A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Şarap, Kiyamet ve Bir Ostothek » Aktüel Arkeoloji

Şarap, Kiyamet ve Bir Ostothek

Şirince

1780’li yıllarda, Osmanlılar tarafından iskân edilen Şirince’ye, çevredeki birçok yerleşimde olduğu gibi toprağı işleyerek devlete vergi vermeleri şartıyla, Rumlar yerleştirilmiştir. Bu dönemde Şirince’nin incirleriyle ünlü bir merkez durumuna geldiği görülür.  

Eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” olarak isimlendirilen Şirince’nin yerleşim tarihi Hellenistik Döneme dek gider. Köydeki bir şeftali bahçesinde ele geçen ve üzerinde “Georgios (Yorgo)” adı bulunan pişmiş topraktan yapılmış ekmek damgası, yörede Bizans Çağında da sosyal yaşamın yoğun olarak sürdürüldüğüne tanıklık etmektedir. Ancak Şirince hakkında asıl bilinenler, bölgeyi 1699 yılında gezen İngiliz papaz Edmund D. Chishull’un gezi günlüklerinde yer almaktadır. Chishull, gezi notlarında köyün doğal güzelliklerinin yanında, tüm halkının Hıristiyan olduğunu da belirtmektedir.

1780’li yıllarda, Osmanlılar tarafından iskân edilen Şirince’ye, çevredeki birçok yerleşimde olduğu gibi toprağı işleyerek devlete vergi vermeleri şartıyla, Rumlar yerleştirilmiştir. Bu dönemde Şirince’nin incirleriyle ünlü bir merkez durumuna geldiği görülür.  

1922’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasının ardından, bölgedeki birçok yerleşimde olduğu gibi küçük bir Rum kasabası olan Şirince’deki Rumlar da, birkaç yaşlısı dışında Yunanistan’a göç etmişlerdir. Bir süreliğine ıssızlığa terk edilmiş bir köy havasına bürünen Şirince, 1924’te Türkiye ile Yunanistan arasındaki nüfus değişimi sonrasında, Yunanistan’ın Selanik-Kavala ve Provusta’dan getirilen Türk nüfus ile yeniden iskân edilmiştir.

Temmuz 2014’de bir bölgesel gezi vesilesiyle Şirince’ye de uğrama fırsatım oldu. Doğal güzelliklerinin, değişik damak tatları içeren yöresel yemekler ve köyün hemen her köşesinde karşılaşılan yerel yapım içkilerin sunulduğu dükkânların yanı sıra, bir Maya kehaneti, bundan iki yıl öncesine kadar küçük bir köyden öteye gitmeyen Şirince’nin adının tüm dünyada yeniden duyulmasına neden oldu.

Maya Takvimine göre, 21 Aralık 2012’de kopacak kıyamette güvenli bölge olarak ilan edilen Şirince’nin tekrar gündeme gelmesi gerçekten “kıyamette güvenli bölge” olmasından mıdır sorusu birçok kişi tarafından oldukça değişik yorumlarla cevaplanmaya çalışıldı. “Kıyamet Günü”nün üzerinden iki yıl geçti. Şirince’de olduğu gibi dünyanın her yerinde yaşam hala devam ediyor. Ne kıyamet koptu ne de dünya battı. Peki, böyle bir hikâye dünyada milyonlarca köy varken neden Türkiye’de Şirince ve Fransa’da Bugarach köyleriyle ilişkilendirilmişti?

Kendilerini “Mavi Enerji Grubu” olarak tanımlayan bir topluluğa göre, 21 Aralık 2012’de Marduk Gezegeni dünyaya çarpacak ve dünyanın sonuna gelinecekti. Maya takvimi de bu tarihi kıyamet günü olarak verdi. Sadece iki yer kıyametten etkilenmeyecekti: Bugarach ve Şirince. Biz hikâyeye, Şirince açısından bakmak istiyoruz. Çünkü Mayalara göre, Şirince’nin yaslandığı M şeklindeki Maden Dağı, kıyamet koptuğunda ayakta kalacak ve Nuh Tufanı’nda bu tepe üzerine oturan Nuh’un Gemisi tekrar ortaya çıkarak, dağın ortasına oturacaktı. İnanışa göre kıyamet koptuğunda Şirince’de bulunanlar, Hz. İsa tarafından bu gemiye bindirilerek kurtarılacaklardı. Bu yüzden Pagan çağı kültürü ile Hıristiyanlık kültürünü birleştiren en uygun yer olarak Anadolu’da Şirince seçilmişti.

Aslında söylencenin sırrı yine kendi içerisinde gizli: Bozulmamış mimari yapısıyla eski bir Hıristiyan köyü olmasına karşın, 15 Aralık’tan yıl sonuna kadar süren Noel döneminde hiçbir yabancı turistin uğramadığı Şirince, birden bire cazibe merkezi oluvermiştir. Çünkü Mavi Enerji Grubu’na göre Hz. İsa, kıyamet günü olan 21 Aralık’ta Şirince’de bulunanları bir gemi ile kurtaracaktı. Bu inanışın özünde ise, Hıristiyan misyonerliğinden başka bir düşünce aramak yanlış olacaktır.  

Şirince’nin şimdiki konumu ve sosyal yapısı da, söylencelere uygun bir zemin oluşturur. Anadolu’da Pagan Çağı kültürünün en önemli izlerini taşıyan, ancak Hıristiyanlığın gelişiyle etkisini kaybeden Efes kenti ve buradaki Artemis Tapınağı’na olan yakınlığı kadar, Şirince’nin bugün ortaya koyduğu sosyal yapının doğrudan antik çağın insana en yakın tanrısı olan, yaşamlarında olduğu kadar ölümleri sonrasında da hep yanlarında durduğuna inanılan Dionysos ile olan iç içeliği de gözden uzak tutulmamalıdır. Deyim yerindeyse, suyu çıkan her meyveden şarap üreten günümüz Şirince kültürü aslında, insanlara hem bu dünyada, hem de ölüm sonrası gidecekleri ikinci dünyalarında mutlu bir yaşam vadeden Dionysos’u hala yaşatmaktadır. Dionysos kültünde iki temel ilkenin varlığı dikkati çeker: Bunlardan ilki “kendinden geçme”, ikincisi ise “tanrıyla bütünleşme”dir. İlk ögenin gerçekleşmesinde ise şarap, en önemli araç olarak kabul edilir. Hıristiyanlık ile Pagan çağının Dionysos’u arasında da paralel özellikler bulunmaktadır. Her iki inanç sisteminde de, şarabın önemi ve kutsallığı (komünyon inanışı) vurgulanırken; Tanrı Baba’nın oğlu olma, bakire bir anneden doğma, ölümden sonra diriliş gibi benzerlikler dikkat çekicidir. Hıristiyanlıkta şarap, Hz. İsa’nın kanını, ekmek ise etini temsil etmektedir. Bu yüzden Şirince’de köyün her sokağı boy boy şarap şişeleriyle süslenmiş içkili mekânlarla donatılmıştır. Kıyametin Şirince’de kopmayacağı düşüncesinin temelinde de aslında şarabın insanların mutluluğunda ve kurtuluşunda büyük söz sahibi olacağı felsefesi yatmaktadır. Bu yüzden incirden üzüme, kayısıdan eriğe kadar çok çeşitli meyvelerden şaraplar üreten Şirince, kıyamet koptuğunda insanların sığınabileceği tek yer olarak kabul edilmiştir. Şirince’de üretilen şarap çeşitleri arasında, nar, vişne, kavun, ahududu, böğürtlen, çilek, karadut, şeftali, kayısı, elma, ayva ve yaban mersini ile simetra beyaz ve simetra kırmızı şarap türleri en sevilen çeşitler olarak görülmektedir.

Kıyamet senaryosunda Şirince’nin seçilmesindeki bir başka neden ise, sahip olduğu arkeolojik potansiyeldir. Yörede tam anlamıyla yapılmış bir arkeolojik yüzey araştırması bulunmamaktadır. 2014 Temmuz’unda yaptığımız kısa süreli ve küçük çaplı gezide karşılaşılan bir imitasyon ostothek, bölgede antik çağ kültürünün ne denli güçlü olduğunu ortaya koyma açısından büyük önem taşımaktadır.

Şirince’nin içinde yer alan yöresel yemeklerin sunulduğu lokantalardan birinin bahçesinde, aksesuar olarak kullanılmış bir ostothek tespit edilmiştir. Mekân sahibinin izniyle incelenen ostothek, ahşap sanduka ile üzerindeki kapaktan oluşan imitasyon bir eserdir. Ostothekte, ahşap gövdenin ve kapağın üzeri alçı kaplamayla meydana getirilmiş figürlerle ve mimari bezeme elemanlarıyla süslenmiştir. Uzun yüzlerin ortasına yerleştirilmiş profil Athena başları alçak kabartma; kapak üzerindeki figür ise, plastik heykel görünümünde işlenmiştir. Hafifçe dışa taşırılmış taban profili üzerinde Ionik kyma ile süslenmiş tabanın köşelerine yerleştirilmiş, basit kaideli Ionik düzendeki sütunlarla çerçevelenmiş uzun yüzlerden A yüzü üzerinde, sağa yönlendirilmiş sorguçlu miğferli Tanrıça Athena başı oldukça arkaik bir işçilik yansıtmaktadır. Arkaik ve Klasik Dönem, ön yüzü Athena başlı, arka yüzü baykuşlu Atina sikkeleri üzerinde tanık olduğumuz Athena başından esinlenmiş temel şema, bazı ayrıntılarda farklılıklar göstermektedir. Sorgucun yan tarafında izlenen üç zeytin yaprağı, Arkaik Atina sikkeleri üzerinde görülen benzerleriyle de sayısal birlik içerisindedir. Aynı benzerlik kulağın altından aşağıya sarkan kalkanın enseliği ve bunun ön kısmındaki boncuk dizisi için de geçerlidir. Athena kabartmasında, göz profilden gösterilirken, kulağın önündeki saç lülesi yanağa doğru sarkıtılmıştır. Kabaca işlenmiş Athena başının alnı üzerinde miğferin siperliği dikkati çeker. Ostothekin B yüzü üzerinde de, A yüzündeki figürün daha kaba hatlarla işlendiği izlenmektedir.

Köşelerinde üçgen akroterleri, tabanında ise, lotus çiçeği demeti ve sarmal dizisi bulunan ostothekin ahşap kapağı üzerine de, alçıdan heykel görünümlü çıplak bir figür yerleştirilmiştir. Sol kolu altındaki küçük yastık ve sırtına dayadığı yüksek yastık yardımıyla sol bacağın alt bölümü üzerine uzanan figür, sağ kolunu sağ kalçası üzerinden öne doğru getirmiştir. İlk Arkaik Dönem “Kline sahneli” mezar stelleri üzerinde tanık olduğumuz ve bu temel şema, daha sonraki dönemlerde de sürdürülmüş ve Roma Dönemi lahitleri üzerine de yansıtılmıştır. Genelde elindeki şarapla tanımlanmış bu figür, aslında yaşamın çeşitli zorluklarından kurtularak, huzura kavuşmuş, mutlu bedeni temsil etmektedir. Üzerinde yer yer derin çatlaklar ve yüzünde yoğun tahribat bulunan, olasılıkla ostothekin sahibi olan çıplak erkek figüründe saçlar kısa gösterilmiştir.  

Ostothekin, Geç Roma Dönemine ya da biraz daha sonrasına ait ürünlerden esinlenen yerel bir sanatçı tarafından, eklektik sanat anlayışı içerisinde biçimlendirildiği düşünülebilirse de; ne amaçla kullanıldığını tam olarak belirleyebilmek oldukça güçtür. Ostothekler ilkin Roma’da ölünün kül ve kemiklerini saklama amacıyla yapılmış küçük sandıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Hıristiyanlıkta da din şehitleri ya da azizlerin kül ve kemiklerinin konulduğu sandukalar (röliker) olarak kullanım görmüşlerdir. Hıristiyan rölikerleri üzerlerinde taşıdıkları haç betimlemeleriyle, Roma ostotheklerinden ayrılmaktadır. Şirince ostothekinin temel malzemesinin ahşap olmasıyla bunun bir röliker olduğu da düşünülebilir. Ancak, üzerindeki bezeme tarzı, rölikerler üzerinde rastlanmayan bir anlayışı yansıtmaktadır.   Burada, yörede yapılacak kapsamlı araştırmaların başka arkeolojik bulguları da ortaya koyabileceğini söylemekle yetinmek durumundayız. Ancak imitasyon da olsa, Şirince’de, Pagan çağı ve Erken Hıristiyanlık Dönemi kültürünün ne denli derin izlerinin bulunduğunu anlama açısından, bu imitasyon ostothek önem taşımakta ve kıyamet senaryosunda, Meryem Ana’ya olan yakınlık da göz önünde tutulduğunda, neden Şirince’nin seçildiği konusunda da ipuçları vermektedir.

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Kaygılı Bir Bekleyiş

Kovid-19 Salgını ve Arkeolojik Saha

Arkeolojiye meraklı halkın ve kamuoyunun pek az farkında olduğu, a...

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız