A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Zeugma Mozaikleri » Aktüel Arkeoloji

Zeugma Mozaikleri

Konuşan Zeugma Mozaikleri

Zeugma Mozaikleri antik dünyaya ait günümüze kadar kaybolmuş tiyatro ve pantomim gibi sahne oyunları ve novella’larla ilgili en çarpıcı, izleyenleri heyecanlandıran ve şaşırtan sahneleri bizlere tanıtmakta, aynı zamanda Greko-Romen convivium kültürünün zengin ve entellektüel dünyasıyla bizi tanıştırmaktadır.

Fotoğraflar : Kutalmış Görkay

Antik dünya mozaik sanatının en güzel ve en ilginç örneklerinden olan Zeugma mozaikleri, Greko-Romen yaşantısının çok önemli bir parçası olan yeme içme toplantılarının, yani “convivium”ların yer aldığı mekânların işlevsel ve mimari dilini anlamak açısından oldukça önemlidir. Öte yandan bu mozaikler antik dünyada popüler olan ve bu mekânlarda yemek sırasında teatral olarak canlandırılan edebi eserlerin görsel yansımalarını da içerirler.

Birecik Barajı’nın tamamlanmasının ardından oluşan baraj rezervuar gölü kenarında, Zeugma antik kentinin doğu konut sektöründe 2002 yılında suların ortaya çıkardığı bir Roma konutunun yemek odasına ait bir taban mozaiği olan Theonoe ve Leukippe Pantomim mozaiği, üzerinde yer alan sahnenin canlılığı ve etkileyiciliği dışında, içerdiği konu ve bu konunun izleyenlere düşündürdükleri açısından benzersiz bir örnek olarak kabul edilebilir.

Theonoe ve Leukippe Pantomim Mozaiği

Theonoe ve Leukippe Pantomim mozaiği Fırat Nehri’ne bakan ve bir yamaçta yer alan bir Roma konutunun en görkemli yemek salonunda yer alır. Grekçe triclinium olarak adlandırılan bu yemek salonunun özelliği, odanın tüm tabanını kaplayan mozaikte iki adet konulu sahne (emblemata) betiminin U planında yerleştirilmiş kline olarak adlandırılan yataklardan ve oda girişinden rahat görülebilecek şekilde yerleştirilmiş olmasıdır. Klineler üzerinde yatarak yemek yiyen konuklara doğru yönlendirilmiş ve zemine konumlandırılmış kare planlı konulu bir sahnenin yanında, odaya geçen konukları girişte selamlarcasına yerleştirilmiş geniş dikdörtgen bir diğer konulu mozaik yer alır. Birçok Greko-Romen konutunda gördüğümüz bu tasarım bu mekânların işlevleriyle bağlantılı bir uygulamadır.

Yemek odasına girişte ziyaretçileri karşılayan dikdörtgen geniş emblemata da Akhilleus’un Skyros Adası kralı Lykomedes’in sarayında saklanma temasını betimlemektedir. Homeros’un İlyada’sında anlatılmayan bu hikâyeyi MS 1. yüzyılda yaşayan Latin şair Publius Papinius Statius’un Achilleïs adlı bitmemiş şiirinden bilmekteyiz. Ancak bu sahne oldukça tahrip olmuştur. Theonoe ve Leukippe’nin betimlendiği sahne ise taban mozaiğinin klinelerin arasında kalan kare planlı emblemata’sında yer alır. Beş insan figürünün yer aldığı sahnede bu figürlerin yanlarına antik Grekçe olarak yazılmış isimler bize konunun MÖ 1. yüzyılda yaşamış Latin şair Gaius Julius Hyginus’un Fabulae adlı eserinde anlattığı kız kardeşine âşık olan Theonoe’nin hikâyesiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Hikâyeye göre Kral Thestor’un üç çocuğu vardı: Kalkhas, Leukippe ve Theonoe. Theonoe küçükken kumsalda oynarken denizden gelen korsanlar tarafından kaçırılır, Karya’da Kral İkarus’un sarayına köle olarak satılır ve onun cariyesi olur. Daha sonra Thestor kaçırılan kızı Theonoe’yi aramak için yollara düşer, gemisi Karya kıyılarında batar ve o da yüzerek Karya sahillerine çıkar. Kral İkarus’un askerleri tarafından yakalanan Thestor, kızı Theonoe’nin de yaşadığı İkarus’un sarayındaki bir zindana tutsak düşer. Arkasından kız kardeşi Leukippe kaybolan kız kardeşi ve babasını bulmak için Delphi’deki Apollon kâhinlerinden yardım ister.

Theonoe ve Leukippe mozaiği

Kâhinler aracılığı ile tanrı Apollon Leukippe’ye “Dünyaya benim rahibim olarak geri dön! O zaman onları bulursun” cevabını verir. Bunun üzerine Leukippe saçlarını tıraş ederek genç bir erkek rahip kılığına bürünür ve Apollon’a hizmet etmeye başlar. Görevi gereği Karya’ya gelir ve bir tapınakta bu görevini gizlilikle sürdürür. Bir gün tapınağa kız kardeşi Theonoe gelir, ancak aradan çok zaman geçtiği için iki kız kardeş birbirlerini tanımazlar. Ancak Theonoe erkek zannettiği kız kardeşi Leukippe’ye âşık olur ve onunla birlikte olmayı teklif eder. Bu isteğine olumsuz yanıt alan Theonoe bunu gururuna yediremez ve onun sarayında bir zindana kapatılması emrini verir. Sadece bu emri vermekle kalmaz, aynı zamanda zindanda bulunan bir diğer tutsağın onu öldürmesini ister. Bu infazı gerçekleştirmek için aynı zindana esir düşmüş olan babası Thestor’u seçer; ancak Theonoe babası olan Thestor’u da tanımamakta, onu sıradan bir esir zannetmektedir. Baba Thestor her şeyden habersiz erkek kılığına girmiş ve hiçbir zaman bu haliyle tanıyamayacağı kızı Leukippe’yi öldürmek için yollanır. Theonoe tanımadığı babası Thestor’a Leukippe’yi öldürmek için bir kılıç verir. Thestor, Leukippe’nin yanına elinde kılıcıyla geldiğinde, önce kendini tanıtır, adının Thestor olduğunu, kaybolan iki kızı olan Theonoe ve Leukippe için bu talihsiz görevi yapmak zorunda olduğunu, yine her şeyden habersiz olan Leukippe’ye söyler. Ancak tam bu sırada kılıcı kendisine çevirmiş ve onurluca kendini öldürme kararı almıştır.

Leukippe, kendisini öldürmek için yollanmış kişinin babası Thestor olduğunu anlayarak kılıcı elinden hızlıca çekip alır. Baba Thestor ve rahip kılığındaki kızı Leukippe bu emri veren tanıyamadıkları kız kardeşleri Theonoe’yi öldürmeyi planlarlar. Theonoe’nin yanına geldiklerinde Leukippe babasına ismiyle hitap ederek ondan yardım ister, bunu duyan Theonoe de sarayındaki bu iki tutsağın babası Thestor ve kız kardeşi Leukippe olduğunu anlar ve hikâye mutlu sonla son bulur. Kral İkarus da bu olayı duyduktan sonra Theonoe’nin babası Thestor’u ülkesine birçok hediyeyle geri yollar.

Theonoe ve Leukippe mozaiği, Hyginus’un bu hikâyesinin betimlendiği tek eser olmasından dolayı Greko-Romen ikonografisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Sahnedeki Leukippe’nin başı tarihi eser kaçakçıları tarafından yapılmış tahribat sonunda ne yazık ki koparılarak sökülmüş ve kaçırılmıştır. Ancak sahnede yer alan Grekçe yazıtlar, mozaiğe konu olan sahne hakkında bize çok daha ilginç bir durumu göstermektedir. Bu sahne her ne kadar yazar Hyginus’un Fabulae’da anlattığı Theonoe hikâyesini betimler gibi görünse de, aslında bu hikâyenin pantomim sanatçıları tarafından bir pantomim oyunu şeklinde temsilini göstermektedir. Sahnede solda, Theonoe’nin arkasında yer alan himation giymiş ve başlarında çiçekli taçlar (diademler) taşıyan iki kadın figürünün hemen üzerinde Grekçe Bakkhai yazıtı yer alır.

Bu olasılıkla pantomim oyunu sırasında müzik eşliğinde şarkı söyleyen koroya ait figürlerdir. Theonoe ise sahnede oldukça canlı kırmızı bir kostüm giymiş ve sahnenin ana figürü olarak kendini belli etmektedir. Giymiş olduğu kostümün kenarlarından, önüne doğru sarkan altın sarısı renginde olasılıkla simden yapılmış kıvrık dal betimlerine benzetilerek verilmiş bandıyla dikkati çeker. Bu kıyafet diğer birçok pantomim sanatçısı betimlerinden tanıdığımız özel bir pantomim kostümüdür. Bu kostümün benzer örnekleri arkeolojik olarak diğer bazı mozaiklerde ve pişmiş toprak figürinlerde de karşımıza çıkar. Theonoe’nin yüzü diğer figürlere göre oldukça açık renkte, donuk ve dudakları kapalı olarak betimlenmiştir. Ayrıca alın kısmında ufak bir nokta görülür. Esasen Theonoe’nin yüzünde yer alan, pantomim sanatçılarının taktığı ve genellikle dudakları kapalı şekilde, alın kısmında tutturma deliğinin yer aldığı bir pantomim maskıdır. Theonoe’ye göre sağda yer alan figür teatral oyunlarda çok karşımıza çıkan Trophos, yani yaşlı dadı figürüdür. Bu figürün kim olduğu mozaiğe bakanlara kolaylık sağlamak ve hikâyenin gidişatını açıklamak için baş kısmının üzerine Grekçe harflerle TROFOS olarak bildirilmiştir. Başı örtülü Trophos’un yüzündeki genç ifade, beyaz renkle gösterilmiş saçlarıyla bir çeşit tezat oluşturmaktadır. Bu, büyük olasılıkla oyun sırasında bu rolü üstlenmiş olan genç bir pantomim sanatçısının dinamik görüntüsünün, başına takmış olduğu beyaz perukla oluşturduğu bir tezatlıktır. Trophos figürü bu tip tiyatro oyunlarında genellikle bilgeliğiyle hikâye veya oyuna konu olan ana karakterlere doğru yolu gösteren bir rol üstlenir. Burada ise büyük olasılıkla hikâye ile bağlantılı olarak Theonoe’nin âşık olduğu rahip kılığına girmiş olan kız kardeşi Leukippe’ye bir aşk mektubu vermek için hazır bekler şekilde gösterilmektedir. Theonoe’nin karşısında vücudunun üst kısmı ve baş kısmı korunmamış figür ise kız kardeşi Leukippe’dir. Leukippe Yunan rahiplerinin giydiği sade beyaz bir uzun tünik üzerine himation giymiştir. Himation ve tünik üzerinde koyu renk ince çizgiler yer alır. Ayağında deriden yapılmış botları ayak bileğinde bağcıklarla sıkılmıştır. Sol elinde tanrı Apollon’un simgesi olan defne dalı tutmakta, sağ elinde ise Theonoe ve Leukippe arasında yerde bir pedestal üzerinde duran yuvarlak bir altara ufak bir çiçek ile sunu yapmaya hazırlanmaktadır.

Her ne kadar Leukippe’nin baş kısmı defineciler tarafından tahrip edilmişse de 2002 yılında mozaiğin kazısı sırasında tesadüfen bulunan bir parça defineciler tarafından tahrip edilen Leukippe’nin baş ve saçının bir kısmına aittir. Buna göre Leukippe’nin başı hikâyede anlatıldığı gibi tıraşlanmış ve bir tutam saç uzantısı örülerek bırakılmıştır. Leukippe’nin başının arka kısmında korunmuş olan üç satırlık yazıt son yapılan epigrafik tahminlerle tamamlanabilmiştir. Buna göre tamamlanabilen Grekçe yazıtın Türkçesi “Saçı Traşlı Leukippe” şeklinde olmalıdır. Bu yazıt sahnedeki rahip figürünün kim olduğunu izleyenlere işaret etmesi dışında, Leukippe’yi tarif eden ve mozaiğe bakanları konu ile ilgili bilgilendiren bir niteliğe sahiptir. Quintius Kalpurnius Eutykhes Evi olarak adlandırabileceğimiz evin yemek odası taban mozaiğinde yer alan diğer sahne olan ve aynı zamanda Greko-Romen dünyasında oldukça popüler bir pantomim oyunu konusu sayılan Akhilleus’un Skyros adasında kadın kılığında saklanması hikâyesi, Theonoe ve Leukippe mozaiği ile birlikte düşünüldüğünde oldukça anlamlı bir bütünlük oluşturmaktadır. Mozaiği yaptırtan hami, her iki sahnede de oldukça kuvvetli pantomim temaları seçmiştir. Bir mozaikte bir erkek kahraman (Akhilleus) Lykomedes’in sarayında kadın kılığına girerken, mozaikteki diğer emblemeta’da yer alan bir kadın karakter bir erkek kılığına girmekte ve bu temalar iki mozaikte de tiyatro kültürü ve pantomim transvestisizmine oldukça kuvvetli vurgu yaparak pantomim janrına atıfta bulunmaktadır.

Theonoe ve Leukippe mozaiği üzerinde hemen altarın altında yer alan yazıt üzerinde Grekçe, “Kointov Kalpourniov Eutuchev epoiei” yazmaktadır. Bu yazıt daha önceden düşünüldüğü gibi mozaiği yapan sanatçının imzası değil, mozaiği yaptıran haminin kendi ismini yazdırdığı bir yazıttır. Bu durumda büyük olasılıkla ev sahibi olarak düşünebileceğimiz Quintius Kalpurnius Eutykhes her iki mozaiği ısmarlayan kişidir. Bu yemek odasının tabanında yer alan ve kuvvetli pantomim etkisi gösteren bu iki mozaikten yola çıkarak Quintius Kalpurnius Eutykhes’in büyük olasılıkla Zeugma’da mim ve pantomim oyunları düzenleyen bir organizatör olabileceğini söyleyebiliriz.

Akhilleus Skyros’ta

1999 yılında Gaziantep Müzesi tarafından yapılan kurtarma kazılarında Poseidon Villası’nda ortaya çıkarılmış ve ufak bir avluyu oluşturan implivium, yani sığ havuz döşemesi olan mozaik Akhilleus’un Skyros adasında Lykomedes’in sarayında kadın kılığında saklanma hikâyesini betimler. 1.70 x 1.70 cm boyutlarında bir betim paneline (emblemata) sahip olan mozaik aynı sahnenin daha büyük bir örneğinin görüldüğü Quintius Kalpurnius Eutykhes Evi mozaiğinden daha iyi korunmuştur. Mozaiğin ortasında yer alan fıskiye bağlantısı, mozaiğin kapladığı alanın sığ havuz olarak kullanıldığını gösterir.

Mozaik üzerindeki sahne Latin yazar Publius Papinius Statius’un “Achilleïs” adlı bitmemiş bir epik şiirinde bahsedilen, Troya Savaşı kahramanlarından Akhilleus’un Troya Savaşı’na gitmemek için Skyros adasındaki Lykomedes’in sarayında saklanma hikâyesini betimler. Hikâyeye göre Akhilleus’un annesi Thetis, Troya Savaşı’na katılacak olan komutanların oğlu Akhilleus’u da yanlarına alarak savaşa katılacakları haberini alır ve daha önceden ona söylenen oğlunun Troya Savaşı’nda öleceği kehanetini bildiği için, onu savaşa göndermemenin yollarını arar. Çareyi oğlunu Lykomedes’in Skyros adasındaki sarayında onu bir kadın kılığında saklamakta bulur. Thetis, Akhilleus bir gün uykudayken onu saraya götürür ve Lykomedes’in güzel kızlarının da bulunduğu odaya yerleştirir. Akhilleus uyandığında annesinin bu gizli planına başta karşı çıksa da Lykomedes’in yedi kızından bir olan Deidameia’yı görünce ona bir anda vurulup âşık olur ve onun yanında kalmayı tercih eder. Deidameia da Akhilleus’a âşık olur ve hamile kalır. Ancak orduda Akhilleus’un eksikliği hemen hissedilir ve kâhinlerden Kalkhas onun Skyros adasında saklandığını görerek bunu Odysseus ve Diomedes’e bildirir. Diomedes ve Odysseus hemen Skyros Adası’na onu bulmak için yola çıkarlar. Adaya ulaştıklarında Lykomedes onları büyük bir misafirperverlikle karşılar ve ziyafet verir. Onlar da Lykomedes’in kızlarına çeşitli hediyeler getirmişlerdir. Ancak bilge Odysseus bir plan yapmıştır; hediyeler arasına miğfer, kalkan ve bir mızrak saklar. Akhilleus’un bunları gördüğünde kendini ele vereceğini hesaplamıştır, ki nitekim sonuç da böyle olur. Kadın kılığına girmiş olan Akhilleus’un, hediyeler arasında yer alan savaş silahları ve aksesuarlar karşısında kendini kaybederek, kadın görüntüsünden sıyrılarak, büyük bir zevkle onları kavradığı bu an, aynı zamanda hikâyeyi dinleyen veya bu hikâyeyi bir pantomim veya bir tiyatro oyunu şeklinde sahnede izleyenleri de aynı şekilde şaşırtan ve heyecanlandıran bir sahne olmuştur. Greko-Romen dünyada farklı görsel medyalarda işlenen bu sahne bugün bizim hatıralarımıza kazınmış bazı film sahneleri gibi antik dünyada en sevilen “novella”lardan birinin en etkileyici sahnelerinden biriydi.

Akhilleus ve Daidemeia’nın, hikâyenin iki ana kahramanı olarak, orta kompozisyondaki hareketliliği verdikleri görülmektedir. Daidemeia, sevgilisi Akhilleus’ın kendini kaybederek esas kimliğini ortaya çıkarmasından dolayı oldukça endişeli bir şekilde, neredeyse durdurmak istercesine onu kavramaya çalışmaktadır. Kadın kıyafetleri içinde bir omzu açık ve saçları dağınık bir şekilde mızrak ve kalkanı kavramış ve heyecanla havaya kaldırmış olan Akhilleus ise Daidemeia’dan uzaklaşırcasına kendini savaş havasına sokmuştur.

Sahnede Akhilleus’un sağ ayakkabısının fırlamış ve çıplak ayağının ortaya çıkmış olduğu görülür. Aslında bu tamamen seyircilere bilinçli olarak hikâyenin devamıyla ilgili bir detayın hatırlatılması için verilmiş bir işarettir. Tragedya oyunlarında izleyenlere konuyla ilgili, onları heyecanlandıracak ve düşündürecek, hikâyedeki kişilerin kimliğini açığa vuracak bazı gizli işaret dilleri kullandıkları bilinmektedir. Buradaki bu detay ise annesi Thetis’in oğlunu ölümsüzleştirmek için onu ölümsüz kılacak kutsal Styks nehrine ayağından tutarak daldırdığında suyla temas etmeyen tek zayıf noktası olan Aşil tendonunun gösterilmesidir. Bu detay yine sahnede bilinçli olarak onun savaşta bu noktadan vurularak öleceğinin işaretini vermektedir.

Daidemeia’nın arkasında yer alan figür, büyük olasılıkla babası Lykomedes’tir. Diğer tarafta ise kurduğu planın nasıl sonuçlandığını izleyen Odysseus ve Diomedes yer almaktadır.

Mozaik üzerindeki Akhilleus’un Skyros adasında Lykomedes’in sarayında bir kadın kılığında saklanma hikâyesini betimleyen sahne Greko-Romen dünyanın en sevilen pantomim oyunu konuları arasında yer almaktadır.

Danae Mozaiği

2004 yılında Zeugma’da Danae Evi olarak adlandırılan Roma konutunun implivium, (sığ havuz) olarak kullanılan avlusunun taban döşemesinde gün ışığına çıkarılmış olan Danae mozaiği, Antik Dönem tragedya konusunun anlatıldığı bir diğer önemli novella’nın bir bölümünü canlandıran bir sahne olarak karşımıza çıkar. Mozaik üzerindeki sahne ilk bakışta yerleştirildiği mimari mekânın işleviyle ilişkili gibi algılanmasa da, mozaik üzerindeki hikâye daha kapsamlı düşünüldüğünde, aslında sahnenin sığ havuz olarak kullanılan bu mekâna oldukça uygun olduğu görülür. Zeugma’daki evlerde yer alan üzeri açık avlu yapıları (peristil / implivium) genellikle evlerin hayat kaynağı olan yağmur sularını toplayan ve hemen avlu yanında yer alan sarnıçlara dolmasını sağlayan su toplama yüzeyleridir. Aynı zamanda bu avlular, soğuk su ile doldurularak bir sığ havuz işlevi kazanmakta, evlerde verilen convivium’larda (ziyafetlerde) gelen misafirlerin özellikle sıcak yaz akşamlarında serinlemelerini sağlayan birer soğutucu işlevi görmekteydi. Islak zeminler olarak nitelendirebileceğimiz bu mozaikli taban döşemelerinde bu nedenle genellikle deniz ve nehir tanrıları ve deniz yaratıkları gibi suyla ilgili konular yer alırdı.

Danae mozaiği üzerindeki konu Argos kralı Akrisius’un kızı Danae’nin, oğlu Perseus ile birlikte Seriphos adasına deniz sularından çekilerek çıkarılma sahnesini betimlemektedir. MÖ 2. yüzyılda yaşamış Pseudo-Apollodorus’un Bibliotheka ve Latin yazar Gaius Julius Hyginus’un Fabulae adlı eserinde de bahsedilen bu hikâye trajik bir konuyu işler. Hikâyeye göre Argos kralı Akrisius krallığının geleceğinden endişe duyarak Delphi’deki Apollon kâhinlerine danışır. Ancak kâhinler ona kızı Danae’den doğacak torununun onu öldüreceğini söylerler. Akrisius büyük bir endişeyle bu kehanetin gerçekleşmesini önlemek için kızı Danae’yi bir kafese kapatır. Ancak Zeus, Danae’yi çok beğenir ve bir altın damlası şeklinde kafese girer ve bir süre sonra Danae doğacak olan oğlu Perseus’a hamile kalır. Doğum gerçekleştikten sonra Akrisius’un endişesi daha da artar ancak ne kızını ne de torunu Perseus’a kıyabilir ve Giritli marangoz Daedalos’a bir sandık yapması ve kızı ve torununu içine koyarak onları denize bırakmasını emreder. Denize bırakılan Danae ve Perseus, Poseidon’un yardımıyla Seriphos adasına ulaşır. Adanın kralı Polydektes’in balıkçı kardeşi Diktys ve diğer balıkçıların oltasına takılan sandık kıyıya çekilir ve kapağı açılan sandığın içinde Danae ve kucağında bebek Perseus dışarı çıkar. Mozaikteki sahne tragedya oyunlarında oynanan bu dramatik hikâyenin seyircileri en çok etkileyen “ortaya çıkış” sahnesini konu almaktadır. Daha sonra yiğit bir kahraman olacak olan Perseus, katıldığı bir cirit atma müsabakasında yanlışlıkla seyirciler arasında yer alan dedesi Akrisius’u bilmeden öldürecek ve kehanet gerçekleşecektir. Mozaik üzerindeki sahnede balıkçı Diktys, bebek Perseus’u almaya çalışmakta, diğer balıkçılardan bir diğeri ise sandığın içine eğilerek tanımadıkları bu soylu kadının kimliği hakkında bir işaret aramaktadır. Bu işaret Danae sandıktan çıkarken kucağından düşen çift yüzlü baltadır.

Bu balta hem Girit’in hem de Perseus’un babası Giritli Zeus’un sembolüdür ve tragedya oyunlarında seyirciyi heyecanlandırarak onlara hikâyeyle ilgili gizli mesaj veren bir işarettir. Çift yüzlü balta aynı zamanda “tahttan düşürme”nin sembolü olarak antik dünyada kullanılmıştır ve burada alegorik olarak Akrisus’un tahttan düşeceğinin de işaretini vermektedir.

Zeugma Mozaikleri antik dünyaya ait günümüze kadar kaybolmuş tiyatro ve pantomim gibi sahne oyunları ve novella’larla ilgili en çarpıcı, izleyenleri heyecanlandıran ve şaşırtan sahneleri bizlere tanıtmakta, aynı zamanda Greko-Romen convivium kültürünün zengin ve entellektüel dünyasıyla bizi tanıştırmaktadır.

EN ÇOK OKUNANLAR

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

Hitit Dili ve Yazısı

Tanrılar ve Tapınaklar Ülkesi Hatti

Çiviyazısı öğrenmenin yolu klasik metinleri kopy...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız