A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Hasankeyf Yok Olmasın » Aktüel Arkeoloji

Hasankeyf Yok Olmasın

UNESCO'nun on Dünya Mirası kriterinin dokuzunu birden sağlayan yeryüzündeki tek yerin, Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin varlık yokluk savaşı sürüyor. Köklerimize duyduğumuz sadakat ve vicdanımız, bizi Ilısu Barajı'nın sessiz bir şahidi olmanın ötesine geçerek Hasankeyf ve Dicle'nin yaşaması için çalışmaya zorluyor.

Dünyanın her yanında barajların getirdiği zararların sayısız örnekleri var. Barajlar, daha iyi bir yaşam ve iş imkanı vaad ederken, geride tahribat, çoraklaşma, göç ve ölüm bırakıyor. Bu nedenle Doğa Derneği, Hasankeyf’in yok olmaması için bir kampanya başlatarak tercihini doğanın ve uygarlığın yaşamasından yana kullandı.
Ömrü sadece onlarca yıl olan Ilısu Baraj Projesi’nin sunduğu gelecek çok açık: binlerce yıllık tarihin ve benzersiz doğal alanların yok olması. Projeye destek veren Avrupalı ülkeler, doğal ve tarihi değerleri yok eden böyle bir projeyi uygulamayı kendi ülkelerinde hayal bile edemedikleri için, bu projeden çekildi. Ancak Garanti Bankası, Akbank ve Halkbank’ın desteği ile proje inşaatına başlandı. Pek çok sanatçı, bilim insanı, siyasetçi ve sivil toplum kuruluşu yıllardır bu projenin iptal edilmesini, Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin UNESCO Dünya Mirası ilan edilmesini talep ediyor.

Hasankeyf Yok Olmasın Kampanyası

Doğa Derneği, 2005 yılından bu yana Hasankeyf ile ülkemizin son doğal büyük nehri olan Dicle Nehri ve bu bölgedeki Önemli Doğa Alanları’nın yaşaması için çalışıyor. Bölgedeki doğal yaşam üzerindeki en büyük tehdit ise dünyanın en tartışmalı baraj projeleri arasında yer alan ve Dicle Nehri üzerinde inşaatı devam eden devasa Ilısu Baraj Projesi.

Bu baraj tamamlandığı takdirde 12 bin yıllık tarihi olan Hasankeyf ve yüzlerce kültürel ve arkeolojik alan yok olacak. Ülkemizde on binlerce insan yurtlarından edilecek, dünya ve bölge ölçeğinde nesli tehlike altında olan canlı türlerinin önemli yaşam alanları yok edilecek. Baraj aynı zamanda Ilısu’dan Basra Körfezi’ne kadar uzanan binlerce kilometrelik nehir ekosistemini yok edecek. Irak’ta nehirden aldığı suyla gıdasını temin eden on binlerce insanı, Mezopotamya sazlıklarındaki binlerce canlı türünü ve bu sazlıklarda binlerce yıldır yaşam süren su bedevilerinin yaşamını da olumsuz etkileyecek.

 

Doğa Derneği; baraja alternatif olacak projeler sunarak ve hükümetin Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni UNESCO Dünya Mirası statüsüne aday yapması için talepte bulunarak, 2005’ten bu yana Ilısu Baraj Projesi’ni durdurmak amacıyla kampanyasını sürdürüyor. Bu doğrultuda, yerel halk ve arazi sahipleri, akademisyenler ve bilirkişiler, ulusal ve yerel sivil toplum örgütleri ve uluslararası organizasyonlarla birlikte çalışmalar yürütüyor.

Kampanyamız 2009 yılında, projeye kredi sağlayacak olan üç Avrupa kurumunun projeden çekilmesinde önemli rol oynadı. Mevcut bir desteğin ekolojik, sosyal ve kültürel endişelerden ötürü geri çekilmesi daha önce hiç söz konusu olmamıştı. Doğa Derneği’nin talepleri kampanyaya imza atan 100,000’in üzerinde destekçi ile güç kazanmaya devam ediyor.

Tanınmış yazar ve sanatçılar da Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni kurtarma kampanyasına destek veriyor. Bu isimler arasında ünlü yazar Yaşar Kemal, Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk, uluslararası insan hakları kampanyalarını yürüten ve alternatif Nobel Ödülü sahibi Bianca Jagger, halk şarkıcıları Kibariye, Şivan Perver ve Musa Eroğlu, müzisyenler Sezen Aksu, Erkan Oğur, Mercan Dede, aktörler Yıldız Kenter, Okan Bayülgen ve Ata Demirer, Almanya asıllı film direktörü Fatih Akın ve dünyaca tanınmış müzisyen Tarkan yer alıyor. Bütün bu isimler Ilısu Barajı’na karşı seslerini çeşitli yollarla duyurdular; bölgeye ziyaretlerde bulundular, fotoğraf sergileri açtılar, kısa filmler çektiler ve şarkılar yaptılar.


UNESCO Dünya Mirası

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) Dünya Mirası alanlarının, üzerinde bulundukları topraktan bağımsız olarak, dünyadaki tüm insanlara ait olduklarını belirtir.

Bu nedenle Birleşmiş Milletler dünyadaki kültürel ve doğal mirasın belirlenmesi, korunması ve muhafaza edilmesini destekler. Dünya miras listesine dâhil edilmek için her ülke; insanlık için olağanüstü evrensel değerde olan ve on seçim kriterinden en az birini karşılayan alanlarını aday göstermelidir.

UNESCO kriterlerini sağlayan Hasankeyf ve Dicle Vadisi şu ana kadar Türk Hükümeti tarafından aday gösterilmemiştir. Bu arada da halkın vergileriyle Ilısu Barajı’nın inşası başlamıştır. Proje, Türkiye’nin planlama sürecini yürütme şekliyle birlikte, birçok AB standardının dışındadır. Avrupa Parlamentosu ve komisyonu birçok kez projenin sorunlarına dikkat çekmiş ve hatta Hasankeyf’in UNESCO Dünya Miras Alanı olması yönünde görüş belirtmiştir.

Alan, 2009’da İstanbul Teknik Üniversitesinde akademisyen ve ICOMOS Türkiye’nin (Dünya Miras Listesine adaylıkları değerlendiren Uluslararası Anıtlar ve Alanlar Kurulu) başkanı olan Prof. Zeynep Ahunbay’ın hazırladığı rapora göre UNESCO’nun 10 Dünya Miras Alanı seçme kriterinden 9’unu karşılamaktadır.

On kriteri listeleyen ve Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin her bir maddeyi nasıl karşıladığını değerlendiren raporda açıklanan kriterlere bazı örnekler:

Yaratıcı insan dehasının ürününü temsil etmesi: Hasankeyf; Zeynel Bey Türbesi, Sultan Süleyman Camii, Hasankeyf Köprüsü ve Dicle Nehri’ne bakan Hasankeyf Kalesi gibi olağanüstü değerde şaheserleri barındırmaktadır. Özellikle Kale’nin kapıları ve Köprü türlerinin özgün mimari örnekleridir.

İnsan yerleşimine, toprak veya deniz kullanımına ilişkin bir örnek sunması, özellikle bu örneğin geri dönüşümü olmayan değişimlerin etkisiyle dayanıklılığını yitirmemesi: Özel konumu ve özgünlüğü göz önünde bulundurulduğunda, bu tarihi yerleşim olağanüstü bir koruma alanıdır. Su rezerv sistemi, mağaralar, taş evler ve yukarı çıkan patika üzerinde, kayaya oyulmuş bir çarşı, binlerce yılın sanatını ve zanaatlerini, becerilerini ve kültürel geleneğini yansıtmaktadır.

Üstün bir doğal mucize ya da istisnai doğal güzellik ve estetik önem arz eden alanlar içermesi: Ortadoğu’nun kurak toprakları ile Dicle Nehri’nin verimli tatlı suyunun bir araya gelmesi, eşsiz bir doğal güzellik ve Türkiye’den Basra Körfezi’ne uzanan olağanüstü estetik değere sahip, nadir nehir ekosisteminin oluşmasıyla sonuçlanmıştır. Bu doğal fenomenin özgünlüğü, Dicle Nehri’nin doğal peyzajıyla iç içe geçen anıtsal kültürel peyzajlar yaratan insan yerleşimlerinin katkısıyla daha da ileri düzeye taşınmıştır. Bu ahenk Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni küresel ölçekte özgün kılmaktadır.

Dünya tarihinin hayatın varlığı, kara parçalarının ya da önemli jeomorfik ve fizyografik detayların oluşmasında süre gelen önemli jeolojik süreçlerin önemli devrelerini temsil eden örneklerden olması: Dicle Nehri, Arap ve Anadolu levhalarının çarpışma bölgesinin güneyinde bulunmaktadır. Nehir yatağı bu çarpışmanın sonucu olarak oluşmuştur. Siirt’ten Dicle Nehri’ne ulaşan Sotan Deresi Vadisi, Ilısu Barajı’nın inşa edilmesi halinde büyük oranda su altında kalacaktır. Bu vadi, olağanüstü tektonik oluşumlar sonucu meydana gelmiş Türkiye’nin Büyük Kanyon’u gibi bir oluşumdur.

Doğa Mirası

Dünyanın en nadir güzelliklerinden biri olan Dicle Nehri iki önemli habitatı da barındırır: yarı çöl ve ağaçlıklı tundra. Vadi boyunca henüz geniş ölçekli bir bilimsel araştırma yürütülmediğinden burada gizli kalmış birçok türün olduğu tahmin ediliyor. Dicle Üniversitesi’nin verilerine göre Ilısu Baraj Projesi’nden etkilenecek 400 kilometrelik nehir alanının ancak yüzde 5’i ekolojik açıdan tam anlamıyla araştırılmış durumda.

Dicle aynı zamanda Türkiye’de üzerinde baraj bulunmayan son doğal nehir. Eğer Ilısu Barajı inşa edilirse bu nehir üzerindeki beş Önemli Doğa Alanı sular altında kalacak ve bu alanlardaki nadir canlı türlerinin nesli büyük ölçekte yok olacak.

Ilısu Barajı’nın alanda bırakacağı etkinin büyüklüğüne ve ciddiyetine rağmen, proje için herhangi bir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yapılmadı. Bu konuda, sadece 2005 yılında bir enerji firmasının yaptığı ismi ÇED raporu olan ancak aslında yüzeysel bir ‘çevresel çalışma’ bulunuyor. Bu ‘çalışma’da bölgenin flora ve faunasına yönelik herhangi bir araştırma yer almıyor ve barajın nehrin akışına olan etkisi değerlendirilmiyor. Uluslararası üniversiteler ve çevre örgütleri bu raporu standardın altında buluyor ve raporun firma çıkarlarına göre hazırlanmış olmasını eleştiriyorlar. Ayrıca, enerji firmalarının taraflı raporunun hatalarını ortaya koymak için Doğa Derneği, Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santral Projesi Çevresel Etki Değerlendirme Raporu İncelemesini yayınladı.

Nesli küresel ve bölgesel ölçekte tehdit altında olan türler de barajdan etkilenecek. Bu türlerden bazıları küçük akbaba, Fırat kaplumbağası, leopar sazanı, çizgili sırtlan, büyük kızkuşu, gökkuzgun, tavşancıl ve boz kirazkuşu. Bu canlılar yaşamlarını sürdürmek için tümüyle bölgenin habitatına bağlılar.

Ayrıca bugüne kadar bölgede tanımlanmış 40 balık türü bulunuyor. Bunların çoğunluğu nehir balığı olduğu için, bir baraj rezervuarında yaşayabilmelerine imkân yok. Bölgedeki mağaralarda yaşayan binlerce yarasa da barajın suları altında yok olacak.

Endemik Fırat kavağı, Fırat Nehri üzerindeki barajlardan çoktan etkilendi. Şimdi de Ilısu Barajı, Dicle Nehri etrafındaki yaşamlarını tehdit ediyor.

ILISU BARAJ PROJESİNİN TARİHİ

Ilısu Baraj Projesi, dünyanın en büyük sulama ve hidroelektrik güç projelerinden biri olan Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) bölümlerinden birini oluşturuyor. Baraj, Dicle Nehri üzerindeki ilk büyük baraj olacak ve depolama amaçlı düşünüldüğü için nehrin akışını enerji ihtiyacına göre engelleyecek.

Ilısu Barajı ile ilgili ilk tartışmalar 1950’lerde başladı ancak ilk fizibilite çalışmaları bundan tam 20 yıl sonra 1971’de yapılabildi. Avrupa finansmanını güvence altına almaktaki uzun süreli gecikme ve başarısız denemelerin ardından 2004 ve 2005 arasında kötü bir ün kazanmış olan Avusturyalı inşaat devi Andrtiz (daha sonraları VA Tech) tarafından bir ortaklık kuruldu.

 

2007’nin Mart ayında; Almanya, Avusturya ve İsviçre projeye onay verdi ve bir bilirkişi komitesi (CoE) gözetmenliği altında, 153 gerekçeye bağlı olarak ihracat kredisini üstlenmeyi kabul etti. Oysa 2008’in mart ayında CoE tarafından yayımlanan rapora göre hükümet bu gerekçelerin hiçbirini yerine getirmeden inşaatın ilk çalışmalarına başlamıştı bile.

Altı ay sonra hazırlanan ikinci CoE raporu ve artan proje karşıtı uluslararası protestoların ardından, Almanya, Avusturya ve İsviçre, Türkiye’ye çevresel başarısızlık maddesini harekete geçirdiklerini açıklayan bir mektup yolladı ve proje gerekliliklerini yerine getirmesi için 60 gün verdi. Türkiye bu gereklilikleri yerine getirmekte başarısız olunca tarih 180 gün daha uzatıldı.

2009’un Temmuz ayında, Türkiye’de ve dünyada projeye karşı artan protestolar nedeniyle Almanya, Avusturya ve İsviçre Ilısu Baraj Projesi’nden çekildiklerini resmi olarak açıkladı. Bir gün sonra ise Avrupalı bankalar da, Türkiye’yi 400 milyon euro açıkta bırakarak kredilerini geri çektiklerini açıkladı. Daha önce var olan hiç bir ihracat garantisi ekolojik, sosyal ve kültürel endişelerden dolayı iptal edilmemişti.

Bütün bu gelişmelere meydan okur görünen hükümet, baraj projesinin ulusal fonlarla devam edeceğini açıkladı ancak bu fonların kaynaklarını bildirmedi. 2010’un Ocak ayında Doğa Derneği, Ilısu Baraj Projesi finansmanının özel Türk bankaları Garanti Bankası (Doğuş Holding), Akbank (Sabancı Holding) ve devlet elinde olan Halkbank tarafından sağlanacağını açığa çıkardı.

2011’in Haziran ayında, Avukat Murat Cano’nun Ilısu Barajı’nın iptali için açtığı davada, Diyarbakır Mahkemesi tarafından tayin edilen bilirkişi komitesinin raporu açıklandı. Hasankeyf ve çevresindeki tarihi eserlerin korunmasına dair hiçbir planın olmadığı raporda açıkça belirtilmesine rağmen bilirkişiler projenin kamu yararına olduğunu iddia ettiler. Komitenin devlet için çalışıyor olması ve bağımsız hareket etmemesi nedeniyle rapor sonuçlarının geçerliliğini sorgulayan bir itiraz davası açıldı. İtirazda bilirkişilerin alanları dışına çıkan ve çalışma konuları olmayan değerlendirmeler yaptıkları da belirtildi.

Bir yıl sonra, Dicle Nehri’nin doğal akışını bozacak olan ana tünel inşaatları tamamlandı. Hükümet devam eden davaya rağmen, orada yaşayan yerel halka danışmadan, baraj nedeniyle evlerini kaybedecek olan insanlar için, Hasankeyf’in kuzeyinde yeni bir yerleşim yerinin yapımına da başladı. Hasankeyfliler kendi evlerini hükümetin sunduğu ev fiyatlarının çok altında satmak zorunda kaldıkları bir anlaşmayla karşı karşıyalar. Hasankeyf Kalesi turizme kapatılarak bölge insanının ana gelir kaynağı da kesildi.

2013 yılının Ocak ayında ise TMMOB Mimarlar ve Peyzaj Mimarları odalarının açtığı, Doğa Derneği’nin de müdahil olduğu davada, Danıştay, ÇED süreçlerinden muaf olamayacağı gerekçesiyle Ilısu Baraj Projesi için yürütmeyi durdurma kararı aldı. Ancak DSİ bu kararın kendilerini bağlamadığını açıklayarak inşaata devam etti.

Projeden etkilenen halkın büyük çoğunluğu baraj inşaatına karşı dururken 72 organizasyon da “Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi”ni kurmak için güçlerini birleştirdi. Direniş ülke genelinde artarak devam ediyor. Bu da hükümetin baraj konusundaki argümanının hiçbir temele oturmadığının kanıtı. Türkiye’nin su ve enerji ihtiyacını karşılamak için farklı alternatifler mevcut. Üstelik bu alternatifler, hem Hasankeyf ve Dicle Nehri’nin korunmasını hem de bölgenin Dünya Mirası ilan edilerek dünya çapında tanınan bir yer olmasını sağlayacak.

 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Karlar ve Karca

Mısırlı firavun Psammetichus I Mısır üzerindeki gücünü garanti altına almak için askeri yardıma ihti...

Likler ve Likçe

Likçe yazıtlar, 19. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde, bu yeni dil oldukça kafa karıştırıc...

Lidya Halkı ve Lidce

Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. 19. yüzyıl kâşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış anca...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız