Antik Dönem Antalya'sında Doğa ve Sismik Olaylar

Antalya, doğuda Gazipaşa’dan batıda Patara’ya kadar uzanır. Antik dönemde bu alan Likya bölgesinin büyük bir kısmını, Pamphylia’nın tamamını, güney Pisidia’nın bir bölümünü ve Kilikia’nın batı kısmının çoğunu kapsar. Tüm bölge güneyde Akdeniz ve kuzeyde Elmalı’da 3.086 metre yüksekliğindeki Kızlar Sivrisi, Alanya tarafında Gündoğmuş’da 2877 metre yüksekliğindeki Geyik Dağ, antik liman kenti Phaselis’de 2365 metre yüksekliğindeki Tahtalı Dağ ve Kemer’in arkasında kalan Teke Dağ gibi dorukları olan Batı Toroslar tarafından sınırlandırılmıştır.

  • Yazar : T. Mikail Patrick DUGGAN
  • Tarih : 3 ay önce

Perge’de, Hellenistik kent kapısının her iki tarafındaki yuvarlak kuleler deprem hasarının kanıtlarını taşımaktadır. Perge Antik Kenti, AA Fotoğraf Yarışması. Fotoğraf ©Hilmi Koçak

Toros dağ sıralarının kırılmış kireçtaşı kayaları, deniz yatağında birikmiş ölü deniz canlılarının orijinal tabakalarıydı. Bunlar kireçtaşı tabakalarıyla sıkıştırılmışlardı. Sonrasında Alpin Orojenezi ve Tersiyer zamanında tektonik levha hareketiyle birkaç kilometre yükselmiş, Avrasya tektonik levhaları ile birlikte Afrika ve Arap levhaları arasında süregelen bir çarpışmayı üretmiştir. Afrika ve Avrasya levhaları arasındaki hareketli sınırın bir kısmını isimlendiren Güney Anadolu Fayı, Antalya kıyılarındaki deniz yatağındadır. Bu fay, Adana’dan Kıbrıs’a, Antalya’yı geçerek Rodos-Fethiye’ye ve batıda Girit’e kadar ulaşarak tüm Güney Anadolu kıyı şeridi boyunca uzanır. Bu fay üzerindeki sismik harekete bağlı oluşmuş olan büyük depremler, Kuzey Anadolu Fay hattında görülen yaklaşık 50 yıllık deprem frekansı gibi ortaya çıkmamış olup, uzun süreli hafif hareketlilik sonrası bir büyük deprem ya da 20-30 yıllık süre içinde bir seri deprem silsilesi üstüne tekrar bir ya da iki yüzyıllık nispeten sakin bir dönem olarak gözlenmektedir. Jeolojik ve sismolojik gerçeklerin bir sonucu olarak, milyonlarca yıldır yerkabuğu hareketleriyle üretilen sismik hareketler, karada ve deniz kıyısı açıklarında devam ediyor ve depremlerle birlikte tsunamiler ile sonuçlanıyor. Bu sismik olaylar, bölgedeki insan yaşamından çok daha önce başlamış, tarihi kayıtlara göre tarih boyunca tekrar ederek meydana gelmeye devam etmiştir ve tahmin edilebilir bir gelecekte Antalya bölgesi üzerindeki etkilerini hissettirmeye de devam edecektir. Bölgede bilinen en eski deprem ölümü, Prof. Dr. Işın Yalçınkaya ve ekibi tarafından gerçekleştirilen ve bölgenin 500 binyıl öncesine ışık tutan Antalya’ya 27 kilometre uzaklıktaki Karain Mağarası kazılarında bulunan ve üzerine bir kayanın düşmesi sonucu ölen Erken Tunç Çağına tarihlendirilen bir kadın iskeleti ile belgelenmiştir.

Toros Dağları

Bu dağ sırası antik dönemde boğayla ilişkilendirilmiş, bundan dolayı da Toros Dağları/ Boğa Dağları olarak isimlendirilmişti. Büyük boğanın toynaklarını yere vurmasıyla depremler oluşuyordu. Poseidon’un karadaki depremleri ve denizdeki tsunami gibi dalgaları da içeren sarsıntılardan sorumlu olduğu düşünülüyordu. Bundan dolayı Poseidon’un epitheti “yeri sarsan” “ennosigaios” idi. Poseidon’un, Antalya’nın bir Pisidia kenti Termessos’un da üzerinde yer aldığı bir dağ sırası olan Bey Dağları’nda yaşadığı düşünülüyordu. Depremlerin korkunç tehlikesinden dolayı, yıkıcı sismik dalgaların uzaklaştırılmasına yönelik girişimlerde Poseidon’a ithafen “asphalios” “dengeleyen”, “gaiaochos” “yeri tutan” epithetleri de yazıtlarda sıklıkla kaydedilmişti. Poseidon’un deprem ve tsunami dalgalarına ilişkin rolü, bölgede erken tarihlerde büyük ölçüde Zeus ile ilişkilendirilmişti. Termessos’ta Zeus Solymos’a ithaf edilen (kentteki en büyük tapınaktır ve muhtemelen Poseidon’a ithaf edilen daha önceki bir tapınağın temelleri üzerine inşa edilmiştir) ve Selge’de Zeus’a adanan tapınaklar, ayrıca Neapolis, Cyaneae ve Oinoanda gibi şehirlerde “Zeus Soter” (tehlikelerden koruyan Zeus) epitheti ile sıklıkla karşılaşılan yazıtlar bu bölgedeki bütün kentlerin depremle karşılaşmış olduğunu gösterir. Bu yazıtlar genellikle tapınaklara veya bir deprem sonrasında hayatta kalanlar tarafından teşekkür amacıyla yeniden Zeus’a ithafen yazılmıştır. Geç antik dönemde sismik olaylar Hristiyanlar tarafından Tanrının öfkesi olarak olarak tanımlanmıştı. Antik dönemde Antalya’daki depremler taş binaların yıkılmasına ya da hasar görmesine sebep oldu. Büyük taş bloklardan ve sütun tamburlarından inşa edilmiş olan tiyatrolar ve tapınaklar da büyük ölçüde tahrip olan yapılar arasındaydı. Taş lentolar ve duvarlar çatladı, depremlerle birlikte yangınlar çıktı, zehirli gazlar etrafa yayıldı, insan yapımı su temin sistemleri tahrip oldu ve yerini doğal kaynaklar ve akarsular aldı. Ayrıca tektonik hareketin bir sonucu olarak, tüm Likya kıyı şeridinin çökmesiyle Kekova, kıyıda batık bir kent halini aldı. MS 68’de Pseudo-Sibylline kehanetlerinde kaydettiği gibi, bazen tsunami dalgaları, denizin karanlık suyunu, alçak kıyı bölgelerinden bir kilometre ya da daha fazla içeri taşıdı.

“Günün birinde denizin karanlık suyu, Gök gürültüleri ve depremlerle birlikte gürültüsünü sonlandıracak Tanrıya olan saygısızlığından dolayı Patara’nın”

Bu olaylardan bazılarının gücünün büyüklüğünü anlamak zordu. Olaylardan etkilenen alan devasa idi, ortaya çıkan sonuç ise alabildiğine geniş bir alana yayılmıştı. Örneğin, MS 142’de büyük bir deprem ciddi bir şekilde Rodos’taki, Kos’taki (İstanköy) ve Likya’daki, Karia’daki, Pamphylia’daki şehirleri tahrip etti. Pausanias şöyle anlatır: “Likya ve Karia ve Kos şehirleri şiddetli bir depremle yerle bir oldu. İmparator Antonius Pius (138-161 yılları) büyük miktarda para ile yardımlarına geldi ve restorasyonları için yoğun destek sağladı.” Rodos kentlerinin doğusunda denizde oluşan bu deprem, ayrıca Rodos’u, Telmessos’u (Fethiye) ve İstanköy’ü (Kos) vuran tsunami deniz dalgalarıyla da bağlantılıydı. Aristides Aelius (MS 129-189) “Rhodiakos” konuşmasında: “...ve hatırlıyorum, o ölümcül öğlende, o felaketin başladığı, denizin sakin olduğu... ve tüm deprem gücü şehre doğru yöneltilmişti... Sonra deniz suyu geri çekildi ve limanlar kurudu... ve limanlar kuru toprağa dönüştü... ve her şey aynı anda oldu: denizdeki deprem, bulutlar, kükreme, ağıtlar, ölü bedenlerin sesi, zemin çökmesi... Her şey çöktü.” Bu devasa depremin ardından yeniden inşa faaliyetleri imparatorun çok varlıklı arkadaşı Lyciarch, Rhodiapolisli Opramoas tarafından finanse edildi. Yeniden inşa faaliyetleri Patara, Ksanthos, Tlos, Olympos, Corydalla, Choma, Podalia, Arykanda, Oinoanda, Phaselis, Cyaneae, Aperlae, Nysa, Sidyma, Gage, Arneai, Akalissos, Myra, Termessos ve Perge’deki yıkılmış ya da tahrip olmuş tiyatro, tapınak ve diğer büyük kamu binalarının rekonstrüksiyonunu kapsamaktaydı. Yine MS 529 yılında büyük bir deprem bölgeyi vurdu. John Malalas (491-578) şöyle kaydetti:  “O yıl, Likya’nın metropolü Myra, Tanrının gazabına uğradı ve İmparator (Justinian I r. 527- 65) cömert bir şekilde hayatta kalanlar ve şehir için yeniden inşa desteğinde bulundu.”

Fay hattı üzerinde kalan Roma sur duvarından kopan bir bölüm Kekova yakınlarında suya gömüldü. Bu büyük deprem aynı zamanda Andriake, Patara, Ksanthos ve sahil boyunca yer alan diğer şehirlerde de yapıları tahrip etti. Depremlerin ardından yürütülen onarım çalışmalarına dahil olan şehirlerde kesin kanıtlar mevcuttur: deprem sonrasında yapı malzemelerinin yeniden kullanılması, su kemerleri, su temin sistemleri ve sarnıçların tahribatı ve yıkımı. Örneğin MS 2. yüzyılda inşa edilen Aspendos su kemerleri, MS 4. yüzyıldaki bir depremle tahrip olmuş ve taşları Eurymedon (Aksu Çayı) üzeirnde inşa edilen bir Roma köprüsünde yeniden kullanılmıştır. bloklarının MS 4. yüzyılda Eurymedon (Aksu Çayı) üzerine inşa edilen Roma köprüsünde yeniden kullanılmıştır. Bu büyük Roma köprüsü daha sonra bir depremle yıkılmıştır. Hala kalıntılarının bazıları yerinde olan bu Roma köprüsü, sonrasında yeniden kullanılmıştır. Bu kalıntılar, modern köprünün yanı sıra bugün nehre yayılan 13. yüzyıl Selçuklu köprüsünün ayaklarına temel oluşturmuştur. Perge’de, Hellenistik kent kapısının her iki tarafındaki yuvarlak kuleler, geçmişteki bir deprem hasarının kesin kanıtlarıdır. Antik dönemde sismik felaket gerçeğine ve risklere yönelik çeşitli tepkiler vardı Antik dönemde sismik hareketlerden sorumlu olduğu düşünülen tanrıya yönelik dualar ve bu hareketlerden korunmak amacıyla yazılan yazıtlar vardı. Tsunami ve zaman zaman deniz akıncılarının köleleştirme tehdidine karşılık bir önlem olarak etrafı duvarla örülmüş olan ticaret amaçlı liman kentleri dışında, bu sahil şeridinin alçak kesimlerinde birçok yerleşme kurulmuştur.

 

Termessos Antik Kenti, AA Fotoğraf Yarışması. Fotoğraf ©Birsen Kargı

Su Yok, Kent Yok

Selge’de (Manavgat), kente su teminini sağlayan pişmiş toprak borular ve Roma su yolları MS 3. yüzyılda bir depremle yok oldu ve şehir terk edilmek zorunda kalındı. Benzer bir durum MS 5. yüzyılda büyük ölçüde terk edilen Termessos için de söz konusudur. Sismik hareket sırasında, Termessos’un son derece kapsamlı su toplama ve depolama sistemine ait sarnıçlar çatlayıp açılmıştı. Benzer durumlarda su sistemleri ya onarıldı ya da kent sakinleri kenti terk etti.

Yapısal Yanıtlar: Sismik darbe emiciler

Antik dönemde çeşitli yapı teknikleri, depremlerin binaları tehdidine karşılık geliştirildi ve yüzyıllar boyunca da büyük ölçüde değiştirildi. Bunlar; • Moloz taştan teraslar üzerine inşa edilen taş evler: Son 1.500 yılda bu evler, doğrudan zemine inşa edilen evlerden çok daha az zarara uğradı. Moloz taştan inşa edilen bir teras sadece bir yerleşmenin dik vadi yamacında yer almasına olanak sağlamakla kalmadı, aynı zamanda bu terasların kendisi denizdeki bir sal gibi hareket ederek sismik hareketin oluşturduğu şok dalgalarının emilimini sağladı. Bu durum MS yaklaşık 6. yüzyılda, Antalya yakınlarındaki Neapolis antik kenti teras evlerinde görülmektedir. • Kurşun içine yerleştirilmiş demir kelepçelerle birbirine tutturulan masif taş bloklar ve sütun tamburlarının kullanımı: Kelepçelerin etrafındaki kurşun, bir yapıdaki deprem gücünün belirli bir miktarını emer ve taşın kendi ağırlığı gerekli hareket direncini sağlayarak deprem sırasında açığa çıkan yanal hareketlerin etkisini azaltır. Dikey derzlilere oranla açılı kesilerek sıralanmış olan taş bloklar, derz açılmasını ve ayrılmasını azaltır. • Yüksek taş blok sırasının hemen ardından dar bloklar ve onların da ardından yine uzun taş blokların duvar yüksekliği boyunca tekrar ederek kullanılması veya moloz duvarda bir tuğla dizisi oluşturulması: Duvarda hatıl olarak görev yapan ince sıra, sarsıntı sırasında üst yapının temelden gelen hareketinin yukarıya iletilmesini engeller. Bu sarsıntı sırasında yatay yer hareketleri nedeniyle duvarda oluşan gerilme ve basınç yüklerini en aza indirger. • Toprak dolguyla ayrılmış, taştan yapılmış iç ve dış cepheye sahip duvarlar: Toprak dolgu darbe emici görevi görür. Alçak yapılarda yüzeysel temel ve moloz taş duvarlarda düzenli aralıklarla yerleştirilmiş olan darbe emici hatıl sırası gibi geleneksel anti-sismik bir kültüre bağlı olan bu yapı tekniklerinin bazılarının geçmişi Tunç Çağına kadar uzanır. Bunlar Antalya’da 1960’lı yıllara inşaatta kullanılan yapı teknikleridir.

MÖ 227 – MS 565 YILLARINA AIT BAZI SISMIK OLAYLARIN KRONOLOJISI

MÖ 227 - Likya, Karia ve Rodos, Sidyma gibi şehirleri tahrip eden şiddetli bir depremle sarsılmış, yazıtlara göre evler, surlar ve kuleler tahrip olmuştur.

MS 23 – Patara tiyatrosunda bulunan bir yazıt, tiyatronun İmparator Tiberius (r.13-37) zamanındaki muhtemelen MS 23’teki bir depremden sonra Apollon’un rahibi Polyperchon tarafından onarıldığını yazar. Aynı zamanda bu depremle Antiphellos (Kaş) tiyatrosu da zarar görmüştür.

MS 68 – Hem Myra hem de Patara’yı deprem ve tsunami vurmuştur. Dio Cassius kayıtlarına göre “deniz Mısır’dan çok uzakta geri çekilmiştir ve (kıyı) Likya’nın büyük bir kısmını kaplamıştır”. Patara’nın su kemerine zarar vermiştir.

MS 142 – Büyük bir deprem Rodos, Kos, Karia, Likya ve batı Pamphylia yapılarına ciddi zarar vermiştir.

5 Ağustos 240 – Arykanda bir gece depremle sarsıldı ve sahne yapıları hasara uğradı. Ayrıca Phaselis, Arneai ve Perge’de de tahribat vardı.

21 Temmuz 365 5.30 – 7.5 şiddetindeki büyük bir deprem ve Girit’in güneybatı kıyısında 8 metreye kadar yükselen bir tsunami ile karşılaşıldı. Bu depremin sarsıntıları bin kilometre uzaklıktaki Sicilya’da, Yunanistan’da Paphos’ta ve Mısır’da İskenderiye’de hissedildi. Sarsıntılar günümüz Antalya ili yapılarına, Aspendos su kemerine zarar verdi ve sahil yaklaşık 2 metre – 5 metre yüksekliğindeki tsunamiye maruz kaldı.

MS 529 – Büyük bir deprem ve tsunami dalgası, Myra’nın da içinde olduğu Likya kıyısını vurdu.

MS 565 – Arykanda’da deprem oldu. Hristiyan bazilikasını tamamen tahrip etti ve kent terk edildi. En fazla 1000 kişilik çok daha az sayıdaki bir nüfus, daha küçük bir kentte, vadinin aşağısındaki Arif’in surlu kentinde yaşamaya devam etti.

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Ayasofya'nın "Halk Bilimi"

Ayasofya bir harikadır! Güzelliği ve boyutu büyülüyor ve bir açıklama bekliyor. Nasıl tasarlandı ve nasıl ...

Ayasofya'nın mozaikleri: Propagandif Sanat

Ayasofya’nın mozaikleri son günlerde yine çok gündeme geldi. Aslında son günlerde Ayasofya’nın ...

Ayasofya'da Fossati Kardeşlerin Onarımları ve Yeni Eklemeler

Mimar kardeşler Gaspare (1809-1883) ve Giuseppe (1822-1891) Fossati’nin İstanbul’a yollarının düşmesi, R...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız