Ortaçağdan Günümüze Balıkesir

Kuzeybatı Anadolu’da yer alan ve hem Marmara hem de Ege Denizi’ne kıyısı bulunan Balıkesir, tarihöncesi dönemlerden bu yana önemli yolların kesiştiği bir kavşak olmuştur. Günümüzde bir kısmı Güney Marmara bir kısmı da Ege Bölgesi olarak tanımlanan coğrafi bölgeler içinde yaklaşık 15 bin kilometrekarelik yüz ölçümü ile Türkiye’nin en büyük illeri arasında sayılan Balıkesir’in, Ege Denizi’nde Ayvalık Adaları olarak bilinen 22 adası, Marmara Denizi’nde de Marmara Adaları olarak bilinen sekiz adası vardır. Merkez ilçeden başka 18 ilçeye ve 47 bucağa sahip olup, sınırları içerisinde toplam 933 köy bulunmaktadır.

Balıkesir ve çevresinin, coğrafya ve iklime bağlı gelişen çok kültürlü yapısını tarihöncesi dönemlerden Orta Çağ ve sonrası Türk dönemlerine değin koruduğu, bilhassa konumunun sağladığı bu avantaj ile farklı inanç ve yaşam biçimlerine sahip kültürler için önemli bir iskân noktası olduğu, değişik etnik gruplara ev sahipliği yaptığı görülür. Bu çok kültürlü yaşamın bir sonucu olarak da Balıkesir Bölgesi’nin değişik biçim ve karakterde yerleşim yerini de bünyesinde barındırdığı anlaşılır.

Bizans Döneminde gerek askeri ve siyasi gerekse dini olarak önemli yerleşimlerin yer aldığı, önemli yolların başlangıç noktasındaki bu bölgenin, Orta Çağda sahip olduğu bu özellikleri nedeniyle sık sık işgaller altında kaldığı ve değişik kültürel unsurların etkisine girdiği görülür. Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’i ele geçirmek amacıyla MS 7. yüzyıldan itibaren Çanakkale Boğazı’nı geçen ve Konstantinopolis’e varan İslam ordularının birkaç yıl süren kuşatması sırasında, kışları geçirmek için Kapıdağ Yarımadası civarına geldikleri ve yaklaşık beş yıl süren kuşatmaları boyunca burada kamp yaparak konakladıkları düşünüldüğünde, bu coğrafyanın konumu nedeniyle neden sürekli işgal edildiği rahatlıkla anlaşılabilir.

Marmara Adası H. Nikolaos Kilisesi

Malazgirt Zaferi’nden sonra Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın emrindeki Türk akıncıların Nikea (İznik)’a kadar gelerek burayı ele geçirdikleri, hatta Güney Marmara ve Ege kıyılarına kadar Anadolu’yu yer yer fethettikleri sırada, Balıkesir ve yöresi de Türklerin eline geçmiş, ancak I. Haçlı Seferi’nden sonra tekrar Bizans tarafından alınmıştır. Bu dönemde sık sık Türk akınlarına uğrayan bölgenin, Bizans ile devam eden egemenlik mücadelesinde sürekli olarak el değiştirdiği görülür. Türklerle Bizanslılar arasındaki bu mücadele, Konstantinopolis’in IV. Haçlı Seferi sonucu Latinler tarafından işgal edilmesi ve bölgeye Latinlerin de yerleşmesiyle değişik bir boyut kazanmış, Güney Marmara kıyıları başta olmak üzere, neredeyse tüm Balıkesir yöresi artık Türkler, Latinler ve Bizanslılar arasında bir mücadele alanına dönüşmüştür. Bununla birlikte bölgenin deniz ve kara ticareti için önemli geçiş yolları üzerinde olması, burada İtalyan tacirlerin de çeşitli üsler kurmalarına neden olmuştur. MS 14. yüzyılın başlarında ise, Bizanslıların isteği üzerine Türklerle mücadele etmek amacıyla, Katalanların da bölgeye gelerek yerleşmesi ve karargâhlarını bölgeye kurarak acımasızca bölge halkını katletmeleri, Orta Çağda bu bölgede nasıl bir güç mücadelesi yaşandığını açıkça ortaya koyar.

Bununla birlikte Danişmend ailesinden Karesi Bey’in kendine merkez edindiği Balıkesir ve çevresi zamanla önemli bir Türk yerleşim yeri olmuş, birçok Türkmen beyliği bu bölgede iskân edilmiştir. Sultan Orhan Döneminden itibaren artık Balıkesir ve yöresi tamamen Türklerin yönetimine girmiş olsa da uzun bir dönem etnik yapısını korumayı başarmış, Cumhuriyet’in erken dönemlerine kadar bölgede değişik etnik unsurlardan çok sayıda gayrimüslim yaşamıştır.

Viranköy mevkiinde bulunan Ortaçağ/Bizans kale kalıntısı

Balıkesir yöresi coğrafi konumu ve topografik yapısı nedeniyle Orta Çağ ve sonrası dönemlerde siyasi olarak önemli olayların cereyan ettiği ve Türklerin Anadolu’ya yerleşmeye başladıkları süreçte Bizans ile Türkler arasındaki mücadelenin merkezinde yer aldığı bir bölge olmuştur. Türklerin bölgeye egemen olması sonrası, Bizans Dönemi boyunca başarılı bir biçimde yürütülmüş olan bayındırlık ve iskân alanındaki gelişmeler artarak devam ettirilmiş, bölgede azınlık olarak sayılabilecek önemli bir nüfus varlığını koruyarak bu çok kültürlü yapının neredeyse yirminci yüzyıl ortalarına kadar ulaşmasını sağlamıştır.

Projenin Amaçları ve Özgün Değeri

Günümüzde Balıkesir ve çevresinde Orta Çağdan beri var olan çok kültürlülüğe ilişkin bazı eserler ve kalıntılar mevcuttur. Tarihi arşiv ve vesikalarla birlikte, dönemin seyahatnamelerinden de döneme ilişkin önemli bazı tarihi eserlerin varlığı bilinmektedir. Ayrıca, henüz tespit edilmemiş olan olası çeşitli kültür varlıkları, maalesef günümüzdeki artan kentleşme, her geçen gün gelişen teknoloji ve sanayideki gelişmelere bağlı olarak; imar, tarım ve madencilik gibi faaliyetler nedeniyle hızla yok olup gitmekte ya da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bunun yanı sıra, bölgeye yönelik yapılan daha önceki arkeolojik çalışmaların ağırlıklı olarak tarihöncesi dönemlerle birlikte Klasik Yunan ve Roma dönemlerine yoğunlaştıkları, Orta Çağ ve sonrasına ait kültür varlıkları üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmadığı da göz önüne alındığında, döneme ilişkin söz konusu kültür varlıklarının tamamen yok olmadan önce belgelenmelerinin büyük önem arz ettiği görülmektedir.

Bu anlamda, Balıkesir’in yakın bir zamana kadar ihmal edilmiş olan Orta Çağ ve Türk dönemlerinin detaylıca araştırılarak kayıt altına alınması ve Hıristiyanlığın ilk yıllarından Cumhuriyet’in erken dönemlerine kadar ki bir süreçte, Balıkesir ve yakın çevresinin sahip olduğu kültür mirasının belgelenmesi amacıyla bir yüzey araştırması planlanmıştır. Bu yüzey araştırması, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2017 yılındaki izniyle ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nin destekleriyle “Orta Çağ’dan Günümüze Balıkesir İli Yüzey Araştırması” adında projelendirilerek yürütülmeye başlanmıştır.

Marmara Adası ilçe merkezindeki cami.

Balıkesir’de, Orta Çağdan günümüze hüküm süren kültürlere ait arkeoloji ve sanat tarihi açısından önem taşıyan bu proje kapsamında, bugüne kadar varlığı henüz tespit edilmemiş kalıntılar ile yerleşim birimlerinin belirlenerek belgelenmesi, ayrıca belirlenen kalıntıların bilim dünyasına tanıtılmasını amaçlanmaktadır. Bunun için arşivler ışığında eski yerleşim yerleri ile ilgili bilgiler derlenerek bu yerleşim yerleri tek tek ziyaret edilmekte, döneme ilişkin mimari unsurlar başta olmak üzere mezar taşı, çeşme, kitabe gibi önemli kalıntılar belgelenerek kayıt altına alınmaktadırlar. Nitekim, Orta Çağdan günümüze kadar hüküm süren kültürlere ait eserlerin her yıl düzenli olarak sürdürülen bu proje kapsamında tespit edilerek elde edilen sonuçların bilim dünyası ile paylaşılması ve literatüre kazandırılması projenin özgün değerini oluşturmakla birlikte, kültür varlıklarının tespiti, belgelenmesi ve değerlendirilmeleri bu eserlerin yok olmadan evvel gelecek kuşaklara aktarılması adına projenin toplumsal yararını öne çıkaran unsurlardır.

İlk Bulgular ve Sonuçlar

Yaklaşık on yıllık bir süreçte tamamlanması planlanan ve dört yıldan bu yana gerçekleştirilen bu proje kapsamında, coğrafi olarak oldukça geniş sınırlara yayılan araştırma bölgesi; hem coğrafi hem de kültürel özellikleri göz önüne alınarak Kapıdağ Yarımadası ve çevresi (Marmara adaları, Kapıdağ Yarımadası, Bandırma, Gönen ve Manyas ilçeleri), Edremit körfezi ve çevresi (Edremit, Havran, Burhaniye, Gömeç, Ayvalık ilçeleri) ile Balıkesir merkez ve çevresi (Balya, Karasi, Susurluk, İvrindi, Savaştepe, Altıeylül, Bigadiç, Sındırgı, Kepsut, Dursunbey ilçeleri) olmak üzere üç farklı bölüme ayrılmış, buna göre bir planlama yapılmıştır. Böylece Balıkesir sınırları içerisinde farklı özelliklere ve kültürel gelişime sahip bölgeler kendi dinamikleri dikkate alınarak değerlendirilme yoluna gidilecek, sonrasında bölgelerarası ilişkiler, yerleşim farklılıkları, etnik farklılıklar vb. unsurlar göz önüne alınarak genel bir değerlendirme yapılabilecektir. Nitekim, Balıkesir ve ilçelerinde Orta Çağa yönelik yapılan bu kapsamlı araştırmanın daha ilk yıllardaki sonuçları değerlendirildiğinde söz konusu süreçte, bölgede yoğun bir kültür mirasının varlığı tespit edilmiş, bu dönem boyunca oluşan kültürel birikim ve kazanımlar hakkında önemli veriler elde edilmiştir.

Marmara Adası ilçe merkezindeki cami.

Her sezon için yılın belli bölümlerinde arazi taraması ve belgelemeye yönelik olarak sürdürülmesi planlanan araştırmamızın kuzeyden güneye doğru devam etmesi planlanmış ve bu anlamda ilk olarak Kapıdağ Yarımadası ve çevresine yoğunlaşılmıştır.

Erdek ilçesini oluşturan Kapıdağ Yarımadası ve Marmara ilçesini oluşturan Marmara Takımadaları ile birlikte Bandırma, Gönen ve Manyas ilçelerini kapsayan, tamamı Balıkesir’in kuzeyinde yer alan bu ilk çalışma alanımız, Propontis olarak adlandırılan Marmara Denizi’nin güneyinde yer alır.

Marmara Adaları

Orta Çağ ve sonrası dönemlere ilişkin çalışmamız kapsamında tamamı ziyaret edilerek bu adaların altısında çeşitli dönemlere ait yerleşim izleri tespit edilmiştir. Bu adalar içerisinde en büyüğü ve en önemlisi, adalar grubuna adını da veren Marmara Adası (Prokonnesos)’dır. Marmara Adası Antik Çağdan bu yana işletilen mermer ocakları ile ünlüdür ve adadaki hemen her köyde Bizans ve sonrası diyebileceğimiz dönemlere ait bazı mezar taşları, kuyu bileziği ve zeytinyağı – şarap üretimine ilişkin pres vb. çeşitli mimari elemanların izine rastlanır. Nitekim Marmara Adası’nda Açıkhava Müzesi olarak adlandırılan alanda sergilenen eserler arasında bugün Bizans Dönemine ilişkin çok çeşitli plastik eserler yer almaktadır. Bunlar arasında çeşitli tip sütun ve başlıklarla birlikte çift sütunlar, sütunceler, templon kuruluşlarına ait bazı paye ve korkuluk levhaları dikkat çeker.

Marmara Adası ilçe merkezindeki cami.

Ancak, Marmara Adası’nda Bizans Dönemine ilişkin en önemli kalıntı, şüphesiz Saraylar Köyü’nde yer alan hatta bir dönem köye adını veren ve ‘Palatia’ olduğu bilinen kalıntıdır. 19. yüzyıl ortalarında Palatia’ya gelen Texier burada ‘Iustinianos Sarayı’ olarak adlandırdığı bir yapıdan uzun uzun bahseder ve eserinde bir gravür çizimine yer verir. Ancak Texier’in uzun uzun bahsettiği ve eserinde gravürüne yer verdiği bu yapıdan günümüze maalesef pek bir şey kalmamıştır. Yine Saraylar köyünde, oldukça sağlam biçimde günümüze ulaşmış olan merkezi kubbeli ve Yunan haçı şeklindeki H. Nikolas Kilisesi’nin de olasılıkla bir Bizans yapısı olduğu anlaşılır. Ancak belki de adada Orta Çağ’a ilişkin en önemli kalıntı, adanın topografik olarak en yüksek noktasını teşkil eden Nato Tepesi’nin kuzeyindeki Viranköy olarak adlandırılan mevkide yer alan kaledir. Kale Bizans Döneminde, düz yassı biçimli taşların oldukça yumuşak ve katkılı bir harç kullanılarak kabaca bir araya getirildiği bir teknikte inşa edilmiştir.

Marmara Adası’nda Osmanlı Dönemine ait yapıların başında ilçe merkezinde yer alan bir mahalle mescidi niteliğindeki cami gelir. İnşa tarihi bilinmeyen caminin yanında haziresi ile 1628 tarihli bir çeşmesi bulunur. İlçe merkezinde, biri Hükümet Caddesi üzerinde diğeri de Çınarlı Köyü yolu üzerinde olmak üzere iki Osmanlı mezarlığı bulunmaktadır. Bazılarının bezeli olduğu çeşitli form ve ebatlardaki mezar taşlarının tarihleri 1609 yılına kadar inmektedir. Bu mezarlıklar, Rum yerleşiminin egemen olduğu adalarda 15. yüzyıldan itibaren Türk yerleşimlerinin de başladığını göstermektedir. Bununla birlikte, Sardunya Sokak’ta yer alan 1889 tarihli kilise, merkezdeki iki farklı kültürün imparatorluğun sonuna kadar birlikte sürdüğünün bir göstergesi olarak durmaktadır. İlçe merkezinde her iki kültürün etkilerini yansıtan iki üç katlı ahşap konutlar da görülmektedir. Bunların dışında, 1906 tarihli Hükümet Konağı ile 1910 tarihli Rum okulu neoklasik üslupları ile merkezdeki dikkat çeken yapılar arasında yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, Marmara Adası ilçe merkezi gibi köylerinde de Orta Çağ sonrasına ait bazı eserlerin bulunduğu belirlenmiştir. Gündoğdu Köyü’ndeki 1665 tarihli bir Rum çeşmesi ile ilçe merkezinde olduğu gibi iki üç katlı ve cumbalı ahşap evler; Topağaç Köyü’nde yer alan Müslüman mezarlığı; Asmalı Köyü’ndeki çift başlı kartal ve aslan gibi bezemelerin görüldüğü Rum evi ile bir çeşme ve kilise kalıntısı; Saraylar Köyü’ndeki mermer fabrikası ile bahçesinde yer alan ve tarihleri 1756 yılına kadar inen mezar taşlarının bulunduğu mezarlık ve köyün bulunduğu koyu çevreleyen tepeler üzerindeki iki yel değirmeni bunların bazı örneklerini teşkil etmektedir.

Marmara Adası’nın Asmalı Köyü’nde yer alan bir Rum evindeki çifrbaşlı kartal motifi.

Marmara Adası’nın Asmalı Köyü’nde yer alan bir Rum evindeki çifrbaşlı kartal motifi.

Marmara Adası haricindeki diğer bazı adaların da gerek Bizans gerekse Osmanlı Dönemine ait yerleşimlere ve çeşitli eserlere ev sahipliği yaptığı görülür. Avşa (Aphisia) Adası’ndaki belediye binası önündeki parkta sergilenen tambur, sütun ve başlık gibi mimari ögeler buradaki bir Bizans yerleşimine işaret etmektedir. Kuzeybatıdaki koyda yer alan 17. yüzyıldan kalma Hagios Georgios Manastırı kalıntıları da aynı kültürün bir uzantısıdır. Ada’nın Yiğitler Köyü’nde yer alan cami ile haziresi ise eski adı Araplar olan bu köyün bir Müslüman yerleşimi olduğunu göstermektedir. Köyün bir de mezarlığı bulunmakta olup hazire ve mezarlıktaki taşların tarihi 1681 yılına kadar inmektedir.

Eskiden “Kutali”olarak bilinen Ekinlik Adası’nın iskele meydanında sergilenen çifte sütunlar, sütunceler ve korkuluk levhaları gibi mimari elemanlar adadaki yerleşimin Bizans’a kadar uzandığını göstermektedir. Nitekim, kaynaklarda 13. yüzyılda yağmalandığı belirtilen manastırın kalıntıları, Manastır Tepesi’nde halen mevcuttur. Bununla birlikte eski bir Rum yerleşimi olduğu anlaşılan adada Rumlardan kalan iki kilise, üç yel değirmeni ile bir okul ve çeşme bulunmaktadır. Bu yel değirmenlerinden birinin üzerinde, haç işlemeli 1877 tarihli bir kitabe bulunur. Adanın kuzeybatı kıyısında yer alan 1847 tarihli mermer çeşme ise barok tarzı süslemesiyle dikkati çekmektedir. Eskiden sahilde sıralandığı söylenen büyük ve gösterişli Rum evlerin bazıları da halen mevcuttur.

Ekinlik Adası yerleşim merkezindeki kilise kalıntısı.

Ekinlik Adası yerleşim merkezindeki kilise kalıntısı.

Takımadaların ikinci büyük adasını teşkil eden Paşalimanı Adası (Haloni) ada ile aynı taşıyan köy ile Balıklı ve Tuzla köylerinde tespit edilen Roma ve Bizans dönemlerine ait sütun, başlık, kaide, çifte sütun, templon ve korkuluk gibi mimari parçalar adadaki yerleşimin bu dönemlere kadar indiğini göstermektedir. Poyrazlı Köyü’ndeki 1690 tarihli yel değirmeni ile Paşalimanı Köyü’ndeki 1875 tarihli şaraphane ve yanındaki hastane Rumlardan kalmadır. Balıklı Köy civarındaki Pandera Burnu gerisinde kilise, çeşme, şaraphane ve okul gibi yapılardan oluşan 19. yüzyıla ait bir manastır kalıntısı da mevcuttur. Bunların yanında, Paşalimanı Köyü ile Poyrazlı Köyü’nde hazireli birer cami bulunmaktadır. Mezomorto Hüseyin Paşa (ö. 1701) tarafından yaptırıldığı rivayet edilen Paşalimanı Köyü’ndeki cami yakın zamanda yenilenmiştir. Haziresindeki mevcut mezar taşlarının tarihi de 1717 yılına kadar inmektedir. Minaresi hariç harabe halindeki Poyrazlı Köyü Cami haziresindeki mezar taşlarının en eskisi 1695 tarihli olup camide 17. yüzyıldan kalma olmalıdır.  

Kapıdağ Yarımadası         

Planlanan çalışma kapsamında Erdek ilçesinin kurulduğu Kapıdağ Yarımadası ve köyleri ziyaret edilerek, buradaki Orta Çağ ve sonrası kültür varlıkları tespit edilmeye çalışılmıştır. Anakaraya ince-uzun bir berzah ile bağlı, yaklaşık 300 kilometrekare büyüklüğündeki yarımadanın büyük bir bölümü maki ve ormanlarla kaplı olup, kuzey ve batı yönleri oldukça sarp ve kayalık, doğu ve güney kısımları ise düzlüktür. Orta Çağ’dan itibaren, Bizans ve Türk yerleşimlerine ev sahipliği yapan ve bir süre Karesi Beyliği egemenliği altında kalan yarımadanın, Osmanlı Döneminde Karesi Sancağı’na bağlı olarak gelişmeye devam ettiği, Osmanlı’nın son dönemlerinde ise Balkanlar’dan yoğun göç alarak yeni yerleşimlere ev sahipliği yaptığı bilinir.

Paşalimanı Adası’nın Poyrazlı Köyü’nde Rumlardan kalma 1690 tarihli yel değirmeni

Paşalimanı Adası’nın Poyrazlı Köyü’nde Rumlardan kalma 1690 tarihli yel değirmeni

İlçe merkezi Erdek’teki Seyitgazi Tepesi’nde yer alan kale ile buna yaklaşık 5 kilometre mesafedeki Muhla Kalesi ve devamında, İlhanköy’deki küçük kale kalıntısı Bizans Dönemi’nin öncü eserleri arasında yer almaktadır. Bunlarla birlikte, Karşıyaka, Yapıcıköy, Tatlısu Köyü ve Çeltikçi Köyü gibi bazı önemli yerleşim yerlerinde tespit edilen Bizans Dönemi’ne ait kilise yapılarına ait bazı mimari kalıntılarla birlikte, yine mimariye bağlı olarak gelişen bazı plastik eserlerin varlığı, yarımadanın Bizans’ın erken dönemlerinden itibaren dini bir kimlik kazanmaya başladığını açıkça ortaya koyar. Antik Dindymos Dağı eteklerindeki Kirazlı Manastırı başta olmak üzere Narlı, Ballıpınar, Doğanlar ve Ormanlı köylerindeki 18. ve 19. yüzyıllara ait kilise ve benzeri dini yapıların varlığı bu kimliğin yakın zamana kadar geçerliliğini koruduğu göstermektedir. Kyzikos Metropoliti Theodosis zamanında yapıldığı söylenen Çakılköy’deki Solimari Çeşmesi, Erdek ilçe merkezindeki Palata Çeşmesi ile Karşıyaka, Tatlısu ve Yukarıyapıcı köylerindeki kitabeli Rum çeşmeleri; Çakılköy ve Karşıyaka köylerindeki Rum okulları aynı kültürün diğer bazı yapılarını oluşturmaktadır. 

Erdek ilçe merkezinde, eskiden varlığı bilinen dört cami ve mescit ile iki hamam bölgedeki Osmanlı Dönemi Türk yerleşiminin burada yoğunlaştığını göstermektedir. Ancak bahsi geçen eserlerden sadece bir cami ile iki Osmanlı çeşmesi günümüze gelebilmiştir. İlk olarak 1764 yılında yaptırılan daha sonra 1917 yılında yenilenen cami neoklasik tarzdadır. İskele meydanındaki 1874 tarihli Askeriye Çeşmesi ise barok üslubundadır. Atatürk Mahallesi’ndeki 1756 tarihli hazneli Osman Ağa Çeşmesi daha sadedir. Bunların dışında iskele meydanındaki Hükümet Konağı ile Yalı ve Halitpaşa mahallerinde yer alan okullar Osmanlı’nın son dönemlerinde kente eklenen önemli kamu yapılarını teşkil ederler. İlçe merkezinde, tarihleri 1813 ile 1910 arasında değişen kitabeli taşların bulunduğu iki adet de Osmanlı mezarlığı bulunmaktadır. Yarımadadaki köylerdeki Rum eserleri dışındaki yapıların dağılımına bakıldığında Türk yerleşimin sınırlı kaldığı görülmektedir. Arşiv belgelerine göre 16. yüzyılda Sultan Beyazıd Vakfı olarak kurulan Hamamlı Köyü’nde yenilenen cami ile 19. yüzyıldan kalma bir okul binasından başka bir şey kalmamıştır. Hamamlı Köyü dışında Çayağzı, Narlı ve Çeltikçi köylerindeki Müslüman mezarlıkları bu köylerde de Türk yerleşimlerinin varlığına işaret etmektedir. Mezar taşlarının tarihlerinin 18. yüzyıldan geriye gitmemesi yarımadadaki Türk yerleşimin bu tarihlerden itibaren yaygınlık kazanmaya başladığını işaret etmektedir.      

Bandırma

Bir liman kenti olan bugünkü Bandırma’nın kuruluşu Haydar Çavuş tarafından 16. yüzyılın sonlarında kurulan bir vakfa dayandırılmaktadır. Yaklaşık yüz yıl sonra kente gelen Evliya Çelebi kentten, büyük bir ticari iskelesi olan, on iki mahalleden oluşan, dört cami ve on üç mescidi ile sayı belirtmeden hanları, hamamları, mektepleri, tekkeleri ile kiremit kaplı süslü evleri ve dükkânları bulunan güzel bir şehir olarak bahsederken, Hasluck Türk, Rum ve Ermenilerin birlikte yaşadığını, beş cami ile beş kilisenin bulunduğunu belirtir. İlçe merkezinde gerçekleştirilen araştırma sonucunda yedi cami, dört çeşme, bir hamam ve baruthane ile birlikte okul, iskele, hükümet konağı, askeri daire, gar binaları gibi resmi tarihi yapılar ile dükkân, konut gibi bazı sivil yapıların varlığı gözlenmiştir. Bahsi geçen kiliselerden ise bir iz yoktur. Rumlardan kalan tek yapıyı günümüzde öğretmen evi olarak kullanılan okul binası teşkil etmektedir. Camilerin başında, Haydar Çavuş’un vakıfla birlikte yaptırdığı, ancak yandığı için 20. yüzyıl başlarında yenilen kendi adıyla anılan kubbeli cami gelmektedir. Mahalle mescidi niteliğindeki kırma çatılı diğer camiler 18. veya 19. yüzyıllara ait olup kendi dönemlerinin özelliklerini yansıtırlar. Çeşmelerin hepsi 20. yüzyıl başlarına ait olup bunlardan Haydar Çavuş Cami yanında yer alanı bir meydan çeşmesi, diğerleri ise sokak çeşmeleri şeklindedir. İlçedeki tek hamamı teşkil eden İhsaniye Mahallesi’ndeki Türk Hamamı son yıllardaki onarımlar sırasında büyük oranda yenilenmiştir. Osmanlının son dönemleri ile Cumhuriyetin başlarında inşa edilen Hükümet Konağı, İskele Binası, Redif Askeri Dairesi, Tekel Binası, Posta ve Telgraf Binası, Elektrik Santrali Binası, Pertevniyal Hastanesi ve gar binaları gibi çeşitli kamu yapıları Bandırma’nın bu dönemde bölgede kazandığı önemi ortaya koymaktadır. Tarihi yapılar dışında, Bandırma ilçe merkezinde, biri Tekke Camii haziresi olmak üzere iki Osmanlı mezarlığı bulunmaktadır. Mezarlıklardaki kitabeli taşların tarihleri 1694 ile 1930 arasında değişmektedir.

Erdek ilçe merkezinde yer alan kale burçlarından biri.

Erdek ilçe merkezinde yer alan kale burçlarından biri.

Osmanlı arşiv belgelerinde “Aydıncık” olarak geçen günümüzdeki Edincik’in, Orhan Gazi zamanında bölgenin fethi için gönderilen Emir Aydın tarafından kurulduğu ve bu ismi kurucusuna atfen aldığı sanılmaktadır. Eski adıyla Aydıncık’ta yapılan araştırmada Osmanlı öncesine ait bir yapıya rastlanılmamıştır. Ancak, kent içerisinde ve mezarlıkta, yakınlardaki Kyzikos antik kentinden getirildiği tahmin edilen Roma ve Bizans dönemlerine ait çok sayıda plastik mimari parça rastlanılmaktadır. Kentte, Osmanlı Dönemi’ne ait altı cami ve mescid, yedi çeşme, iki hamam ve bir medrese ile birlikte birkaç dükkân ve çok sayıda eski evin varlığı gözlenmiştir. Biri cami haziresi olmak üzere üç de mezarlık bulunmaktadır. Hisar Mahallesi’nde yer alan 1382-83 tarihli Ulu Cami kentteki en eski yapıyı teşkil etmektedir. Ulu Paşa Mescidi, Emir Sultan Cami ve Kümbet Cami 15. yüzyıldan kalmadır. Diğerleri daha geç dönemlere aittirler. Ulu Cami yanında yer alan hamam kalıntısının cami ile aynı zamanlarda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Tabakhane Deresi kenarındaki hamamın ise 19. yüzyıldan kalma olduğu anlaşılmaktadır. Çeşmelerin en erkeni Emir Veli tarafından 1415’te yaptırılan Kız Dedesi (Ayazma) Çeşmesi’dir. Kitabeleri Bandırma Müzesi’nde bulunan Hacı Kadir Çeşmesi ile Anbar (Çarşı) Çeşmesi’nin 1835’lerde Abdülaziz Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bu iki çeşme barok süslemeleriyle de dikkati çekerler. Geleneksel Türk evlerini yansıtan iki ve üç katlı, cumbalı ahşap evler ile tek katlı kagir dükkanlar şeklindeki sivil mimarlık örneklerinin 19. veya 20. yüzyıl başlarından kaldığı sanılmaktadır. Mimari dışında, biri Ulu Cami haziresi olmak üzere üç Osmanlı mezarlığı bulunmaktadır. Bu mezarlıklarda yer alan çok sayıdaki kitabeli taşların tarihleri 15. ile 20. yüzyıllar arasındaki geniş bir alana yayılmaktadır.    

Erdek ilçe merkezinde yer alan kale burçlarından biri.

Antik Dindymos Dağı eteklerindeki Kirazlı Manastırı duvarları.

Bandırmaya bağlı köyler ve çevresinde yapılan incelemelerde sahil köylerinden bazılarının Roma ve Bizans Dönemine kadar uzan yerleşimlere ev sahipliği yaptığı görülmüştür. Bunların başında, antik limanı ve limana hâkim tepedeki Şirinçavuş Kalesi gelmektedir. Sazlıdere mevkiindeki antik limanı bulunan Hıdırköy, Ayazma mevkiinde yapı kalıntıları görülen Dutlimanı, yola hâkim bir tepe üzerinde duvar kalıntıları ile ayazma mevkiinde manastır kalıntıları bulunan Yenice köyleri Bizans Dönemi izlerinin rastlanıldığı diğer sahil köylerini teşkil etmektedir. Bunların dışında, eski Bursa-Bandırma yolu üzerindeki Ömerli ve Akçapınar köyleri ile Manyas Gölü civarındaki Külefli ve Doğruca gibi köyler ile çevresinde gözlemlenen çifte sütunlar, sütunceler ve korkuluk payeleri gibi yapı elemanları ile bazı seramik parçaları bu civarlarda da henüz tespit edilmeyen bazı eski yerleşimlerin olabileceğini göstermektedir. Bandırmaya bağlı köylerin birkaçı dışında hemen hepsinde Osmanlı mezarlıklarının varlığı görülmektedir. Tarihleri 17. yüzyıla kadar uzanan Akçapınar ve Yeni Yenice köylerinin mezarlıkları bunların en eskilerini oluşturmaktadır. Daha geç döneme ait olan mezarlıkların çoğu Muhacir yerleşimlerine aittir. Kayacık Köyü’ndeki1756 tarihli Kadı Çeşmesi, AkçapınarKöyü’ndeki eski bir Roma köprüsü yerine yapılan Güzelce Köprü, 18. yüzyıla tarihlenen Yeşil Çomlu Köyü Camisi, KirazlıKöyü’ndeki 1883 tarihli çeşme, BezirciKöyü’nde1888 tarihli cami ve çeşmesi ile Aksakal ve Akçapınar köylerindeki 20. yüzyıl başlarına ait gar binası Osmanlı Dönemine ait önemli yapılardan bazılarıdır. 

Gönen     

Proje kapsamında Mysia Bölgesinde yer alan Gönen ve çevresindeki araştırmalar devam etmekte olup ilk etapta ilçe merkezi ile bazı köyler incelenmiştir. Gönen Çayı kenarındaki kaplıcalar bölgesinde yer alan ilçe merkezinin kuruluşu antik dönemlere dayanmaktadır. Roma ve Bizans dönemlerindeki kaplıcalarıyla ünlenen kent, önce Selçuklu akınlarına maruz kalmış, sonrasında Karesi Beyliği yönetimine geçmiş ve nihayetinde Orhan Gazi zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Eski adı Artemea olan ilçe merkezinde inşa edilen kaplıca hamamlarının Bizans Dönemi’nde de varlığı bilinmekle birlikte, bunlardan günümüze bir iz kalmamıştır. Ancak, bölgedeki bir inşaat temeli kazısı sırasında MS 5-6. yüzyıllara tarihlenen bir kilisenin kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Son yıllarda Bandırma Müzesi tarafından bazı çalışmalar gerçekleştirilen bu kilise ve çevresi bugün bazı eski eserlerinde içinde yer aldığı küçük bir açık hava müzesi biçiminde düzenlenmiştir.

Edincik’te devşirme malzemelerinden de kullanıldığı Ulu Paşa Mescidi.

Edincik’te devşirme malzemelerinden de kullanıldığı Ulu Paşa Mescidi.

Bunun yanı sıra çeşitli kaynaklardan Gönen’deki varlığı bilinen cami, kilise, han, hamam, medrese ve okul gibi yapıların çoğu 1953 ve 1964 depremlerinde yok olmuştur. Mevcut camilerin en eskisini teşkil eden 1401 tarihli Eğrikısık Cami’de geçirdiği onarımlarla asli özelliğini büyük oranda kaybetmiştir. Diğer camilerin hemen hepsi depremler sonrası yenilenmiştir. Camiler dışında, Sultan II. Abdülhamid tarafından 1882-1893 yıllarında yaptırılan Tırnova Mahallesi’ndeki hastane ve Plevne Mahallesi’ndeki 19. yüzyıla ait olduğu sanılan han binası ile geleneksel nitelikteki iki-üç katlı ahşap ve kagir evler dikkati çeken diğer diğer yapıları oluşturmaktadır. Yapılar haricinde, şehir mezarlığında tarihleri 1740 yıllarına kadar inen çok sayıda Osmanlı mezar taşının bulunduğu görülmektedir. 

Gönen’e bağlı köylerin bazılarında yapılan araştırmalarda ziyaret edilen Bizans Dönemi’ne ait yapıların başında Alacaoluk ve Babayaka kaleleri gelmektedir. Söz konusu kalelerin Erdek ve Şirinçavuş kaleleri ile birlikte Propontis’ten başlayarak bütün Mysia Ovası’nı geçen ve güneydeki önemli Bizans yerleşimlerine ulaşan doğal yol güzergahına hâkim olabilmek amacıyla inşa edilen bir savunma zincirinin halkaları oldukları söylenebilir. Aynı güzergahta, Gönen Çayı üzerindeki antik Güvercin Köprüsü de bu halkanın önemli bir yapısıdır. Bunların dışında, Köteyli Köyü Örenler mevkii ile Paşaçifliği Benliören mevkii ve Büyük Soğuklar Köyü Bayırardı mevkiinde Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait seramikler ile kiremit ve tuğla kırıklarına rastlanılmıştır. Ayrıca, yukarıda bahsi geçen köyler ile birlikte Asmalıdere, Ilıcak, Buğdaylı ve Tütüncü köylerinde sütun, çifte sütun, kaide, lento ve söveler gibi Bizans yapı elemanlarını varlığı da gözlemlenmiştir.

Gönen Çayı üzerindeki Güvercin Köprüsü olarak bilinen Roma köprüsü.

Gönen Çayı üzerindeki Güvercin Köprüsü olarak bilinen Roma köprüsü.

Araştırılan köylerde Osmanlı Dönemi’ne ait yapılar arasında cami, çeşme, köprü gibi yapılar öne çıkmaktadır. Geç dönemlere ait bu yapıların da büyük bir kısmı depremler sonrası yenilenmiştir. Sarıköy’deki 1662 tarihli cami bunların en eskisidir. Tuzakçı Köyü’ndeki 1883 tarihli Orta Cami, 1907 tarihli Bostancı Köyü Camisi ile Suçıktı Köyü’nde Perestev Rahime Kadın tarafından 1903’te yaptırılan camiler bunların diğer bazı örneklerini teşkil etmektedir. Çeşmeler arasında, Köteyli Köyü’ndeki Hafza Mâhir Hatun tarafından yaptırılan 1758 tarihli çeşme ile Hacı Beytullah tarafından 1906’da yaptırılan Sülüklü Çeşme, Osmanpazar’da Hacı Mustafa’nın yaptırdığı 1922 tarihli çeşme, Alaşar Köyü’ndeki Hacı Hasan Efendi tarafından 1915’te yaptırılan çeşme, Çobanhamidiye Köyü’nde Hacı Mehmed Ağa tarafından 1905’te yaptırılan çeşme ile Büyük Soğuklar Köyü’ndeki Hatip Mehmed Efendi’nin 1905’te yaptırdığı çeşme öne çıkan örneklerdir. Tespit edilen köprülerin başında, Gönen-Bandırma yolu üzerindeki Tuzakçı Köyü Köprüsü ile Kalfaköy, Bayramiç ve Tüntüncü köylerindeki Gönen-Manyas yolu üzerindeki köprüler, Bostancı Köyü Eğridere üzerindeki köprü gelmektedir. Bir veya iki kemer gözlü olan köprülerin geç Osmanlı Dönemine ait oldukları sanılmaktadır. Yol güzergâhları üzerindeki dikkat çeken bir diğer yapıyı, eski Bandırma-Çanakkale yolundaki Issız Han olarak bilinen erken Osmanlı Dönemine ait yapı oluşturmaktadır. Yapılar dışında, hemen her köyde Osmanlı mezarlıklarına rastlamakta mümkündür. Tarihleri 18. yüzyılın başlarına kadar inen Körpeağaç, Küçük Soğuklar ve Tuzakçı köyleri mezarlıkları bunların en eskileridir. Diğerlerinin çoğu 19. ve 20. yüzyıllara ait olup bu dönemlerde kurulan göçmen köylerine aittirler.   

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Aktüel Arkeoloji Dergisi 81. Sayı - Barajlar ve Kültür Tarihi: Ilısu

Arkeolojik dolgular geçmişin arşivleridir. Bu arşivlerdeki bilgi ancak arkeolojik kazılarla birlikte etkin ve kullanıl...

Türkiye'de Barajlar ve Arkeoloji

PROF. DR. MEHMET ÖZDOĞAN ile SÖYLEŞİ  Kültür varlıklarını tahrip eden bayındırlık projeleri içind...

Ortaçağdan Günümüze Balıkesir

Kuzeybatı Anadolu’da yer alan ve hem Marmara hem de Ege Denizi’ne kıyısı bulunan Balıkesir, tarihöncesi döne...