A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Thera Antik Kenti » Aktüel Arkeoloji

Thera Antik Kenti

Thera antik kentinde üç yıl boyunca kesintisiz sürdürülen yüzey araştırmaları, kentin Karia bölgesi tarihsel gelişimi için kilit nokta olabilecek ölçüde önemli bir yerleşim yeri olduğunu ortaya çıkardı.

2011 yılında başlanan ve 2014’te önemli verilerle sonlandırılan “Thera Antik Kenti ve Çevresi Yüzey Araştırması” çalışmaları sırasında her ne kadar içinde kent isminin geçtiği bir yazıt ele geçmemiş olsa da Thera antik kentinin lokalizasyonu büyük oranda kesinleştirildi. Bu araştırmaların yanı sıra yapılan ot temizliği ve kısmi kurtarma kazıları, kentin planının oluşturulmasına ve kapsama alanı ile yapılarının büyük oranda belirlenmesine olanak sağladı. Kentin çevresinde yürütülen çalışmalar ise kent territoriumunun belirlenmesini sağlayarak, Thera antik kentinin çevresindeki Yerkesik, Yenice ve Ula düzlüklerini kapsadığını açığa çıkardı. Kentin territoriumuna ulaşan tüm yolların başlangıç kısımlarında, bazıları surla çevrili küçük boyutlu yerleşimler bulunduğu ve bunların hem koruma hem de gözetleme amacı taşıdığı tespit edildi. Böylece kentin sadece merkezinin değil tüm territoriumunun güçlü ve planlı bir savunma sistemine sahip olduğu belirlenebildi. Ayrıca bu alanlarda kent ölçüsünde olabilecek başka bir antik yerleşim bulunmadığı ve bu nedenle daha önceki yayınlarda bu alanda olma olasılıkları belirtilen Kyllandos ve Oulais kentlerinin başka bir alanda aranmaları gerektiği sonucuna ulaşıldı. Thera antik kentinde üç yıl boyunca kesintisiz sürdürülen yüzey araştırmaları, kentin Karia bölgesi tarihsel gelişimi için kilit nokta olabilecek ölçüde önemli bir yerleşim yeri olduğunu ortaya çıkardı.

Denizden 800 metre yüksekteki, yöredekiler tarafından Okkataş adı verilen tepenin güney yamacında yer alan antik kent, akropolisi çevreleyen iç sur ile yerleşim alanını tepe yamacında sınırlayan bir dış savunma duvarına sahip. Akropolis zirve kısmında Kybele tahtı olarak tanımlanabilen bir kaya anıtı, tapınağa ait olabilecek bir temel kalıntısı ile sarnıç olabilecek harçlı duvarlara sahip iki yapı kalıntısı bulunduruyor. Tepenin güney bitimindeki düzlük kısım, kentin agorası ve agorada yer alan ve kaçak kazıcılar tarafından büyük oranda tahrip edilmiş olan bir eksedra yapısı kazılarak açığa çıkartıldı. Agoranın batısındaki doğal kaya yükseltisinin güney yamacında tiyatro yer alıyor. Oturma sıraları anakayadan işlenmiş, büyük oranda tahrip edilmiş olan tiyatro şu an için zorlukla görülebilir durumda. Tiyatronun batısındaki terasta yer alan kısmen görülebilir durumdaki bir yapı kalıntısı anakayaya işlenmiş giriş basamakları ile oldukça dikkat çekici ve muhtemelen idari bir yapı ya da tapınak. Kentin güney yamacının orta kısmında destek duvarının büyük bölümü korunmuş durumda bir teras üzerinde, daha sonradan kiliseye dönüştürülmüş bir tapınak yapısı yer alır.

Batı Nekropolis anıt mezar kompleksi © Thera Antik Kenti ve Çevresi Yüzey Araştırması Arşivi

Kentin güney yamacı duvarlarla desteklenmiş teraslar halinde düzenlenmiş ve bazı bölümlerdeki kaçak kazı çukurlarında konut ve benzeri yapılara ait olabilecek duvar kalıntıları küçük parçalar halinde görülebiliyor. Antik kentte şu an için tamamı görülebilir durumdaki yapılar olarak kentin doğu ve batı nekropolisindeki mezar anıtları sayılabilir.

Kentin doğu kısmında yer alan tapınak cepheli kaya mezarların yanı sıra batı nekropolisinde iki adet kaya mezar, tekne mezarlar, tonozlu oda mezarlar ve kısmen görülebilir durumdaki sanduka mezarlar ile anakayaya işlenmiş üstte lahit altta loculuslardan oluşan bir anıt mezar kompleksi dikkat çekici. Anıt mezar kompleksi Muğla Müzesi başkanlığında kazılarak belgelenmiş ve orijinalinde nasıl olduğuna ilişkin restitüsyon önerisi yapılabilmiştir.

Antik kentin I., II. ve III. derece tescilli sit alanlarının toplamı yaklaşık 700 dönüm civarında ve bunun yaklaşık 200 dönümlük kısmı yoğun yerleşim alanı. Kentin büyük bölümünün kamu arazisi ve taşlık olması, bu alana giriş çıkışları sınırlandırmış ve tüm kentin yoğun makilik bitki örtüsü ile kaplanmasını sağlamış. Bu durum, her noktadan görülebilmesine rağmen kentin tamamen kaderine terk edilmesine ve kaçak kazıcıların insafsız bir şekilde kenti tahrip etmelerine imkân sağlamış. Kent ana yola çok yakın olmasına rağmen, orman yollarıyla ulaşılabilir durumda ve bakımsız olan yollar çoğu zaman araba geçişine izin vermiyor. Yürütülen yüzey araştırması çalışmaları sırasında gerekli kurumlarla irtibata geçilerek kente ulaşan yolun bakım ve stabilizasyonu da büyük ölçüde sağlandı.Antik kentin gözden uzak oluşu ve kalıntıların büyük oranda bitki örtüsü altında saklanmış olması, kentin boşaltıldığı Bizans Dönemi sonlarından itibaren doğanın ve insanların tahribatına uğramasına yol açmıştır. Uzun yıllardır yapılan kaçak kazılar kentin hemen her noktasında görülmektedir.

Hatta kentte tespit edilebilen yapı kalıntılarının hemen hemen tamamı kaçak kazı çukurları sayesinde fark edilebilir duruma gelmiştir. Kaçak kazıcılar yoğun bitki örtüsü içerisinde kendilerine basit patikalar açarak detektör sinyallerine göre kentin hemen her noktasında tahribat yaratmışlardır. Akropolün en üst noktasında her taraftan görülebilecek noktalarda bile kaçak kazı yapılmış olan antik kentte 5-6 metre derinliğe ulaşan kaçak kazı çukurları durumun vahametini yansıtır. Ayrıca, antik tiyatro yapısının cavea kısmında dinamitler patlatılarak açılan kaçak kazı çukurlarının varlığı ile tiyatro bloklarının yakın zamana kadar ufaltılarak duvar taşı haline dönüştürüldüğü ve yakın köylerde satıldığı bilgisi kentin ne ölçüde tahrip edilmiş olduğunu göstermektedir.

Bilindiği üzere her ne kadar kolluk kuvvetleri iyi niyetli bir şekilde korumaya çalışsa da bir antik kentin korunmasının en iyi yolu o kentin sıklıkla ziyaret edilebilir hale getirilerek yaşayan bir kente dönüştürülmesidir. Muğla Müzesi başkanlığında yapılan ot temizliği ve kurtarma kazıları sayesinde az da olsa kentin ulaşılabilirliği artırılmış, 2012 yılı itibarıyla da kente ulaşan yol kavşaklarına yönlendirme tabelaları ile kent giriş ve merkez kısmına bilgilendirme levhaları yerleştirilmiştir. Bu sayede az da olsa kentin tabelasını görerek ziyaret eden insanlar görülmeye başlanmıştır. Kentte yaşanan hareketlilik de kaçak kazı faaliyetlerinin bitmese de şimdilik sınırlanmasını sağlamıştır. Ancak, kentin büyük oranda makilik bitki örtüsü ile kaplı olması ve yürüyüş yollarının bulunmaması kentin ziyaret edilebilirliğini engellemekte ve kaçak kazı yapan insanların birini gördükleri anda kolaylıkla fark edilmeden uzaklaşmalarını sağlamaktadır.

Ayrıca araçla ulaşılabilen noktanın kentin yerleşim alanından uzakta oluşu ve alanı koruyan herhangi bir tel örgü veya bekçi bulunmaması gibi sebeplerle kaçak kazı sorununun şu an için tamamen bitirilmesi mümkün değildir. Muğla-Antalya karayoluna 3 kilometre ve Muğla merkeze 15 kilometre mesafede olmasına rağmen uzun zamandır gözden uzak kalan ve büyük tahribata uğrayan bu antik yerleşimin bir an önce yaşayan bir kent haline getirilerek, yakın olmasına rağmen gözden uzak olma durumundan kurtarılması gerekir. Böylece en temel görevlerimizden birisi olan kültür varlıklarımızın yaşatılarak korunması ve gelecek nesillere en iyi biçimde ulaştırılması açısından büyük bir kazanç sağlanacaktır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Kaygılı Bir Bekleyiş

Kovid-19 Salgını ve Arkeolojik Saha

Arkeolojiye meraklı halkın ve kamuoyunun pek az farkında olduğu, a...

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız