A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Mösyö Humann » Aktüel Arkeoloji

Mösyö Humann

Humann’ın Bergama Raporları ve Osman Hamdi Bey

(Bergama birinci resmi kazısı 9 Eylül 1878’de başlayarak Nisan 1880’e kadar devam etmiş, ikincisi 24 Ağustos 1880’den Aralık 1881’e kadar, üçüncüsü ise 18 Nisan 1883’den 15 Aralık 1886’ya dek sürmüştür).

C.Humann’ın Birinci Bergama Kazı raporu 1878-79

İnşaat mühendisliği eğitimi gören Carl Humann henüz 22 yaşındayken Kuşadası’nın önündeki Sisam (Samos) Adası’na gelmişti. C. Humann’ın Almanya’dan doktor tavsiyesiyle güneye gelmesinin nedeni o zamanlar yaygın olan verem hastalığıydı. C. Humann, Sisam Adası’nda Hera Tapınağı’nı kazan Alman mühendis Strack’la karşılaştı. Bu mühendis, tapınak kazısına gönüllü olarak yardım etmesini istedi, Humann da kabul etti. Humann üniversite yıllarında müzelere giderek tarihi eser çizimlerini yaptığı için konuya çok yabancı değildi. Bir müddet sonra buradan kendi deyimiyle “El değmemiş olan Efes’e”, İzmir’e oradan da İstanbul’a gitti. Fuat Paşa yoluyla Osmanlı çalışma hayatına teknik eleman olarak katıldı. İzmir İstanbul arasındaki karayolu inşaatında görev aldı. 1864 -65 kışında seyahatlerinden birinde Midilli (Lesbos) Adası’na ve oradan Ayvalık’a (Kydonias) geçti. Burada 25 bin Rum (Doğu Roma yerli halkı) yaşıyorken, güneyindeki Dikili ise 20 haneli küçük bir yerdi. Humann 27 kilometre ilerideki Bergama’ya yöneldi. Bergama’da, Atina’da diş hekimliği okumuş Rum Nicolas Rallis’in konukseverliği ile karşılaştı. Bergama’da yaklaşık 12 bin Türk, 4 bin Rum, bin Ermeni ve Musevi yaşıyordu. İzmir - İstanbul arasındaki en kısa ve ekonomik karayolu bağlantısı üzerinde çalışma yaparken 1866’da tarihi eser cenneti olan yamaçtaki çalıların arasından tarihi eser fışkıran Bergama’yı kendisine şantiye yönetim merkezi olarak seçti. Osmanlı’nın sözleşmeli memuru durumundaydı. Diş hekimi Rallis, tarihi eserlerle ilgileniyor ve tarihi eser topluyordu. Ünlü Zeus Altarı’nın bir parçası olduğu sonradan anlaşılan büyük bir mermer kabartma Rallis tarafından Konstantinopolis’teki (İstanbul’da) Karatheodori Paşa’ya gönderilmiş, eser yıllarca ilgisiz kalmış, sonradan Syllogos (Antik Grek Kulübü)’ne verilmişti. Bu eserin 1879’da Bergama’dan çıkarılan diğer eserlerin bir parçası olduğu anlaşılınca Almanlar tarafından Berlin’e gönderildi. Humann, emrinde bulunan yol inşaatı işçilerinden bir bölümünü kişisel tutkusu yönünde Bergama’daki tarihi eser araştırmasında çalıştırıyordu ve çıkan eserleri depoluyordu. Bir gün kalede bir tanrıyı betimleyen yüksek bir kabartma (rölyef) bulmuşlardı. İki gün sonra onu bir merdiven basamağında gizlemeye çalışan bir işçiyi öteki işçilere örnek olsun diye hapse koydu. Başına buyruktu, kimse denetlemiyordu.

1871 yazında Konstantinopolis’te rastlantı eseri, Anadolu’da bir inceleme seferine hazırlanan Prof. Ernst Curtius’la tanıştı. Onu Bergama’ya davet etti. Bergama’nın tarihi eser yönünden ilginçliğini anlatıp ziyarete ikna etti. Daha sonra Dikili’ye vapurla gelen Prof. Curtius, Prof. Adler ve Prof. Gelzer’i Dikili’de karşılayarak birkaç gün konuk edeceği Bergama’ya getirdi. Onların Bergama konusuna ilgisini çekmek, etkilemek için çabaladı. Kendisinin amatör çabalarını Berlin’deki yetkililerin ilgisine sunmak istiyordu. Daha önceden açıp kapattırdığı bir grup eserin üstünü açtırarak onlara buranın verimli bir kazı alanı olacağı konusunda sunum yaptı. Önceden yaptığı kazılarından bildiği Doğu Roma (Bizans) duvarının içinde yapı malzemesi olarak kullanılmış tarihi eserleri, emrindeki işçilere hemen açtırarak onların önüne serdi. Bu eserlerin Berlin’e gönderilmesi gerektiğini onlarla paylaştı. Sonuçtan memnundu. Ziyaretçiler ayrılırken Curtius, Humann’dan Bergama’nın planını çizmesini istedi. Bu çalışma, sonraki araştırmacılara yol gösterdi. “Duvarın içinden çıkan kabartmalardan birinde, ölmek üzere yere kapanmış bir genç oğlanı ve ikincisinde de, anladığım kadarıyla, Herakles’in topuzuyla vuruşlarına karşı kalkanıyla kendini korumak için eğilen yaşlı bir devi simgeliyordu. Bu iki rölyef parçaları ve Bergama’dan başkaca topladığım eserler yanında, birbirine geçmeli muhteşem bir friz, birkaç yazılı plaka vs.yi İzmir’deki konsolos Dr. Lührsen’e gönderdim. Lührsen’in evinde bizim daha önce gönderdiğimiz antika eserler de korunuyordu.

Humann’ın İzmir’den Berlin’deki Conze’ye gönderdiği telgrafta 11 mermer kabartma ile 30 kadar kırık erzak küpü parçalarından bahsediliyor. Winnefeld, Hermann, Die Friese des Grossen Altars, Reimer, Berlin, 1910

O yıllarda buraya gelen tüm gezginler Dr. Lührsen ve eşinin gösterdikleri konukseverlikten nasiplerini almışlardı. Eserler konsolosluktan Berlin’e gönderilirdi. Böylece tohum ekilmişti ve geç de olsa Curtiusvâri çalışmalar yardımcı olmaya başlamıştı”. Humann bir yandan Osmanlının sözleşmeli memuru olarak yol çalışmasındaki görevine devam ediyor, öte yandan da Bergama’dan çıkarttığı eserlerle Berlin’deki yetkilileri etkilemeye çalışıyordu. 1873 baharında işçileri büyük bir denizatı kabartmasını çıkartıp evinin deposuna koymuşlardı. Sonbaharda Prof. Curtius’u Wiesbaden’de ziyaret ederek Bergama’nın eserleri konusunu hatırlattı. Doğu Roma duvarının içinde yerini tespit ettiği eserleri şimdilik çıkartmıyor, gelecek önemli ziyaretçileri etkilemek için saklıyordu. Nitekim 1874 yazında Bergama’yı ziyaret eden Dr. Gustav Herrschfield’in önünde daha önce çıkarılan ölmekte olan gencin kabartmasının devamını çıkartıverdi. Olympos kazılarının sorumlusu olan Dr. Herrschfield’in ilgisini de Bergama’ya çekmek istiyordu. Bu arada Konstantinopolis’teki Alman Büyükelçiliğine Bergama’da kazı izni konusu iletilmişti. 1871’de Bergama’yı ziyaret eden elçilik tercümanı Dr. Schröder, Bergama’nın tarihi eser verimliliğine ikna olmuş ama henüz kazı izni alınmamıştı. Humann 1877 güzünde İzmir’de kiraladığı evinde, çevreden ve Efes’ten topladığı eserleri biriktiriyordu. Prof. Curtius, ona Berlin’de müze müdürü Dr. Alexander Conze’ye başvurmasını salık veriyordu. “Bu durum, Conze’yle yazışmamıza neden oldu ve bunlardan birinde Conze benim denizatını ve henüz Bergama’da duran plakalardan birinin üst bölümünü müzeye göndermemi rica etti. Bergama’dan getirttiklerimle birlikte hepsini 1878’de amirallerin izniyle “Gazelle”’nin bordasına, bana çok yardımı dokunan kumandan Graf Hacke’nin nezaretinde yüklettirdim. Bu sebeple Conze’ye, Bergama kazısı tutkumu açmış oldum; nihayet kendisinden çözüm bulmuştum. Daha geniş bir rapor hazırlamamı, kendisinin konuyla yakından ilgileneceğini, elinden geleni yapacağını ve bir ay içinde kendisine bizzat getirmemi rica etti, tabii ki kabul ettim. Gittiğim Konstantinopolis’te Dr. Schröder ve Prens Reuss’un da izin konusuyla ilgilendiklerini öğrendim. Mart ayında hemen bir ferman edinmek için resmi kanallara başvuruldu.” İzin verilmişti; İzmir valiliğine 6 Ağustos’ta Eğitim Bakanı Münif Efendi’nin gönderdiği yazıda Bergama’nın devlet arazisi olduğunu, kazı izninin üçte bir yasasına göre yürütüleceği belirtiliyordu. Şimdi Humann yeterli miktarda kazma, kürek, balta, el arabası, vinç, zincirler, balyozlar, tren raylarının yanında mermer ocağında çalışan deneyli 2 işçi, uşağı, aşçısı, kazı denetçisi Ali Rıza Efendi’yle eylül ayında Bergama’ya gitti. Artık keyfince kazıya başlayacaktı. 9 Eylül 1878 Pazartesi günü 14 işçiyle tepeye kazı yerine çıktı, açılış konuşmasında: “Kraliyet Müzelerinin Koruyucusu, dünyanın en güzel tahtının varisi, sevgili, mutlu insan veliahdımız adına kazılarımız bereketli ve şansı bol olsun.” diyerek kazıyı başlattı. Humann bir inşaat mühendisi olarak arkeolojik kazı disiplininden uzak, daha hızlı bir yöntemle; inşaat kazısı olarak çalışmasını sürdürüyordu. En küçük eser parçalarını ayırttırıyor, bunların değerlendirilmesini Berlin’deki uzman arkeologlara bırakıyordu. Bir yol inşaatında uygulanan kazı gibi hızlı çalışma nedeniyle sonraki yıllarda; Magnesia’dan, Priene’den, Zincirli’den, Milet’ten eserleri bol bol Berlin’e akıtıyordu.

Carl Humann’ın 1879 tarihli Bergama Sunağı çizimleri Winnefeld, Hermann, Die Friese des Grossen Altars, Reimer, Berlin, 1910

Eylül sonuna kadar 23 grup büyük mermer kabartma ve Telephos (Telefos) kabartmalarının bir bölümüne ulaştı. Eserler nerdeyse fışkırıyordu. Pek çok torso ve mimari parçalara ulaştı. Eser bolluğundan duyduğu sevinci bir telgrafla Berlin’le paylaştı. Sonbahar yağmurları gelmeden eserleri Berlin’e göndermek istiyordu. Anlaşma gereği usulen nasıl bölüşüleceğini elçiliğe yazılı olarak gönderdi. İzmir’de bu konuyu valiyle görüştü ancak o yetkili olmadığı için Konstantinopolis’e bir telgraf çekti. Cevap erken gelince vali bölüştürme sorumlusu olarak yardımcısı sekreteri Diran Efendi’yi atadı. Tarafsız hakem olarak Osmanlı Bankası müdürü Alman W. Heintze’yi görevlendirdi. Humann eserlerin Almanya’ya çabucak gitmesi için gümrük işlemlerinin hazırlığını yapmaya başladı. 31 Aralık’ta Zeus Altarı’nın etrafındaki devlerin kabartmalarına ait 39’uncusunun yanında, buna ek olarak 800 civarı değişik eser, Telephos serisinden 4 kabartma, 10 yontu, 30 yazıt ve çeşitli mimari elemanlar gün yüzüne çıkarılmıştı. Bu malzemeler için sağlam sandıklar ve eserleri tepeden aşağıya indirecek büyük kızaklar hazırlanmaya başlandı. Bu arada Atina Arkeoloji Enstitüsünden Dr. Lolling terastaki gymnasiumda çalışırken bulunan yazıtların kopyasını da Noel’e kadar çıkarttı. Güçlü sandıklar ve kızaklarla aşağıya doğru kaydırmayı mandalarla yapamayacağını anlayan Humann, 20 işçiyle 20 zentner ağırlığındaki mermer kabartma bloku, yaklaşık 1,5 kilometrelik bu dik yokuştan her biri 40-60 zentner ağırlığındaki mermer blokları 30-40 kişilik işçiyle indirmek ancak üç günde gerçekleşiyordu. 1 Ocak’ta aşağıya 33 sandık taşınmıştı. 10 yıl önce inşa ettiği Bergama – Dikili yolunu tekrar elden geçirterek eserleri Dikili limanına götürme hazırlığına başladı. Yerli kağnılar en fazla 15 zentner taşıyabiliyordu, büyük parçalar için İzmir’de özel demir dingil ve tekerlekten arabalar yaptırdı. Büyük parçalar bu arabalarla taşındı. Yoğun yağmurlu geçen aralık ayında kağnılar ve demir arabalar, parti parti ağır yüklerini Dikili’ye taşımaya devam etti. Yaklaşık 27 kilometrelik yolu yüklü arabalar 4 – 5 günde kat ediyordu. Aralık sonu 29 sandık Dikili’ye ulaşmış, ikisi yolda çamura saplanmış, dördü ise henüz Bergama’da taşınmayı bekliyordu. Alman elçiliği eserlerin Dikili’den İzmir’e taşınması için savaş gemisi ‘Comet’i’ tahsis etmişti. İlk partinin İzmir’e taşınması savaş gemisinin düzeneği ve yükü almada zorluğu nedeniyle Midilli’den temin edilen iki mavna yardımıyla yükleme yapılabildiyse de daha sonraki seferlerde ‘Comet’ yerine ‘Loreley’ gemisine karar verildi. Dikili’de uygun bir iskelenin olmaması zorluk çıkarıyordu. “2 Ocak’ta beş sandıkla bir mavna ‘Comet’e yanaşabilirdi, o da onları güverteye çekebilirdi. Üçüncü günde de güney rüzgârının başlaması ve akşam sakinleşmesiyle gecenin dinginliği ve ay ışığının altında diğer 5 sandık da yüklendi ve güverteye alınmış oldular, biz de bunun üzerine bu ilk yüklememizle İzmir’e yola çıktık (60 deniz mili) ve oraya sekiz saatlik bir yolculuk sonrası öğlenden sonra vardık. Her iki mavna da Dikili’de demir aldılar. Cumartesi günleri İzmir’den Trieste’ye Loyd Vapur Şirketinin bir gemisi kalkmaktaydı.. 6’sında pazartesi günü ‘Aquila Imperiale’ adındaki gemiye yüklemeler başladı, her yüklemede olduğu gibi İzmir Loyd Ajansı’nın temsilcisi Bay Janko di Giorgio yakinen bizimle ilgileniyordu. 8’inde güney rüzgârı vardı, ertesi günü tekrar Dikili’ye hareket ettik. Şansımız yaver giderek, bu yüzden toplam dört haftada dört sefer yaptık. Rüzgârın sert esmesi, fırtınanın mavnamızdan birini Dikili sahilindeki kumun üzerine çıkarması ve onu tamir edip tekrar denize indirmemiz, soğuk yağmurlu şartlarda yolculuklarımız, bunların hepsi ayrıntıdan ibaretti. Rölyefler Şubatta Berlin’e ulaştı, …’Comet’ 700 zentner ağırlık taşımış oldu ve Konstantinopel’e geri döndü. Ben ise, Bergama’yı denetledikten sonra üç hafta doktor gözetiminde yatağa yattım”. Kışın kötü havalarda kazı işi biraz yavaşladı.

Carl Humann’ın notlarından antik eserler listesi. Winnefeld, Hermann, Die Friese des Grossen Altars, Reimer, Berlin, 1910

Sunağın temellerine ulaşıyorlar

Nisan ayının 19’unda Berlin’den müdür Conze ve Ressam C.Wilberg İzmir’e geldi. Birlikte yola çıktılar. “Gün batarken Dikili’ye vardık ve öğlen Bergama’daydık. Aynı günün öğlenden sonrasında kaleyi görmeye gittik ki, dolu gibi buluntu yağıyordu. Daha önceleri bulunanları tamamlayan Poseidon’a benzer harika bir baş ve erkek torso. Kaleye ayak bastığımızda tapınağın güneydoğu köşesinden bir plaka çıkıyordu ve üzerinde Artemis-Hekate grubundan ölmek üzere ensesinden ısıran bir köpekle bir devi betimlemekteydi. Bunun altında başka bir eser vardı, o da Hekate idi. Onun yanında tekrar bir iki parça halinde; miğferli bir dev vurulmuş olan yoldaşına ve Artemis’e doğru seğirtmekteydi. Son iki parça pazartesi, 21’inde tamamen çıkarılıp temizlenebilirdi. Böylece tüm grup bir çırpıda bulunmuş oldu… Bundan başka quadriganın iki kanatlı atları da duvarın içindeydiler, onların altında bir levhanın örttüğü ölü bir dev de yatmaktaydı. Bunun üzerine kuzeydoğu köşeden sunağın tümü birden ortaya çıkartıldı. Bir tanrıça (Afrodit) devin birinin yüzüne ayağıyla vururken dev de geriye doğru başka birinin yüzüne dayanmıştı. Bu sahneye ait olan kanatlı dev ise sonra bulundu.”.

Sunağın kuzey doğusundan tüm Athena grubu ortaya çıkarılmıştı. Mayıs başında: 68 plaka kudretli devler plakası, 26 plaka Telephos kabartmaları, 37 adet yontu, büst ve atlar, 37 yazıt ve sayısız mimari parça hazırdı. Wilberg dört hafta içinde 40 sulu boya resim yaptı. Akşamları bulunan eserleri seyredip Ren vadisinin şaraplarını yudumluyorlardı. Sunağın kuzey kenarından kadın yontuları, sütun başları, saçaklar, ufak mermer atlar çıkartıldı. Sunağın kuzey cephesi 34.60 metre idi.

Kazı izni 6 Ağustos’ta bitiyordu. 9 Ağustos’ta aldığı telgrafla kazının dört ay daha uzatıldığı, 16 Ağustos’ta aldığı telgrafta ise, Osmanlı Hükümeti’nin payına düşen eserleri Almanlara satmak istediği bildiriliyordu. Humann ve arkadaşları çok rahatladılar. 1 Eylül’de tüm Athena ve Zeus grupları da Dikili’de hazır yüklenmeyi bekliyordu, diğer 30 sandık ise kalenin dibinde Dikili’ye taşınmak için hazırdı. İzmir’de bir grup Rum kökenli aydın Bergama eserlerinin taşınmasına karşı çıkıyor, eserleri Bergama’da görmek istediklerini ifade ediyorlardı. Başka kimse karşı çıkmıyordu. Bu arada Humann Dikili’de geminin yanaşabileceği iskeleyi inşa etmişti. “6 Eylül’de gemimiz ‘Loreley’ Dikili’ye geldi. Hemen 5 büyük sandığı bir şilebe, 9 küçük sandığı yükleyerek yelken açmasını sağladık, ertesi günü İzmir’deydiler artık. 9’unda Trieste gemisine yüklendiler. 11’inde biz de İzmir’den büyük bir şileple dönerek 26 sandığı ona yükledik.” Humann, Olympos kazılarından deneyimli Yunanca bilen mimar Bohn’u Bergama’ya yerleştirdi. Dikili’ye 90 sandık taşınmıştı. “17’sinde ‘Loreley’ ile Dikili’de tekrar buluştum – hava durumunun pek parlak olmamasına karşın- yine de 18’i ve 19’unda 24 sandık daha yüklendi ve 20’si gece yarısında İzmir’e hareket edildi. 20’sine kadar Kale’den 120 sandıktan 108’i daha Dikili’ye getirilmişti, ne de olsa kuru yaz günleriydi… 24’ünde güçlü bir rüzgârın eşliğinde Dikili’ye geldik karaya çıkamadık, ancak 25’inde artık rüzgâr durulmuştu. 11 sandığı öğleye kadar yüklediğimizde kuzeybatı rüzgârı esmeye başlamıştı. Gece yarısı hava durulduğunda sabaha kadar 15 sandık daha yükleyerek 26’sıyla birlikte, havanın değişimiyle ertesi gece yarısı, şilebin durumuna bağlı olarak hareket edebildik. 29’unda beşinci seferimizi yapıyorduk, bense komutan ve iki subayla at üstünde Bergama’ya yöneldik. Orada bizi telgraf bekliyordu; Müdür Conze beraberinde mimar - inşaatçı Stiller ve ustabaşı Raschdorf Ekim’in 2’sinde akşam Midilli’de olacaklarmış. 2’sinde geri dönüyordum ve ‘Loreley’ ile onları karşılamaya gidiyordum… Conze, Bergama’da bulunamadığı dört ayın içinde ortaya çıkarılan buluntulardan dolayı keyifli ve hayranlık içerisindeydi; Stiller ve Raschdorf hemen Trayan Tapınağındaki görevlerine başladılar… 7’sinde ‘Loreley’ geldiğinde, 9’unda 31 sandık yüklenerek 10 Ekim’de İzmir’e yol alıyordu… 22’sinde kötü hava şartlarından dolayı Foça’da bekleyerek, ertesi günü gece yarısıydı 24 sandık ve daha ertesi sabahı 11, toplam 35 sandıkla, 24’ü akşamı ‘Loreley’ İzmir’e hareket etti. Bense Bergama’ya döndüm. 29’unda tekrar Dikili’de buluştuk ve 30’u sabahı 15 sandık, rüzgârın durgunlaştığından sabaha karşı 04’te ‘yaşa’ nidalarıyla son sandık da yüklenmiş oldu. ‘Loreley’in İzmir’e götürdüğü toplam olarak 200 sandık idi… 200 Sandık hasarsız Berlin’e Kasım ayında ulaştı. Kudretli Devler’in kalan parçalarının yanında en önemlisi yontular ve bulunup çıkarılan başkaca eserler vardı… 1 Kasım’da hepimiz ekip halinde Bergama’da idik. Bize sonradan Atina’dan katılan fotoğrafçı Constantin Athanasiu dört ay kalarak 65 resim çekti…. İşçilerin çalışması Trajaneum’da yoğunlaşmıştı. 6 Aralık’a kadar halledilmesi gerekiyordu. Kuzey rüzgârları başlamıştı, aralığın ilk haftasına dek (6 Aralık kazı izni son buluyordu) işi hızlandırdık. İşgücünü 150 kişiye çıkararak 6 Aralık’ın akşam karanlığında Peribolos’ un kuzeydoğu köşesinde Trajan tapınağını da halletmiş olduk. Bu saatten sonra artık ortalama 25 işçi bulundurduk, orada burada buluntular temizleniyordu, blokların düzgün resimlerini alabilmek için çevirtiyorduk. Eserler paketleniyor, taşınıyor ve sevk ediliyordu. 10 Aralık’ta herkes Noel tatiline çıktı.

Bergama kazasında vaki Pergamon nam şehr-i kadiminde Berlin Encümen-i Daniş azasından Prof. Dr. Konsa’nın asar-ı atika taharrisine ve iktiza-yı halde hafriyat icra eylemesine müsaade itası. (Maarif). Osmanlı Arşivi, BEO.1116.083677

1 Ocak 1880’de Dikili’de yine 100 sandık bekliyordu ve Bergama işinde yardımcı olan büyükelçi Graf Hatzfeld ‘Loreley’i bir kez daha eser taşımakla görevlendirmişti. 15 Ocak’ta Bohn resim çekme işini bitirerek İzmir’e geldi. “16’sında ‘Loreley’ gelmişti bile… 19’unda ilk seferimizde büyük bir şilebi de kendimize iliştirerek 22’si sabahı 32 sandıkla İzmir’e girdik. 26’sından 28’ine kadar tekrar 32 sandık götürdük. Kış kendini göstermeye başlamış, ‘Loreley’ yalnız başına olsa sorun yoktu ancak bir şilep açık denize ne kadar tahammül edebilirdi ki. En vahim geçit Çandarlı körfeziydi… Foça’da günlerce beklediğimiz oldu ve iki ila üç saatlik bir sessizlik körfezi geçmemize olanak tanıyordu. … Önceleri sandıkları Trieste üzerinden ve pahalı olan bir yoldan gönderiyorduk, artık şimdi, temsili eserlerin hepsi nasıl olsa Berlin’de olduğuna göre ve sadece mimarlıkla ilgi ve yazıtlardan oluşan gönderiler ise Rotterdam-Hamburg ve nehir üzerinden daha ucuza Berlin’e ulaşabilirdi….Bergama’yı terk etmeden önce tüm araç-gereçlerimizi bir depoya koydum, kavas Mustafa valilik tarafından orada kalması, bekçilik yapmasına uygun görüldü, kalede onu yerleştirdim ve önlem almak amacıyla inşa ettiğimiz yolun ara bir kısımlarını kullanışsız hale getirdim. Çünkü aşağıdaki yıkıkçı Türk ve Yunanlar yeni çıkmış mermer blokları kendi evlerini tamamlamak için burayı altüst edeceklerdi. 12’sinden 16’sına kadar ‘Loreley’ yeniden sefere çıktı ve 26 sandık daha taşıdı. Daha dört kez yola çıkan savaş gemisi ‘Loreley’ 18 Nisan’da son sandığını da getirmiş oldu. Gönderilenlerin hepsinin Berlin’e ulaşmasından sonra, en sonuncular da Berlin’e 3 Haziran’da geldiler. Toplam hepsi 462 sandık idi, ağırlıkları 7000 zentnerdi. Bunların yarısı yontular, diğer yarısı mimarlıkla ilgili ve yazıtlardı. Ayrıca Attalos II’nin eksedrasından eserler, Traian Tapınağından parçalar yanında, bir servet dolusu mimari eserler ile sunak evinden ve Augusteum ile Gymnasium’u çevreleyen ne varsa beraber götürdük”.

Humann’ın birinci kazı raporuna son söz yazan Conze’ye göre, kazının odak noktasını Zeus Altar’ı oluşturmuş iken, Gymnasium ve Traianus Tapınağı da kazılara eklenmişti.

Humann’ın İkinci Kazı Raporu, 1880-81

31 Temmuz 1881 yılında Bergama antik kentinin Prusya Kraliyet Müzesi adına 1 yıl uzatılan kazı izni 6 Ağustos’ta Humann’a verildi. Conze’nin denetiminde mühendis Humann ve mimar Bohn kazı yönetimine devam edeceklerdi. Humann iki uzmanı önceden Bergama’ya göndererek, yolları onarmasını, depodaki çalışma aletlerini elden geçirmelerini, Dikili’ye inen yolun gözden geçirilmesini istedi. 22’sinde Bergama’ya gelen Humann ferah büyük bir ev kiralamış, kazı denetçisi olarak Çandarlı’nın eski belediye başkanı Hüsnü Efendi atanmıştı. Hüsnü Efendi Mithat Paşa tarafından İzmir’e polis şefi olarak atanıncaya kadar burada kalmıştı. Bu dönem Bergama kazılarında kabartmaların eksik parçalarını tamamlamak, Athena Tapınağı kazısını bitirmek, öncelikleriydi. 24 Ağustos’ta 60 işçiyle gün doğarken veliahtları adına ikinci bir söylevle kazıyı başlattı. Kış boyunca yoğun çalışma devam etti. Humann ve Bohn Bergama’nın ayrıntılı haritasını yaptılar. Mayıs ayında tekrar gelen Conze birikmiş 198 yazıtın kopyasını çıkarttı, Haziran ayında Atina’dan tekrar gelen fotoğrafçı Constantin Athanasiu bir haftada 40’dan fazla resim çekti. 10 Haziran’da, İzmir Valiliğinden Diran Efendi, Konstantinopolis’teki müze müdürlüğünden gönderilen Kadri Bey, eserlerin tespiti ve değerlendirilmesi konusunda işlerine iştahla sarılıp bitirdiler. Yardım için İzmir’deki Osmanlı Bankası müdürü Heinze de gelmişti. Bürokratik işlerin hal yoluna konmasıyla birlikte sevkiyat çalışmaları hızlandı. Eserler kızaklarla tepeden aşağı indiriliyor, her kızak sekiz işçi tarafından yukarı çıkarılıyordu. “1 Temmuz’da Conze ayrıldı ve ben kendisiyle özel olarak İzmir’e kadar gittim. Orada Lydia’dan yeni dönen Avusturya ekibinden Prof. Benndorf ve Niemann’a rastladık. Ve hemen sonrasında, Assos’ta kazıya başlamak isteyen Amerikalı ekip başı Joseph Clark’a, Myrina ve Kyme kazılarını yöneten Fransız Reinach’a da rastladık. Bu arkeolojik trafiğin Anadolu’nun araştırma sahası olarak ne kadar öne çıktığının göstergesiydi.

Almanların önceden almış oldukları ruhsat gereğince, yetmiş sandık asar-ı atikanın Berlin Müze müdürünün isteği üzerine Almanya’ya gönderilmesi hakkında. Osmanlı Arşivi, MV.13.23

2 Temmuz’da Conze Atina üzerinden vatanına dönerken ben de Bohn’a teslim ettiğim Bergama’ya döndüm. Heyecanla, Konstantinopolis’ten bütün buluntuların mirasçısı olduğumuzu bildiren haberi bekliyordum. 2 Ağustos’ta telgrafla haber geldi majestelerinin gemisi ‘Loreley’’in emrimize verildiği bildiriliyordu. Hemen Dikili’ye nakil eylemine giriştim ve kısa zamanda 70 sandık indi. Bunun üzerine bize karşı zaten her fırsatta aşırı nezaketini esirgemeyen İzmir genel valisi Ali Paşa, kendisini bu nakil işlemleriyle ilgili henüz bilgilendirilmediğinden dolayı nakli ertelememi rica etti. Böylece tekrar ara vermemiz gerekiyordu. 23 Ağustos’ta imparatorluk fermanıyla bulunan tüm eserlerin Berlin Kraliyet Müzesine ait olduğu belirtilmişti. Bu arada verilen bir emirle, eylül başından itibaren ‘Loreley’ aşağı Tuna Nehri’nde komando ve mürettebatın değiştirilmesi emrini almıştı.. Şu halde bana epeyce zaman kalıyordu, Ağustos’ta bütün sandıklar paketlenmişti ve onları Dikili’ye götürmeyi Eylül’de yapabilirdim. 30 Eylül’de ‘Loreley’ İzmir’e geldi. Komutada Wintersheim yerine deniz yüzbaşısı Koch gelmişti ve tüm mürettebat da değişmişti. Vatanımız için bu hizmetime karşın kaptanından subayına dek hepsi tarafından sevinçle karşılandım. 5 Ekim’de sabah erkenden çekme halatlı yük gemisiyle İzmir’den ayrıldık. Dikili’deki 40 sandıkla 6’sında geri döndük. 120 sandık dolusu eseri 11’i, 19’u ve 23’ünde götürdük. Ayrıca Berlin’de ayağa kaldırılacak Athena Tapınağı’nın sütunları ve parçalarını ayrıca yükledik. Kraliyet müzemiz ve hazinemiz zenginleşti, Berlin’de bilimsel araştırma yapacakların önüne bol bol eser sunuldu. İkinci kazı seferi de bitti. İzmir, Ekim 1881.”

Humann’ın Üçüncü Kazı Raporu, 1883-1886

Prusya ilgili bakanlığının hazırladığı kazı programına göre, üçüncü kazı dönemi, Berlin’deki Conze’nin yönlendirmesi altında, mühendis Humann’ın yöneticiliği ve mimar Bohn’un yardımcılığında devam edecekti. Nisan’da başlayan kazıda batı bayırındaki tiyatro bölgesi ortaya çıkıyordu. 123 esere ulaşıldı. 15 Mayıs’ta mimar Bohn’un arkadaşı Dr. Ernst Fabricius geldi. Bergama yazıtlarıyla ilgili çalışmak istiyordu. Yaz boyunca, Doğu Roma (Bizans) duvarında, pazaryerinde, tiyatronun orkestra düzlüğünde çalışıldı, eserler derlendi. 16 Kasım’da Dr. Fabricius, 5 Aralık’ta Conze Almanya’ya döndü. Elçilik kazı izninin bir kere daha uzatıldığı haberini verdi. Ayrıca Müdür Osman Hamdi Bey’in Bergama’yı ziyaret edeceği bildirildi. 3 Nisan’da Hamdi Bey, yöre görevlisi (Aydın bölgesi müze müdürü) Demosthenes Baltazzi ile birlikte geldi. Hamdi Bey altı yıldır müze müdürüydü ama Bergama’ya ilk kez geliyordu. Humann ’a göre, “Alçak gönüllü, sevgi dolu, kusursuz bir dünya adamı olarak yabancı araştırmacılara yol gösterici ve geliştirici yönde yardımlarını sunmuştu. Özellikle bizim Bergama Kuruluşumuz (Pergamenisches Unternehmen) kendisine sonsuz teşekkürlerini borç bilmektedir. Bu arada Hamdi Bey, bugüne kadar toparlanan yazıt ve mimari eserleri zaten bize bırakmıştı; kendine ayırdığı birkaç eseri Konstantinopolis'teki yeni düzenlenen okula götürmüştü. Zaten Berlin'de bulunan eserlerin devamı olan parçalar, imtiyaz anlaşması gereği, bize söz verilmişti. Ekselansları Türk Müzesi için ayrıca Pazar Yeri'nde bulunan Gigantların Savaşı’nı canlandıran iki ayrı birbirleriyle ilgili dev kabartma parçalarını ve buna ilaveten tiyatrodan çıkan maske ve girlandlarla süslü arşitravı talep etmekteydi. İlk üç parça paketlenip Dikili'ye oradan da Konstantinopolis'e gemi ile gönderildi. Sonradan, Sultan'ın bu çok önemli parçaları Kraliyet Müzesine bırakmasına vesile olan Konsolos'a sonsuz teşekkürlerimizi sunarız ve bunların hepsi Hamdi Bey'in müsaadesiyle gerçekleşti. Bu yüce davranışa karşılık bir hediye niteliğinde iki adet eksiksiz sayılabilecek Bergama'da bulunmuş Ammon ve Hermafrodit heykelleri kendilerine hediye edilmiştir.”

Haziran’da eserleri sandıklamaya başladılar. Artık yamaç tiyatrosunun sahne bölümü kazılıyor, çıkan eserler ayrılıyordu. Mimar Bohn, bir Alman hanımla evlenip Bergama’ya yerleşmişti. İzmir’e yeni sandıklar taşınıyordu. ‘Loreley’in 18 Eylül akşamı Dikili’ye Büyükelçi von Radowitz’i getireceği telgrafını aldılar. Onu Dikili’de sokak süslenmiş, öğrenciler ve halkı ellerinde bayraklarla sıraya dizip karşıladılar. Büyükelçinin beraberinde kontes Schlippenbach, başbakan yardımcısı von Wangenheim ve geminin kumandanı ile iki subay onlara eşlik ediyordu. Sabah erkenden Bergama kalesine tırmandılar. Humann, “Attalitlerin kalesine Kayser’imizin temsilcisinin ayak basmasını” sıra dışı, bir fetih gibi gördü. O elçi ki, Bergama konusunda neler başarmamıştı. Kazılar, 60-70 işçiyle devam ediyordu. Kasım ve Aralık ayında işçi sayısı 150 kişiye çıkmıştı. Humann, verimli kazı sonunda işçi başlarına 200 er mark “bahşiş” verdirdiği oluyordu. Human ve çevresindeki arkeoloji ekibinden heyeti etraftaki antik kentlere (Aigai, Klaros, Nation, Sardes, Stratonikeia gibi) gönderiyor, raporlar hazırlanıyordu. Aigai defalarca ziyaret edildi. Bu kentimiz canını kurtarması; biraz Bergama’dan fırsat kalmaması birazda limana uzaklığı, eserlerinin taşınmasını geri plana ittirmişti. Humann, Türkçeyi, Yunancayı, Fransızcayı konuşabiliyor, bahşiş adı altında doğunun rüşvet geleneğine uyarak kapıları açık tutuyordu. Yerine göre bazen çok sert hareket edebiliyor, doğulu yöneticilerin, “majesteleri, zatı-alileri, ekselansları” türü laflardan hoşlandığını bildiği için yeri gelince sık kullanıyordu. Ona göre herkes yeri geldiğinde bir Almanın ne demek olduğunu bilmeliydi. Osman Hamdi Bey’in tek sözüyle müzeleri dolduracak eserlere yol verebileceğini ya da bir sözüyle eserlerin götürülüşünü durdurabileceğini biliyordu. Hamdi, sadrazam oğluydu ve Sultan II. Abdülhamit’in atamasını doğrudan yaptığı bir kişiydi. Eski eserler konusunda tek yetkiliydi. Humann onunla ilişkisini hep sıcak tuttu. Yalısına sık sık ziyarette bulunuyordu. O kadar dostlardı ki, Humann, Hamdi Bey’in isteği üzerine, atölyesinde portresi için günlerce poz vermişti. 1869, 1874 Eski Eser Yasalarından sonra, kendisinin de içinde bulunduğu bir heyet tarafından hazırlanan 1884 Eski Eserler Yasası (Asar-ı Atika Nizamnamesi) eser çıkışını kesin yasaklamışken yasayı uygulamıyordu. Yağma devam ederken karşı çıkmıyordu. Priene, Magnesia, Milet eserleri, Osman Hamdi Bey’in uygulamakla sorumlu olduğu yasaya karşın kendi döneminde götürülmüş, müze salonları doldurulmuştu. Sultana ya da meclise eserlerin götürülmesinin doğru olmadığı, yasal olmadığı konusunda çoğunlukla bir uyarıda bulunmamıştı. Bağdat vilayeti sınırları içinden eser taşıyan Fransızlara yardımcı oluyordu. Öyle ki, Fransızlar Osman Hamdi’nin bu iyilikleri karşısında teşekkür için Paris’te bir sergiye katılan tablosunu 4000 franga satın almış, ayrıca da kendisine fahri doktora vermişlerdi. Fransızlar Osman Hamdi Bey’in yalısında çay sohbetlerinin daimi konuklarıydı. Elbette ki, eşinin Fransız oluşu, kendisinin “Paris’teki Osmanlıların en Fransız’ı” olarak tanınarak eğitim görmesi, 1789 burjuva devriminden sonra Fransızlara romantik hayranlık, onlara biraz kutsanmış ayrıcalık sağlıyordu. Oysaki Amerikalılara güçlük çıkarıyordu. Boston’dan iki arkeolog Assos’tan (Behramkale) kazdıkları eserleri götürmek istiyor ama eserler sandıklanmış bir buçuk yıldır bekliyordu. Osman Hamdi’yi ziyaret eden arkeologlar, doğulu bir yöneticiye davranışı kestiremediği için kızdırıp, küstürmüşlerdi. Onlar da Fransızların yöntemini örnek aldılar. Chicago sergisi için Amerika’ya gitmiş hazır “Cami Önünde” adlı tablosunu 6000 franga satın almakla kalmadılar, Pennsylvania Üniversitesinin fahri doktora kararını bildirdiler. Tablosunu çerçevesinden çıkartıp, rulo yapıp kaldırdılar. Ta ki, 100 yılı aşkın bir zaman sonra “Osman Hamdi ve Amerikalılar” konulu sergi için tablo bulunup çerçeveleninceye kadar depoda kaldı. Bir müddet sonra yalısındaki bir davetten ayrılmak üzere kendisiyle vedalaşan Amerikalıya Osman Bey “Şu sandıkları ne zaman alacaksınız?” demesi üzerine, “Majesteleri ne zaman emir buyurursa” yanıtını alınca, “Verdim bile” diyerek Assos’taki eserlerimizin iznini verivermişti. Osman Hamdi Bey, ne yazık ki, arkeoloji ve tarih konusunda yeterli bir bilince sahip değildi. Eğitimi, Paris’te iki yıl babasının isteği üzerine, gönülsüz kayıt yaptırdığı hukuka devamından ibaretti. Okulu bırakıp resim atölyesine gitmişti. Kısacası lise mezunu sayılabilirdi. Ama sadrazam çocuğu oluşu, Sultan’ı yakından tanıması kapıları açmıştı. Oysaki Osman Hamdi’nin arkasındaki bu güçlü destek ülkemiz için bir fırsat olabilirdi. O yıllarda arkeoloji bilimi çoktan gelişmiş, üniversitelerde kürsüler kurulmuş, müzeler açılmış, sayısız kitaplar yayınlanıyordu. Mustafa Kemal yeni doğmuş, bu yıllarda Marx Kapital’ini, Darwin Türlerin Kökeni’ni yayınlamıştı. Dünyadan habersiz bizim bazı aydınlarımızdı. Büyük olasılıkla Osman Hamdi, eserlerin önemini kavramadığı için belki de, “Bizde eser çok, birazını alsalar da olur” diye düşünüyordu. Sorumlu olduğu dönemde Avusturyalılar 211 metre boyunda Trysa Anıt Gömütünün kabartmalarını ve üç eşsiz büyük lahdi taşırken sadece Demre’deki gümrük memuru direnmişti. Avusturyalılar eserleri gemiyle götürürlerken eserleri yasa gereği korumakla yükümlü olan kendisi, üç lahitten birisini İstanbul’daki müzeye istemekle yetinmişti. Onlar da seve seve getirip tek eseri bırakmışlardır. Eserlerin gidişi yasal değildi, 1884 Yasasını yürürlüğe koyan yasama kurumunun izni olmadan götürülürken sorumlu kişi karşı çıkmamış, yasayı uygulamamıştı. Hatta ofisine birkaç yüz metre uzaktaki Ayasofya’nın haziresinde bulunan II. Selim’in türbesinin çinisiyle, Piyale Paşa Cami’nin çinilerinin Fransızlar tarafından soyulmasından da haberi olmamıştı.

Carl Humann, Bergama heykellerinden biri ile poz verirken. Winnefeld, Hermann, Die Friese des Grossen Altars, Reimer, Berlin, 1910

Humann, yasaya karşın pervasız davranışını sürdürüyor, 1888’de varlığından haberdar olduğu, Gazi Antep, İslâhiye yakınındaki Zincirli Hitit eserlerine yöneliyordu. Bu eserlerden haberdar edilen Osman Hamdi Bey, Nemrut’a meclis kararıyla giderken, eserleri görmüş ama eserlerin öneminin farkında değildi. Dahası eserlerin Hitit eserleri olduğunu anlayamamıştı. Human yüzlerce kaya kabartmasını ana kayalardan 20 cm. kalınlığında kestirerek, kağnılarla İskenderun Limanına oradan gemiyle Berlin’e taşıdı. Osman Hamdi Bey Beyrut’a giderken Humann’a telgraf çekerek İskenderun’da görüştü ve İstanbul’a gidip dilekçe vermesini istedi. 26 eserlik bir izni sembolik almasına karşın, Zincirli’den yüzlerce Hitit eserini Berlin’e götürdü.

Osman Hamdi Bey ve C. Humann 1910 yılında öldüler. Çok değil 12 yıl sonra 1922’de Sardis’ten 56 sandık eseri gemiyle kaçıran Amerikalıların, 1923’te Genç Cumhuriyetçilere kazı iznini yenilemek için başvurmaları üzerine: “56 sandık eserimizi İzmir’den götürdüğünüzü öğrendik, o eserler geri gelmedikçe size artık kazı izni yok” duruşu bir yıl içinde eserleri geri getirtti. Osman Hamdi Bey hiç değilse İkinci Meşrutiyet’ten sonra bir duruş sergileyebilirdi. Ama yapamadı.

Müze-i Hümayun Müdürü Hamdi Bey’in usulsüz olarak Avrupa müzelerine gönderilen asar-ı atika haberleri üzerine görevinden istifa etmesi. Osmanlı Arşivi, MKT. MHM.534.13

Humann İzmir’de bir kilisenin bahçesine gömüldü. 1954’te Ankara’da hükümetle görüşen Alman başbakanı, Türk başbakanı Menderes’ten Humann’ın gömütünün “Emek verdiği, keşfettiği” Bergama’ya naklini istedi. Bilinçsiz başbakan hemen nakline emir verdi. Soyduğu Zeus Altarı’nın önünde bir mermer blok altında, başucunda bir selvi eşliğinde ödüllendirilmiş yatıyor. 1866’dan beri Almanlar aralıksız Bergama’yı kazıyor. Aydınlarımız yüz yıl öncesinin sessizliği içinde, herhangi bir sorgulama yapmıyor. Tersi olsaydı, 1866’da Berlin’de Osmanlı arkeologları kazıya başlasaydı, Alman aydınları, başbakanları sessiz kalır mıydı? Sessiz kalsalardı biz onlar için; ya ‘hiç tarih ve tarihi eser bilinçleri yok’ ya da ‘çok pısırıklar’ demez miydik?

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Karlar ve Karca

Mısırlı firavun Psammetichus I Mısır üzerindeki gücünü garanti altına almak için askeri yardıma ihti...

Likler ve Likçe

Likçe yazıtlar, 19. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde, bu yeni dil oldukça kafa karıştırıc...

Lidya Halkı ve Lidce

Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. 19. yüzyıl kâşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış anca...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız