Tarihöncesinde Balıkesir

Kuzeybatı Anadolu’nun tarihsel bağlamı çoğu zaman konumuyla ilişkili bir şekilde ele alınır. Anadolu, Ege ve Balkanlarla temas halindeki bölge bu bağlamı fazlasıyla karşılarken; Ege ve Marmara kıyılarından İç Batı Anadolu’ya uzanan Balıkesir ise bölgenin farklı coğrafyalarla ilişkisini en iyi temsil eden kentidir. Daha çok bu yönüyle ele alacağımız Balıkesir tarihöncesi dönem açısından çok az araştırılmış bir yer olsa da coğrafi konumunun önemini yansıtan arkeolojik alanlara sahiptir.

2017-2019 yılları arasında gerçekleşen Manyas Gölü Doğu Kesim araştırmalarında sistemli yüzey toplamaları yapılır

Balıkesir’in tarihöncesine ilişkin ilk bilgiler 1930’ların ortalarında Avusturalyalı James Rivers Barrington Stewart ile başlayan ve sistematik olmayan yüzey araştırmaları ile küçük ölçekli kazılara dayanır. İlk kazı Stewart tarafından 1936 yılında Ovabayındır köyündeki İlk Tunç Çağı yerleşimi ve mezarlığında yapılır. Bu çalışmalara 1956 yılında Ekrem Akurgal devam eder. Yine Stewart’ın 1936 yılında; bu defa tarihöncesi arkeolojisinin önemli isimlerinden biri olan Kurt Bittel ile yürüttüğü Bigadiç’teki Babaköy Mezarlığı İlk Tunç Çağı’na ilişkin ikinci kazı olur. Buradaki çalışmalara da 1948 yılında, dönemin bir diğer tanınmış ismi İsmail Kılıç Kökten devam etmiştir. Kökten bir yıl sonra Havran’da Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı’na tarihlenen İnboğazı (İnönü) Mağaralarında da kazılar yapar. Bundan sonra Balıkesir’deki tarihöncesi dönem kazılarına uzun bir ara verilmiştir. 1997 yılında, K. Lambrianidis ile N. Spencer’ın üstlendiği Ayvalık Altınova köyündeki, yine İlk Tunç Çağına tarihlenen Yeni Yeldeğirmeni Tepe kazıları son çalışmadır.

Balıkesir ilinde çeşitlilik gösteren ve farklı ortamlarla ilişkili bir doğal çevre ortamı vardır.

Balıkesir ilinde çeşitlilik gösteren ve farklı ortamlarla ilişkili bir doğal çevre ortamı vardır

Balıkesir’de sistematik sayılabilecek ilk yüzey araştırmaları ise 1949 yılında İ. Kılıç Kökten tarafından yapılmıştır. Kökten Kepsüt, Bigadiç, Sındırgı, Bandırma, Gönen, Sarıköy, Manyas, Edremit, Havran, Altınova ve İvrindiilçelerinin yanı sıra Çanakkale ilinde de yüzey taramaları gerçekleştirir. 1940 yılında Türk Tarih Kurumu desteğiyle başlayan araştırmalarıyla Kökten Türkiye’nin dört bir yerini gezmekte ve tarihöncesi dönemlere ilişkin ilk bulguları ortaya koymaktadır. Kökten’in çalışmalarını 1950-60’lı yıllarda yeni araştırmalar takip eder. Bunların en öne çıkanları 1950’lerde James Mellaart 1960’larda ise David French’in Kuzeybatı Anadolu’da yaptığı araştırmalardır. Her iki bilim insanı özellikle bölgedeki Neolitik yerleşimlerinin tespit edilmesine büyük katkı sağlamıştır. Uzun bir aradan sonra Balıkesir ve civarındaki araştırmalar 1979 yılında Mehmet Özdoğan’ın, Marmara Bölgesi’nin Trakya kesimi de dahil olmak üzere tümünü kapsayan sistemli yüzey araştırmalarıyla yeniden başlar ve 1980’lerin sonuna kadar kesintisiz devam eder. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, yüzey araştırmalarının yanı sıra esas olarak yerleşik ve besin üretimine dayalı yaşamın ortaya çıkışına odaklı kazı ve araştırmalarda bulunan Özdoğan, özellikle bu yaşam biçiminin batıya nasıl aktarıldığını anlamak amacıyla Anadolu’nun kuzeybatı kesimine yönelmiştir. Ancak Marmara Bölgesi’ndeki çalışması Paleolitik Çağdan Demir Çağına kadar uzanan bir süreci yansıtan kapsamlı bir araştırmaya dönüşür. Bu araştırmalarda Marmara Denizi’nin hem güneyi hem de kuzeyinde yüzü aşkın höyük ve bir o kadar düz yerleşme, çok daha fazla sayıda tümülüs ile çeşitli buluntu yerleri tespit edilmiştir. Dolayısıyla Balıkesir ilinde bugün bilinen tarihöncesi buluntu yerlerinin büyük bir bölümü Özdoğan tarafından saptanmıştır.

Balıkesir’deki tarihöncesi araştırmalar durağan bir dönemin ardından 2009 yılında Derya Yalçıklı’nın çalışmalarıyla yeniden canlanır. Yalçıklı 2019 yılına kadar tarihöncesi dönemde Ege ile Marmara arasındaki bağlantıları görmek amacıyla geniş kapsamlı yüzey araştırmaları yapar. Bölgede tarihöncesi döneme ilişkin son çalışma ise İstanbul Üniversitesi Tarihöncesi Arkeolojisi anabilim dalından bir ekiple 2017-19 yılları arasında yaptığımız yüzey araştırmalarıdır. Bu çalışmalarda Bandırma’da Manyas Gölü’nün doğu kıyısında küçük bir alanda yoğun ve sistematik bir tarama gerçekleştirilmiştir.

Yüzey araştırmalarının net bir şekilde ortaya koyduğu gibi bölgenin farklı dönemlere ilişkin değerlendirmelere katkı sağlayacak büyük bir arkeolojik potansiyeli vardır. Nitekim Balıkesir’de bugüne kadar Paleolitik Çağdan İlk Tunç Çağına kadar bütün zamanları yansıtan yüze yakın buluntu yeri tespit edilmiştir.

AVCI TOPLAYICI YAŞAM

Paleolitik ya da “Eski Taş Çağı” olarak bilinen dönem insanlık tarihinin en uzun evresini oluşturur. 3.3 milyon yıl önce başlayan Paleolitik Çağ, dünyanın farklı yerlerinde farklı zamanlarda sonlansa da kabaca MÖ 12 bin yıl öncesine kadar devam eder. İnsan evrimine de sahne olan bu dönemde insanlar küçük topluluklar halinde çevrelerindeki besin kaynaklarını tüketerek, konar göçer bir yaşam sürer. Açık hava kamplarında çalı çırpıdan, dallardan barınak benzeri yapılar kurdukları için geride çok fazla iz bırakmamışlardır. Bu nedenle az bulunan fosil insan kalıntılarının yanı sıra genel olarak taş aletlerden yola çıkarak tanımlanan bir dönemdir. Paleolitik Çağın sonu özellikle Avrupa kıtası ve Karadeniz’in kuzeyinde oldukça görkemli bir şekilde yaşanmıştır. Bu bölgelerden üç boyutlu sanatsal üretimler, mağara duvarlarına ustaca yapılmış resimler bilinmektedir.

Manyas Gölü günümüzde Balıkesir’deki en önemli sulak alanlardan biridir. 2019 yılında alandan bir görünüm.

Manyas Gölü günümüzde Balıkesir’deki en önemli sulak alanlardan biridir. 2019 yılında alandan bir görünüm.

Ülkemizde bilinen Paleolitik Çağ açık hava kampları yok denecek kadar azdır, Karain ve Yarımburgaz gibi bazı mağara iskanları vardır. Paleolitik Çağda yaşamış olan insan türlerine ait en eski izlere Denizli Kocabaş’ta rastlanır. Bir taş ocağında Homoerectustürü bir insana ait kafatası parçası bulunmuş ve 1.2 milyon yıl öncesine tarihlenmiştir. Gerek Anadolu Platosu gerekse Kuzeybatı Anadolu’da en iyi bilinen dönem ise Orta Paleolitik’tir. Günümüzden 300-200 bin yıl önce başlayan bu dönem 50 bin yıl önce sonlanmıştır. Bu dönemde Homoerectus insanının yerini Homo neanderthalensis alır.50 bin yıl öncesinden başlayarak MÖ 12-10 binyıla kadar devam eden Üst Paleolitik Dönem ise modern insan ile özdeştir. Ne yazık ki Üst Paleolitik Anadolu’da çok az bilinen dönemlerden biridir. Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da nispeten daha iyi tanınsa da Anadolu Platosunun büyük bir bölümü Karain gibi bazı mağaralardaki dolguların dışında pek bilinmemektedir. Aynı durum Kuzeybatı Anadolu için de geçerlidir.

Manyas Gölü’nün hemen doğusunda yer alan Musluçeşme yerleşiminde 2017 ve 2018 yıllarında yoğun ve sistematik yüzey taramaları yapıldı.

Manyas Gölü’nün hemen doğusunda yer alan Musluçeşme yerleşiminde 2017 ve 2018 yıllarında yoğun ve sistematik yüzey taramaları yapıldı.

Kuzeybatı Anadolu ve Balıkesir civarındaki buluntu yerlerinin büyük bir bölümü Orta Paleolitik Döneme tarihlenmektedir. Marmara Denizi’nin güneyinde Paleolitik Çağ bulgularının en yoğun olduğu bölge Çanakkale’nin Çan ve Yenice ilçeleridir. Balıkesir’de olasılıkla araştırma eksiklikleriyle de alakalı olarak daha az buluntu yeri bilinmektedir. Balıkesir’de merkez ilçe Altıeylül, Manyas ve Dursunbey ilçelerinde Orta Paleolitik buluntu yerleri tespit edilmiştir. 2018 yılında Bandırma’nın Doğa köyünde ekibimiz tarafından yapılan yüzey araştırmalarında bulunan Çakmaktepe ise malzeme yorgunluğu ve alanın boyutları bakımından şimdilik Balıkesir’deki en tanımlı buluntu yeridir.

Çakmaktepe Buluntu Alanı

Çakmaktepe Paleolitik buluntu yeri, Karacabey Ovasına bakan doğal bir yükseltinin üzerinde bulunur.

Çakmaktepe Paleolitik buluntu yeri, Karacabey Ovasına bakan doğal bir yükseltinin üzerinde bulunur 

Çakmaktepe, Manyas Gölü’nün doğu yakasında, göl ile Karacabey Ovası arasındaki kuzey güney yönlü sırtın üst tarafında bulunmaktadır. Marmara Denizi’nin güneyi tektonik hareketler ve akarsu havzalarında yaşanan oluşumlar nedeniyle önemli değişimler geçirmiştir. Bu nedenle buluntu yerinin özellikleri ile, göl ve ovalık ortamlarla ilişkisinin bugünkünden farklı olduğunu düşünmek gerekmektedir. Çakmaktepe’yi Balıkesir’deki diğer Paleolitik Çağ buluntu yerlerinden farklı kılan buradaki malzemenin yoğun ve geniş bir alana yayılıyor oluşudur. Arkeolojik malzeme doğal bir kayalığın üstünde ve batısında, ayrıca sırt üzerindeki tepeliğin kuzeydoğusu dışında neredeyse tüm yamaçlarına ve eteklere yayılmaktadır. Buluntu yoğunluğu buranın aralıklarla uzun süre kullanılmış olduğunu düşündürmektedir. Tepelik kesimde ve eteklerde yontmataş buluntuların yanı sıra bunların yapımında kullanılan çakmaktaşı hammaddesinin de bulunuyor olması, buranın taş işlemek için konaklanan bir yer olduğunu işaret etmektedir. Çakmaktaşından yongalama yapmak için hazırlanan ve çekirdek adı verilen taş kütleler ile yongalama artığı olabilecek parçalar da bu görüşü destekler. Aletler arasında iki yüzeyli el baltası, levalloisçekirdekler ve yongaların yanı sıra çekirdek, yonga, dilgi ve özellikle kazıyıcı aletler tespit edilmiştir. İki yüzeyli ve levalloistekniğini gösteren ürünlerin bir arada bulunması buluntu yerini Alt Paleolitik sonu Orta Paleolitik başına, günümüzden önce 400-200 bin yıl aralığında tarihlememizi sağlamaktadır. Buradaki malzemenin yoğunluğu ve niteliği Çakmaktepe’yi Marmara Denizi’nin güneyindeki en önemli buluntu yerlerinden biri yapmaktadır. Bununla birlikte malzemenin durumu ve dağlımı ile özellikle bazı malzeme gruplarında görülen yoğun patina, arkeolojik dolgunun uzun süredir açıkta olduğunu ve yüzey faaliyetleri nedeniyle olasılıkla aynı noktada karıştığını işaret etmektedir.

 

Çakmaktepe buluntu yerinde saptanan iki yüzeyli bir el baltaları Alt ve Orta Paleolitik Dönemlerde çok işlevli aletler olarak kullanılmışlardır.

Çakmaktepe buluntu yerinde saptanan Levallois çekirdek. Levallois teknolojisi tasarlayarak aş yongalama yapılmasını sağlayan özel bir tekniktir.

Çakmaktepe buluntu yerinde saptanan Levallois çekirdek. Levallois teknolojisi tasarlayarak aş yongalama yapılmasını sağlayan özel bir tekniktir.

Çakmaktepe Paleolitik buluntu yerinde hem işlenmiş buluntular hem de yerel çakmaktaşı hammaddesi çok yoğundur. Buranın olasılıkla bir işlik yeri olarak kullanılmıştır.

Çakmaktepe Paleolitik buluntu yerinde hem işlenmiş buluntular hem de yerel çakmaktaşı hammaddesi çok yoğundur. Buranın olasılıkla bir işlik yeri olarak kullanılmıştır.

YERLEŞİKLİĞE GEÇİŞ

Avcı toplayıcı konar göçer yaşamdan yerleşik yaşama geçiş, dünyanın farklı yerlerinde değişik tarihlerde ve çoğunlukla da özgün süreçler olarak gerçekleşmiştir. Avrupa ve Yakındoğu’yu içine alan bölgede birbirleriyle alakalı bir sürecin yaşandığı anlaşılmaktadır. Yakındoğu’da yerleşikliğe geçiş Üst Paleolitik’te başlamış ve Epipaleolitik dönemle devam etmiştir ve MÖ 10. binyılda Neolitik Çağda tam olarak başladığı kabul edilir.

Batı ve Kuzeybatı Anadolu, hatta Ege Havzası Yakındoğu’da Epipaleolitik, Avrupa’da ise Mezolitik olarak tanımlanan ve farklı süreçlerin izlendiği iki bölgenin arasında kalmaktadır. Kuzeybatı Anadolu’da Mezolitik olarak tanımlayabileceğimiz buluntu yerleri yalnızca İstanbul civarında bulunurken, Güney Marmara’da bu döneme ilişkin net bulgulara ulaşılamamıştır. Bu nedenle Balıkesir ve civarında Üst Paleolitik Dönemden itibaren nasıl bir kültürel ortamın olduğu bilinmemektedir.

YERLEŞİK VE İLK ÜRETİCİ KÖY TOPLUMLARI

Yerleşik yaşam MÖ 10. binyılda, Levant, Kuzey Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu ve Zagroslar’da hemen hemen eş zamanlı ortaya çıkar. MÖ 9. binyıl ile birlikte Orta Anadolu ve hemen akabinde Kıbrıs’ta yerleşik toplumlarla karşılaşılır. Milyonlarca yıl süren konar-göçer yaşamın terk edildiği Neolitik Çağ, bu bakımdan insanlık tarihindeki köklü değişimleri de sembolize etmektedir. Aynı yerde daha kalabalık gruplar halinde, uzun süre bir arada yaşamaya başlayan insan toplulukları yeni bir sosyal düzene geçer. Olasılıkla toplumsal roller ve iş bölümü de yeniden düzenlenir.

Yerleşik yaşama geçen topluluklar zaman içinde tahıl ve baklagillerin tarımını yapar ve hayvanları evcilleştirir. MÖ 7. binyıla gelindiğinde Neolitik toplumların yerleşik olmanın yanı sıra besin üretimi yapan tümüyle çiftçi toplumlara dönüştüğü gözlenir. MÖ 7. binyılın başlarından itibaren de çiftçiliğe dayalı yaşam modeli özellikle batı yönlü bir genişleme süreci içine girer. Batı Anadolu ve Kuzeybatı Anadolu bunun ilk izlenebildiği bölge olarak öne çıkar. Belirttiğimiz gibi Kuzeybatı Anadolu’da Üst Paleolitik Dönemden itibaren, olasılıkla araştırma azlığı nedeniyle oluşan bilgi eksikliği çanak çömlek kullanan ve tam olarak çiftçi yaşam biçimini benimsemiş Neolitik toplumların bölgeye gelişine kadar devam eder. Neolitik öncesinin az biliniyor oluşu gerek Balıkesir gerekse Kuzeybatı Anadolu genelinde insan topluklarının dağılımı, kültürel ortamları ve bölgeye dışarıdan geldiği anlaşılan Neolitik çiftçiler ile bunlarla birlikte gelen yeniliklerle nasıl bir etkileşim içinde oldukları konusunu şimdilik belirsiz bırakmaktadır. MÖ 7. binyılın ortalarından itibaren, özellikle Bursa civarında bazıları kazılarak ayrıntılı bir şekilde araştırılmış, çok sayıda Çanak Çömlekli Neolitik yerleşim bulunmaktadır. Çanakkale civarından bilinen yerleşmeler de söz konusudur. Aynı bin yılın sonuna doğru Anadolu’nun batı yarısında Neolitik yerleşimlerin sayısında belirgin bir artış gözlenir.

Balıkesir’de bu döneme tarihlenen bazı yerleşimler tespit edilmiştir. Ancak çok büyük ve tanımlı höyüklerden pek söz edilmemektedir. Bursa yöresi yerleşimleri ile Ege’dekiler arasındaki bazı benzerlikler göz önüne alındığında, iki coğrafya arasındaki doğal yolun Balıkesir olduğu görülecektir. Bununla birlikte yüzey araştırmalarında çok tanımlı Neolitik höyüklere rastlanmamış olması bölgedeki alüvyon birikimler ve daha geç dönem yerleşimlerin altında kilitlenmiş dolgularla açıklanabilir ki, bu durum tüm batı Anadolu için geçerlidir. Bu nedenle bölgede Neolitik Çağa odaklanan araştırmalara devam edilmesi oldukça önemlidir. Balıkesir’de yerleşimlerin yanı sıra bazı mağaralarda da Neolitik yaşam izleri saptanmıştır. Bu anlamda 2017 yılında Derya Yalçıklı tarafından bulunan iki mağara dikkat dikkate değerdir. Her ikisinde de tabandaki birikim nedeniyle arkeolojik dolgu tam olarak gözlenememiştir. Ancak mağara duvarına kırmızı boya ile yapılmış resimler Neolitik geleneklidir.

Bölgede Neolitik açısından dikkate değer bir diğer yer ise Musluçeşme yerleşimidir.  İlk olarak 1990 yılında Mehmet Özdoğan’ın yaptığı yüzey araştırmalarında bulunan ve daha sonra ekibimiz tarafından 2017 ve 2019 yıllarında tekrar araştırılan Musluçeşme, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönemin ilk evresini yansıtan yüzey bulgularıyla tüm Batı Anadolu’da hiç bilinmeyen bir döneme ilişkin önemli sonuçlar vermektedir.

Musluçeşme

Musluçeşme günümüzde Manyas Gölü’nün güneydoğusunda, gölün hemen kenarında yer almaktadır. Ancak yerleşimde iskanın olduğu dönemde gölün varlığı tartışmalıdır. Yine de Musluçeşme ve çevresinin su kaynakları bakımından zengin ve verimli bir coğrafya olduğu söylenebilir. Yerleşme, Muslu çeşmesi olarak bilinen doğal bir su kaynağının hemen doğusu ve kuzeydoğusundadır. Kabaca 400x200 metre boyutlarında çok geniş bir alana yayılan buluntular, yerleşimin zaman içinde yer değiştirdiğine işaret etmektedir. Buluntuların dağılımı, alanın farklı kesimlerinde değişen buluntu yoğunluğu ve niteliği yer değişimin bir sonucu olarak yorumlanmıştır. Yüzey taramasının yapıldığı alanın büyük bir bölümünde çanak çömlek bulunamamış, ancak tüm alanda yontmataş ve sürtmetaş buluntularla karşılaşılmıştır. Yine alanın yalnızca belirli bir kesiminde obsidyen bulunmaktadır. Obsidyen buluntular, çanak çömlek parçalarının olduğu alanda da devam etmektedir. Prehistorik görünümlü çanak çömlek yaklaşık olarak 100x60 metre boyutlarında bir alanda ancak 25 parça kadardır. Parçaların az ve tanımsız gövdelerden ibaret olması, döneme ilişkin net bir çıkarsama yapmayı güçleştirmektedir.

Musluçeşme yerleşiminde yüzey araştırmalarının yanı sıra jeomanyetik araştırmalar da gerçekleşti.

Musluçeşme yerleşiminde yüzey araştırmalarının yanı sıra jeomanyetik araştırmalar da gerçekleşti.

Musluçeşme’de tarihleme açısından belirleyici olan buluntular yontma taşlardır. Alanın tümünde benzer bir teknoloji, çok vurma düzlemli ve düzensiz yonga çekirdeklerinden çıkarılan yonga temelli bir gelenek tespit edilmiştir. Yerleşim alanında ve yakın çevresinde doğal olarak bolca bulunan yerel çakmaktaşı hammaddesi kullanılmıştır. Bazı kaliteli çakmaktaşı üretimlerin varlığı yine olasılıkla yakın çevreden getirilen hammaddelerin söz konusu olduğunu göstermektedir. Az sayıdaki obsidyenin ise Orta Anadolu kökenli olduğu düşünülmektedir. Gerek Çanakkale gerekse Bursa civarında kazısı yapılan Çanak Çömlekli Neolitik Dönem yerleşmelerinin tümünde, Musluçeşme’den farklı olarak dilgi ve baskı tekniğinin hâkim olduğu bir yontmataş geleneği mevcuttur. Musluçeşme de ise dilgisel üretimlerle karşılaşılmamış olması dikkate değerdir. Çevresinden farklı bu yontmataş geleneği ya zamansal ya da kültürel farklara, belki de her ikisine işaret etmektedir. Anadolu Platosunun batısında Çanak Çömleksiz Neolitik topluluklarla ilgili bilgilerimiz çok sınırlı olduğu için buradaki yontmataş geleneğinin Çanak Çömleksiz Neolitik evrenin bir özelliği olduğunu düşündürebilir. Diğer taraftan Orta Anadolu’da güçlü bir şekilde izlenen Çanak Çömleksiz Neolitik evre yine dilgisel üretimleriyle Musluçeşme’den ayrılmaktadır. Dolayısıyla kültürel farkları da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Musluçeşme olasılıkla bölgedeki yerel toplumlar tarafından Çanak Çömlekli Neolitik öncesinde kurulan, belki Çanak Çömlekli Neolitik Dönemde de kullanılmaya devam eden bir yerdir. Söz konusu topluluklar sürtmetaş buluntular, özellikle yassı baltalar ve bir taş kap parçası ile obsidyen buluntulardan da anlaşıldığı üzere Neolitik toplumlarla ilişki halindedir. Diğer taraftan olasılıkla yerel gelenekli yaşam biçimleri ve taş teknolojilerini kullanmaya devam etmişlerdir. Bu alanın kullanım süresini saptamak çok güç olmakla birlikte Musluçeşme’de yaşayan yerel toplulukların Mezolitik Dönemden itibaren bu bölgede olduklarını öne sürmek mümkündür. Diğer taraftan Musluçeşme ile İstanbul civarındaki Mezolitik buluntu yerleri arasında da doğrudan bir paralellik kurmak güçtür. Bazı mikro aletlerin varlığına karşın Musluçeşme’de tanımlı bir mikrolit alet geleneği bulunmamaktadır. Bu noktada Ege Havzası’nda yonga teknolojisini kullanan Mezolitik toplumlar dikkate alınarak daha ayrıntılı karşılaştırmaların yapılması gerekmektedir.

Musluçeşme yerleşimindeki yontmataş geleneği yonga teknolojisini yansıtır. Alanda çok sayıda yonga çekirdeği bulunmuştur.

Musluçeşme yerleşimindeki yontmataş geleneği yonga teknolojisini yansıtır. Alanda çok sayıda yonga çekirdeği bulunmuştur.

Musluçeşme yerleşiminde en sık rastlanan alet türü kazıyıcılardır.

Musluçeşme yerleşiminde en sık rastlanan alet türü kazıyıcılardır.

KENTLEŞME SÜRECİ

Yerleşik yaşam Mezopotamya’da kentleşmeye evrilen bir süreç olarak gelişir. Kentleşme, Mezopotamya için merkezi, üretim ve tüketim ilişkilerinin bu eksende organize edildiği hiyerarşik toplumları temsil eder. Kalkolitik Çağda, MÖ 5. binyıl ile başlayan kentleşme süreci iki bin yıl içinde yazı, bürokrasi ve devletin olduğu bir sisteme dönüşür. Anadolu’da ise bu süreç biraz daha geriden takip edilir; MÖ 5. ve 4. binyıllarda Anadolu’nun batı kesimlerinde Ege Havzası’ndan bilinen Kalkolitik ögeler az da olsa izlenebilmektedir. Ancak Anadolu’nun geneli için değerlendirmelerde bulunmak güçtür. MÖ 3. bin yıl ile birlikte ortaya çıkan ve yeni pek çok dinamiği barındıran İlk Tunç Çağı göreli olarak çok daha iyi bilinmektedir. Bu dönemde Anadolu’da özellikle yarımadanın batı kesiminde önemli bir nüfus artışı yaşanır, yerleşmelerin sayısı artar. Mezopotamya’daki gibi büyük kentlerle karşılaşılmasa da özellikle bazı yerleşimlerin önceki dönemlerden farklı olarak merkezileşmiş bir iradeyi ve elit sınıfı yansıtacak unsurlarla donatıldığı açıkça görülmektedir. Bu döneme tarihlenen kazıların sayısı azdır, ancak mevcut veriler merkezi bir iradenin, büyüyen tarım ekonomisinin, yünlü dokuma ve madencilik gibi yeni üretimler ile daha sistemli bir ticaret ağına işaret etmektedir. Yerleşmelerin özellikle boyut açısından gösterdiği çeşitlilik olasılıkla bir yerleşim hiyerarşisi, başka bir değişle merkezi, tarımsal ya da belirli üretimlere yönelik yerleşmelerin olduğunu düşündürmektedir.

Manyas Gölü’nün doğu kesiminde Paleolitik ve Neolitik buluntu yerlerinin yanış sıra Tümülüsler ve Demir Çağı buluntu yerleriyle de karşılaşılmıştır.

Kuzeybatı Anadolu, özellikle kazıların azlığı nedeniyle İlk Tunç Çağı bakımından çok iyi bilinmemektedir. Bununla birlikte yüzey araştırmalarında bulunan yerleşimlerin büyük bir çoğunluğunun İlk Tunç Çağına tarihlenmesi dikkate değerdir. Çanakkale’de Troya ve etrafındaki çağdaş yerleşimler ile Gelibolu Yarımadası’ndaki Maydos Kilisetepe kazıları, bölgenin bu kesimine ilişkin daha net bir tablo oluşturmaktadır. Ancak Kuzeybatı Anadolu’nun geri kalanı için aynı durum söz konusu değildir. Balıkesir için de aynı bilinmezlik geçerlidir. Özdoğan ve Yalçıklı’nın çalışmaları sırasında çok sayıda İlk Tunç Çağı yerleşimi tespit edilmiştir. Yerleşimlerin bölge genelinde homojen bir dağılımının olduğu gözlenmektedir. Dolayısıyla Batı Anadolu genelindeki yoğunluğun Balıkesir için de geçerli olduğu söylenebilir. Bölge, Marmara, Ege ve İç Batı Anadolu ile bağlantılı olmanın yanı sıra İlk Tunç Çağı’nda önemli bir yer olan Troas Bölgesi’ne de geçiş yolu üzerindedir. Troya, İlk Tunç Çağında Anadolu’nun iç kesimleri ile Ege ve Balkanlar arasında bir liman kenti olarak önem kazanmıştır. Bu nedenle Anadolu’daki kervan yollarının son noktası olarak görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında Balıkesir İlk Tunç Çağı ticaret yolları üzerinde olan bir bölge olarak dikkati çekmektedir.

SON SÖZ

Yüzey araştırmalarıyla net bir şekilde ortaya konulduğu üzere bölgenin farklı dönemlere ilişkin değerlendirmelere katkı sağlayacak önemli bir arkeolojik potansiyeli vardır. Bugüne kadar Balıkesir’de Paleolitik Çağdan İlk Tunç Çağına kadar uzanan yüze yakın buluntu yeri tespit edilmiştir. Ancak yine de bölgenin tarihöncesine ilişkin halen önemli boşluklar vardır ve bunlar doğrudan araştırmaların azlığı ile ilişkilidir. Tarihöncesine ilişkin en önemli eksiklik ise, ayrıntılı ve derinlikli değerlendirmelerin yapılmasına olanak tanıyan kazı çalışmalarının yokluğudur. Dolayısıyla bölgedeki yüzey araştırmalarına mutlaka devam edilmesi ancak arkeolojik kazıların da planlanması bölgedeki tarihöncesi sürecin ayrıntılı bir şekilde anlaşılması bakımından büyük önem taşımaktadır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Doğan Kuban Hocamızı Kaybettik

Türkiye'nin önemli mimarlık tarihçilerinden, mimar ve akademisyen Prof. Dr. Doğan Kuban 95 yaşında hayatını kaybe...

Türkiye, Taş Tepeler ile Neolitik Çağ’ı aydınlatıyor

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Geliştirme ve Tanıtım Ajansı (TGA), Taş Tepeler programı ile Şanl...

Tharse (Turuş) Nekropol Alanında Temizlik ve Kurtarma Kazısı Başladı

Roma yol haritaları olan Peutinger Tablosu’nda ve Itiner Antonini’de, Komagene Krallığının başkenti Samasota'ya giden ...