İstanbul’un Sur Yazıtları ve Bize Anlattıkları

İstanbul’un bilinen en eski suru, ünlü tarihçi Yaşlı Plinius’un bahsettiği günümüz Sarayburnu’nda kurulmuş ilk yerleşim olan Lygos’a ait olmalıdır. Çok geçmeden aynı yerde bu sefer Hellas’tan gelen Dor kökenli Megaralılar, “Byzantion” denilen yeni bir yerleşim kurmuşlardır.

Bu yeni kentin surları, Sultanahmet’i de içine alacak şekilde Million taşının oradan başlayıp Marmara ve Haliç denizine ulaşmaktaydı. Uzun bir süre kenti koruyan bu surlar, Byzantionluların Pescennius Niger’i tutmasının bir sonucu olarak MS 194 yılında Septimius Severus tarafından yıkılmıştır. Ancak Septimius Severus, stratejik öneme sahip Byzantion’un yeniden ayağa kaldırmak için yıkmış olduğu surları yeniden inşa ettirerek kentin sınırlarını bugünkü Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin olduğu bölgenin doğusuna kadar da uzatmıştır. Roma İmparatoru Constantinus, başkenti Nicomedia’dan Byzantion’un olduğu yere taşımaya karar verince, MS 328 yılında Haliç’ten Marmara Denizi’ne uzanan ve karadan birleşen yeni bir sur inşa ettirmiştir. Constantinus’un yaptırdığı bu surlar deprem nedeniyle yıkılınca İmparator Arcadius tarafından tamir ettirilmiştir. Günümüzdeki ünlü İstanbul surlarını inşa ettiren kişi ise İmparator II. Theodosius’tur.

Roma’nın başkenti Konstantinopolis tarih boyunca Avarlar, Araplar, Bulgarlar gibi birçok topluluk tarafından defalarca kuşatılmıştır. Bu kuşatmalar surlarda sürekli yıkıma yol açmıştır. Sadece kuşatmalar değil, aynı zamanda depremler de surlarda büyük yıkımlara neden olmuştur. Surların bu yıkımlarında veya yenilenmelerinde imparatorlar kendi adlarını kulelerin üzerine yazdırmışlar; bazen yazıtlı devşirme malzemeler kullanmışlardır. Bu da surlardaki yazıtların canlılığını ve sürekliliğini göstermektedir.

MS 447-450 ile MS 1448/1449 yılları arasına tarihli bilinen yazıtların sayısı yaklaşık 180’in üzerindedir; ancak bu yazıtların birçoğu maalesef günümüze ulaşmamıştır. Bir kısmı kazıma, kimi oyma kimi de boya ile yazılan bu yazıtların birçoğu inşa yazıtından oluşmaktadır. MS 447-450 yıllarına tarihli bilinen en erken inşa yazıtı Mevlevihane Kapısı’ndadır. Yunanca ve Latince olarak çift dilli yazılmış bu yazıtta, Theodosius’un emrini takiben henüz iki ay geçmeden, Muzaffer Constantinus bu güçlü duvarları yaptırdı. Pallas [bile] zor yapardı bu hızla böylesi güçlü bir kaleyi, yazmaktadır. Yazıt büyük bir olasılıkla MS 447 yılında meydana gelen bir deprem sonrasına ilişkin tamirat ile ilgili olmalıdır. Bir başka tamirat yazıtı III. Mikhael zamanına (MS 856/857) tarihlenen ve Marmara Denizi kıyısındaki İncili Köşk’te fragman olarak bulunmuştur. III. Mikhael bu inşa yazıtında kendisinden önceki imparatorları küçümser bir ifade ile ...birçok güçlü yöneticilerin... hiç kimse karaya doğru suru istenilen ideal yüksekliğe ulaştırmamıştır der. Yine bir başka inşa yazıtı olan ve II. Theodosius dönemine tarihlenen, Belgrad Kapı’daki (= Porta Ksylokerkou) bir şiir yazıtında ise İmparator Theodosius ve Doğu’nun eparkhos’u Constantinus bu duvarı 60 günde yaptı, ifadesi geçmektedir. Bu inşa yazıtlarınınneredeyse tamamı Yunanca’dır. Çok az Latince yazıt vardır. Bunlardan en ilginci Edirnekapı’da 77 ile 78. kuleler arasındaki kapı üzerinde yer alan I. Leon zamanına (MS 457-474) tarihlenen bir yazıttır: Yazıtta Pusaeus, kapıların duvarını oldukça güçlü bir eşik taşıyla, Anthemius’unkinden daha büyük bir şekilde sağlamlaştırdı diye yazmaktadır. Yazıtta adı geçen Pusaeus, I. Leon zamanında görev yapmış olan MS 467 yılı consul’üdür ve O’nun döneminde kapının büyütülerek, duvarının güçlendirildiği anlaşılmaktadır. Aslında İmparator II. Theodosius zamanında kent nüfusu artmaya başlamış ve bunun sonucu olarak imparator kenti büyütmeye karar vermiştir. Konstantinopolis praefectus’u Anthemius da kentin surlarını yeniden inşa ederek, kentin büyüklüğünü 6 kilometrekareden yaklaşık 14 kilometrekareye çıkarmıştır. Ondan sonra gelen Pusaeus’un ise, yukarıdaki yazıttan anlaşılacağı üzere surlarda birtakım yeniden düzenlemeler yaptığı ve yaptığı bu çalışmaları kendisinden önceki yöneticilerle karşılaştırdığı anlaşılmaktadır.

Devamı; Aktüel Arkeoloji Dergisi 108. Sayı Kentin Taşları, Zamanın İzleri: Bizans İstanbul’una Yeniden Bakış

EN ÇOK OKUNANLAR

Tarlada Yürüyüş Yapan Kadın 2150 Gümüş Sikke Buldu

Prag'ın güneydoğusundaki Kutnohorsk kentinde tarlada yürüyüş yapan bir kadın, çiftçilik faaliyetleri sırasında yüzeye çıkan birkaç gümüş sikkeye rastladı. Çek Cumhuriyeti'nde şimdiye kadar bulunan en büyük erken ortaçağ sikke istifini açığa çıkardığının farkında değildi.

SON İÇERİKLER