Körtiktepe

Dicle Boylarında Evrensel Uygarlığın Gelişkin Paydaşı

Uygarlık tarihi yolculuğunda, modern dünyamızda da baskınlığını sürdürdüğü üzere,yaşamı kolaylaştıran özelliklere sahip olduğu sürece, coğrafyalar yerleşimde tercih önceliğine kavuşmuşlardır. Öncelikle iklim koşulları olmak üzere, beslenme, barınma ve yerleşimde süreklilik sağlayan imkanlar sunan coğrafyalar, genelde akarsularla hayat bulan bölgelerdir. Küremiz incelendiğinde, Yeni Dünya’da Amazon boyları, Eski Dünya’da Ganj kıyıları,Yakındoğu’da Nil boyları, Bereketli Hilal’de Dicle ve Fırat’ın suladığı verimli topraklar, uygarlık tarihine yön veren öncü kültürlerin gelişip serpildiği alanlar olarak bilinirler. Her bölgenin, sahip olduğu doğal imkanlar çerçevesinde, oluşumuna katkı sundukları emsalsiz uygarlık birikimlerinin kalıntıları ve etkileri günümüze kadar varlığını sürdürmüş; modern dünyaya katkıları kavranabilmiş olmuştur.

Zamanda erkenlik, üretimde yetkinlik ve uygarlığa armağan konusunda önderlik eden bu yerleşimlerden birisi de Körtiktepe’dir. Burada tanık olunan, aslında insanlığın Anadolu coğrafyasındaki ortak öyküsü. Dağların kasvetli geçitlerinden kurtulup, Anadolu’nun güneyine, Mezopotamya’nın kuzeyine karar kılan bir kabilenin coşkunluğunu yansıtıyor Körtiktepe.  Amaçları dünyanın ilk tapınağını kurarak insanların akın akın buraya gelmelerini sağlamak değil. Kendi içinde kapalı da değil. Obsidyen malzemeden elde edilen kanıtlar ışığında uzak erimli ticareti bilen Körtiktepe topluluğu, Muşla, Bingöl’le ilişki halinde. Hayatın bütün kaygıları ve sonsuz güzellikleri karşısında, uygarlığın şafağında kendilerini kucaklayan bir coğrafyada geniş hayalli bir kavim ve tabiatın sunduğu her imkânı en iyi şekilde değerlendiren bir beceri. Ama her nedense bir tapınak ihtiyacı hissetmemiş; çünkü yaşadığı mekânı kutsamış; konutu mabetleştirmiş.

Fig 1- Yuvarlak Planlı Yapı ve Konut İçi Gömü

Yuvarlak Planlı Yapı ve Konut İçi Gömü

Yaşam ve ölüm içiçe burada. Yaklaşık 1500 yılı kucaklayan bu beraberlik kutsanmış gömüde; mezarda, taşta, kemikte, konutta. Mezarlar ve ölümle ilgili uygulamalar buranın belki de dünyanın en eski inanış biçimlerine sahip olduğuna kanıt oluşturmaktadır. Her kalıntı sanki insanlık tarihinin en eski ayetleri; yorumlar değişken.

Kim bu insanlar, nereden gelmişler bilmiyoruz. İster mezarda ister konutta olsun, her bulguda bir ad, bir imza, bir hatıra. Bir yaşanmışlık var, adının ne önemi var. Zaten bulgularda bireysellik de yok. Ortak kaygı ve düşünüşlerin ürünleri, belli. Hepsinde ortak kaynak, ortak duygu, ortak konu: tanrı/ tanrıçalara övgü: doğanın acımasızlığına karşı merhamet; mutluluk eldekiler arasında.

Kalıntılar, bulgular bol ve çeşitli. Neler anlatmazlar ki, büyü, bilinmezlik, korku endişe; mutluluk, kozmik düşünce. Bunlar taş üstünde sembolleşmiş; ağızdan ağıza yayılmış, yazıyı aratmamış henüz.Ve ufuktaki parıltı batan güneşin parıltısı; bu bir müjde değil; uygarlığın bu ilk yaratıcılarının vedası; istikbal tarımın. Özgürce suda karada avlanan insan, artık toprak işçisi olmaya başlamıştır. Estetik ve sanat, yerini toprak yorgunluğuna bırakır. Körtiktepe, bu yorgunluk öncesi insanlığın doğayla barışık yaşadığı dönemin en iyi temsilcisi.Yasal şartların zorlayıcılığı sonucu kazıların bitmesiyle birlikte, yine barışık olduğu doğaya emanet, onu kucağında, kim bilir, belki bir daha keşfedileceği kadar toprak derinliğine gömülü.

silo tabanı

Silo tabanı

2000 yılı itibarı ile başlayan ve 2018 yılında sonlandırılan kazı çalışmalarında elde edilen verilerden derlenen bilgiler, döneminin emsalsiz tanıkları niteliğindedirler. Öncelikle, yerleşim alanı seçiminde dönem insanının bizleri kıskandıracak denli bilinçli oldukları anlaşılmaktadır. Dicle Nehri ile Batman Çayı’nın birleştiği noktada, hava, su ve karadaki zenginlikleriyle beslenmeye sunduğu imkanlar açısından Körtiktepe’nin konumu, yerleşim bilincinde sahip olunan deneyimlerin zirvesi durumundadır. Doğal koşulların sağladığı imkanlar, tarım gibi zor ve zorunlu bir uğraşıyı yerleşiklerin aklına getirmemiş. Göçerlik mi? Yine coğrafya, sunduklarıyla böylesi bir yurtsuzluğu düşündürmemiş bile. Körtiktepeliler doydukları yerde yerleşmişler. Bu da yerleşik düzene geçişi tarımla bağlantılı kılan varsayımların tamamına meydan okumuştur.

Daha erken döneme işaret eden beklentilerimize cevap verecek sonuçlar değerlendirme aşamasında olduğu için, eldeki verilerle MÖ 10700 – 9250 arası yılları kapsayan Körtiktepe’nin Akeramik Neolitik yerleşiminin, birbirinin gelişmiş devamı netliğinde altı katmandan oluştuğu belgelenebilmiştir. Üst katmanları etkileyen geç dönem tahribatları dışında, saf ve özgün bir Akeramik Neolitik yerleşim. Bölgede bilinen diğer çağdaşı yerleşimlerde olduğu gibi, bu yerleşim geleneğinin devamı saptanamamıştır höyükte. Daha sonraki yerleşim kalıntıları, ağırlıklı olarak, Orta Çağ ve İslami mezarlardan ibarettir. Höyükte varlığı algılanan diğer geç dönem uygarlık kalıntıları ise, cılız da olsa, Roma, Yeni Asur ve bazı Trans Kafkas bulgularından oluşur. Ortaçağ ve İslami mezarlar hariç, diğerlerinin hiçbiri höyüğün tamamına yayılmış bir karakter göstermez; daha çok, sınırlı ve çoğunlukla tekil örneklerden oluşurlar. Bu özelliğiyle höyüğün asıl yerleşim karakteri Akeramik Neolitik Dönemi ilgilendirmektedir.

Tekil hoker mezar

Geçmişten günümüze insanlığın temel kaygılarının ilk sırasında yer alan barınma kaygısına çözüm, yuvarlak planlı konutlarla sağlanmış Körtiktepe’de. Üst örtü sorununa kolaylıklar sunan bu konut modeli, başlangıçtan itibaren bilinen veson zamanlara kadar dünyanın bir çok bölgesinde ve son zamanlara kadar Anadolu’da uygulandığı üzere, doğrudan toprak zemin üzerine konumlandırılmış; duvarları belirli bir yükseltiyekadar doğal taşlardan örülerek yükseltilmiş; devamında sepet-örgü ve balçıksıva sistemiyle tamamlanarak, bölgede çokça var olan, sazlarla kapatılmıştır ki, günümüze çok yabancı olmayan bu uygulamanın örnekleri Afrika yerlileri tarafından da hala kullanılmaktadır. Bu şekilde tasarlanmış bir konuta girişin tavandan sağlanmış olabileceği düşüncesi hem konutun dokusuna aykırı hem de her zorluğa pratik çözüm bulan insan aklıyla bağdaşmaz. Alanda bulunmuş çok sayıdaki mil yuvası olarak kullanıldığı anlaşılan taş kalıntılardan algılandığı üzere,girişin basit tasarımlı bir kapıyla sağlandığı açıktır. 3.00–3.50 metre arası değişkenlik gösteren çaplarıyla, en fazla, iki kişinin barınmasına imkân tanıyan bu konutların sadece barınmaya yönelik olmadıkları donanımlarından anlaşılmaktadır. Coğrafyalara yüklenen anlam benzeri, konutunda bir anlam derinliğine sahip olduğunun en önemli kanıtı, tabanlara gömülen bireyler ve sunulan ölü armağanlarıdır. Konut yerinde ısrar ve zengin armağanlarıyla her derinliğe tabana gömülmüş bireylerin varlığı, modern insanın alan ve mekâna yüklediği mistik anlayışın en erken uygulamaları olarak karşımıza çıkmaktadır. O halde konut, sadece barınma alanı değil, aynı zamanda, ölü kültüyle bağlantılı bire mabet durumundadır. Yani insana verilen değerin ölümle birlikte ölümsüzleştirilmenin ve ikinci bir yaşamın varlığına ilişkin inancın tasavvur edildiğinin apaçık kanıtı. Mısır piramitleriyle görkemin doruğuna ulaşan, ulusal ya da bireysel anıtlarla günümüzde varlığını sürdüren mezar anıtların, yaşanılan mekânın bizatihi içinde olması nedeniyle, belki de en anlamlı mabet-mezar uygulamasının bariz etkileyici örneği; ölümle birlikte önemsenen kişiliklerin ilahlaştırılmasının en erken uygulaması. Ölüm birlikteliğin sonu değil, aynı mekânda sonsuza kadar beraber yaşamanın başlangıcı.

Fig 4- İkiz hoker mezar

İkiz hoker mezar

Yaşamın devamı, hiç kuşkusuz, beslenme ve beslenme kaynaklarının devamlılığıyla bağlantılıdır. Daha önce değinildiği üzere, Körtiktepe yerleşiklerinin yerleşim için seçtiği alan, günümüz insanı için dahi cazibesini hala korumaktadır. Dicle ve Batman Çayı’nın sunduğu zengin çeşitlilik; yerel ve göçebe kuşların uğrak noktası, mevsimlere göre değişkenlik ve çeşitlilik gösteren av hayvanlarının bolluğu; zengin örtülü topraktan devşirilen besinler, beslenmenin Körtiktepe’de bir sorun olmadığının göstergesidirler.Yokluğa karşı tedbirin de ihmal edilmediği anlaşılmaktadır. Mevsimlerin, iklimin, doğanın sürprizlerine hazırlık amacıyla besin depolamanın en bilinçli ve erken uygulamaları da Körtiktepe’de kendini göstermektedir. Barınmaya çözüm sunan yuvarlak planlı konutlarla aynı plan özelliklerine sahip, ancak daha küçük boyutlu mekanların varlığı, besin depolamaya sunulmuş akılcı çözümler olarak karşımıza çıkmaktadır. Depolanacak besinlerin uzun ömürlü olmasını sağlamak amacıyla keşfedilen çözüm ise, çapları 1.00-1.50 metre arası değişen söz konusu bu mekanların tabanına küçük boyutlu dere taşlarını döşemek olmuştur.Bu yöntem besinleri toprağın nem gibi olumsuz etkilerinden korumak amacına yönelik olduğu açıktır. Besin depolama birimleri özelinde keşfedilen diğer bir özellik ise, bunların yerleşimin belirli bölgelerinde toplanmış olması ve sayısal açıdan büyük çoğunluk göstermeleridir. Sayısal çokluk, depolanan besin maddelerinin çeşitliliğine değil, bireysel depolamanın; dolayısıyla, bireysel beslenmenin varlığına yorumlanabilir ki, bu belirlem, Körtiktepe’de gelişmiş bir toplumun varlığında yol gösterici özellikler arasında yer alır. Hiç kuşkusuz, anılan depolama birimlerinin (silo) üst yapısı konutlardakiyle aynı yapı özelliklerine sahip olmalıydı. Doğayla barışık yaşamanın başat koşulu olarak doğaya ve doğadan sağlanana saygının gereği, Körtiktepe insanının havada, karada ve suda elde ettiği, avladığı besin kaynaklarının sadece etinden değil, bütün kalıntılarından yararlandığı; çeşitli alet ve aksesuar ürettiğini de özellikle vurgulamak gerekir.

Yaşam koşulları ve biçimleri bireyden topluma, yerelden evrensele değişiklikler gösterir; ancak her koşul altında değişmeyen bir gerçek vardır: ölüm. İşte bu nedenledir ki, ölüme her toplumda anlam yüklenmiştir; ama benzer ama farklı… Her ne şekilde olursa olsun, geçmişi günümüze taşıyan değerler arasında en önemli kaynaklardan biri de ölüm, ölümle ilgili uygulamalar ve bunun zihinlerdeki algılamalar sonucu oluşmuş yaratımlardır. Bu konuda Körtiktepe’nin sundukları, ölüm öncesi sosyal yaşamı bütün yönleriyle yansıtacak kadar zengin bir çeşitlilik, sayısal çokluk ve zengin içeriğe sahiptir.

mezar konteksi

Mezar konteksi

Alanda M.Ö. 10700-9250 yılları arasını kapsayan 1500 yıla yakın yerleşim ısrarı, diğer bir ifadeyle yurtseverlik, ilk ile sonra gelen arasında bir bağ kurulmasına neden olmuş; ölü gömme geleneklerinde süreklilik doğurmuştur. Ana karnındaki cenin konumun (hoker), ölümle birlikte, bu kez toprağın derinliğinde tekrar edilmesi, ölü gömmede anauygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Bebek-yaşlı, kadın-erkek farkı gözetmeksizin bireylerin ağırlıklı olarak aynı, yani hoker tarzda gömülmeleri, Körtiktepe yerleşikleri arasında adeta uyulmas ıgereken zorunlu bir kural gibi görünmektedirki, kurallaşmış bu zorunluluk ve uygulamadaki ısrar, yerleşmiş ve kurallaşmış bir inancın varlığıyla açıklanabilir. Ölü gömmenin ikinci yaygın uygulaması yarı hoker olarak ortaya çıkmaktadır. Bunu, fazla yaygın olmasa da, yine hoker tarzda ikiz, üçüz ve kremasyon mezarlar takip etmektedir. Gömü geleneğinde baş gösteren bu farklılıkların nedeni, iskelete uygulanan işlemler ve beraberlerinde mezarlara konulan ölü armağanlarıyla izah bulmaktadır.

Hiçbir işlem yapılmadan doğrudan toprak zemine gömülmüş yalın bireylerin yanı sıra, soğuk alçıyla kaplanmış, aşı boyasıyla boyanmış iskeletlerin varlığı; sadece gömü tarzında değil, iskeletlere uyarlanan işlemlerde de bazı farklı uygulamalar olduğunu göstermektedir. Bu durum, ölü gömme geleneklerinde algılanan inanç değerlerinin yaşamsal gerçekliğin bir parçası olduğunu; dolayısıyla, bireylerin sosyal durumlarıyla ilgili olabileceğini düşündürmektedir. Bu belirlem,  aynı zamanda, kendini ölü armağanlarında da göstermektedir.

Taşkap ve boncuklar

İskeletlere uygulanan işlemlerde algılanan farklılıklar, ölü armağanlarında da görülmektedir. Bazı mezarlar ölü armağanlarından yoksun, bazıları tekil ya da değişken ve çeşitlilik arz eden bulgular içermektedirler. Bu durum farklı seviyelerdeki mezarlarda gözlemlendiği gibi, aynı sevideki mezarlarda da görülmektedir. İçerdikleri ölü armağanları açısından adeta fakir, orta halli, zengin; ya da sıradan, saygın gibi sınıflamaların yapılmasında uyarıcı ve zorlayıcıdırlar. Modern dünyamızda da tanık olunan ve mezar yeri ve tiplerinde algılanan sosyal ve ekonomik farklılıklarda olduğu gibi,ölü armağanlarında baş gösteren bu farklılık, Körtiktepe’de sosyal ve ekonomik anlamda farklı katmanların oluştuğuna işaret etmektedir ki, bu da bilinenin ötesinde gelişmiş sosyal yapının varlığında etkin bir uyarıcıdır. Diğer bir ifadeyle, modern toplumun temel taşları daha bu dönemde atılmış; aslında insanoğlu hiç değişmemiştir; alet üretme becerisinin sağladığı kolaylıklar ve bunların sağladığı hayat tarzı dışında.

Boncuk çeşitleri

Boncuk çeşitleri

Doğadan ve doğanın sağladığı imkanlardan yararlanma becerisinin belki de en akılcı uygulamaları bu dönemde yaşanmış olmalı. Dönem imkanları gözetildiğinde, uygarlığın gelecek safhalarında değişen ve gelişen imkanlarla yaratılmış sanat yapıtlarını gölgede bırakacak denli özenle üretilmiş ve bezenmiş taş kaplar, ritüel nesneler, kemik alet ve estetik düşüncenin zirvesindeki bol ve çeşitli takıların varlığı, daha başlangıç aşamasında Körtiktepe nezdinde uygarlığın kıskanılacak halini ortaya koymaktadır. Üretim amaçları yaşamsal gereksinimlerden kaynaklanmaktadır. Yüzeylerine konumlandırılmış bezekler ve özenle yaratılmış biçimler ise, toplumsal duygu, düşünüş ve inanış biçimlerini yansıtmaktadır.

Taş aletler

Bölgede yapılmış araştırmalarda henüz kaynağı tespit edilememiş kloritten ağırlıklı olarak üretilmiş taş kaplar, biçimsel çeşitlilik açısından geniş bir repertuar sunarlar. Körtiktepe’de farklı konumlarda yüzlercesi ortaya çıkarılan ve belgelenen taş kapların dönemin diğer yerleşimlerinde bilinen örnekleri, sayısal açıdan, Körtiktepe’deki bir mezar konteksi kadar dahi olmadığı dikkate alındığında, yaratım ve üretim merkezinin neresi olabileceği sorusu da kendiliğinden cevap bulmaktadır. Diğer merkezlerde bulunanlar ya kötü birer kopyaya da doğrudan Körtiktepe ihracı. Ağırlıklı olarak kloritten üretilmiş taş kapların, yerel kaynaklardan temini kolay ancak işlenmesi zor olan, çakmaktaşı ve kireç taşına işlenmiş örneklerinin varlığı; Körtiktepe’nin, birçok konuda olduğu gibi, ana üretim merkezi olabileceğinde uyarıcı ve yol göstericidir.

Diğer coğrafyalarda tanık olunan, dönemin yaşam koşulları ve bunlara sunulan çözümler esas alındığında, Körtiktepe özelinde Anadolu insanının barınma ve besleme ile ilgili sorunlarını aştıklarını; daha ileri ve refah düzeyi yüksek bir aşamayı yaşadıklarına tanık olmaktayız.Bunun en belirgin kanıtı, hiç kuşkusuz,estetik yaratımlardır.Deniz ve karacanlılarının kemiklerinden, kuşların tüy ve iskelet parçalarından, kabuklu hayvanlardan, her çeşit taşlardan üretilmiş geniş yelpazeli boncuk ve takı çeşitliliği bu konuda Körtiktepe’nin eşsizliğini tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır. Özellikle kabuklu hayvanlardan üretilmiş boncukların sayısal üstünlüğü yanı sıra, grup halinde buluntu yerleri de dikkate alındığında, bu türden üretimlerin sadece estetik ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı, bunun yanı sıra, takas aracı olarak da kullanıldığını düşündürmektedir. Yani “ilkel” diye tanımladığımız ticaretin varlığını; uzak erimli ticareti. Bol, çeşitli ve bazı türlerde özgün üretim örnekleri belirlenen obsidyen aletlerin Körtiktepe’de varlığı, bu konuda da yetkinliğin ispatı olduğu kadar, hammaddenin Bingöl ve Muş’tan temin edildiğinin belgelenmesi, uzak erimli ticareti bildiklerininde göstergesidir. Yani, Körtiktepe Kültürü, yerel ve kapalı olmaktan uzak, dış dünyaya açık, etkilenen, ancak daha çok etkileyen bir yapı özelliği göstermektedir.

kemik aletler

Kemik aletler

Estetiğin inançla buluştuğu diğer üretim örnekleri, yontusal yöntemle sembolleşmiş inanış biçimlerin temsilcisi durumundaki zoomorfik havanelleridir. Aslında ilgili literatürde böyle adlandırıldığı için havaneli olarak nitelendirilmişlerdir. Özenli biçimlendirilmiş gövdelerinin üst bitiminde yer alan hayvan protomları, aynı zamanda kemik ritüel kemik bulgu ve taş kapların yüzeylerinde işlenmiş hayvanlarla ilişkilidir. Bazı hayvantürlerinin farklı ortamlarda ısrarlı tekrarı, onlara yüklenmiş anlamlarla bağlantılıdır. Bunların başında dağ keçileri gelmektedir. Bu hayvan türüne hemen her dönemde belirgin dini anlamlar yüklenmesi, yani kutsanması, bu yöndeki inanış biçiminin ve bu türün inanç değerleri arasında sembolik anlama sahip olmasının temelleri olasılıkla bu dönemde atılmış olmalıdır. Taşta başı, taş kapta gövdesi ve mezarda iskeleti ile birlikte saptanmasına yüklenecek başka anlam olmamalıdır. Bunlar arasında kaplumbağa figürünü de unutmamak gerekir.

Genel olarak adlandırıldığı üzere, sürtme taş ve yontma taş endüstrisinin bütün üretim örneklerine sahip Körtiktepe’nin kemik aletler konusunda emsalsiz bir deneyime sahip olduğu görülmüştür. Deri işlemede gereksinim duyulan her alanda; dokumada, ağ örmede, ritüel tasvirlerde, balık avlamada, takıda ve sayılamayacak birçok alanda kemiğin bu denli ustalıklı kullanımı, Körtiktepe kültürünün engin deneyim ve birikiminin göstergesidir.

kemik oltalar

Kemik oltalar

Öncü, çağdaş ve ardıl kültürleri ve bunlara ev sahipliği yapmış coğrafyaları kıskandıracak bilgi ve birikimi ile Körtiktepe Kültürü ve emsalsiz yaşamsal derinliğe sahip Körtiktepe insanının günümüze ulaşan kalıntılarını, sınırlı bir ortamda yazmanın zorluğu gözetilerek, Körtiktepe, özlüce şöyle özetlenebilir: Günümüzden yaklaşık 13000 yıl önce,birçok coğrafyada insanlığın barınmaya henüz çözüm bulmadığı; beslenmede büyük zorluklar yaşadığı bir dönemde, Anadolu genelinde, Güneydoğu Anadolu Bölgesi yerelinde, Körtiktepe özelinde bütün bu sorunların çözüme kavuşturulduğu; bir adım öteye geçilerek günümüz uygarlığının temellerini atıldığı; inanç değerlerinin sembol ve uygulamalarla hayata geçirildiği kavranabilmektedir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Doğan Kuban Hocamızı Kaybettik

Türkiye'nin önemli mimarlık tarihçilerinden, mimar ve akademisyen Prof. Dr. Doğan Kuban 95 yaşında hayatını kaybe...

Türkiye, Taş Tepeler ile Neolitik Çağ’ı aydınlatıyor

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Geliştirme ve Tanıtım Ajansı (TGA), Taş Tepeler programı ile Şanl...

Tharse (Turuş) Nekropol Alanında Temizlik ve Kurtarma Kazısı Başladı

Roma yol haritaları olan Peutinger Tablosu’nda ve Itiner Antonini’de, Komagene Krallığının başkenti Samasota'ya giden ...