74. Sayı - Hititler ve Hattuşa

Son günlerde temizlik gündelik yaşamımızın en önemli eylemsellerinden biri haline geldi. Gün içinde sayısız kez uzun uzun el yıkamak seküler bir temizlik ritüeli gibi görünse de aslında binlerce yıllık bir arınma ve hastalıktan korunma ritüelinin de bir parçası.

El yıkamanın hastalıklardan korunmak için önemli olduğunun Hitit kaynaklarında da geçmesi, temizliğin önemine tarihsel bir perspektif sağlıyor. Bir ikili olarak, dinsel bir yaptırım olan temizlik ve kirlilik, antik çağlar boyunca ritüelleştirilmiş görünüyor.

Anadolu uygarlıkları içinde özel bir yere sahip olan Hititlerde, temizlik ve kirlilik kavramları Hitit tanrı ve tanrıçalarının yasakladığı, izin verdiği, kızdığı ve cezalandırdığı bir dizi kuralın sınırlarını oluşturuyor. Tanrı ve tanrıçalara sunular yaparken, tapınak alanlarında yer alırken, törenlere katılırken bedensel olarak mutlak bir temizlik şartı koşulmuştu. Aksi taktirde kutsal kirlenir, kurallara uymayanlar tanrı ya da tanrıçanın gazabından etkilenebilir, hem topluma hem de bireye yönelik büyük cezalar gelebilirdi. Kirli olmak ya da tanrının yasakladığı kirli yiyecekleri ve arınmaları dikkate almamak büyük bir suçtu. Örneğin salgın, kuraklık ya da benzer büyük yıkımlar tanrıların kızdığına yönelik bir işaretti ve bunun için arınma ve temizlik, tanrıları yatıştırmak için önemliydi. Hititler kirden arınmak için su ve ateşten yararlanıyorlardı. Hastalıktan korunmak için ise ellerini tuzlu su ile yıkıyorlardı.

Mary Douglas, “Saflık ve Tehlike” başlıklı çalışmasında kirlilik ve tabu kavramları üzerine önemli bir çözümleme yapar. Toplumlar kendilerini korumak için temizlik ve kirlilik üzerine kutsallık ve tabu geliştirerek büyük yok oluşlardan kısmen kendilerini korurlar ve bunun için tanrılar korkutucu ve yasaklayıcı bir figür olarak kuralları belirler. Tanrı ve tanrıçaya her zaman temizlenmiş bir beden ve temiz elbiseler ile ibadet edilmeli ve buna büyük önem gösterilmelidir. Bu şekilde temizi kirliden ayırmak ve hastalıklardan korunmak hem birey için hem de toplum için önemlidir.

Tüm bu dinsel yaptırımlara rağmen, Robert Koch mikropların hastalık yapabileceğini 1876 yılında keşfedince tüm tanrısal cezalar, gazaplar yıkılıp yerle bir olur. Hastalıkların ve kitlesel ölümlerin tanrının bir gazabı olmadığı, yeterli temizlenmemenin sonucunda ortaya çıkan gözle görülmeyen, mikropların başının altından çıktığı keşfedilmiş olur. Bu keşif, bilim dünyasının ve sağlık çalışmalarının da gelişmesi için bir devrim etkisi yapar ancak insanların hala hastalığı mikropların ve kirliliğin değil de binlerce yıl önceki gibi tanrının bir gazabı olarak görüyor olmaları nasıl açıklanabilir bunu zaman gösterecek.

 

Sağlıklı kalın, iyi okumalar!

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Ayasofya'nın "Halk Bilimi"

Ayasofya bir harikadır! Güzelliği ve boyutu büyülüyor ve bir açıklama bekliyor. Nasıl tasarlandı ve nasıl ...

Ayasofya'nın mozaikleri: Propagandif Sanat

Ayasofya’nın mozaikleri son günlerde yine çok gündeme geldi. Aslında son günlerde Ayasofya’nın ...

Ayasofya'da Fossati Kardeşlerin Onarımları ve Yeni Eklemeler

Mimar kardeşler Gaspare (1809-1883) ve Giuseppe (1822-1891) Fossati’nin İstanbul’a yollarının düşmesi, R...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız