Sarıkavak Kalesi

Yerel insanlar, tanımlayamadıkları birçok tarihi kalıntıyı genellikle “asar”, “hisar” olarak adlandırır. Sarıkavak Kalesi’ne ilk sefer bunun bilinciyle gitsem de, o “asar”a varır varmaz işin ciddiyetinin farkına vardım. Karşımda orman tarafından yutulduğu izlemini verse de surlar boyu sınırlarını ve dört burcunu net bir şekilde gösteren heybetli bir kale duruyordu. Kale, Sarıkavak Köyü’nün güneyinde derin bir vadiyle ayrılmış, çevre coğrafyaya hâkim dik bir tepenin zirve noktasına kurulmuş.

Hacıllı Köyü

Herkesin çok iyi bildiği gibi İstanbul, dünya tarihinde özel öneme sahip yerlerden biridir. Tarihi ve arkeolojisi üstüne sayısız araştırma var. Buna rağmen çeşitli çalışmalar, bu şehir hakkında hala bilmediklerimiz olduğunu ortaya koyuyor. Hele son yıllardaki arkeolojik keşifler sayesinde kentimizin binlerce yıllık tarihine yeni kapılar açıldı; daha da açılacak. Fakat bütün bu çalışmaların çoğu ağırlıklı olarak İstanbul’un merkeziyle sınırlı kalmış durumda. Bu önemli şehrin çevre coğrafyasının araştırılması konusunda bazı kıpırdanmalar söz konusu olsa da bilgi dağarcığımız çok dar. Çevre coğrafya derken en basit tanımlamayla İstanbul il sınırları diyebilirim. Saptanmış Prehistorik yaşam alanları, kıyı kaleleri, kentin eski su sisteminin parçaları olan yapılar ve antik isimlerinin saptanmasından öteye gidilmemiş günümüzün bazı yerleşmeleri. Bunların önemsiz olmadığı söylenemez, ama yeterli olup olmadığını sorgulamalıyız. Bilmediğimiz hala çok şey olduğunu ve her buluntunun kentin tarihiyle ilgili yeni bakış açıları getireceğini İstanbul’un civarını gezerek görmek mümkün, benim yaptığım gibi. Ve her gezişimde, her okuduğumda, bu coğrafyanın orasını burasını her kurcalayışımda görüyorum ki, İstanbul hakkında öğreneceklerimiz bitmemiş ve bitecek gibi değil.

İşte Sarıkavak Kalesi kesinlikle bugüne kadar bu anlamda atlanmış ve tarihsel önemi bakımından değerlendirilmesi gereken böyle bir yerdir. Kale, İstanbul’un Şile ilçesi sınırları içindeki Sarıkavak Köyü’nün yakınında bulunduğu için bölge insanları tarafından bu isimle anılıyor. Varlığına, hakkında hiçbir detaylı bilginin verilmediği sadece birkaç yerel internet sitesinde ve yayında rastlıyoruz. Şile merkezinden, yani kıyıdan, tam güney yönünde kuş uçumu 19 km içeride, Kocaeli’nin Gebze ilçe sınırına yakın bir konumda.

Yerel insanlar, tanımlayamadıkları birçok tarihi kalıntıyı genellikle “asar”, “hisar” olarak adlandırır. Sarıkavak Kalesi’ne ilk sefer bunun bilinciyle gitsem de, o “asar”a varır varmaz işin ciddiyetinin farkına vardım. Karşımda orman tarafından yutulduğu izlemini verse de surlar boyu sınırlarını ve dört burcunu net bir şekilde gösteren heybetli bir kale duruyordu. Kale, Sarıkavak Köyü’nün güneyinde derin bir vadiyle ayrılmış, çevre coğrafyaya hâkim dik bir tepenin zirve noktasına kurulmuş. Altındaki vadinin tabanında Şile deresinin Darlık barajına doğru akmakta olan ana kolu geçiyor. Karşısındaki yamaçta ise köylüler tarafından hala kullanılan, Şile’den Gebze yönüne devam eden belirgin antik yol uzanıyor. Oval bir plana sahip kale, sadece önünden ilerleyen bir antik yolu kontrol etmekle kalmıyor, aynı zamanda, çevre coğrafyaya hakim bir konuma ve bu hakimiyetin sembolü sayılabilecek bir yapıya sahip.

Yüzeyde daha önceki dönemlere ait olabilecek hiçbir kalıntı görünmüyor. Buna rağmen birçok yerde karşımıza çıkan defineci kazıları, surlar içinde kalan yapıların izlerini ortaya çıkarmış. Bütün bunlar bana, kalenin bir hâkimiyet projesi çerçevesinde, planlı bir şekilde, tek seferde yapıldığını düşündürttü. Tipik bir ortaçağ mimarisine sahip ve Bithynia’nın bu kısmındaki en net geç Bizans çağı yapısı.

Bu kaleyi gördükten sonra merak etmemek, bilginin peşinden koşmamak imkânsızdı. Kaleyle ilgili bilgi edinmek için çabaladım. Benim şimdiye kadarki çabalarım belki yetersizdir, ama yine bir ölçü sayılabilir; çünkü şu ana kadar hiç bir yerden bu kalenin bilinirliğine dair bilimsel verilere ulaşamadım. Hâlbuki İstanbul’un yanı başındaki böyle bir yapının bölgenin tarihi olayları içinde bir rol almamış olması kesinlikle beklenemez.

Kalenin coğrafyadaki konumuna ve halen var olan antik yola bakarsak ilk söylenebilecek, Şile’den Gebze’ye inen güzergâhın üzerinde olduğudur. Zaten günümüzde de Şile’yi Teke Köyü üzerinden Gebze’ye bağlayan karayolu, yapının kuş uçumu 2,5 km doğusundan geçiyor. Ama bence kalenin görevi, bu yolu kontrol etmekle sınırlı olamaz. Kale, doğudan, Kandıra yönünden gelecek tehlikelere karşı da bir koruma sağlayacak konumda. Batı tarafında oldukça iyi durumda günümüze ulaşmış kulesi ve sur duvarı, yapının sağlam bir askeri savunma amacıyla inşa edildiğini düşündürüyor. Yine günümüzde kalenin kuş uçumu 5,5 km kuzeyinde kalan Teke köyünden geçen Şile-Kandıra yolu uzanıyor. Modern yolların güzergâh yapısı ile antik yollarınki oldukça farklı olsa da bölgeden doğuya bir geçiş söz konusu olabilir.

Kandıra’nın batısı ve güneybatısında kalan platolarda ve çok sayıda köyde görülen yüzey kalıntıları Bithynia’nın bu bölgesinin çok zengin bir Roma Dönemi yaşamı olduğunu ortaya koyuyor. Bizans Dönemi kalıntıları ise neredeyse yok gibi olsa da papazın odası, papazın bahçesi kilise tepe gibi yöresel bazı bölge isimleri o çağları çağrıştırıyor ama öteye gitmiyor. Günümüzde, kale ile bu bölge arası doğu batı yönünde kuş uçumu 20 km kadar uzunlukta sık ormanla kaplı dağ ve vadilerden oluşuyor. Acaba geçmiş dönemlerde bu coğrafya bugünkü görüntüsüne mi sahipti? Yörenin insanlarıyla bu konuda yaptığım konuşmalar, doğrusu, beni bayağı şaşırttı. Anlattıkları, 50 yıl önce bile çok farklı bir orman yapısının ve artık hiç görülmeyen, yörüklerin konakladığı geniş çayırlıkların varlığını gösteriyordu. Tabi ki bu veri yüzlerce yıl öncesi halinin ne olduğunu göstermez ama coğrafyanın yüzeydeki değişkenliği konusunda bir ipucu verebilir.

Sarıkavak Köyü’nden başlayarak doğuya doğru günümüz köylerinde oldukça silik bazı geçmiş yaşam izlerine rastlasam da sonunda kalenin tam doğusunda kalan Hacıllı Köyü’nün kırsalında en net iz kendini gösterdi. Yerleşimin birkaç kilometre güneyinde, ormanın ortasındaki açıklıkta, su kaynağı olarak altında bir derenin aktığı hafif eğilimli bir yamacın üstünde bulunan temel seviyesinde duvarlar, burada tarihsel bir yaşama işaret ediyordu. Hangi döneme ait olduğu konusunda pek bir şey söylemenin zor olduğunu düşünüyordum ki, taze bir define çukurunun yanı başında, yarısı kırık tipik Roma Dönemi lahit kapağını gördüm. Hemen fotoğrafladım. İyi ki de öyle yapmışım, zira iki hafta sonra gittiğimde, orada duran bu kapağın yerinde yeller esiyordu. Aslında, bu tarihlemeye bütün çevreyi kaplayan seramik bulguların incelenmesi sonucu ulaşılabileceğini bilmeme rağmen yine de artık yüzlerce yıl önce bu bölgede de yaşam alanları olduğunu kısa yoldan anlamış oldum. Belli ki orman bazı şeyleri gizliyor.

Aslında Sarıkavak Kalesi’nden doğuya uzanan coğrafyayı düşünmeye beni özellikle iten, son yılların modası Osmanlı devletinin kuruluş sürecindeki olaylar… Bilindiği üzere Osmanlılar, Sakarya Ovası’na ilkin Geyve Vadisi yoluyla çıkmış ve batıya doğru gaza akınlarına başlamıştır. İşte bu dönemde Osmanlı komutanlarından Akçakoca Bey, Kandıra’yı yurt edinip İstanbul yönüne gaza akınları düzenliyordu. Söylemek gerekir ki, Sarıkavak Kalesi’nin konumu, Kocaeli yarımadasının ortasından ve kuzeyinden yapılacak akınlarda, İstanbul ve Boğaz yolundaki ilk ciddi engel olduğunu göstermekte. Bahsi geçen dönemde Kocaeli yarımadasının güney kısımlarında halen süren Bizans hâkimiyetini düşünürsek, kuzey ve orta bölgelerin nispeten daha güvenlikli yapısının batıya doğru ilerlemede bir avantaj sağlayacağı kesindir. Bunun dışında yüzlerce yıl öncesinin bitki örtüsü konusunda kesin bir şey söyleyemesem de Türklerin alışık olduğu dağlık ve sulak yapının gaza akınları için ideal şartlar sunduğunu düşünüyorum. Kalenin bulunduğu yer için bir geçit ve kavşak noktası diyebilirim. Bütün bunlar yapının İstanbul yönünde Bizans’ın önemli bir direnç noktası olabileceğini düşündürüyor. İlginç olan, ulaşabildiğim tarihi kaynaklarda veya Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminin anlatıldığı bilimsel çalışmalarda kalenin varlığına dair bir bilgi olmaması. Bu dönem hakkındaki araştırmalarda genel olarak Kocaeli yarımadasının güney kıyı kesiminde gerçekleşen olaylar hakkında bilgi bulunuyor. Sonuçta Sarıkavak Kalesi, üzerinde çokça fikir ve bilgi jimnastiği yapılması gereken ve İstanbul tarihi için önemli bir yer olduğunu hissettirmekte.

Bütün bunlar içinde en önemli konu ise kalenin bir korumaya sahip olmaması. Yani arkeolojik sit alanı değil. Gözlerden ırak konumu defineciler açısından ideal çalışma şartları sunuyor. Defineci çalışmalarından birinin takdire şayan olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar defineci çukuru gördüm, ama böylesine hiç rastlamamıştım. Arzın merkezine seyahat diyebilirim. Hani hep anlatılan bir olay vardır; bu kaleden aşağıdaki dereye veya ileriki dağa dehliz varmış, diye... Sarıkavak Kalesi’nde yapılmaya başlanmış!

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Attalia*’lı Athenaeus (Athenaios)

Roma’nın Ünlü Hekimi

Athenaeus’un en az 30 kadar kitap yazdığı rivayet edilir, ...

Perge’li Asclepiades

Halkı Tarafından Çok Sevilen Hekim

Asklepiades, antik cağda şifa arayışı içinde olan ins...

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç &Cced...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız