arkeoloji ya da Eskiçağ Bilimlerinin ana çalışma alanı toprak altında kalmış kalıntıların açığa çıkarılmasıdır ve bu uzmanlık gerektiren bir eğitim ile kazanılır. Çok zaman önce gömülmüş ya da saklanmış "değerli şeyler" doğal olarak arkeolojik kültür tabakasında olacağı için arkeolojinin çalışma alanı içerisine girer. Definecinin değil.

  1. 2863 sayılı kanun kapsamı dışında kalan

Bakanlıkça yapılan “define tanımını”  yine Bakanlığın yayınladığı 2863 sayılı kanunu ile tamamen çelişmektedir.

  1. Bilimsel değer taşımayan

 “Çok zaman önce gömülmüş”  “değerli şeyler”  kültür varlığı olacakları için bilimsel değer taşırlar ve artık insanlığın ortak mirasına aittir. Örneğin defineciler tarafından bulunan Elmalı sikkeleri bilimsel değer taşıyorlardı. Arkeoloji ve Eskiçağ bilimi için çok değerli bilgiler sağladı. Her türlü kültür varlığı bilimsel bir değer taşır ve arkeolojinin en fazla önem verdiği konulardan biri her türlü kültür varlığının, arkeolojik kalıntının in-situ yani toprağın içinde ya da üzerinde olduğu gibi korunarak çalışılmasıdır.

  1. Sahibi bulunmayan (bilinmeyen demek istemişler)

Göbekli Tepe’nin sahibi bilinmiyordu. Zeugma Antik kenti mozaiklerinin de sahibi bilinmiyordu. Her yıl milyonlar ödenerek Türkiye’ye geri getirilmeye çalışılan arkeolojik eserlerin de sahibi bilinmiyordu. Müzelerdeki milyonlarca kültür varlığının, antik kentlerin de sahibi bilinmiyor. Genel olarak toprağın altında, su altında, toprak üzerinde bulunan kültür varlıklarının sahipleri bilinmiyor diyerek kültür varlıkları define tanımı içine alınamaz.

Sonuç olarak Türkiye gibi kültür varlıkları, arkeolojik kalıntılar ve kültürel miras açısından oldukça önemli bir coğrafyada define arama izni vermek, devlet eli ile arkeolojik alanların tahribatına izin vermek anlamına gelir. Define, yaşadığımız yüzyıla ait bir kavram değildir artık, çünkü modern çağ ve arkeolojinin, müzeciliğin, bilimin ve sanatın bu kadar geliştiği bir dönemde definecilik toplumsal değerleri, kültürel zenginliği yok eden bir sorun olarak durur. Yakın dönemde defineciliğin sayısız zararlı sonuçları ile toplum karşı karşıya kalmıştır. Definecilik Türkiye’nin arkeolojik ve kültürel miras değerlerinin, kalıntılarının tahrip edilmesinin en büyük nedeni ve kaynağıdır. Her yıl binlerce arkeolojik alan, kültür varlığı acımasızca geri döndürülemeyecek şekilde yok edilmektedir. Binlerce yıl önce yapılmış ve insanlık tarihi için çok önemli sayısız kalıntının, defineciler tarafından yok edilmesi insanlık için bir suçtur. Bu suça ortak olmamak için DEFİNECİLİK YASAKLANMALI ve kaçak kazılar için daha caydırıcı önlemler alınmalıdır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Ayasofya'nın "Halk Bilimi"

Ayasofya bir harikadır! Güzelliği ve boyutu büyülüyor ve bir açıklama bekliyor. Nasıl tasarlandı ve nasıl ...

Ayasofya'nın mozaikleri: Propagandif Sanat

Ayasofya’nın mozaikleri son günlerde yine çok gündeme geldi. Aslında son günlerde Ayasofya’nın ...

Ayasofya'da Fossati Kardeşlerin Onarımları ve Yeni Eklemeler

Mimar kardeşler Gaspare (1809-1883) ve Giuseppe (1822-1891) Fossati’nin İstanbul’a yollarının düşmesi, R...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız