A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Nevali Çori Yeniden İnşa Ediliyor » Aktüel Arkeoloji

Nevali Çori Yeniden İnşa Ediliyor

Kült yapısı, çok yakında yapımı tamamlanacak olan yeni Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi salonlarından birinde yeniden inşa edilerek sergilenmeye hazırlanıyor.

Tapınak yapısının yeni müze içinde yeniden inşa edilmesi çalışmaları (Murat AKMAN

Aşağı Fırat Projesi çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan Nevali Çori yerleşmesi, Erken Neolitik Döneme (MÖ 8600-8000) tarihlenir. Avcılıkla birlikte gelişmiş tarım ekonomisine sahip olan Nevali Çori, mimari buluntularındaki belirgin özellikler yardımıyla da kendisinden daha önceki döneme tarihlenen ve aynı zamanda kendisiyle çağdaş olan Göbekli Tepe’nin varlığının anlaşılmasına katkıda bulunan önemli bir yerleşim yeridir.

Şanlıurfa'nın Hilvan ilçesinde bulunan Kantara Köyü yakınında Fırat Nehri'nin bir yan kolu olan Kantara Çayı vadisinde yer alan bu yerleşme yerinde, Heidelberg Üniversitesinden Prof. Dr. Harald Hauptmann ile Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Müdürü Adnan Mısır başkanlığında 1983-1991 yılları arasında kurtarma kazıları yapılmıştı. Ancak Atatürk Barajı’nın su tutması nedeniyle, 1992 yılından beri bölgedeki çok önemli diğer yerleşim yerleri gibi Nevali Çori de tümüyle belgelenemeden su altında kalmıştı.

Burada gerçekleştirilen çalışmalar sırasında birbirlerine paralel olarak yapılmış dikdörtgen planlı konut ve depoların yanı sıra sekiler ve yontularla donanmış bir kült yapısı ortaya çıkartılmıştı. Yerleşme yerinin kuzeybatı ucunda yer alan ve yapım tekniği bakımından diğer yapılardan tamamen farklı özellikteki kült yapısı, erozyon nedeniyle kısmen tahrip olmasına rağmen anıtsal bir görünüme sahipti. En eski evresi dikdörtgen şeklinde olan bu yapının kendi içinde üç yapı evresi bulunmaktaydı. İkinci evresinde, duvarlar boyunca uzanan yarım metre yüksekliğinde, üzeri taş bloklarla kaplanarak yapılmış sekiler içine belirli aralıklarla, başları T şeklinde biten dikilitaşlar yerleştirilmişti. Çamur harçla yapılan duvarların iç yüzeyleri sıvalı olup, sıva üzerinde kireç badana ve bezemeye ait olabilecek kırmızı renkte izler bulunmaktaydı. Güneybatısında iki basamaklı bir giriş, güneydoğu duvarında ise içinde bir heykelin yer aldığı sanılan niş bulunmaktaydı. Mekanın içi, iri taşlarla yapılan bir blokaj üzerine küçük beyaz taş karışımlı yanmamış kireç harç kaplanarak üzerinin parlatılmasıyla yapılmış, terrazzo olarak bilinen bir tabanla kaplıydı. Çayönü yerleşmesi örneğinden de bilinen, söndürülmüş kireçle yapılmış bu tür tabanlar bilinen en eski örneklerdir.

Yapı, üçüncü evresinde aynı taban kullanılarak biraz küçültülmüş, duvar önlerine aynı şekilde sekiler yerleştirilmiş ve bu sekilere 12 adet dikilitaş dikilmiştir. Basamaklı girişin karşısında bir niş ve mekanın ortasında, üzerinde stilize edilerek betimlenmiş insan motifleri olan iki dikilitaş bulunmaktaydı. Bu dikilitaşlardan biri 3 metreye kadar korunabilmiş, diğeri ise tahrip olmuştu. Dikilitaşların her iki geniş yüzünde, yukarıdan aşağıya doğru, dirseklerinden kabartma şeklinde bükülerek gelen kolları, taşın dar yüzünde, yukarıdan aşağıya inen kravat gibi bir örtünün önünde düzen alarak birleşmiş şekilde soyut bir insan betimlemekteydi. Aynı durum seki taşlarının aralarındaki bazı dikilitaşlarda da görülmekteydi. İlginç olan, yapının en eski evresinde yer alan kireç taşından gerçek boyutlarda yapılmış yontuların yenilenen yapı duvarlarında devşirme taş olarak özenle örülmüş olmasıdır. Bunlar arasında, niş ortasında yer alan dazlak kafasının arkasında yılan motifi yer alan yüzü tahrip olmuş insan büstü, sekilerin en alt seviyesinde değişik duvarlarda ele geçen bir insan başı ve üzerinde bir kuş yer alan karmaşık bir heykel yer almaktadır. Bu yontuların, yapının farklı bir evresinde değer verilerek özenle tekrar kullanılmaları, bu dönemde ilk kez böyle bir yapının yerleşme içinde yapıldığı andan itibaren toplantı, tapınma gibi farklı amaçlarla kullanıldığını göstermiştir.   

   

1991 yılında, son kazı sezonunda baraj suyunun yükselmesi ve yapının su altında kalması tehlikesi ortaya çıkınca yapıyla ilgili tüm detayların ve devşirme taşı olarak kullanılan plastik eserlerin bulunabilmesi için taşlar numaralandırıktan sonra duvarların tek tek incelenip, en alt sırasına kadar çizimle belgelenerek kaldırılıp güvenli bir yere taşınması çalışmaları başlatıldı. Sekilere ait iri taş bloklar, su seviyesi dışına çıkarılmak amacıyla yapının yanındaki boş bir alana yerleştirildi. Tümünün kaldırılabilmesi için gerekli zaman olmadığından terrazzo tabanın ancak bir metresi kesilerek taşınabilir hale getirildi. Arazinin son derece engebeli oluşu ve normal araçların buraya gelememesi, barajın su tutması telaşı içinde sökülen iri taş blokların ve taban parçalarının taşınmasını son derece güç bir hale getiriyordu. Bu arada DSİ ve yüklenici firmalarından EJVA’nın devreye girerek sağladığı araç gereç desteği, kült yapısının tonlarca ağırlıktaki taşlarını Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi bahçesine taşıyabilme hayalimizin gerçekleşmesini sağladı.

Müzenin bahçesine getirildiği günden beri kült yapısının yeniden inşa edilerek sergilenebilmesi için çeşitli projeler üretildi. Bu arada bahçe içindeki taşlar ilerideki çalışmalarda kolaylık olması için restore edilerek kendi içinde sınıflandırılıp geçici bir çatı altında koruma altına alındı. Ancak uygun bir yer bulunamadığından uzun yıllar müze bahçesinde saklı kaldılar.

Öğrencilik yıllarımda kazı, belgeleme, taşıma, restorasyon ve yeniden inşa edilmesi için yapılan proje çalışmalarında yer aldığım Nevali Çori kült yapısının yeniden inşa edilmesi hayali, 23 yıl sonra gerçekleşebildi. Bu yapı yıllar sonra, çok yakında yapımı tamamlanacak olan yeni Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi salonlarından birinde yine benim katıldığım bir çalışmayla yeniden inşa edilerek sergilenmeye hazırlanıyor.

 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Karlar ve Karca

Mısırlı firavun Psammetichus I Mısır üzerindeki gücünü garanti altına almak için askeri yardıma ihti...

Likler ve Likçe

Likçe yazıtlar, 19. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde, bu yeni dil oldukça kafa karıştırıc...

Lidya Halkı ve Lidce

Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. 19. yüzyıl kâşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış anca...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız