32. Sayı - Antikçağın Ötekisi : KADIN

Antikçağlar boyunca kadının yaşamdaki rolü, erkek tarafından çizilmiş sınırlar içinde şekillenir. Evinden kolay kolay çıkamayan, sosyal ve siyasal etkinliklere katılamayan, stadyuma bile girmesi yasaklanan kadın, semavi dinler ile çok daha fazla baskı altına alınır. Bazı dönemlerde elbette aristokrat ya da yönetici ailelere mensup kadınlar tarih sahnesine çıkar. Elbette ki toplumsal yaşamı biçimlendiren erkekler, tarihi de yazarken, kadınlar üzerinden değil de tekil bir seçkin üzerinden anlatmaya çalışır.

Babil Evlilik Pazarı, Edwin Long tarafından yapılan tablonun, Donald Mackenzie tarafından yapılmış ve “Babil ve Assur Mitleri” kitabında yer alan renkli illüstrasyonu.

Binlerce yıl boyunca, dinler, ırklar, diller ve sistemler doğrudan ya da dolaylı olarak kendini güçlü kılmak için mutlaka bir şeyleri ötekileştirmiş. Kadın ise uygarlığı şekillendiren “insanın” bir paydaşı olarak değil de daha çok erkeğin ötekileştirdiğine dönüşmüş. Arkeolojik veriler kadının yaklaşık 35 binyıl öncesinden betimlendiğini gösterir. Bu betimler iki ya da üç boyutludur ve bereketle ya da doğumla ilişkili olduğu düşünülür. Yani henüz tarımsal bir faaliyet başlamadan binyıllar öncesinde insanın bereketin soyut anlamını kadın bedeninde görmesi önemlidir. Çünkü bu dönemlere ilişkin erkek betimi neredeyse yok denecek düzeydedir. Her ne kadar bu dönem için sosyo-ekonomik veriler maddesel olarak elimize ulaşamasa da, bu figürinler insanoğlunun imgelem dünyasında kadının önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor denebilir.

Ama bu önemin ne olduğu ise hala ucu açık bir soru…

Neolitik Dönemi, günümüzden yaklaşık 11 binyıl öncesini, “doğanın dayattığı” üretim ilişkilerinin değişmesi ya da “insanın köleleşmesi” olarak da düşünebiliriz. Neolitik ile başlayan yeni süreç insanı toprağa ve çalışmaya bağımlı hale getirmiştir. İnsana yeni bir dönemin kapılarını aralarken kadın ve erkeğe nasıl bir görev dağılımı yaptığını bilmek zordur. Bu dönemin başlangıcı, kadını daha öncekiler gibi doğurmaya hazır şişman bir kadın olarak betimlerken, farklılaşan ise kadının bereket ile olan bağının soyutlaştırılarak tanrısal bir imgeye dönüşmesi yani “Ana Tanrıça” olmasıdır. Erkek kadının soyut gücünü bir yandan kutsallaştırırken diğer yandan fiziki ya da işlevsel olarak güçsüzleştirir. Bunu arkeolojik olarak tespit etmenin zorluğuna rağmen, yazılı çağlara geldiğimizde kadının rolünün hiç de iç acıcı olmadığı görülür.

Hitit Dönemi ve daha öncesine ait yazılı belgeler, kadının zamanla eve bağlı, alınıp satılabilir bir meta konumuna getirildiğini gösterir. Neolitik Dönemden Hitit Dönemine kadarki süreçte kadına biçilen rol; uygarlığı şekillendiren insanın bir parçası değil erkeğin yardımcısı, hizmetçisi ya da kölesi olmaktır. Hititlerden günümüze yaklaşık 4 binyıl geçmesine rağmen değişen çok bir şeyin olmadığını Nazım Hikmet “…ve kadınlar, bizim kadınlarımız… hiç yaşamamış gibi ölen, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” dizeleri ile anlatır.

Antikçağlar boyunca kadının yaşamdaki rolü, erkek tarafından çizilmiş sınırlar içinde şekillenir. Evinden kolay kolay çıkamayan, sosyal ve siyasal etkinliklere katılamayan, stadyuma bile girmesi yasaklanan kadın, semavi dinler ile çok daha fazla baskı altına alınır. Bazı dönemlerde elbette aristokrat ya da yönetici ailelere mensup kadınlar tarih sahnesine çıkar. Elbette ki toplumsal yaşamı biçimlendiren erkekler, tarihi de yazarken, kadınlar üzerinden değil de tekil bir seçkin üzerinden anlatmaya çalışır.

8 Mart Dünya Kadınlar günü göz önünde bulundurularak hazırlanan bu sayı, kadının çağlar boyunca yaşadıklarına bir kanıt. Görünen o ki çağlar geçmiş ama kadının yazgısı hiç değişmemiş: Ezilmiş, küçümsenmiş, hapsedilmiş, dağa kaçırılmış ve üç kuruşa satılmış… Ancak gözden kaçan şu ki; toplum kadınıyla güçlü kalmış, kadın ne kadar geride bırakılmışsa o toplum hiç ileri gidememiş.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Eskiyapar Sazcısı

3500 yıllık bir Eskiyapar sazcısı.

Üst Paleolitik/Şamanik Toplumlarda Karaciğerin Sırrı: İlk Artık Ürün?

Üst Paleolitik avcı-toplayıcılar üzerine yapılan çalışmalarda özellikle avda sivrilen (genç) erkekler...

Erdem Denk

1975 doğumlu Erdem Denk, lisans ve yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslarar...