Giricano; Anadolu ve Mezopotamya Arasındaki Yukarı Dicle Bölgesi

Ocak 1999’da Münih Üniversitesi, Yakın Doğu Arkeolojisi Enstitüsü, Ankara’daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Tarihsel Çevre Değerlerini Araştırma ve Uygulama Merkezi aracılığıyla, Fırat ve Dicle nehirleri boyunca yeni barajların su havzalarında yapılacak kurtarma kazılarına katılmaları için Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığından bir davet aldı. Dicle ve onun en doğusundaki kolu olan Botan Çayı boyunca yapılan ilk keşif gezisi, bölgenin muazzam arkeolojik ve tarihi potansiyelini ortaya koymuştur. 2000 yılı ilkbaharında, TAÇDAM’dan temsilcilerle birlikte yapılan yüzey araştırması, Giricano’da yapılacak çalışmayı mümkün kılmış ve özellikle Botan Vadisi hakkında daha sonra Ege Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen çok başarılı araştırmaların temelini oluşturan bilgiler sağlamıştır.

Giricano’da, Dicle’nin kuzey kıyısında bulunan, hafifçe yükselen ve buzul çağa ait olan bir nehir terasında yapılan önceki yüzey araştırmalarında, MÖ 2. ve 1. binyıla ait yerleşimler görülmüştür.

Dicle’nin güney kıyısında bulunan Ziyaret Tepe kentsel alanı ile ilişkilendirilerek, özellikle Assur varlığının evreleri sırasında bir köy ve şehrin karşılaştırmalı çalışması, araştırmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Ayrıca, Torosların kuzeyinde Doğu Anadolu ve Tur Abdin’in güneyinde Mezopotamya arasında kalan Yukarı Dicle Bölgesi’nin kültürel-tarihi konumu artzaman yaklaşımı ile analizi amaçlanmıştır.

Diyarbakır’daki müze müdürlüğünün idari öncülüğünde ve yazarın bilimsel sorumluluğunda Giricano’da gerçekleştirilen kazılar, tepenin her tarafına yayılmıştır. Büyük çaplı kazılar sayesinde yerleşmenin tarihi açıklık kazanmış ve bazı katmanlarda eş evreli mimari özellikler bile ortaya çıkarılmıştır. Toplamda, kronolojik olarak tanımlanmış yedi yerleşim dönemini içeren en az 19 yapı katmanı tespit edilmiştir.

 Batıdan Giricano (2002); Orta Tunç Çağ tabakası kazıları görülebilmekte; sağda Dicle ve arkada Tur Abdin görülmekte. (foto: A. Schachner)

Orta Çağdan erken modern zamanlara kadar mezarlık olarak tekrar kullanılmasının dışında, yerleşim uzun bir boşluk ile ayrılan iki büyük evreden oluşmaktadır.

1. evre Ubeyd dönemi sonundan Nineve 5 dönemine [yaklaşık MÖ 4500/4200-2900/2800]

2. evre ise Orta Tunç Çağdan Erken Demir Çağına [yaklaşık MÖ 1850/00-500] tarihlenir.

Her ne kadar herhangi bir kontekstten bağımsız olarak ele geçen dağınık buluntular Halaf ve Ubeyd dönemlerine ait eski bir yerleşimin varlığına işaret etse de, korunagelmiş yerleşim Geç Kalkolitik Dönemin erken evresinde [LC1] ana toprak üzerinde inşa edilmiştir [yaklaşık MÖ 4500-4200]. Yerleşim, MÖ 4. binyılın ikinci yarısında sosyo-kültürel doruk noktasına ulaşarak, MÖ 3. binyılın ilk çeyreğine kadar sürekli olarak gelişim yaşamıştır. Maddi kültüründe hafif Geç Uruk etkileri görülen bu evre, Kuzey Mezopotamya’daki yerleşim yerlerinde paralelleri bulunan, höyüğün en üst noktasının üzerine muhtemelen kült amaçlı bir yapının kurulması ile karakterize edilmektedir. Diyarbakır ve Batman arasındaki Yukarı Dicle’nde hiçbir yerleşim yerinde buna benzer bir kompleks mimariye rastlanmadığından, Giricano’nun bu dönemde bölgesel bir merkez olması ihtimali vardır.

İkinci bir dolgudan ele geçen Halaf dönemine ait terracota boğa parçası. (foto: A. Schachner)

Radyokarbon tarihlemesi bu yerleşim evresinin muhtemelen MÖ 4. binyılın son yüzyılında bittiğini göstermektedir. Yerleşimin yüksek ihtimalle bir deprem sonucu yok olması dikkat çekicidir. Nineve 5 dönemine ait, küçük ölçekli yapılara sahip, muhtemelen kısa ömürlü yerleşimse tarihöncesi döneme ait gelişimin sonunu işaret etmektedir. Giricano’da güney yamaçtaki basamak açmada ortaya çıkarılan Geç Kalkolitik yerleşim katmanları, Ubeyd döneminin sonundan MÖ erken 3. binyıla kadar olan süreçte Yukarı Dicle vadisindeki kültürel gelişime kesintisiz bir genel bakış sağlayan bölgedeki tek örnektir. Seramikler ve mimari, şu ana kadar sadece günümüz Kuzey Irak ve Kuzeydoğu Suriye’sinde belgelenmiş kültürel gelişimle yakın bir ilişki göstermektedir.

Farklı yapı katmanlarından ele geçen Geç Kalkolitik çanak çömlek. (foto: A. Schachner)

Öyle görünüyor ki, Dicle boyunca Tur Abdin’in kuzey ve güneyindeki bölgeleri, Toroslardan Erbil ovalarına kadar ulaşan, fakat Suriye ve Türkiye Fırat’ı boyunca uzanan bölgelerden açıkça ayırt edilebilen ortak bir kültür bölgesi oluşturmuşlardır. Nineve 5 dönemindeki yerleşimin sona ermesinden sonra Giricano yaklaşık bin yıl boyunca kullanılmamıştır. Ancak MÖ 2. binyılın başlarında, Orta Demir Çağa kadar aralıksız ulaşan üç büyük yapı dizisi [AC] ile birlikte yerleşimde yeni bir evre başlar. Orta Tunç Çağa ait bu ardışık yapılar, doğal olarak büyüyen bir köye değil, aksine her biri geniş bir avlu etrafına yerleştirilmiş, ekonomik işlevlere sahip planlanmış yapılara benzemektedirler.

Giricano kazılarının havadan görünümü (2002, yukarısı kuzey); kuzeydeki kesitlerde Orta Tunç Çağ yapıları görülmekte. (foto: A. Schachner, J. Heigermoser).

Bu dönemin maddi kültürü, göz alıcı koyu kırmızı ve koyu mor astarlı kaplarla karakterize edilmektedir. Bu karakteristik çanak çömleğin dağılımı Diyarbakır’dan Siirt’e uzanan Yukarı Dicle bölgesi ile sınırlıdır, böylece MÖ 2. binyılın ilk yarısında bölgesel bir kültür somut olarak ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, Doğu Anadolu seramikleriyle olan sıkı olmayan ilişki kendini gelişigüzel boyanmış kaplar gösterirken, oldukça nadir bulunan Nuzi ve Habur boyalı seramikleri Tur Abdin’in güney bölgeleri ile olan teması da kanıtlamaktadır.

Orta Tunç Çağ çanak çömlek: a. bölgesel olarak belirlenmiş mor astarlı mal grubu; b. doğu Anadolu ile ilişkili boyamalı kap. (foto: A. Schachner)

Mitanni Döneminde, büyük ölçekli yapılar yerlerini kazılan alanlarda son zamanlardaki bozulmalar nedeniyle herhangi bir yapısal bağlantı göstermeyen daha basit yapılara bırakmıştır. Bununla birlikte, ele geçen çanak çömlek ve birkaç silindir mühür Giricano ve Yukarı Dicle’nin Mitanni İmparatorluğu’nun kültürel olarak egemen olduğu bölgenin bir parçası olduklarına işaret etmektedir.

Mitanni dönemi oyma işi (çizim: C. Wolff)

Her ne kadar mimari olarak bu dönem ve sonrasında gelen, iki yapı katmanında görülen Orta Assur Dönemi arasında bir fark bulunamamış olsa da, çanak çömlekteki fark açıkça görülmektedir. Her iki evrede de, Suriye ve kuzey Mezopotamya’dan oldukça iyi bilinen tek çeşit ve seri üretim seramikler, Yukarı Dicle bölgesinde de tipolojik olarak tamamen aynı şekilde görülmektedir. Bu, bölgenin yalnızca Mitanni ve Orta Assur imparatorluklarının kültürel, politik ve sosyo-ekonomik yapılarının ayrılmaz bir parçası olduğunu değil, aynı zamanda bu kültürlerin küçük köy yerleşimlerine kadar nüfuz ettiğini göstermektedir.

Bu yorum, ağzı kapalı bir kap içerisinde ele geçen on beş çivi yazılı tablet sayesinde doğrulanmaktadır. Güneşte kurutulmuş bu çiviyazısı tabletler, M. Roaf’ın çabaları sayesinde Diyarbakır’da modern bir seramik fırınında pişirilmiş ve korunabilmişlerdir. Üzerinde belirtilenlerle MÖ 1068/67’e tarihlenen yazıtlar sayesinde, sadece yerleşmenin adının “Dunnu-ša-Uzibi” olduğu ve aynı zamanda bu yerin sahibinin bir Tušhan [Ziyaret Tepe] yerlisi “Kidin-Sin oğlu Ahuni” olduğu da öğrenilmiştir. Öyle görünüyor ki, Giricano, yılın büyük bölümünü nehrin karşı kıyısındaki Tušhan kentinde geçiren bir toprak sahibine ait tarım ve çiftlik yerleşimiydi. Böylece bölgede bilinen diğer Assur yerleşimleri göze alınarak, tarımsal kullanım sisteminin rekonstrüksiyonu yapılabilir.

Çiviyazısı tabletler ve kap. (foto: P. Bartl)

Orta Assur tabakasının mimari yapıları, Qasrij Cliff ve Tell Bderi’deki yapılarla benzerlik gösteren çok geniş bir çukur etkisinde kalmıştır. Bu yapı muhtemelen hasadın şehre taşınmayan ve alanda bir sonraki sene kullanmak için saklanan kısmını saklamaya hizmet etmiştir. Ayrıca diğer bilinen dunnularla [ör. Tell Sabi Abiyad’da], bir Orta Assur yerleşimi olan Giricano karşılaştırıldığında, bu idari terimin çok farklı mimari yapıya sahip yerleşimler için kullanıldığı görülmektedir. Suriye’de Balikh’te nehrin kenarında bulunan Tell Sabi Abiyad iyi güçlendirilmiş bir kraliyet mülküyken, Dunnu-ša-Uzibi kuzey Mezopotamya’da çok sayıda belgelenen daha “normal” bir dunnu izlenimi vermektedir. Aynı zamanda, Giricano’da stratigrafik olarak ardı ardına gelen katmanlar, Mitanni’nin yerleşimin bu dönemde kuzey Mezopotamya idari kaynaklarında “dimtu” olarak bahsi geçen bir yerleşim olduğu ihtimalini önermektedir.

Orta Assur hakimiyetinin sona ermesiyle, maddi kültüründeki temel değişim özellikle yivli keramik grubu olarak adlandırılan tipik malzeme ile açığa çıkmıştır. Erken Demir Çağı Doğu Anadolu’nun karakteristik ürünü olan el yapımı ve yatay yivli çanak çömleğin varlığı önce Torosların güneyinde Dicle nehri boyunca yapılan kazılarla kanıtlanmıştır. Buna göre, bölge MÖ 9. yüzyılda Assur hakimiyetinin tekrar oluşturulmasına kadar, bu tip çanak çömlek ile karakterize edilen [yaklaşık MÖ 1050’den sonra] Doğu Anadolu kültürel bölgesine dahil olarak kalmıştır. Erken Demir Çağının bölük pörçük mimari özellikleri göstermektedir ki, bölgedeki diğer birçok yerleşimle benzerlik gösteren Giricano, muhtemelen sezonluk bir yerleşim olarak kullanılmış, mevsimlik yaylacılık sisteminde bir kış kampı olarak hizmet etmiş olabilir.

Diyarbakır Müzesine yolculuğa çıkmak için herşey toplanmış ve hazır; ama geç Kalkolitik pithosu nereye koymalı? (foto: A. Schachner)

Assurnasirpal tarafından Tur Abdin ve Toroslar arasındaki ovaların tekrar ele geçirilmesi ve Salmanasar III tarafından Assur iktidarının pekiştirilmesiyle MÖ 9. yüzyılın ilk yarısında nehrin güney kıyısındaki kent yerleşimleri tekrar Assurlulaştırılmıştır. Şehirler, Ziyaret Tepe/Tušhan örneğinin de kanıtladığı gibi, Assur taşra kentleri tarzında gelişim göstermişlerdir. Buna karşılık Giricano gibi sürekliliği olan köy yerleşimlerinin maddi kültürlerinde Assur ve yerel gelişimlerin bir arada var oldukları gözlemlenmektedir. Ayrıca, maddi kültürü yalnızca Assur’a ait olan ve muhtemelen çiftlik olarak kabul edilebilecek, bu dönemde yeni kurulan küçük köy yapılaşmalarının yerleşim sisteminin bir başka unsurunu oluşturur. Tepe üzerindeki Orta Çağ mezarlığın tahribatı nedeniyle, Giricano’daki Demir Çağının geç gelişimleri, buluntuların parça parça oluşu nedeniyle yalnızca sınırlı bir şekilde rekonstrüksiyon görebilir. Ancak, bir evin köşesinin ortaya çıkarılması ve burada korunmuş tüm kaplar açıkça göstermektedir ki tepe Geç Demir Çağına kadar yerleşim görmüştür [yaklaşık olarak Akhamenid dönemi]. 2003 yılında, Alman Araştırma Cemiyeti ve Türk kültür yetkililerine yönelik önceden belirtilmiş bilimsel hedeflerin çoğuna ulaşılmıştır. Kazı ile elde edilen kültürel kesit, bölgesel özerklik ve Doğu Dicle Bölgesine entegrasyonu arasında gidip gelen, bölgenin beş binyıllık olaylı tarihine olağanüstü bir kavrayış getirilmesine olanak sağlamaktadır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

8000 Yıllık Spatula

Yeşilova Höyüğü Neolitik Dönemine ait IV. Tabakada ele geçen yaklaşık 15 cm. uzunluğundaki spatula, &nb...

Urartu Kralı II. Rusa’nın Kalesi “Kef Kalesi”

Kef Kalesi, Bitlis ili, Adilcevaz İlçesi, Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında yer almaktadır. Kale,  ...

İsrail Kıyılarında 900 Yıllık Haçlı Kılıcı Bulundu

İsrail’in batısındaki Carmel kıyılarında dalış yapan Shlomi Katzin isimli bir dalgıç, deniz kabuklarıyla kaplı bü...