Kayıp Zamanların İzinde: Ernest Mamboury ile Miltiadis İsaak Nomidis’in Bizans İstanbul’unu Keşif ve Belgeleme Serüveni

Ernest Mambourye, yirminci yüzyılın ilk yarısında özellikle İstanbul’un Bizans ve Osmanlı dönemleri arkeolojisi, tarihsel topografyası ve kentsel geçmişine yönelik yaptığı araştırmalarla öne çıkan bir isimdir. 1878 yılının Nisan ayında İsviçre’nin Nyon kentinde dünyaya geldi. Küçük yaşta annesini ve babasını ardı ardına kaybettiği bilinir.

Lozan’daki öğretmen okulu École Normale de Lausanne’dan 1898 yılında mezun oldu; ardından 1898–1903 yılları arasında Cenevre’de Güzel Sanatlar eğitimi aldı. Sonrasında iki yıl Paris’te eğitimine devam ederek Güzel Sanatlar Akademisi’nin seramik bölümünde öğrenim gördü. 1906 yılında ülkesine dönerek Lozan’da resim öğretmeni olarak çalışmaya başladı; ancak İsviçre’deki öğretmenlik hayatı kısa sürdü.

1909 yılında izin alarak resim yapmak için geldiği İstanbul’a, daha sonra eşi ve oğlunu da getirerek yerleşmeye karar vermesi, yaşamındaki belki de en önemli dönüm noktası oldu. Bu dönemde onu derinden etkileyen İstanbul manzaralarını konu alan yağlıboya tablolar resmettiği bilinir. Geçimini sağlamak için bir süre Sanayi-i Nefise Mektebi, Alman Lisesi, Galata Saint Benoît ve Merkez Ermeni Liselerinde ders verdi. Türkiye’deki öğretmenlik kariyerinin en önemli bölümünü ise kuşkusuz Galatasaray Lisesi oluşturur; burada 1923’ten itibaren yaklaşık otuz yıl boyunca Fransızca, matematik ve özellikle teknik çizim dersleri verdi.

Ernest Mamboury, İstanbul’un ilk modern gezi rehberinin yazarı olarak tanınır. İlk baskısı 1925 yılında eski yazıyla Türkçe ve Fransızca yayımlanan ve daha sonra 1953’teki vefatına kadar güncellenerek Fransızca’nın yanı sıra Almanca ve İngilizce versiyonları da çıkan İstanbul Gezi Rehberi, Mamboury’yi geniş çevrelere tanıtan başlıca eserdir.

Mamboury’nin İstanbul araştırmalarındaki en önemli işbirliği şüphesiz Alman arkeolog Theodor Wiegand ile birlikte yürüttüğü Bizans Büyük Sarayı belgeleme çalışmasıdır. 1912’deki büyük İshakpaşa Yangını sonucunda Sultanahmet Camii ile Marmara sahili arasındaki bölgede Büyük Saray’a ait bazı kalıntılar ortaya çıkmış ve bunların belgelenmesi gerekmişti. 1918 yılında İstanbul’da bulunan Wiegand, Mamboury’nin yardımıyla kalıntıları inceleyerek bir belgeleme projesi yürüttü. Yerinde belgelenen ve ölçümleri yapılan kalıntıların planları, Sanayi-i Nefise Mektebi’nde Mamboury için tahsis edilen bir odada çizildi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Almanlar İstanbul’dan ayrılırken, İsviçre vatandaşı olduğu için şehirde kalmaya devam eden Mamboury, çalışmayı tek başına sürdürdü; projenin yayımlanması ise 1934 yılını buldu. Wiegand ve Mamboury tarafından Berlin’de Almanca yayımlanan iki ciltlik “Die Kaiserpaläste von Konstantinopel zwischen Hippodrom und Marmara-Meer”, Bizans Büyük Saray Kompleksi ve Hipodrom üzerine araştırmalarda halen temel başvuru eserlerinden biridir.

Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği işgal sürecinde, Fransız kuvvetlerince Sarayburnu ile Ahırkapı arasındaki eski Gülhane Asker Hastanesi ve çevresindeki askeri yapılara el konulduğu biliniyor. Arkeolojik açıdan son derece zengin olan bu bölgedeki sarnıç ve altyapılar üzerine, on dokuzuncu yüzyıl sonlarından itibaren Philipp Forchheimer ile Josef Strzygowski, daha sonra ise Karl Wulzinger tarafından çeşitli incelemeler yapılmış ve bunlara ilişkin yayınlar gerçekleştirilmişti. Fransızların da ilgisini çeken bu mahzenler ve diğer arkeolojik kalıntılar üzerinde, General Charpy’nin emriyle Robert Demangel tarafından arkeolojik kazılar yürütülmüş; Mamboury’nin eşlik ettiği bu çalışmaların sonuçları, yine onun tarafından hazırlanan planlarla birlikte, bu kez Fransızca olarak “Le Quartier des Manganes et la Première Région de Constantinople” adlı bir kitap halinde 1939 yılında yayımlanabilmişti.

Devamı; Aktüel Arkeoloji Dergisi 108. Sayı Kentin Taşları, Zamanın İzleri: Bizans İstanbul’una Yeniden Bakış

EN ÇOK OKUNANLAR

Tarlada Yürüyüş Yapan Kadın 2150 Gümüş Sikke Buldu

Prag'ın güneydoğusundaki Kutnohorsk kentinde tarlada yürüyüş yapan bir kadın, çiftçilik faaliyetleri sırasında yüzeye çıkan birkaç gümüş sikkeye rastladı. Çek Cumhuriyeti'nde şimdiye kadar bulunan en büyük erken ortaçağ sikke istifini açığa çıkardığının farkında değildi.

SON İÇERİKLER