Karatepe'nin Anası Halet Çambel

Çukurova Arkeolojisinde İz Bırakan Çok Yönlü Çalışmalar

Kadın Ana Kibele, antik Anadolu’nun çam ormanlarında, mağaralarında, pınarlarında “dağların anası” olarak büyük saygı görmüş bir tanrıçadır. Efsanevi kralları Midas’la özdeşleşen Frigler de kayaların ecesi, dağların hakimesi, yaban hayvanlarının sahibesi olarak onu özellikle çam ormanlarının olduğu bütün doğa köşelerinde kutsamışlardır.

Karatepe Kazısının ilk yıllarında Th. H. Bossert ve Naci Kum’la birlikte Arkeoloji Sanat Yayınları Arşivi

Halet Çambel de İkinci Dünya Savaşı sonrasında eşkıyaların kol gezdiği, devletin hiçbir kurumunun o dönemde henüz girmediği Kadirli yöresinde Karatepe-Aslantaş’ta çam ormanlarının içinde bir başına çadır kurup yaptığı kazılarla, dağlarda ormanlar içinde at üzerinde korkusuzca tek başına yaptığı gezilerle, dertlere derman olan karakteriyle Kadirli çevresindeki halkın arasında efsanevi bir kişilik kazanmıştır. “Karatepe’nin güzel ecesi: Halet Abla” olarak, 1960’lı yıllarda onu hiç görmemiş Toros dağ köylerinde bile herkesin birbirine anlattığı bir söylence haline gelmiş, Torosların bu köşesinde adeta antik çağların bir kadınanası gibi büyük saygı görmüştür. Halet Çambel’in yaşamının önemli bir bölümüyle özdeşleşen Karatepe ile tanışıklığı, 1946 yılının Şubat ayında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yakın Doğu Dilleri ve Kültürleri Bölümünden H.Th. Bossert (1889-1961) ve Adana Müzesinden Naci Kum (1898-1952)’la birlikte çıktıkları keşif gezisi sırasında, Kadirli›nin doğusunda olduğunu haber aldıkları Arslantaş’a ulaşmakla başlamıştır. Halet Çambel’in Karatepe’yle olan öyküsü, oradan ayrıldığı Kasım 2010’a kadar dizi dizi projeyle sürmüş ilginç bir yaşam serüvenidir. 

Karatepe-Aslantaş Kazıları  

Halet Çambel’in de arasında bulunduğu araştırma ekibi, Kızyusuflu köyü yakınındaki söz konusu yere zorlukla ulaştığında “Arslantaş” denilen eserin aslında bir boğa kaidesi olduğunu görmüş, çevresinde üzerleri yazılı ve kabartmalı taş blokların olduğu Geç Hitit Dönemine ait Karatepe kalesini bularak bilim dünyasına tanıtmışlardır. Burada 1947 yılında H.Th. Bossert’in bilimsel başkanlığında bir ekiple başlayan kazılar, 1951’de Bossert’in kazıların sona erdiğini ilan etmesine kadar sürdürülmüştür. Th. Bossert ve U. Bahadır Alkım’ın ayrılmasına karşın Halet Çambel Karatepe’yi bırakmamış, Torosların o dönemde ulaşılması zor bu köşesindeki kazı ve araştırmaları 1952’den 2010 yılına değin kesintisiz olarak büyük bir özveriyle sürdürmüştür. Çukurova’yı sınırlayan Toros Dağları’nın eteklerinde Ceyhan Nehri’nin batı kıyısında yer alan Karatepe-Aslantaş, Kadirli İlçesine 20 kilometre uzaklıkta bir ören yeridir. Kuzeyden Andırın Ovası’na, batıdan ise Çukurova’dan gelip Toros Dağları’nı aşan, eski kervan yoluna hâkim bir tepe üzerinde kurulmuş bir Geç Hitit kalesidir. 

Karatepe kabartma ve yazıtları ©Nezih Başgelen

MÖ 1200 yıllarında büyük Hitit İmparatorluğu›nun dağılmasından sonra Toros Dağları’nın güneyinde kurulan Kargamış, Sakçagözü, Malatya, Maraş, Zincirli, Tell Halaf gibi Geç Hitit krallıklarından biri olan Adana’nın uç kalesi olarak yapılmıştır. MÖ 8. yüzyılda belgelerde kendisini Adana Ovası hükümdarı olarak tanıtan Azatiwatas tarafından, kuzeydeki kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuştur.

Karatepe kalesine, bugün “Kuzey Kapı” ve “Güney Kapı” denilen iki anıtsal kapıdan girilmektedir. Büyük kuleler ile desteklenen bu kapılara bir rampa ile ulaşılmaktadır. Güney Kapı binasının yakınındaki kutsal bir mekânda, çifte boğa kaidesine oturtulmuş Fırtına Tanrısı’nın (Baal/Temmuz) onarılan boy heykeli bulunmaktadır. Fırtına Tanrısı’nın gövdesindeki Fenikece metin, kalenin kurucusu Azatiwatas tarafından yazdırılmıştır. Burada Danunalıların (Adana) kralı Urikki tarafından himaye edildiğini belirten Azatiwatas, Adana Ovası’nı koruyup, ovaya barış ile beraber bolluk ve bereket getirdiğini, ovanın ücra sınırlarına kadar kaleler kurduğunu belirtmekte, “Mopsos Evi” diye adlandırdığı hanedanlığa bağlılığını vurgulayıp kendilerine hizmet edilmesini sağladığını yazmaktadır. Her bir kapıda üzerinde Fenike ve Luvi hiyeroglif yazıları olan kaide, heykel ve kabartmalarla süslü orthostatlar, üzerinde ziyafet, çalgıcılar, kurban ve av sahneleri, savaşçılar, adak götürenler, boğa ayaklı figürler, müzik şöleni, gemi sahnesi, üçlü tanrı (trias) kabartmasına doğru tören geçidi resmi, çocuk emziren ve testi taşıyan kadınlar, Tanrı Bes, hayat ağacının iki yanında keçiler, kuş avı gibi çeşitli sahneler yer almaktadır. 

Halet Çambel Karatepe-Aslantaş yolunda Arkeoloji Sanat Yayınları Arşivi

Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi ve  Yerinde Koruma Projesi

1952’den itibaren H. Çambel, Karatepe’de Roman İstituto Centrale de Restauro - ICR’den gelen İtalyan uzmanlarla mimari kabartmaların müzeye taşınmadan, yerinde restorasyon ve konservasyon çalışmalarını öngören bir projeyi yürütmüştür. Karatepe-Aslantaş Projesi’nin temel yaklaşımı eserlerin müzede değil, yerinde korunması ilkesine dayanmaktadır.  

Halet Çambel bu ilke doğrultusunda ören yerinin tek bir eserini bile büyük müzelere göndermeden, bunların yerinde sergilenebilmesini sağlamıştır. Çambel, yerinde korumanın ancak o yöredeki insanların bunu kabullenmesiyle olabileceğini, bunu sağlamak için de onların bilinçlenmesi ve ekonomik durumlarının gelişmesi ile mümkün olabileceği gerçeğini görmüş, onlarca yılını bunun gerçekleşmesi için harcamıştır.

Aslantaş Barajı yapılmadan önce Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi ve geride Ceyhan Arkeoloji Sanat Yayınları Arşivi 

1957’de kabartmalı bloklardan oluşan kapıların üzerine Turgut Cansever (1920-2009)’in projesini çizdiği, Nail Çakırhan (1910-2008)’ın uyguladığı brüt beton kalıcı saçakların yapılmasıyla Türkiye’nin ilk açık hava müzesinin temelleri atılmıştır. 1958’de ise kaleyi çevreleyen 7715 hektar alan, 6831 sayılı Orman Yasasının 25. maddesi gereğince, 28.09.1958 tarih ve 6685-19 sayılı Bakanlık oluru ile Milli Park ilan edilerek kalenin doğal çevresi ile beraber korunması sağlanmıştı

Aslantaş Barajı ve Domuztepe Kazısı

Karatepe-Aslantaş, Ceyhan Nehri’ne hâkim bir sırtın üzerinde yer alırken,  nehrin tam karşı kıyısında Karatepe kadar önemli ve 1948-1952 yıllarında U. Bahadır Alkım (1915-1981) tarafından kazılmış Domuztepe yerleşimi bulunmaktadır. Devlet Su İşleri,  Ceyhan Nehri üzerinde bir dizi baraj yapmaya karar verdiğinde bunlardan Aslantaş Barajı’nın planlanan koduyla hizmete alındığında Domuztepe’nin büyük bir kısmını su kaplayacağı gibi, Karatepe’nin de yalnızca akropol kısmını açıkta bırakarak ören yerini bir adaya dönüştüreceği anlaşılmıştır.  

Bunun üzerine Halet Çambel, baraj mühendisleri ve planlamacılarla uzun çalışmalardan sonra Aslantaş Barajı’nın kodunun planlandığı gibi değil, ikiye bölünerek yapıldığı takdirde daha büyük bir kazanç sağlayacağını kanıtlayan kapsamlı bir rapor hazırlamıştır. Bu raporuyla Devlet Su İşlerini ikna ederek Karatepe ve Domuztepe’yi tehdit eden baraj kodunun düşürülmesini sağlamıştır. Bu süreçte baraj alanının taranması, tarihi ve doğal değerlerin saptanması, resimlendirilmesi, fişlenmesi ve 1/25.000’lik haritalara geçirilmesini de gerçekleştirmiştir. Bu yalnızca ülkemizde değil, dünyada da benzeri olmayan örnek bir çalışmadır.

Karatepe kabartma ve yazıtları ©Nezih Başgelen

1983 yılında barajın su tutma aşamasında, hiçbir arkeolojik kalıntının görülmediği Domuztepe yamaçlarının her olasılığa karşı araştırılmasını istemiştir. Baraj gölünün suları tarafından etkilenecek alanlarda Geç Hitit Dönemi heykel parçalarının aranması sırasında, daha önce orman örtüsü altında görülmeyen duvar kalıntılarının ortaya çıkması üzerine Mehmet Özdoğan’ın yönetiminde bir ekiple başlatılan kazıda, yamaç kısmında alttan başlayarak üç evreli yerleşim izleri saptanmıştır: 1. evre MÖ 7. binyıl sonu ile MÖ 6. binyıl başına; 2. evre MÖ 4. binyıl sonu ile MÖ 3. binyılına; 3. evre ise MÖ 2. binyıl başı ile MÖ 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. Bu kazı sırasında Domuztepe’nin hiç bilinmeyen Neolitik yerleşiminin yanı sıra MÖ 2. bin ve 1. bin sur sistemi ile o bölgenin bilinen tek Uruk yerleşimi ortaya çıkarılabilmiştir.

Kumkale Kazısı ve Belgelenen Haçlı Kalesi  

Aslantaş Barajı’nın göl suları altında kalacağı anlaşılan Haçlılara ait Kumkale’nin kurtarma kazısını gerçekleştirmiş ve ODTÜ uzmanları tarafından da fotogrametrik rölövesinin yapılmasına önayak olmuştur. Kumkale’nin ayrıntılı olarak belgelenmesinin yanı sıra, içindeki dolgunun da tümüyle kazılarak çıkan bulguların uzmanlarınca değerlendirilerek yayımlanmasını sağlamıştır. Baraj gölünden etkilenecek olan Ceyhan’ın yukarı kesimlerine, Andırın’a doğru olan alanın ayrıntılı yüzey araştırmasını da gerçekleştirerek daha önceleri hiç araştırılmamış olan bu bölgenin kültür tarihinin de ayrıntılı şekilde belirlenmesini sağlamıştır.

Çukurova ve Karatepe’nin Kültürel Mirası  

Halet Çambel bu yoğun çalışmaların yanı sıra Çukurova’nın zengin folkloru ve etnografyasıyla da yakından ilgilenmiş, bu amaçla saha çalışmaları için pek çok uzman dostunu Karatepe’ye davet etmiştir. Folklor araştırmaları için gelen Prof. Pertev Naili Boratav (1907-1998) Halet Hoca tarafından yöreden derlenmiş pek çok veriyi değerlendirmiştir. Bu bağlamda Halet Çambel, Aşık Veysel, Ruhi Su, Yaşar Kemal gibi ünlü sanatçıların yanı sıra birçok kişi ve uzmanın Çukurova’ya gelmesini, yörede derlemeler yapmasını kişisel çabalarıyla sağlamıştır. Böylece günümüzdeki “somut olmayan kültürel miras” çalışmalarını neredeyse yarım yüzyıl önce başlatmıştır. 2006 yılında sevgili köylü kardeşlerine Halet Ablalarından bir gönül armağanı olarak yayımladığı Karatepeli fıkraları ile yayımına önayak olduğu Türkmen Ağzı Sözlüğü bu derlemelerin bir ürünüdür.

Sözlü geleneğin yanı sıra bölgenin etnografyasının da belgelenerek toplanması konusunda yoğun bir çaba göstermiş, kullanılan aletlerden eşyalara, besin hazırlamadan depolamaya kadar her türlü etnografik malzemenin, “huğ” olarak tanınan yerel dal-örgü mimarinin en iyi şekilde günümüze kazandırılmasını sağlamıştır. Bu çalışmaları gerçekleştirirken yöresel ustalar ve Türk bilim insanları kadar bölgeye ilgi duyan yabancı uzmanları da her zaman projesine katmıştır. Bu bağlamda Toros Yörüklerinin mevsimlik göçü, dokumaları ve bölgenin etnografyası, çeşitli uluslardan gelen bilim insanları tarafından çağdaş yöntemlerle belgelenmiş ve modellemelerle bu kültürün uluslararası tanıtımı sağlanmıştır.  

Bu konuda Prof. Dr. Ulla Johansen’in 1955-56’da onun desteğiyle yörede gerçekleştirdiği, geçtiğimiz yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yayımlanan 50 Yıl Önce Türkiye’de Yörüklerin Yayla Hayatı adlı çalışması tipik bir örnektir.

Karatepe-Aslantaş civarındaki köylerde okulların yapılmasına önayak olmuş, yapılan okul binalarına öğretmen bulunamayınca zaman zaman bu görevi kendi üstlenmiş ve arkadaşlarının da bu çabaya katılımını sağlamıştır. Çevredeki orman köylüsünün en kolay geçim yolunun ormanı kesmek ve keçiye dayalı hayvancılık olmaması gereğine inanmış, onların ormanla birlikte yaşamalarını sağlayabilecek marangozluk, demircilik, kilim ve halıcılık gibi becerilerin gelişmesi için kurslar açmış; eğitmenler getirmiş, gelen eğitmenlerin kaçmadan orada kalmasını sağlamış, hatta ekonomik girdiyi hızlandırabilmek için başlangıç aşamasında ürünlerin pazarlama işini de üstlenmiştir. Bugün tüm dünyada ünlenen “Karatepe Kilimleri” bu çabanın sonucudur. Yöre kilimciliği geleneksel tarzda doğal boyalarla üretime özendirilmiş ve ürünleri tüm dünyaca tanınmıştır.

Alacami Kazısı ve Kadirli Çalışmaları

Halet Çambel, Karatepe’nin yanı sıra yörenin tarihi ve doğal değerleriyle de ilgilenmiş, antik adı Flaviopolis olan Kadirli’deki “Alacami” olarak bilinen Geç Antik Çağ bazilikasında 1961’de bir asistan-öğrenci kazısı gerçekleştirerek mozaik döşemelerin ortaya çıkarılmasını, yapının etrafında geniş bir alanın gecekondulardan arındırılarak bir çevre (ihata) duvarı içine alınmasını, 1967’de ise acil onarım işlerinin yapılmasını sağlamıştır. Alacami, MS 5. yüzyıla tarihlenen bir Geç Roma bazilikasıdır. Daha sonra, MS 10. yüzyıl sonları ya da MS 11. yüzyılda yapının içerisine daha küçük bir kilise oturtulmuştur. Bina, son Maraş beylerinden Dulkadiroğlu Alaüddevle Bozkurt Bey’in oğlu Sarı Kaplan (Kasım Bey) tarafından 1480-1490 arasında, babası adına bir minare eklenerek ve çatısı kurşun levhalarla örtülerek camiye çevrilmiştir.

Nezih Başgelen, Ahmet Türkmenoğlu Karatepe kazı evinde Arkeoloji Sanat Yayınları Arşivi 

Fakat Alaüddevle Bozkurt Bey Camii adı uzun olduğundan halk arasında daha çok “Alacami” olarak anılmıştır. İç binaya yaptırılan kapı götürülmüş, zaman zaman kazı ekibinin yenilediği kapılar da hep aynı akıbete uğramıştır. 1961’de Kadirli Kaymakamı Mehmet Can ve Adana Valisi Mukadder Öztekin’in sağladıkları olanaklarla Halet Çambel İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya, Arkeoloji ve Sanat Tarihi kürsülerinden oluşturduğu bir öğrenci ekibiyle, öncelikle Adana içindeki yüzlerce mimari parça, yazıt, sütun, sütun başlığı, mezar taşı gibi antik kalıntıları tarayıp, belgeleyip, fişledikten sonra bulundukları yerleri şehir haritasına işlemiştir.  Daha sonra Kadirli’nin bu önemli Roma bazilikası Alacami’de temizlik ve kazı işlerine girişmiş,  aynı ekiple Kadirli’yi tarayarak antik kalıntıları fişleyerek kent planına işlemiş ve gelecekteki bir yerel müzenin ön olanaklarını da hazırlamıştır.

 Kastabala Kutsal Kenti ve Vadisi  

2007-2008’de Osmaniye il merkezinin 12 kilometre kuzeyinde Aslantaş Barajı ve Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesine giden yol üzerindeki antik Hierapolis Kastabala kenti sınırları içinde Osmaniye Entegre Çimento Fabrikası kurulmak istenmişti. İçinde Kastabala kutsal kenti, Kırmıtlı Kuş Cenneti ve Ortaçağ kalelerinin bulunduğu Kastabala Vadisi’ni kurtarabilmek için tüm dostlarını seferber edip büyük bir mücadele vermiş ve çevre değerlerine büyük zarar verebilecek fabrika yapımının hukuken durdurulmasını sağlamıştı.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı Başkanlığından yaş haddi nedeniyle emekliye ayrılmasından sonra da Çukurova’dan kopmamış Karatepe-Aslantaş’taki çalışmalarını kesintisiz bir şekilde 2010 Kasım’ına kadar sürdürmüştür. Özellikle 1998’den itibaren Murat Akman aralıksız olarak Halet Hoca’nın yanında kalarak onun çalışmalarına destek olmuştur.  65 yıla varan bu azim dolu emeğin ve ilginin sonunda kazılarda bulunan binlerce parça halindeki eşsiz kabartma ve heykel onarılabilmiş ve böylece ortaya çıkan eserlerin kendi ortamında sergilenerek korunduğu ülkemizin ilk “açık hava müzesi” kurulabilmiştir.

Adanalılar da büyük bir kadirşinaslık göstererek 1946’dan beri aralıksız Çukurova bölgesinde çalışan, Karatepe-Arslantaş Açık Hava Müzesi ve Milli Parkı’nı kendilerine kazandıran Halet Çambel’e sevgi ve takdirlerini Karatepe’deki kazı evinin önüne 2005’te bir büstünü dikerek ortaya koymuşlardır. Osmaniyeliler de Kadirli’deki bir ilköğretim okuluna adını vermişlerdir. Akyaka’daki cenaze töreninde de tabutunu Türk bayrağı ile Karatepelilerin onun için özel dokudukları bir Karatepe kilimi sarmış ve son yolculuğuna uğurlamıştır. 

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Attalia*’lı Athenaeus (Athenaios)

Roma’nın Ünlü Hekimi

Athenaeus’un en az 30 kadar kitap yazdığı rivayet edilir, ...

Perge’li Asclepiades

Halkı Tarafından Çok Sevilen Hekim

Asklepiades, antik cağda şifa arayışı içinde olan ins...

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç &Cced...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız