Hurrice ve Urartuca

Hurro-Urartu Dil Ailesi

Hurrice, MÖ 3. binyılın ikinci yarısından başlayan yaklaşık 1000 yıllık uzun bir dönem boyunca varlığını sürdürmüştür. Hurrice belgelerin çoğu MÖ 2. binyılın ikinci yarısına tarihlidir. Hurrice MÖ 14. yüzyıl sonlarında başlayan politik ve etnik değişimin bir sonucu olarak kaybolmuş, yalnızca Yukarı Dicle’nin bazı uzak dağlık bölgelerindeki küçük yerleşim yerlerinde birkaç yüzyıl boyunca daha kullanılmıştır.

MÖ 3. binyılın en önemli Hurri merkezi Urkeş’te bulunan, bakır aslan heykelinin ön ayakları altına yerleştirilmiş Tiş-atal krallık yazıtı Louvre Müzesi kopyası

Hurrice, yaklaşık olarak MÖ 3. binyılın ikinci yarısından MÖ 2. binyılın sonuna kadar, Eski Yakın Doğu’nun geniş bir coğrafyasında, Dicle Nehri’nin doğusunda yer alan Aşağı Zap Vadisi’nden (Kuzeydoğu Irak) Güneydoğu Anadolu’ya, neredeyse Mezopotamya ve Suriye’nin kuzeyini tamamen kapsayan bir bölgede konuşulan bir dildir. Hurrice ile akraba olan tek dil, MÖ 1. binyılda (geç 9. yüzyıldan geç 7. yüzyıla kadar) Urartu İmparatorluğu’nun merkezinde, Yukarı Zap Vadisi’nin dağlık kesimlerinde ve Van Gölü civarında konuşulduğu bilinen Urartucadır. Bu nedenle Hurro-Urartu dilini konuşanların anayurdu, bereketli hilalin en kuzeydoğusunda kalan yerler ile daha ilerideki dağlık bölgeler olarak belirlenmelidir.

Hurrice ve Urartuca, Hurro-Urartu adı verilen ve bilinen hiçbir dil grubu veya Eski Yakın Doğu dili ile belirgin bir genetik ilişkisi bulunmayan, küçük ve ayrık bir dil ailesi oluştururlar. Yeniden yapılandırılmış halleriyle Ön Hurro-Urartuca, Kuzeydoğu Kafkasça veya Ön Hint-Avrupa dilleri arasında genetik ilişkiler olabileceği öne sürülmüştür ancak bu varsayıma dair bulgular kesin değildir ve genel olarak kabul görmemiştir. Urartuca, özellikle Eski Hurrice adı verilen bir lehçe ile benzerlik gösterdiğinden, bu dilin MÖ 2. binyıl ortalarından geç olmayan bir tarihte Hurriceden farklı bir kol olarak ayrıldığını varsayabiliriz.

Hurrice ve Urartuca, bugünkü Türkçe veya Eski Yakın Doğu’da Sümerce gibi eklemeli dillerdir. Hurrice ve Urartucada son ekler, kurallara bağlı ve birbirini izleyen bir biçimde kelime kökünün sağına eklenir. Türkçe bir örnekle Hurriceyi karşılaştıracak olursak: ev, ev=ler, ev=ler=in=den:

eni “tanrı”

en(i)=na “tanrılar” (çoğul eki -na)

eni=p=tan “tanrıdan” (2. şahıs iyelik eki -p- ve ismin –den hali -tan)

en(i)=iff=až=e “tanrılarımızdan” (1. şahıs iyelik eki -iff-, çoğul eki -až- ve iyelik eki -(v)e).

Hurrice ve Urartuca, Sümerce ve Baskça gibi biçimsel olarak ergatif dillerdir. Ergatif dillerde geçişli fiilin öznesine eklenen “ergatif” adında özel bir son ek bulunur. Bu ek, geçişsiz bir cümlenin absolutif halde bulunan öznesini değiştirerek geçişli bir cümlenin nesnesi haline getirir. Ergatif eki Hurricede –š, Urartucada ise –še’dir. Ergatiflik hali Hurrice ve Urartucada ayrıca kelime sonuna eklenen bir dizi özel şahıs ekiyle de belirtilir.

Hurri kökenli epik-mitolojik bir yapıt olan Kurtuluş Şarkısı’nın giriş kısmının yer aldığı tablet parçası

Hurrice

Hurriler, Eski Yakın Doğu’nun en önemli medeniyetlerinden biridir. Ancak onlar hakkında dilsel, tarihsel ve kültürel yönlerden sahip olduğumuz bilgi, Sümerler, Asurlular, Babiller ve Hititler hakkında sahip olduklarımızdan çok daha azdır. Bunun nedeni esas olarak, elimizde Hurri medeniyetini yeniden yapılandırmak için hem metinsel hem de arkeolojik yönden, diğer Eski Yakın Doğu medeniyetlerine kıyasla daha az kaynak bulunmasıdır. Ayrıca, sözlük yönünden Hurri dili, hala oldukça önemli kavrayış sorunları içermektedir. Her durumda, Hurrice anlayışımız hala tam olmasa da, bu dilin, Sümerce, Akadca ve Hititçe ile birlikte, Eski Yakın Doğu’nun kültürel öneme sahip başlıca yazılı dillerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Şimdiye kadar keşfedilen Hurrice metinler arasında; mektuplar, krallık yazıtları, efsaneler, büyüler, dualar, bağış ritüelleri, kehanetler, bilgelik literatürü örnekleri, çok dilli sözlükler ve tanrı listeleri bulunmaktadır.

Dilin Adı

Hurrilerin ve dillerinin (Hurrice) modern adları, antik dönemlerde kullanılan bir coğrafi terim olan Hurri kelimesinden gelmektedir. Hitit yazılı kaynaklarında yer alan bu terim büyük olasılıkla Yukarı Mezopotamya’nın büyük bir kısmını kapsıyordu. Bu isim temel alınarak, belki de Hurrice bir kelime olan ve “asker, birlikler” anlamına gelen huradi kelimesiyle bağlantılı olan Hurrice sıfat hurrohe / hurvohe türetilmiştir. “Hurrili” anlamına gelerek Hurri ülkesini işaret eden bu sıfat böylelikle coğrafi bir çağrışım yapmaktadır ancak aynı zamanda Hurri dili anlamına gelip gelmediği bilinmemektedir. Hitit metinlerinde “Hurri ülkesi sakini” anlamına gelen hurla- kelimesi ile “Hurri’de” anlamına gelen bir zarf olan hurlili kelimesi yer almaktadır. Hurlili kelimesi, Hitit ayin metinlerine dâhil olan Hurri dilinde yazılmış büyü ve dua metinlerini de nitelendirir.

Kronoloji, lehçeler ve yazılar

Hurrice, MÖ 3. binyılın ikinci yarısından başlayan yaklaşık 1000 yıllık uzun bir dönem boyunca varlığını sürdürmüştür. Hurrice belgelerin çoğu MÖ 2. binyılın ikinci yarısına tarihlidir. Hurrice MÖ 14. yüzyıl sonlarında başlayan politik ve etnik değişimin bir sonucu olarak kaybolmuş, yalnızca Yukarı Dicle’nin bazı uzak dağlık bölgelerindeki küçük yerleşim yerlerinde birkaç yüzyıl boyunca daha kullanılmıştır. MÖ 12. yüzyıla gelindiğinde sözlü bir dil olarak Hurricenin varlığı sona ermiştir. Hurrice, uzun geçmişi ve geniş coğrafi dağılımı süresince geniş bir homojenliğe sahip olsa da, iki ana lehçe, ya da daha doğrusu dilsel aşamayı birbirinden ayırmak mümkündür:

“Eski Hurrice” en eski Hurrice belgelerde, Urkeš’te bulunan Tiš-atal yazıtında ve bazı Eski Babil dönemine ait büyülerde kullanılan dildir. Ayrıca Hitit tarzında yazılmış Hurrice metinlerde ve kişi adlarında da kullanılır (örneğin Ar=o=m-Teššob “fırtına tanrısı Teššob ona verdi (yeni doğan bebeği)” cümlesi ar=o=m yani “verdi” fiilini içerir, burada kullanılan -o=m ergatif fiil eki, Eski Hurricedir). “Mitanni Hurricesi” ise Mitanni Mektubu’nda kullanılan dildir. Bu iki lehçe arasındaki başlıca farklılıklar fiil sisteminde kullanılan morfemlerdir.

Hurrice, Mezopotamya kökenli hecesel çiviyazısı ile yazılmıştır, yalnızca Ugarit (Suriye’den) gelen az sayıdaki dini metinler yerel bir alfabe kullanılarak çivi yazısı olarak yazılmıştır.

Tamamen Hurrice yazılmış en eski belge olan Tiş-atal krallık yazıtı, adı belirlenemeyen bir tanrıya adanmış bir tapınağın temelleri arasında bulunmuştur. © 2008 RMN / Franck Raux

Hurri dilinde başlıca metinler

Hurrice ilk olarak Akad İmparatorluğu’na ait Akadca metinlerde (MÖ 3. binyılın ikinci yarısı) yer alan bazı kelimeler ile kişi ve yer adlarında ortaya çıkmıştır. Ancak tamamen Hurrice yazılmış en eski metin, Urkeş’te (Urkeš) bulunan Tiş-atal (Tiš-atal), endan ( Hurrice “kral, hükümdar”) krallık yazıtıdır. Urkeş, MÖ 3. binyılın en önemli Hurri merkezidir ve bugün Mozan Höyüğü adı verilen, Suriye’nin kuzeydoğusunda yer alan Toros Dağları’nın eteklerinde yer almaktadır. Yazıtın kesin tarihi henüz tam olarak saptanamamıştır (MÖ 24. veya 20. yüzyıl). Adı belirlenemeyen (Nergal veya Kumarbi) bir tanrıya adanmış tapınağın temellerinde yer alan yazıtta yer alan metin, kireçtaşından bir tablet üzerine yazılmıştır ve bakırdan yapılma ufak bir aslan heykelinin önayaklarının altına yerleştirilmiştir. Bu metnin iki kopyasından biri Louvre Müzesi’nde, diğeri ise Metropolitan Müzesi’nde yer almaktadır (kireçtaşı tablet bulunmasa da bakır aslan günümüze ulaşmıştır).

Yazıtta yer alan metin şöyledir:

Urkeš’li Tiš-atal, hükümdar/kral(?): Tanrı Nergal/Kumarbi(?)’ye ait bu tapınağı o yaptırdı.

Tanrı Lubadag söz edilen tapınağı korusun!

(Ona) zarar vereni, Tanrı Lubadag yok etsin!

Onun tanrısı dualarını duymasın!

Nagar’ın Hanımı, güneş tanrısı Šimiga, ve fırtına tanrısı onu 10,000 kez(?) lanetlesin, her kim ona zarar verirse.

Şimdiye kadar ele geçen en önemli Hurrice kaynak olan “Mitanni Mektubu”, MÖ 1355’te yazılmış ve Mitanni İmparatorluğu kralı Tuşratta (Tušratta) tarafından, Firavun III. Amenhotep’e gönderilmiştir.

Neredeyse 500 satırı bulan bu uzun diplomatik belge büyük olasılıkla, babası Tuşratta tarafından III. Amenhotep’le evlenmek üzere Mısır’a gönderilen Hurri prensesi Tatu-hepa ile birlikte gönderilmişti. Tablet, büyük olasılıkla Mitanni başkenti Waşşukani ’den (Waššukkani) (Suriye’nin kuzeydoğusunda yer alan, bugünkü adıyla Tell el Fakhariya) gelen tek Hurrice metindir. Ancak tablet, 1887 yılında Mısır başkenti Amarna’da bulunmuştur ve bugün Berlin Müzesi’nde sergilenmektedir.

Kurtuluş Şarkısı’nın 5. tabletinden parça. Çift dilli olan tabletin sol sütununda Hurrice metin, sağ sütununda ise Hititçe çevirisi yer alır.

Tuşratta tarafından Mısır firavunlarına gönderilen diğer mektupların tümü, Eski Yakın Doğu’nun diplomatik dili olan Akadca olarak yazılmıştır. Üstelik Mitanni krallarına ait diğer tüm idari metinler de Akadcadır. Bu durum, Mitanni İmparatorluğu’nun hâkim olduğu bölgede, Akadcanın yazılı bir dil olarak geniş bir kullanım alanı olduğunu gösterir. Hurrice ise konuşma dili olarak kullanılmıştır. Bu dönemde Hurrice, Mitanni İmparatorluğu’nun egemenliğinde olan bölgede yazılı dil olarak kullanılan Akadcayı etkilemiştir. Nuzi (Irak) veya Alalakh ve Katna’da (Suriye) bulunan belgeler ile kral Tuşratta tarafından Mısır firavunlarına gönderilen Akadca mektuplar, Hurro-Akadca adı verilen, Akadcanın özel bir lehçesini gözler önüne serer.

Hurrilerin Hititlerle olan ilişkileri, siyasi açıdan onlar için ölümcül olmuştur. Hititler, Büyük Mitanni Krallığı’nın siyasi anlamda sonunu getirmiş olsalar da, kültürel açıdan onlar üzerinde oldukça etkili olmuşlardır. MÖ 1400’e gelindiğinde, Hitit İmparatorluğu, Kizzuvatna bölgesinin (Güneydoğu Anadolu) imparatorluğa dâhil edilmesinin ardından, Güney Anadolu’nun Hurrice konuşan bölgelerinin kültürel geleneklerini benimsemişti. Dolayısıyla, Hitit kralları Hurri inançlarını desteklemiş ve onları başkent Hattuşa’ya ve çeşitli Kuzey Anadolu vilayetlerine taşımışlardır. MÖ 1400-1200 arasında, Hurrice, asıl Hurrice konuşulan bölgelerden uzaklaşarak, Hitit Anadolu’sunda ibadet ve eğitimin dili haline geldi. Hurrice dini metinler (ayinler, büyüler, dualar, mitler, kehanetler) Hititler tarafından kağıda dökülerek, gözden geçirildi. Bu, Hurrice dini ve edebi geleneklerin günümüze yazılı olarak aktarılması ve korunması açısından büyük önem taşır. Hitit yazılı gelenekleri sayesinde, bugün Hurrilerin dini kültürleri ile yine özellikle Hititlerin sayesinde Hurri kökenli oldukça ilginç mitolojik hikayeler ile sözlü edebiyat hakkında bilgiye sahibiz.

Hurri kökenli en ilginç epik-mitolojik yapıt, Hurrice-Hititçe çift dilli tabletlerde bulunan “Kurtuluş Şarkısı” adlı eserdir. Bu metinler, Eski Hurrice lehçesinin bilinmesi açısından çok önemlidir. Bu özenli fakat oldukça parçalı halde bulunan şiir, bir Suriye kenti olan Ebla’nın çöküşünü ve fırtına tanrısı Teššob’un ölüler diyarına inişini, burada ölüler diyarının sahibesi tanrıça Allani’nin görkemli bir şölen hazırlayışını anlatır.

Aşağıda parçalar halde bulunan şiirin, yalnızca Hurrice versiyonunu gösteren giriş kısmı görülebilir (Hititçe sütun yok olmuştur):

Tanrı Teššob için şarkı söyleyeceğim, Kumme kentinin büyük lordu!

Tantıça Allani’yi öveceğim, ölüler diyarının hizmetkarı, yıldırımı!

Ve onlarla birlikte Tanrıça Išhara’dan konuşacağım,[…] hizmetkarı, ulaşılmaz bilgelik, tanrıça!

Pizzikarra’dan bahsedeceğim, o […] Ebla […] Nineveli Pizzikarra […]

Hurrice metinler çoğunlukla Hititlerin başkenti Hattuşa’daki arşivlerden gelmektedir ancak Hitit İmparatorluğu Döneminde diğer Anadolu kentlerinde de Hurrice tabletler bulunmuştur. Bunlardan biri, antik dönem adıyla Şapinuva (Šapinuwa), bugünkü Ortaköy’dür. Burada, Aygül ve Mustafa Süel’in yürüttüğü kazılar sırasında bir Hurri arınma ayini olan itkalzi’den (Hurrice “saflık”) bahseden pek çok tablet bulunmuştur. Bu metinler Aygül Süel’in başkanlığını yaptığı uluslararası bir ekip tarafından incelenmektedir.

MÖ 14.-13. yüzyıllara ait Hurrice metinlerin bulunduğu bir diğer önemli yer, bir Suriye kenti olan Ugarit’tir. Burada yerel alfabetik bir çiviyazısı ile yazılmış Hurrice dini metinler ile aralarında bazı ilginç çok dilli sözlüklerin (Sümerce-Hurrice, Sümerce-Akadca ve Sümerce-Akadca-Hurrice-Ugaritce) yer aldığı ve hecesel çiviyazısı ile yazılmış diğer Hurrice metinler Bunların dışında ayrıca bazı müzik metinleri de ele geçmiştir. Bu tabletler iki kısımdan oluşmaktadır: üst kısımda Hurrice bir ilahinin yer aldığı metin ve alt kısımda ilahinin söyleneceği tona karşılık gelen bir partisyon olduğu düşünülen bir dizi sayı ve teknik terim.

Urartuca yazıt Van Arkeoloji Müzesi © A. Fatih Sönmez

Urartuca

MÖ 1. binyılın ilk yarısında var olduğu bilinen Urartuca hakkında sahip olduğumuz bilgi çok daha azdır. Pek çok farklı türde metni ele geçen Hurricenin aksine, Urartuca ağırlıklı olarak Urartu krallarının Kuzeydoğu Anadolu’dan Transkafkasya’ya uzanan geniş egemenlik coğrafyasının çeşitli bölgelerinde yaptırdıkları taş yazıtlarda kullanılmıştır. Sayıca 500’den fazla yazıt bulunmasına karşın, aşırı derecede tekrarlama yapılmasından dolayı dilsel değeri oldukça sınırlıdır. Bu durum Urartuca hakkında sahip olduğumuz bilginin de oldukça sınırlı olmasına neden olur.

Dilin Adı

“Urartuca” olarak adlandırdığımız modern terim, Asurlular ve Urartu kralları tarafından Asur dilinde kullanılan Urartu coğrafi yer adından gelmektedir. Bu adın Urartuca eşdeğeri, coğrafi bir çağrışımdan gelen Bia=i=ne=li yani “Bia (halkı) ve (ülkesi)” kelimesidir. Urartuların dillerine verdikleri isim bilinmemektedir.

Yeni Saray’ın hemen batısında yer alan bu yapı, Büyük kral I. Argişti’nin anıt mezarıdır. Literatürde “Hor Hor Mağaraları” adıyla tanımlanır. Güneye bakan cephede, “Hor Hor Yazıtları” olarak bilinen kralın yıllıkları vardır. Tuşpa Van © A. Fatih Sönmez

Kronoloji ve yazılar

Bilinen en eski Urartuca yazıt yaklaşık olarak MÖ 820 yılına, Kral İşpuini (Išpuini) dönemine (MÖ 830-820) tarihlendirilir. Urartu krallarına ait ilk yazılı belgeler olduğu düşünülen ve İşpuini’nin babası I. Sarduri’ye ait olan (MÖ 840-830) birkaç yazıt, Yeni Asurca çivi yazısı ile yazılmıştır. En geç tarihli Urartuca yazıtlar ise MÖ 7. yüzyıla tarihlendirilir. Urartucanın bilinen herhangi bir lehçesi yoktur.

Tüm Urartuca belgeler, Yeni Asurca çivi yazısı ile yazılmıştı. Bu duruma bir istisna “Urartu Hiyeroglifleri” olarak adlandırılan ve henüz deşifre edilmemiş bir yazı türü ile yazılmış bazı kısa idari yazıtlardır.

Urartuca kaynaklar

Urartuca metinlerin neredeyse tamamı, anma amacıyla duvar, sütun, dikme, kaide, stel ve kaya üzerine kazınan yazıtlardır. Ayrıca idari metinlerden oluşan az sayıda Urartuca tablet de bulunmuştur. Pek çok kısa adak yazıtı metal objeler üzerine kazınmıştır.

Uzun krallık yazıtları, konularına göre iki farklı kategoriye ayrılırlar: Kralın inşaat faaliyetlerini anma amacıyla yazılanlar ve askeri seferler ile ilgili olanlar. Ayrıca tanrılar için hazırlanan ayin talimatlarından oluşan az sayıda yazıt da bulunmuştur. Urartu kralları, Asur bölgelerine yakın yerlerde bulunan önemli noktalarda Uratuca-Yeni Asurca çift dilli steller diktirmişlerdir. Bu çift dilli stellerden en ünlüsü, Kral İşpuini (Išpuini) ve oğlu Menua (MÖ 820-785/780) tarafından dikilen Kelişin (Kelišin) stelidir. Bu stel, ulu Tanrı Haldi’ye adanan ve Urartuların en önemli kült merkezi olan Muşaşir’e açılan bir Zagros geçidi üzerinde bulunmaktadır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız