Pergamon’da Ana Tanrıça İnancı

Pergamon Krallarının Kültür Politikası ve Ana Tanrıça Kybele

Bu olay, MÖ 205 veya 204 yıllarında, Kybele inancının merkezi olan Pessinus’taki tapınağında korunan Ana Tanrıça’nın en kutsal taşının buradan alınarak Roma’ya götürülmesidir ve bizim için bugün hala bir bilmece olma niteliğini korumaktadır. Kaynaklarda kahve renkli ve piramit şeklinde olan bu Meteor, Ana Tanrıça’nın en kutsal suretiydi ve bu nedenle de Pessinus bölgelerarası tanınan bir hac merkezine dönüşmüştü.

Mamurtkale’deki Kybele Kutsal Alanı’nda Philetairos tarafından yaptırılan tapınağın rekonstrüksiyonu (Alexander Conze – Paul Schazmann, Mamurt-Kaleh. Ein Tempel der Göttermutter unweit Pergamon (Berlin 1911)

Ana tanrıça Kybele’nin, ta Pergamon Krallığı’nın kuruluşundan itibaren, gerek dinsel yaşamda gerekse Kralların politikasında önemli bir rol oynadığını bilmekteyiz. Eski bir Pergamon efsanesine göre, yerel ismiyle Ana tanrıça Meter Basileia (Krallığın Anası), Tanrı Zeus’u Kabirler’in yardımıyla kentin akropolünün en üst kısmında bir yerde doğurmuştur. Kentte ele geçirilen çok sayıda yazıt parçası, gerçekten de burada eskiden böyle bir kutsal mekânın varlığını ortaya koymuştur; ancak tam olarak nerede olduğu hala tartışılan bir konudur. Tahminen kralların saraylarının bulunduğu alana yakın bir yerdeydi. Görünen o ki, Pergamon kralları oturdukları alana yakın bir yerde böyle bir kutsal mekânın varlığını önemsemişler ve bu inanca saygı duymuşlardır.

Ancak kralların bir takım icraatları, Ana Tanrıça’ya gösterdikleri ilginin yalnızca inanç veya saygıdan kaynaklanmadığını, bu önemli kültü aynı zamanda kendi politik güçlerini yaymak için bir araç olarak kullandıklarını da göstermektedir. Bunlardan ilki, krallık hanedanının kurucusu Philetairos’un (MÖ 281-263), Pergamon’un 30 kilometre güneydoğusunda, Aspordenos dağlık bölgesinde (bugünkü adı Yunt Dağı), 1079 metre yükseklikte bulunan ve Tanrıça’nın bölgedeki en önemli kutsal alanı, hatta bölge halkı için bir hac merkezi olan, Mamurtkale’de anıtsal bir tapınak inşa ettirmesidir. Tapınak inşa edilmeden önce burası Kybele kültü için tipik olan doğal bir kutsal alandı ve geçmişi çok eskilere dayanıyordu, çünkü Mamurtkale’de tapınım gören Ana Tanrıça, yerel ismiyle Meter Aspordenon (yani Aspordenos Ana), tüm bölge halkı için en önemli tanrıça idi.

20. yüzyılın başında Mamurtkale’de gerçekleştirilen kazı ve araştırmalar, gerçekten de tapınaktan daha önceki dönemlere tarihlenen buluntuların gün ışığına çıkmasını sağlamıştır. Tapınak seviyesinin altında ele geçirilen terrakottalardan (pişmiş toprak figürinler) bazıları en az MÖ 5./4. yüzyıla kadar inmektedir. Philetairos’un Tapınağı inşa ettirerek, bu dağlık alanda yaşayan ve çeşitli etnik gruplardan oluşan tüm bölge halkının ortak inancına gösterdiği ilgiyle sempati kazanma çabasının yanı sıra; Tapınağın ve içindeki kült heykelinin yönünün bilhassa Pergamon’u görecek şekilde ayarlanmış olması, aynı zamanda bu alana Pergamon damgasını vurma çabasının göstergesidir.


Pergamon doğu yamacı genel görünüm (Kazı Arşivi)

Ana Tanrıça’nın en kutsal taşının Pessinus’tan alınıp Roma’ya götürülmesinde Pergamon Krallarının rolü

Yine Ana Tanrıça’ya ait gizemli bir mekan olan ve Pergamon kent sınırları içinde bulunan Megalesion ise, yazılı kaynaklarda, antik çağın en hayret uyandırıcı olaylarından biriyle bağlantılı olarak geçer. Bu olay, MÖ 205 veya 204 yıllarında, Kybele inancının merkezi olan Pessinus’taki tapınağında korunan Ana Tanrıça’nın en kutsal taşının buradan alınarak Roma’ya götürülmesidir ve bizim için bugün hala bir bilmece olma niteliğini korumaktadır. Kaynaklarda kahve renkli ve piramit şeklinde olan bu Meteor, Ana Tanrıça’nın en kutsal suretiydi ve bu nedenle de Pessinus bölgelerarası tanınan bir hac merkezine dönüşmüştü.

Kutsal taşın Pessinus’tan alınıp Roma’ya götürülüşü daha sonraki antik yazarlar tarafından sıkça konu edilmiştir. Her şey, Kartacalıları bir türlü yenemeyen Romalıların çözüm için kâhin kadınlara danışmasıyla başlar. Kâhinler, zaferin ancak Pessinus’taki Ana Tanrıça’nın (kutsal taşın) Roma’ya getirilmesiyle mümkün olacağını söylerler (sayıklarlar). Bazı kaynaklar bunun üzerine bir kez de antik dünyanın en önemli kehanet merkezi olan Delphi’ye de danışıldığını ve oradan da aynı cevabın alındığını yazar. Bunun üzerine, Pessinus’daki rahiplerin, kendileri için en kutsal saydıkları bu emaneti Roma’ya vermeleri gibi imkânsız bir konuda, ikna edilmeleri gerekmekteydi. Tam bu noktada yine Pergamon krallarının devreye girdiğini görüyoruz. Yazılı kaynaklar krallık ile rahipler arasında bu konuda yoğun bir mektup alışverişinin yaşandığından söz eder. Pessinus, Pergamon krallık bölgesi içinde bulunmamasına rağmen, krallar rahipleri ikna etmişler ve böylece kutsal taşın önce Pergamon’a sonra da oradan Roma’ya götürülmesini mümkün kılmışlardır. Kutsal taşın Roma’ya varmasından sonra, kentteki en önemli yer olan Palatin Tepesi’nde Magna Mater Tapınağı inşa edilmiş ve kutsal taş burada korunmuştur. Kutsal taşın Roma’ya götürülüşü ve orada karşılanması, antik dönemde ve daha sonra sıkça betimlenmiştir.

Kutsal taş Roma’ya götürülürken, bir süreliğine Pergamon’da, yukarıda sözü edilen Megalesion’da, yani Megále Meter’in (Büyük Ana) mahallinde alıkonulmuştur. Antik yazar Varro, de lingua latina 6, 15’de bu taşın Anadolu’dan Roma’ya götürülmesini konu ettiği yazısında, “ibi prope murum Megalesion, templum eius deae, unde advecta Romam”, diye bu mekânın varlığına işaret eder. Bu mekânın, Pergamon’da tam olarak nerede bulunduğu bugün hala kesin olarak tespit edilememiştir.

Kapıkaya Kybele Kutsal Alanı’nın 1912 yılında Paul Schazmann tarafından çizilmiş hali (AvP I,1, Beiblatt 2)

Kapıkaya Kybele Mağarası

Ana Tanrıça’nın önemli kutsal alanlarından bir diğeri ise, Pergamon kentinin yaklaşık 10 kilometre kuzeybatısında, (Pindasos) Kozak Dağları’nda bulunan, Kapıkaya Kybele Mağarasıdır. Kutsal alan, vadiye doğru uzanan ve görkemli görüntüsüyle uzaklardan bile seçilen bir kaya formasyonunda yer almaktadır. Bulunduğu yer gerek kayalık yapısıyla, gerekse mağarasıyla tipik bir Kybele kutsal alanıdır. Kutsal alanın merkezini mağara ve içinde bulunan su kaynağı oluşturmaktadır. Büyük bir olasılıkla burası da Mamurtkale gibi çok daha erken dönemlerde kutsal olarak kabul edilen, daha çok da çobanlar için büyük önem taşıyan bir açık hava tapınağıydı. Mağaranın içindeki nişler kutsal adak eşyaları olan figürinler ve kandilleri yerleştirmeye yarıyordu. Mağaranın dışındaki kaya duvarında yer alan büyük nişte ise Tanrıça’nın ahşaptan kabartması yer alıyordu. Kapıkaya’da 1972 yılında gerçekleştirilen kazılarda çok sayıda Terrakotta parçaları, kandiler ve diğer seramik buluntuları ele geçirilmiştir. Bunlara göre en erken buluntu MÖ 3. yüzyıla kadar inmekle beraber, kronolojinin ağırlık noktasını MÖ 2. ve 1. yüzyıllar oluşturmaktadır. Tüm tesis Hellenistik Dönemde bilhassa doğal haliyle bırakılmış olmasına rağmen, Roma Döneminde yapılar eklenerek karakteri ve dini işlevi değişikliğe uğratılmıştır.

Pergamon’daki güncel çalışmalar ve iki yeni doğal kutsal alan

2006 yılından beri gerek kent sınırları içinde gerekse yakın çevrede gerçekleştirilen yoğun yüzey araştırmaları esnasında iki yeni doğal kutsal alan tespit edilmiştir. Mimari kalıntıya sahip olmadıkları için doğal çevreden ayırt edilemeyen ve bu yüzden de bulunması zor bu tür kutsal alanların keşfedilmesini, kuşkusuz hem yeni çalışma programına hem de yeni yüzey araştırma yöntemlerine borçluyuz. Kenti, tüm çevresi ve taşrasıyla bütünleşmiş bir organizasyon olarak kabul eden bu yeni yaklaşımla, yakın çevre yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Bu çalışmalar çerçevesinde, Pergamon kentinin bulunduğu tepenin doğu yamacında birden fazla kutsal alandan oluşan bir açık hava tapınım merkezi ve kentin 10 kilometre kuzeyinde yer alan Molla Mustafa Tepesi üzerinde yeni bir Kybele Kutsal Alanı keşfedilmiştir.

Pergamon’un doğu yamacındaki kutsal alanlar kompleksi

2008 yılında, Pergamon kentinin bulunduğu tepenin yerleşmeye elverişli olmadığı için boş gibi görünen, daima kuvvetli bir rüzgârın estiği, sarp ve kayalık doğu yamacında bir takım buluntulara rastlandı. Bunlar, yüzeyleri kısmen işlenmiş ilginç kaya formasyonları ve çok sayıda terrakotta parçalarıydı. Daha sonra 2009 ve 2010 yıllarında bu bölgede sürdürülen yoğun araştırmalar ve kazı çalışmaları, doğu yamacında birden fazla kutsal alanı birarada barındıran bir inanç merkeziyle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koydu. Yamaca yayılmış üç ayrı kutsal alanla birlikte, bunların daha yukarısında bir de mağara kutsal alanı mevcuttur. Tüm alan mümkün olduğunca doğal haliyle korunmuş, yalnızca gerektiği yerlerde kaya yüzeyi düzleştirilerek ya da suların akması için kanallar oluşturularak müdahale edilmiştir. Tüm alanda yüzlerce terrakotta parçası ele geçirilmiştir. Terrakottalar açıkça bize burasının heterojen bir kült yeri olduğunu, Ana Tanrıça’nın yanı sıra, diğer Tanrı ve Tanrıçaların da burada tapınım gördüğünü, ancak en önemli yeri yine Kybele’nin aldığını ortaya koymaktadır. Diğerleri çoğunlukla Eros, Dionysos, İsis, Athena, Herakles, giyimli kadınlar, dansçılar ve tiyatro oyuncularıdır. Terrakottaların yanı sıra, amuletler, çok sayıda kandil, kurşun parçalar ve ağırşaklar da ele geçirilmiştir. Buluntular, doğu yamacındaki kutsal alanların, en yoğun şekilde MÖ 2. ve 1. yüzyıllarda kullanıldıklarını ortaya koymaktadırlar.

Doğu yamaçtaki bu kompleksle, gelişmiş bir kent yaşamına doğal bir kutsal alanın entegre edildiğini ve bu her iki elementin bir arada paralel yaşatıldığını görmekteyiz. Doğayla bağlantılı, bereket ve doğurganlıkla ilgili kutsal alanların vazgeçilmezi olan kayalık, mağara ve suyun bir arada bulunduğu bu alan, halkın güçlü dini ihtiyaçları dikkate alınarak bilinçli olarak kutsal alan olarak düzenlenmiş olmalıydı. Böylece kent halkı, taşralardaki kutsal alanlara gitmek zorunda kalmadan, yaşadıkları yerin hemen yakınındaki bu doğal alana, dolayısıyla da Ana Tanrıça’ya kolaylıkla ulaşabilmekteydiler. Ayrıca kentin bu tarafı direkt Mamurtkale’ye bakmaktaydı ve doğu yamacındaki kutsal alanlar, Ana Tanrıça’nın merkeziyle de doğrudan bir görsel bağlantı içindeydiler.

Pergamon doğu yamacı doğal kutsal alanlarında bulunmuş Terrakotta bir dansöz kadın heykelciği başı (Pergamon Kazı Arşivi

Molla Mustafa Tepesi Kybele Kutsal Alanı

2006 ile 2011 yılları arasında gerçekleştirilen Pergamon çevresi yüzey araştırması esnasında tespit edilen en önemli buluntu yerlerinden birisi de Molla Mustafa Tepesi’nde yer alan Kybele Kutsal Alanı’dır. Molla Mustafa Tepesi, Pergamon antik kentinin 10 kilometre kuzeybatısında, Bakırçay Ovası’nın kuzey kenarında yer almaktadır. Tepe, kuzeybatı eteğinde bulunan bir çiftlik dışında tamamen boştur ve hala yabani bir yapıya sahiptir. Yüzeyde bir kaç tane kuru duvar dışında herhangi bir mimari kalıntıya rastlanmamaktadır. Tamamıyla doğal bir görüntüye sahip tepede göze çarpan ilk buluntu, adak heykelciği yerleştirmek için, düzleştirilmiş bir kaya yüzeyine açılmış düzgünce bir niştir. Belirgin bir mimari kalıntı olmamasına rağmen, tepenin yüzeyinde yoğun bir şekilde seramik ve terrakotta parçaları görülmektedir. Terrakottalar istisnasız Ana Tanrıça Kybele’yi betimlemektedirler.

Molla Mustafa Tepesi’nin, gerek Ana Tanrıça’ya ait doğal kutsal alanlar için önemli olan sarp kayalarla kaplı yüzeyi, gerek uzaktan bile seçilen görkemli coğrafi yapısı, gerekse merkez kutsal alan Mamurtkale ile görsel bir hat üzerinde oluşu, burasının en baştan itibaren bir kutsal alan olarak seçildiğini düşündürmektedir.

Molla Mustafa Tepesi’nde, tanrıçaya ait çok sayıda terrakotta baş parçasının yanı sıra, giysi parçaları, Tympanon (tef) ve aslanlara ait parçalar da ele geçirilmiştir. Terrakottalar Geç Klasik Dönemden Erken Roma Dönemine kadar olan geniş bir zaman dilimini kapsamaktadırlar. Bu tarihlemeyi seramik buluntuları da desteklemektedir.

Hellenistik krallık merkezi Pergamon ve yakın çevresinde son yıllarda keşfedilen Kybele’ye ait açık hava kutsal alanlarıyla, bir yandan kentin akropolünde anıtsal mimariye sahip Hellen ve Roma tanrılarına adanmış mabedler yükselirken, diğer yandan kentte ve çevresinde, göze batmayan, mütevazi doğal kutsal alanlarıyla Anadolulu Tanrıça Kybele’nin de kentin dini yaşamında sanılandan çok daha güçlü bir rol oynadığı bir kez daha vurgulanmıştır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Attalia*’lı Athenaeus (Athenaios)

Roma’nın Ünlü Hekimi

Athenaeus’un en az 30 kadar kitap yazdığı rivayet edilir, ...

Perge’li Asclepiades

Halkı Tarafından Çok Sevilen Hekim

Asklepiades, antik cağda şifa arayışı içinde olan ins...

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç &Cced...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız